Vietnam macerası

Eski inançlar yeni değerler

Bambu Sirki gibi su kuklacılığı da Vietnam’ın inceliğini yansıtan en eski sanatlarından biri. Yüzyıllar öncesine uzanan bu gelenekte kuklalar, beline kadar suya giren ustaların ellerinde can buluyor. Müzik, suyun hareketi ve renkli figürler bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey sadece bir gösteri değil; Vietnam’ın ruhu. Ho Chi Minh halkı için bu sahneler eğlenceden çok daha fazlası: kültürlerini ve köklerini anlatmanın en zarif yolu.

Saygon, tüm hızına rağmen geçmişiyle bağını koparmıyor. Gökdelenlerin gölgesinde tütsü kokulu tapınaklar, kalabalık caddelerin arkasında sessiz avlular var. Değişimden korkmayan şehir, gelenekleri yaşatmayı da bir sorumluluk gibi görüyor. Bu bir çelişki değil, tam tersine bir denge. Saygon’un enerjisi de tam buradan doğuyor.

Şehrin en büyüleyici hali ise ara sokaklarda saklı. Dar sokaklara saptığınızda küçük kahveciler, plastik tabureler ve günlük hayat tüm sadeliğiyle karşınıza çıkıyor. Vietnam, dünyanın en büyük ikinci kahve ihracatçısı ve Saygon’da bir fincan cà phê sữa đá ile şehrin temposu kısa bir anlığına yavaşlıyor.

Son yıllarda Vietnam büyük bir dönüşüm içinde. Ho Chi Minh City’de bu değişimi hissetmemek mümkün değil. Ofis kuleleri, alışveriş merkezleri ve lüks konutlar hızla yükselirken, geleneksel yapılarla yan yana duruyor. Şehir sanki sürekli kendini aşmaya çalışıyor.

Bir zamanlar küçük bir Kmer yerleşimi olan Saygon, Fransız Çinhindi’nin gözdesi oldu; savaş sonrası adını ve rolünü değiştirdi ama enerjisini hiç kaybetmedi. Bugün Ho Chi Minh City, geçmişinin gölgelerini ardında bırakmış, Güneydoğu Asya’nın en canlı şehirlerinden biri.

Gece nehir boyunca yanan ışıklar suya yansırken, şehrin gürültüsü bile bir melodiye dönüşüyor. Saygon, kaosla güzelliğin, geçmişle geleceğin aynı anda yaşandığı bir şehir.

Zıtlıklarla dolu Saygon

Işıl ışıl gökdelenleri, kalabalık pazarları, dar sokakları ve kaldırım tezgâhlarından yükselen yemek kokularıyla Saygon, başlı başına bir bilmece. Bangkok ya da Singapur kadar modern ama tezatları çok daha keskin. Lüks otellerle teneke çatılı evler, son model arabalarla el arabaları, neon ışıklarıyla karanlık arka sokaklar aynı karede buluşuyor.

İlk kez gelenler için şehir biraz baş döndürücü olabilir. Bu yüzden keşfe 1. Bölge (District 1)’den başlamak en doğrusu. Saygon Postanesi, Notre Dame Katedrali, Savaş Kalıntıları Müzesi, Bağımsızlık Sarayı ve Opera Binası birbirine yürüme mesafesinde. Her biri, şehrin geçmişine açılan farklı bir kapı.

Savaş Kalıntıları Müzesi sert ve sarsıcı bir durak. Hemen yanındaki Saygon Postanesi ise bambaşka bir atmosfer sunuyor. Fransız koloni döneminden kalma bu sarı bina, yüksek tavanları ve zarif detaylarıyla zamanı yavaşlatıyor. İçeride Ho Chi Minh’in bakışları eşliğinde, insanın bir kartpostal gönderesi geliyor.

Postanenin yanındaki Kitap Sokağı (Đường Sách) ise şehrin gürültüsünden kaçmak için ideal. Yayalara açık bu kısa sokakta kitap stantları, küçük kafeler ve sakin bir tempo var.

Saygon, hızla değişirken bile geçmişini unutmayan bir şehir. Her köşesinde hem tarih hem de bugünün canlılığı hissediliyor; belki de onu bu kadar çekici yapan şey tam olarak bu.

Mekong Deltası

Thoi Son Adası, Vietnam’ın güneyinde, Mekong Deltası’nda My Tho yakınlarında saklı küçük bir cennet. Burası sadece doğasıyla değil, geleneksel yaşamın hâlâ tüm sadeliğiyle sürdüğü bir yer olmasıyla da öne çıkıyor.

Adaya yaklaşırken yemyeşil bitki örtüsü ve labirent gibi uzanan su yolları hemen dikkat çekiyor. Meyve bahçeleri her yerde: rambutan, mango, longan, ejder meyvesi… Daldan koparılan taze meyveler, tropik havanın içinde kısa bir mutluluk anı gibi. Su bol, toprak bereketli, hayat yavaş.

Thoi Son aynı zamanda geleneksel üretimin kalbi. Hindistan cevizi şekeri, bal ve pirinç kâğıdı küçük atölyelerde, tamamen el emeğiyle hazırlanıyor. Kaynayan kazanlardan yükselen tatlı kokular adanın ruhuna karışıyor.

Bir köşede ise Don Ca Tai Tu melodileri duyuluyor. Güney Vietnam’a özgü bu hüzünlü halk müziği, kuş sesleri ve suyun akışıyla birleşince zaman neredeyse duruyor.

Ho Chi Minh City’den yaklaşık 70 kilometre uzaklıktaki My Tho’dan tekneyle ulaşılan ada, Mekong’un sarı sularında ilerlerken bir film sahnesi gibi açılıyor: palmiye gölgeleri, kayan sandallar, nehir kıyısında oynayan çocuklar… Thoi Son, Mekong’un dingin yüzünü görmek isteyenler için tam bir kaçış noktası.

1 Terk edilmiş her kasabada böyle görüntüler belirir. Yolu düşenlere görünür, onlar uzaklaşınca toza döner.

Sanki Varmış Gibi

Terk edilmiş her kasabada böyle görüntüler belirir. Yolu düşenlere görünür, onlar uzaklaşınca toza döner.…
2

Üstü Kalsın

Memnun insan hayatla pazarlık etmez. Eksik verilenlerin kaydını tutmaz. Son kırıntıyı toplamaz. Bazı şeylerin eksik kalacağını bilir. Dünyanın kusursuz bir hizmet anlayışıyla…
3

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
5

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
6 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
7 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
8 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
9

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
10 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
angkorwat
Önceki Yazı

Angkor Wat

Tesadüfler kaderimiz mi?
Sonraki Yazı

Tesadüfler kaderimiz mi?