Sri Lanka izlenimleri

Gökyüzünde kızıl güneş, yeryüzünde binlerce yılın izleri... Sri Lanka’da her köşe keşfedilmeyi bekleyen bir dünya. Tapınaklardan çay tarlalarına, vahşi doğadan okyanus sahillerine uzanan bu yolculuk, ruhunuzu da besleyecek.

İlk Adımlar: Kolombo

İlk gün Kolombo’da şehre adapte olduk; Bandaranaike Havalimanı’ndan şehre ulaşım için ucuz ve hızlı taksi seçtik, otelde eşyalarımızı bırakıp kısa bir şehir turuna çıktık. En başta tuk tuk sürücüleriyle pazarlık yaptık, şehirde öne çıkan Kızıl Cami, Seema Malaka, Gangaramaya Tapınağı ve Hollanda Hastanesi’ni gezdik. Yerel yaşamın ritmini gözlemledik. Akşam, gezginlerle buluşup günü tamamladık.

İkinci gün, Polonnaruwa’ya doğru yola çıktık; burası Sri Lanka’nın en iyi korunmuş antik kentlerinden biri. Sigiriya’yı ertesi sabaha bırakıp Polonnaruwa’nın tapınak kalıntılarını hava kararmadan gezdik. Antik şehirde yürüyüş yaptık, bisiklet alternatifi de vardı. Günü sakin bir otelde tamamladık.

Gökyüzü Sarayı: Sigiriya

Üçüncü gün, Sigiriya Aslan Kayası’na odaklandık. UNESCO Dünya Mirası olan Sigiriya, ülkenin sembol yapısı; kayaya sabaha karşı tırmandık, gün doğumunu karşıdan izledik. Kayanın zirvesinde eski saray kalıntılarını gezdik, Aslan Kapısı’ndan geçerken 1200 basamaklık tırmanışı tamamladık. Manzara yorgunluğu unutturacak kadar etkileyici. Dönüşte Sigiriya Freskleri’ne uğradık; binlerce yıl öncesine ait gizemli kadın figürlerinin yer aldığı bu freskler, sarayın sırlarını bugüne taşımış. Fotoğraf yasağı nedeniyle kameralarımızı kullanmadık; bu tarihi duvar resimleri Sri Lanka’nın kültüründe eşsiz bir yere sahip.

Rota boyunca hem tarihin hem doğanın en etkileyici noktaları özenle seçilmişti. Sigiriya’daki panoramik manzara, Polonnaruwa’nın güvenli ve etkileyici arkeolojik alanı; Kolombo’nun hareketli yaşamı ve yerel ayrıntılar, Sri Lanka’yı anlamak isteyen her gezgin için unutulmaz kareler sunuyor. Bir hafta içinde sıkı ve dolu bir programa rağmen, her gün farklı bir keşif duygusuyla tamamlandı.

Mağara Tapınakları: Dambulla

Sigiriya ziyaretinden sonra rotayı Dambulla Mağara Tapınağı’na çevirdik. Dambulla, Sri Lanka’nın en büyük ve en eski boyalı mağara kompleksi. Kandy’ye yaklaşık 75 kilometre uzaklıkta, dik bir tepeye tırmanarak ulaştık. Mağara, yemyeşil bir vadiye hakim bir platoda konumlanıyor. Burası hâlen aktif bir manastır ve adada Budist geleneğinin en önemli merkezlerinden biri.

Kompleksin tarihi M.Ö. 3. ve 2. yüzyıllara dayanıyor. Bir dönem sürgünde kalan Kral Valagamba, tahta döndükten sonra burayı tapınağa dönüştürmüş. Sonradan çeşitli krallar döneminde eklemeler yapılmış; 11. yüzyılda önemli bir dini merkez haline gelmiş, 18. yüzyılda kapsamlı şekilde restore edilmiş. Bu tapınaklarda 70’in üzerinde Buda heykeli ve renkli duvar resimleri görmek mümkün.

Mağaradan ayrıldıktan sonra Vishwa’nın önerisiyle yerel bir restoranda otantik lezzetlerle buluştuk. Ardından geleneksel Ayurveda masajı ile yorgunluğu attık. Günün yorgunluğu, bu özel masajla hafifledi; sonraki durağımız Sinhala krallarının son başkenti Kandy’di.

Kutsal Emanet: Kandy

Kandy, UNESCO Dünya Mirası listesinde. Buradaki en özel nokta, Kutsal Diş Kalıntısı Tapınağı (Sri Dalada Maligawa). Budist inancına göre Buda’nın dişi burada, altın bir tabutun içinde korunuyor. Tapınak, Sinhalalı kimliğinin ve ulusal gururun simgesi. Her gün binlerce hacı lotus çiçekleriyle dua ediyor. Biz de pazartesi günü denk geldik; o gün emanetin sergilendiği törene katılma şansı bulduk. Ziyaret için dizleri ve omuzları kapatan kıyafetler giymek şart. Ayakkabılarımızı çıkardık, sunumlara ve dualara şahit olduk.

Kandy’de, tapınağa bitişik kafede soluklandık; yerel lezzetler denedik. Konaklamayı, şehri gören bir tepede seçtik. Yollar dar ve virajlıydı; otele varışımızda hava kararmıştı. Sabah görkemli manzarayı pencereden görebilmek, bu şehrin ayrıcalığıydı.

Dördüncü gün, Kandy’nin kalbinden sabah yürüyüşüne başladık. Manzarası ve kültürel derinliğiyle şehir, Sri Lanka yolculuğunda ayrı bir yere sahip. Göl kıyısında yürüdük, camileri gezdik, yerel çarşılarda alışveriş yaptık. Şehri tepeden seyredip Kraliyet Botanik Bahçesi’ne uğradık. 14. yüzyıldan kalma, 147 dönümlük bu botanik cennette palmiye ağaçları ve çiçek bahçeleri arasında vakit geçirdik.

Kandy’nin yoğun ve canlı sokakları, derin dini ve kültürel bağlarıyla diğer şehirlerden ayrılıyor. Seyahat programında kısa bir mola geçirsek de burayı tekrar görmek isteğimiz bir şehir olarak kaydedildi.

Yola devam ederken Ravana Şelalesi’nde kısa bir duraklama ve ardından Laxapana Şelalesi’ne vardık. 126 metreyle Sri Lanka’nın en yüksek sekizinci şelalesi olan Laxapana, doğal bir havuz ve etkileyici manzara sunuyordu. Hava kararmadan seyredip yolumuza devam ettik.

Devamı: Çay Diyarı: Nuwara Eliya
İstanbul'un Kayıp Adası Vordonisi
Önceki Yazı

İstanbul’un Kayıp Adası Vordonisi

Robinson Crusoe Adası
Sonraki Yazı

Issız adada dört yıl!