Vietnam macerası

Tren çılgınlığı

20241130 163451~3a
Trenin geçmesine bir saat var, telaşa gerek yok…

Dar bir sokakta yürürken birden bir siren sesi yükseldi. Zaten canlı olan atmosfer, bu sesle birlikte yerini bekleyiş dolu bir heyecana bıraktı. Kafe sahipleri müşterilerine sesleniyor, sandalyeleri aceleyle içeri taşıyordu. İnsanlar bacaklarını kendilerine çekmiş, hayvanlar ve kuşlar bir köşeye sığınmıştı.

Kısa süre sonra trenin ışıkları göründü. Yaklaştıkça demiryolunun titreşimi toprağa, oradan bedenlerimize geçti. Sokaktaki enerji, bir anda somutlaştı; sanki havada kıvılcımlar uçuşuyordu. Turistler kameralarını hazır etti, fotoğrafçılar kadrajlarını ayarladı. Boynunda büyük bir lens, elinde iki telefon taşıyan biri en öne eğilip nefesini tutuyordu.

Ve tren, sonunda o daracık sokağın kalbine girdi. Demir tekerleklerin sesi, duvarlardan yankılanarak şehrin ritmine karıştı. O birkaç saniyede zaman büküldü; geçmişle bugün, insanla makine, sıradanlıkla mucize birbirine dokundu. Trenin ardından kalan sessizlikte ise herkesin yüzünde aynı ifade vardı: hayranlık ve biraz da inanamayış.

20241130 151408
Heyecanlı bekleyiş başladı, trenin geçmesine 3 dakika var ve boş yer yok…

Burası Hanoi’nin dünyaca ünlü tren sokağı. Şehrin temposu burada iki katına çıkıyor. Tren yolu, günün kalan saatlerinde bir arı kovanını andırıyor; kafe sahipleri, turistler ve fotoğrafçılar aynı dar mekânda iç içe yaşıyor. Günde birkaç kez geçen trenler artık bir ulaşım aracından çok, bir törene dönüşmüş durumda.

Raylarla kafelerin arasında yalnızca birkaç santimetrelik mesafe var. İnsanlar o anda trene en yakın noktada durmanın, geçişin yarattığı rüzgârı hissetmenin heyecanını yaşıyor. Bir zamanlar sıradan bir mahalle olan sokak, artan turist ilgisiyle tamamen değişmiş; duvarları renklenmiş, vitrinler parlamış, her boşluk küçük bir kafe ya da hatıra dükkânına dönüşmüş. Bu dönüşüm, fiyatlara da yansımış elbette.

Burada treni öyle istediğiniz yerden izleyemiyorsunuz; çünkü hat, sandalye ve masalarla dolu. Eğer bu heyecanı yaşamak istiyorsanız, bir kahve ya da içecek siparişi vermek neredeyse bir tür bilet sayılıyor. Bir yandan turistlerin coşkusu, diğer yandan yerel halkın bu ilgiyi fırsata çevirmesi… Hanoi’nin tren sokağı, modern zamanların en özgün sahnelerinden biri.

user comments
İşte o an. Fotoğrafta elinde kamera olmayan bir kişi var.

2019 yılında güvenlik endişeleri nedeniyle turistlere kapatılan sokak, uzun bir aradan sonra yeniden ziyaretçilere açılmış. Ancak bu dönüş, bazı yeni kurallarla birlikte gelmiş. Demiryolu işletmesi, bölge halkının talebini tek bir şartla kabul etmiş: Artık turistlerin güvenliğinden kafe sahipleri sorumlu.

Trenin geçmediği saatlerde raylarda yürüyebilir, o meşhur Instagram karelerini yakalayabilirsiniz. Fakat siren sesi duyulduğunda herkesin yerini alması gerekiyor. O anda, kafelerin sınırlarının dışına adım atmak yasak. Çünkü burada, sadece birkaç saniyelik heyecan için hayatla mesafe gerçekten birkaç santimetreye düşüyor.

Hanoi’de Vietnamlı gibi yemek

hanoi ördek
Ördekli taze dürümler Vietnam’da en çok tüketilen yemeklerdenç Bu dürümlerin tadı hala damağımda.

Hanoi’deki günlerimizde yerel halkın izinden gitmeye çalıştık. Şehrin ruhunu anlamanın en iyi yolunun onların yaptığı şeyleri yapmak olduğuna karar verdik. Küçük plastik sandalyelere oturup pirinçli dondurmalar yedik, fincanlarımızdan eksik etmeden yumurtalı kahve içtik. Sokak satıcılarının renkli tezgâhlarına uğradık, pazarların dar koridorlarında kaybolup farklı tatların peşine düştük. Her alışverişte birkaç kelime, her pazarlıkta biraz kahkaha paylaştık. Böylece “alışveriş” olmaktan çıkan o anlar, küçük bir kültür alışverişine dönüştü.

pohanoi
Hanoi’de pho satan bir restoran bulmak zor değil; ama gerçekten lezzetli bir kase pho yemek, işin başka bir boyutu. Şehrin öne çıkan adreslerinden biri Ly Quoc Su Caddesi. Burası, taze malzemeleri, yoğun aroması ve zengin et suyuyla bilinen bir pho cenneti. Turuncu tabelasıyla hemen fark edilen Pho Ly Quoc Su, hem yerliler hem de turistler tarafından sık tercih edilen bir nokta. Kapısından içeri adımınızı attığınızda, çorbanın buharlı kokusu sizi sarıyor ve Hanoi sokaklarının karmaşasından kısa bir mola veriyorsunuz. Bir kase pho, sadece bir yemek değil; aynı zamanda Vietnam mutfağının kalbine yapılan kısa bir yolculuk.

Hanoi’de yapılacak en güzel şeylerden biri, hiç kuşkusuz yemek yemek. Şehirde sayısız pazar ve sokak satıcısı, keşfedilmeyi bekleyen lezzet hazineleri gibi. Önce gözlemleyin, sonra koklayın; mideniz hazırsa, hiç çekinmeden dalın içeri.

Tattığımız lezzetler farklı bölgelerin damak tadını yansıtıyordu. Güneydeki hafif ve taze yemeklerin aksine, Hanoi’de karşımıza çıkan tatlar daha yoğun ve dengeliydi. Sıradan bir lokantada yediğimiz Pho’nun o eşsiz tadı hâlâ damağımızda. Tapyoka suyunun buharlı kokusu, sığır etinin zenginliği ve taze otların zarif dengesi, unutulmaz anılar arasında yerini aldı.

hanoimet
1890’larda Hanoi’nin eski mahallelerinde ortaya çıkan Hanoi ızgara balığı (Chả Cá Lã Vọng), öyle popüler olmuş ki, kendi adını taşıyan bir sokağı bile var. Balık, zerdeçal ve taze dereotu ile marine ediliyor; üzerine kavrulmuş fıstık serpilip marul ve çeşitli sebzelerle birlikte kağıt inceliğinde şeffaf pirinç lavaşına sarılıyor. Her lokma, Vietnam’ın baharat ve taze ot kültürünü bir araya getiriyor. Biz bu lezzeti denemek için MET’i tercih ettik. İçeri adım attığınız anda balığın baharatlı aroması sizi sarıyor ve Hanoi sokaklarının karmaşasından kısa bir mola veriyorsunuz. Chả Cá Lã Vọng, yalnızca bir yemek değil; eski mahallelerde başlayan ve bugün hâlâ canlı olan bir geleneğin tadı.

Seyahat ve yemek söz konusu olduğunda Anthony Bourdain’i anmadan geçmek mümkün değil. Kendisinden bir alıntı, Vietnam mutfağının ruhunu en güzel şekilde özetliyor:

“Vietnam mutfağı denge ve incelik sanatında ustalık sınıfıdır. Bu sadece duyuları bombardıman etmekle ilgili değil; onları bir tür zarafet ve incelikle meşgul etmekle ilgilidir.”

Hanoi sokaklarının karmaşasında bir kase pho veya bir tabak Chả Cá Lã Vọng’u deneyimlediğinizde, Bourdain’in sözlerinin ne kadar yerinde olduğunu fark ediyorsunuz. Her tat, sadece damağınıza değil; gözünüze, burnunuza ve hatta ruhunuza dokunuyor. Vietnam mutfağı, geçmişin geleneklerini modern şehir hayatıyla ustaca harmanlıyor ve her lokmada sizi bu büyülü dengeyi hissetmeye davet ediyor.

Kahve içinde yumurta mı?

19. yüzyılda Fransızlar tarafından tanıtılan Vietnam kahvesi, tekli filtre fincanlarla demleniyor ve aromasıyla hemen fark yaratıyor. Ülke genelinde neredeyse her çeşidini tatma fırsatı bulduk; tuzludan hindistan cevizlisine, her biri ayrı bir zevk sunuyor.

Özellikle yoğunlaştırılmış süt ve buzla dolu uzun bardaklar, sıcak Hanoi günlerinde gerçek bir ferahlık kaynağı. İlk yudumda tatlı ve güçlü kahvenin dengesi damağınızda dans ediyor. Vietnam kahvesi, sadece bir içecek değil; şehrin sokaklarını ve kültürünü hissetmenin bir yolu gibi.

yumurtalı kahve
Vietnam’ın dünyadaki en eşsiz kahve ve kahvehane kültürlerinden birine sahip olduğunu iki haftalık gezimizde fark ettik.

Burnunuzu kapatıp uzaklaşmadan önce, Hanoi’nin mütevazı ama efsanevi kahvesine bir şans verin: Yumurtalı kahve (Cà phê trứng). 1940’larda süt kıtlığının ortasında, Nguyen Van Giang tarafından yaratılan bu kahvede, yumurta sarısı yoğunlaştırılmış sütle çırpılarak zengin, kremamsı bir köpük hâline geliyor ve sade kahvenin üzerine dökülüyor. Sonuç mu? Fincanınız koyu bir muhallebi kıvamına kavuşuyor ve her yudumda tatlı, yoğun ve kremamsı bir lezzet patlaması yaşanıyor.

Pek çok kafe hâlâ orijinal tarifi sunuyor; ama buradaki asıl heyecan sadece fincanınızda ne olduğuyla sınırlı değil. Hanoi’nin her köşesinde, çökmekte olan kolonyal binaların arasında gizlenmiş yaratıcı ve havalı kafeler, kahveyi bir deneyime dönüştürüyor. Sokaklardan yükselen kahve kokusu, şehrin enerjisiyle birleşiyor ve her içimde Hanoi’nin ruhunu hissettiriyor.

ARŞİVDEN SEÇMELER...
Çölde bir gece

Uzak gökler altında yaptığım bu yolculuğun heyecanı diğerlerine benzemiyordu. Saatlerce yol aldım.

Önce gezginim

Gördüklerimi not alırım. Her anın güzelliğini o anı yaşadıktan hemen sonra bir yerlere kaydetmek gerekir.

İstanbul’u dinliyorum

Eski İstanbul’a dair anılarını duymak istediğim kişilerden biri de meslek büyüğümüz Hasan Pulur'du.

Madem yalnız değiliz

Okyanus kenarında, karanlık bulutların altında bir sahil. Görüntü varla yok arasında, hisler dorukta.

Önce gezginim

Gördüklerimi not alırım. Her anın güzelliğini o anı yaşadıktan hemen sonra bir yerlere kaydetmek gerekir.

Başka Şehirler
Dear Istanbul
remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1 bir kişi yeter remzi gokdag

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
2 Remzi Gökdağ

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
3 Remzi Gökdağ

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehir sadece haritalarda değil, hafızalarda da var olur. Her adım bir anıyı, her köşe bir hikâyeyi çağırır. Herkesin kendine sakladığı bir İstanbul…
4 Remzi Gökdağ

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
5 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Bazı yerler coğrafi bir bölge olmanın ötesine geçip ruhun derinliklerine işleyen birer sembole dönüşürler. Rubülhali Çölü bunlardan biridir. "Boşluk" anlamına gelen ismiyle…
6 Remzi Gökdağ

Tutkunla Var Ol

Yaşamın özü, gözümüzü biraz olsun açıp, küçük anların içinde saklı olan büyük anlamı fark edebilmektir. Bu basit ama derin hakikat, hayatın en…
8 kaybolan sehir

Unutulan Şehrin İzinde

Bazen hayat en güzel sürprizlerini bir kitabevinin rafında saklar. Yan yana duran iki kitap, aslında yıllar öncesinden başlayan bir dostluğun sessiz tanığı…
9 ölü internet teorisi 1

İnterneti Robotlar mı Yönetiyor?

İnternet, bir zamanlar özgür fikirlerin, insan yaratıcılığının ve sınırsız bilginin merkeziydi. Oysa bugün, çevrimiçi dünyanın perde arkasında görümez, gizli bir ordu var.…
10 Remzi Gökdağ

İnterneti Zehirleyen Azınlık

Sosyal medyada gördüğümüz öfke ve kutuplaşma, toplumun gerçek sesi değil; küçük bir azınlığın gürültüsü. Algoritmalar bu aşırı sesleri öne çıkarıyor, makul çoğunluğu…
angkorwat
Önceki Yazı

Angkor Wat

Remzi Gökdağ
Sonraki Yazı

Tesadüfler kaderimiz mi?