Siz olsaydınız ne yapardınız?

Siz olsaydınız ne yapardınız?

Olay, 1993 yılında ABD’nin Michigan Eyaleti’nin Lansing kentinde geçiyor. İki çocuk sahibi Messenger Ailesi bir yandan geleneksel Christmas hazırlıklarını tamamlarken bir yandan da aileye birkaç ay sonra katılacak üçüncü çocuklarının heyecanını yaşıyorlar. Kentin tanınmış dermatologlarından Dr. Greg Messenger, Christmas tatilinin hemen ardından üçüncü çocuğuna hamile karısı Traci’yi beklenmedik yoğun sancıları üzerine hastaneye kaldırıyor. Messenger’ların hayatı işte o gün değişiyor.

Zor Karar

Doktorlar 6 aylık hamile Traci’nin erken doğum olayıyla karşı karşıya bulunduğunu söyler ve ameliyatın riskini aileye anlatır.

Ameliyat öncesi doktorlar tarafından aileye verilen bilgilerde 25 haftalık bir bebeğin sezeryanla annenin karnından alınacağı, bu şartlarda bebeğin yaşama ihtimalinin yüzde 30 ile 50 arasında olacağını söylerler. Bu oran içindeki yaşama şansına sahip bebeklerin yüzde 90’ındaysa beyin kanaması olma itimalini aileye hatırlatırlar. Her ihtimalde yaşamayı başarabilen bebeklerin ise hayatlarını özürlü birer kişi olarak sürdürecekleri Greg ve Traci çiftine doktorlar tarafından anlatılır.

Bu açıklamaların ardından aile kararını verir. 25 haftalık bebeklerinden vazgeçtiklerini ve bebeğin ameliyatla alınmasını istediklerini doktorlara bildirirler.

Ameliyat sonrası dünyaya gelen yaklaşık 300 gram ağırlığındaki bebek ailenin isteği gözardı edilerek hastane personeli tarafından yoğun bakım ünitesine alınır. Bebeği ailenin isteğine karşın yaşatmaya çalışan doktorlar boğazından bir tüple hayat vermeye çalışırlar.

Aileye bebeğin hala yüzde 30 ila 50 oranında yaşama şansı olduğu ve bu şartlarda hastanenin bebeği yaşatmaya çalışacağı söylenir. Messenger’lar doktorların bu kararına karşı çıkar ve bebeği yoğun bakım ünitesinde yaşatmaya çalışmanın ona ve kendilerine acı vermekten başka bir anlama gelmediğini, bebekleri yaşasa bile hayatı boyunca özürlü olacağını söylerler. Doktorlara bebeğe takılan sunni hava sağlayan aletlerin bağlantısının kesilmesi yönünde karar verdiklerini bir kez daha yinelerler. Messenger Ailesi için bu kararı vermek kolay olmaz tabi. Umutla bekledikleri üçüncü çocuklarının yoğun bakım ünitesinde boğazından geçirilen bir tüple yaşamaya çalıştırılmasını daha fazla izleyemeyeceklerini anlarlar.

Aile, çocuklarıyla bir süre yalnız kalmak için doktorlardan izin istediğinde 25 haftalık 300 gram ağırlığında yaşama şansı çok az bebeklerinin yoğun bakım ünitesi ile bağlantısını kesmeye karar verir ve bir süre sonra Greg Messenger, çocuğunun yoğun bakım ünitesinin fişini çeker. Bu olaydan bir saat kadar sonra da bebek Messenger’ların avuçlarında ölür.

Hikayenin final bölümündeyse Greg ailesi hiç beklemedikleri bir olayla karşı karşıya kalmıştır. Bir süre sonra olayı öğrenen bölge savcısı Michael Ferency, Greg Messenger’ın bebeğine karşı uyguladığı davranışı cinayet olarak nitelendirir ve hakkında ölüme sebebiyetten 15 yıla kadar hapis cezası davası açar.

Geçtiğimiz günlerde Amerikan CBS televizyon kanalının ‘48 Hours’ adlı programında yayınlanan bu programa izleyicilerin yoğun ilgisi vardı. Program yapımcıları izleyenlere şu soruyu sordu:

Size göre Dr. Messenger çocuğunun yoğun bakım ünitesiyle bağlantısını kestiğinden dolayı cinayetle yargılanmalı mı?

Jürinin Messenger davasında verdiği kararı yazmadan önce programı televizyonlarından izleyen milyonlarca Amerikalının katıldığı anket sonucunu belirtelim. CBS’nin izleyicilerine yönelttiği bu soruya Amerikan halkının yüzde 20’si ‘evet’, yüzde 80’i ‘hayır’ şeklinde cevap verdi.

Karar

Messenger Davası’nda mahkeme jürisi Greg Messenger’ı suçsuz buldu. Bu olaydan sonra çiftin iki çocukları daha dünyaya geldi. Televizyon kamerası karşısında kendisiyle konuşan muhabirin ‘Bugün olsaydınız aynı kararı verirmiydiniz?’ şeklindeki sorusunun Messenger ailesince verilen yanıt ‘Evet’ oldu.

28 Mart 2002

remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
3 blank

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
4 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
5 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
6 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
7 blank

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
8 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
9 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Kavurucu bir sıcak, tuzla kaplı bir zemin ve hayata sıkıca tutunan bu ağaçlar çölün uçsuz bucaksız sessizliğinde, imkansıza direnen bir yaşam mücadelesini…
10 blank

Tutkunla Var Ol

Hayat, basit bir gerçeği hatırlatır: Değişim, bir karar kadar yakındır. Her dönüşüm, “artık yeter” dediğin anda başlar.…
Halle Berry
Önceki Yazı

Halle Berry

Yangın yeri
Sonraki Yazı

Yangın yeri