‘İyi günde, kötü günde...’

‘İyi günde, kötü günde…’

Anne Roiphe, evliliği konu alan kitabında başarıya giden bir evlilikteki üç şartı şöyle sıralıyor:
Eşini sev.
Ona güven ve aldatma.
Onun amaç ve planlarına katkıda bulun.
Bu üç kuralın da birbiriyle kesiştiği ortak noktada kuşkusuz eşlerin birbirlerini mutlu edebilmeleri yatıyor. Ancak uygulamada bunu başarabilenlerin sayısında bugünlerde gözlenen düşüş bazı şeylerin yolunda gitmediğini ortaya koyuyor. Mutluluğa giden yolun karşısındakini mutlu etmekten geçtiğini bilen evli çiftlerin ‘sonsuza dek sürecek aynı çatı’ kavramı ne yazık ki evlilik memurlarına verilen bir söz olarak kalıyor. ABD bugünlerde boşanma oranındaki arışla tarihi bir rekor kırıyor.

Pekçok değerin nostalji olarak anıldığı günümüzde evlilikler de eskisi gibi yürümüyor. Siyasilerin ve kilisenin girişimleri evlilik kurumunu kurtarmaya yetmiyor. Boşanma davaları mahkemelerin en çok uğraştığı konuların başında geliyor. Evlenen her iki çiftten biri 10. yıldönümlerini göremeden ayrılıyor. Evlilik dışı ilişkiyi tercih etmek durumunda kalanların sayısı ise her geçen gün artıyor.

Boşanmaya giden süreçte yapılan yanlışı araştıranlar Amerikan toplumunun geleneksel evlilik kurumunun artık eskisi gibi olmadığını savunuyor. Evlilik müessesesinin zaman içinde kısalan süreci ile ilgili yapılan bu araştırmalara her geçen gün yenileri ekleniyor. Uzmanların birleştiği ortak nokta Amerikan haklı evlilikten her geçen gün uzklaşıyor.

Farklı kesimlerden gelen farklı görüşleri dinliyoruz ya da okuyoruz, ancak herkesin birlestiği ortak bir nokta var bu konuda. O da evlilik öncesi dönemin önemi. Yani insanlar evlenmeden önce birbirlerini tanıma dönemi olarak adlandırdıkları flörtü tam anlamıyla tamamlayamıyorlar ve bu süreçte yaşanan bazı sorunlar evliliğin bir doneminde ortaya çıkıyor.

Boşanmanın nedenlerine ışık tutmak amacıyla Los Angeles’ta yapılan bir araştırmada, kentin yaklaşık 4 milyon nufusunu barındıran 3 ayrı bölgesinden seçilen 449 kadına konuyla ilgili sorular yöneltildi. Seçilen kişilerin yaşları 18-75 arasında değişiyordu ve hepsi en az bir kez evlililik deneyimini tatmışlardı. Evlilik müessesi bu kişilerin tecrübeleriyle incelendi. Sonuclar gercekten şaşırtıcı oldu.

Evli kadınların yanıtlarına göre, evlilik öncesi dönemin evliliğe hiçbir olumlu etkisi olmamıştı. Bir başka sonuç ise genç yaşta yapılan evliliklerin başarısızlıkla sonuçlanmasıydı. Evlilik öncesi hamileliğin de evliliğe olumsuz etkileri oldugu ortaya çıktı.

Evlenmeden önce cinsel deneyimi yaşamış ya da birkaç erkekle ilişkiye girmiş kadınların evliliklerinin de fazla uzun sürmediği görüldü.

Sihirli bir sözcük araştırmanın satırları arasındaydı.

Aşk.

Evlenmeden önce birbirlerine aşık olan çiftlerin evlilikleri, uzun süre birlikte yaşayan fakat birbirlerine karşı bu duyguyu yitirmelerine karşın evliliği seçen kadınlara oranla daha yüksekti.

Eviliğin değişen bir başka boyutu da Amerikalıların artık farklı arayışlara yönelmesi. Hayatlarını paylaşacakları eşi arayanlar, dünün klasik yöntemlerinden çok farklı girişimlere yöneliyor.

Mektup aracılığıyla eş arama yöntemi artık geride kaldı. İnternet bu konuda da önceliği ele almış durumda. Evlenmek isteyenler artık aradıkları kişinin bigisayar ekranının ardında olduğuna inanıyor. İnternetin sunduğu bu imkana ilgi çok. Aradıkları özellikleri bilgi farmuna girenler bir tuş mesafesinde ekranındaki yüzlerce adayı inceleyebiliyor ve bu adaylar arasında deneme yanılma yöntemiyle evliliğe giden yolda ilk adım atılıyor.

Bu yöntem muhafazakar Amerikalıların bile ilgisini çekmiş durumda. İnternetin aracı şirketlerine yapılan başvurularda dinine düşkünlüğüyle bilinen tutucu kesimden gelen talepler rekor kırıyor.

Günümüzün teknolojik evliliklerinde yaşanan artış geleneksel evlilik yöntemlerinin yok olduğu anlamına da gelmiyor. Hala bazı kesimlerde bizdeki karşılığıyla görücü üsulü evliliklerin sözü ediliyor. Evlenecek adayların ailelerinin birbirlerini tanımaları ve ailenin evlilik kararı alınırken etkin olması gerektiği yolunda görüşler muhafazakar kesimde kabul görüyor. Fakat bu görüşü günlük yaşama uyarlamak sanıldığı kadar kolay değil. Evlilik çağına gelmiş ve ekonomik bağımsızlığı olmayan bir Amerkalının evlenmden once ailesine danışıp karar alması çok sık rastlanan bir olay değil.

Muhafazakar Amerikalıların aile kurumunun çatlaklarını onarma çabaları, kilise ya da hükümetin aldığı önlemler ne yazık ki evlilik kurumunun kabuk değiştirmesine engel olamıyor.

Deneyimli televizyoncu Barbara Walters abc’deki bir programına şu sözlerle başlamıştı. ‘Geçenlerde çok farklı bir düğün töreni izledim. Gelin hamile değildi.’

Walters bu saptamasını toplumunun çok tartışılan evlilik konusunu gündeme getirmek amacıyla yapmıştı.

Amerikan Nufus İdaresi’nce verilen bilgiye göre boşanmış ailelerin çocuklarına her yıl 1 milyona yakın çocuk ekleniyor. Bugün ülkede doğan her üç çocuktan birinin de evlilik dışı ilişkinin ürünü. Bu sayının yüzde 70’ini ise siyah Amerikalılar oluşturuyor. Evlilik öncesi dönemde karşılaşılan aksaklıkları giderme yoluna gidilmemesinin altında yatan neden, günümüz Amerikan kadınının sahip olduğu ekonomik bağımsızlık olarak nitelendirilebilir. İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda görünen klasik Amerikan annesinin yerini çalışan ve kazanan Amerikan kadını aldı. Çocuğunun geleceğini kendi başına kurmayı göze alan bu kesim evlilik yoluna girmeden kurduğu bir hayatı tercih ediyor.

Yine aynı araştırmada, boşanan çiftlerin ikinci evlilik girişimlerinin yüzde 60’ı da yine boşanmayla noktalanıyor.

Sağlam bir evlilik için yola çıkan adaylar kısa sürede pes ediyor. Kimi aradığını bulamıyor, kimi evlendiği kişinin farklı biri olduğunu kısa bir sure sonra keşfediyor.

Liberaller ve muhafazakarlar arasında evliliğe hükümetlerce yapılan müdahaleleri tarışıyor. Tutucular kilisenin ve dini inançların evlilik yapısını ayakta tutan en önemli etken olduğu görüşünü savunurken liberaller evliliğe özendirici resmi uygulamaların bu kuruma daha çok zarar verdiği görüşünde. Fakat iki kesimin de birleştiği ortak görüş evliliğin toplumun yapısını güçlerndiren bir kurum olduğu.

1990’lı yıllardan beri iktidarda olan yönetimlerin yeni uygulamalarla evliliği ayakta tutma girişimi bugüne dek başarılı olmuşa benzemiyor. Özellikle orta sınıfı evliliğe özendiren bu uygulamaların daha kötü sonuçlar verdiği ortada. Evlenip çoluk çocuğa karışan ailelerin devletten aldıkları yardım ve vergi uygulamalarında elde ettikleri öncelik evli olmayanlara oranla bir hayli fazla. Ancak bu yardımlar da evliliği ayakta tutmaya yetmiyor.

Evilik kurumunda gözlenen yıkım toplumun bu konuya olan ilgisini ve heyecanını da arttırıyor. Sonsuza dek sürecek mutlu evliliğe olan güveni sarsılan Amerikalıların evlilik sorununu uzun yıllar tartışmaya devam edeceğe benziyor.

8 Ağustos 1999 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlandı.

‘İyi günde, kötü günde...’
‘İyi günde, kötü günde...’ - REMZİ GÖKDAĞ
remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1 blank

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
3 blank

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
4 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
5 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
6 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
7 blank

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
8 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
9 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Kavurucu bir sıcak, tuzla kaplı bir zemin ve hayata sıkıca tutunan bu ağaçlar çölün uçsuz bucaksız sessizliğinde, imkansıza direnen bir yaşam mücadelesini…
10 blank

Tutkunla Var Ol

Hayat, basit bir gerçeği hatırlatır: Değişim, bir karar kadar yakındır. Her dönüşüm, “artık yeter” dediğin anda başlar.…
Amerikan düşü devam ediyor
Önceki Yazı

Amerikan düşü devam ediyor

Evlilikler yürümüyor
Sonraki Yazı

Evlilikler yürümüyor