Gazetecilikle başlayan yolculuğunu edebiyatla derinleştiren Remzi Gökdağ, şehirlerin ruhunu, yaşamın ayrıntıları ve zamanın izlerini yazıya dönüştüren bir yazar olarak tanınıyor. Sevgili İstanbul ve Başka Şehirler adlı kitaplarıyla mekânı bir karaktere dönüştüren Gökdağ, şu sıralar Dubai’de yaşıyor ve modernliğin içinde geçmişin izini sürüyor. Onun için yazmak, tanık olduğu olaylara ışık tutmak gibi.
“Şehirleri Anlatmak, Zamana Tanıklık Etmektir”
Kahvve.com’un bu haftaki konuğu gazeteci-yazar Remzi Gökdağ. Konumuz şehirler, insanlar ve yazının zamana karşı direnen büyüsüydü.
Soru: Gazeteciliğe nasıl başladınız? Bu meslek sizin için bir “seçim” miydi, yoksa hayatın sizi yönlendirdiği bir yol mu?
Remzi Gökdağ: Aslında her şey merakla başladı. Çocukken elimdeki gazeteleri baştan sona okurdum; sadece haberleri değil, ilanları, köşe yazılarını, hatta matbaa hatalarını bile incelerdim. Yazının gücüyle ilk tanışmam o dönemde oldu. Bir cümleyle dünyanın öbür ucundaki bir insanı etkileyebilmek beni büyüledi. Üniversite yıllarında gazeteciliğe yöneldim. Benim için yazmak bir tanıklık biçimiydi. Bugün hâlâ öyle.
Soru: Gazetecilikten yazarlığa geçiş nasıl oldu?
RG: Aslında birbirinden çok uzak alanlar değil. Gazetecilik bana gözlem yapmayı, insanları dinlemeyi öğretti. Yazarlık ise o gözlemleri zamansız bir dile dönüştürmektir. İlk kitabım Park Otel Olayı’nda “cezası olmayan” ağır bir suçun kronolojik öyküsünü anlattım. İstanbul’daki Park Otel, kente ve topluma karşı imar yoluyla işlenen suçların belki de en büyük örneğiydi. Sevgili İstanbul’da bir kentin ruhunu anlatmak istedim. Ardından Başka Şehirler geldi; bu kez insanın iç yolculuğuna odaklandım. Artık haber değil, hikâye anlatmaya başlamıştım.
“Şehirler insanlar gibidir”
Soru: Kitaplarınızda şehirler sıkça karşımıza çıkıyor. Sizce şehirler birer karakter midir?
RG: Her şehrin sesi, ritmi, kokusu vardır. Hepsi de birbirinden farklıdır. İstanbul mesela; bazen anlatıcı, bazen suskun tanık gibidir. Dubai’ye taşındığımda modernliğin ve geçmişin aynı anda var olma çabasını gördüm. Şehirler insanlar gibidir; sürekli değişir ama özlerini de korurlar. Amacım o değişmeyen özü yakalamaya çalışmaktı.
Soru: Dubai’nin yazınıza nasıl bir etki oldu? Ya da bir etkisi oldu mu?
RG: Dubai’de dolaşmak bir zaman yolculuğuna çıkmak gibi. Burada geçmiş, bugünün gölgesinde yaşıyor. Bir yanda çölün kadim sessizliği, diğer yanda gökdelenlerin parlak yüzü… Bu zıtlık beni derinden etkilemişti. Yazarken yalnızca coğrafyayı değil, o coğrafyanın ruhunu anlamaya çalışıyorum. Bedevi kültürü, denizcilik geleneği, inci avcılarının hikâyeleri bana insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi hatırlattı. Modern şehirlerin gürültüsünde kaybolan ama hâlâ nefes alan o sessiz sesleri yazıya dönüştürmek istedim.
Soru: Dubai denince akla lüks hayat ve harcama alışkanlıkları geliyor. Neden?
RG: Harcamalar ve gösteriş, şehri simgeleyen en belirgin özelliklerden. Milyar dolarlık oteller, lüks arabalar, altın kaplama cep telefonları, pahalı restoranlar… Ama bu zenginlik, bazen kendini gösterme biçiminin ötesine geçiyor, bazen de bir masumiyet kaybı yaratıyor. Kitapta bu tabanın altındaki insanlık halleriyle, tüketim kültürünün etkileriyle yüzleşmeye çalıştım.
Soru: Yazılarınızda hem gözlemci hem melankolik bir anlatım var. Bu denge bilinçli mi?
RG: İnsan gözlemci olduğunda duygusuzlaşıyor. Sadece duygularla etrafa baktığında ise gerçeği kaçırıyor. Önemli olan ikisini birleştirebilmek. Melankoli benim için karanlık bir duygu değil; daha çok geçicilik bilinci. Her şeyin bir iz bıraktığını ama hiçbir şeyin kalıcı olmadığını hatırlatıyor.
Soru: Yazılarınızda geçmişle bugünü harmanlıyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mı?
RG: Geçmişi unutan toplumlar kimliklerini yitirir. Benim için yazmak bir hafıza tutma biçimi. Beşiktaş ve Cağaloğlu’nda geçen yıllarım bana bunu öğretti. O eski sokakların sesini hâlâ duyarım. Dubai’de yaşasam da içimde İstanbul’un yankısı var. Belki de bu yüzden her şehirde geçmişin izlerini arıyorum.
Soru: Yazma rutininizden söz eder misiniz?
RG: Akşamları yazmayı severim. Şehir uykuya dalarken ben uyanırım. Kelimeler daha dürüst olur. Kahve, müzik, birkaç eski not defteri yeter bana.
Soru: Sizce iyi bir yazıyı “iyi” yapan nedir?
RG: Samimiyet. En karmaşık konuda bile içtenlik varsa, okuyucu onu hisseder. Süslemek yerine sadeleşmek gerekir. Bir de yazının ritmi çok önemlidir. Yazı da tıpkı müzik gibidir; temposu, sessizlikleri, vurguları olmalı.
Soru: Genç gazeteci ve yazarlar adaylarına ne önerirsiniz?
RG: Çok okumalarını. Sadece kendi alanlarında değil, felsefeden tarihe, sosyolojiden şiire kadar… Çünkü gazetecilik “olanı” değil, “neden” olduğunu da anlatmaktır. Ayrıca sabırlı olsunlar. İyi bir metin yılların birikiminden doğar. Meraklarını kaybetmesinler; merak bu mesleğin yakıtıdır.
Soru: Beşiktaş’a dönelim mi?
RG: Hiç ayrılmadık ki… Beşiktaşlı olmak bir hayat duruşudur. Çarşı’nın felsefesi de bunu anlatır. Adalet, paylaşım, dayanışma… Ben o ruhla büyüdüm. Gazeteciliğe yönelmemde de o semtin, o insanların payı büyük. Beşiktaş için şehir kültürünün yaşayan vicdanıdır.
Soru: Yolculuklarınızda eşiniz Yelda Hanım’dan sıkça söz ediyorsunuz. Bu yol arkadaşlığını nasıl tanımlarsınız?
RG: Her yolculuğun bir görünmez kahramanı olur. Benim hikâyemdeki görünmez kahraman Yelda’dır. Yalnızca eşim değil, tüm yolculukların pusulasıdır. Planlar yaparız ama çoğu zaman yollar sürprizlere çıkar; çünkü güzellik kaybolduğumuz yerlerde gizlidir. Onunla yürüdüğüm her yerde “ev” hissini bulurum.
Soru: Hayata dair bakışınızı birkaç cümleyle özetlemenizi istesem?
RG: Hayat bir yolculuk, ama varılacak bir nokta değil. Bazen bir sokakta, bazen bir cümlede, bazen de sessizlikte durup soluklanırız. Yazı da, şehirler de, insan da geçici; ama anlatılan hikâyeler kalır. Belki de bu yüzden yani yaşadığımıza tanıklık etmek için yazarız.
Soru: Yeni projelerinizden bahseder misiniz?
RG: Şu sıralar Dubai’deki kültürel dönüşümü, Bedvi mirasından modern çöl mimarisine uzanan bir kitapta anlatıyorum. Aslında yine aynı sorunun peşindeyim: “Bir şehir, ruhunu nasıl korur?” Cevabı belki tam bilmiyorum, ama yazarken ona biraz daha yaklaştığımı hissediyorum.
Kahvve.com: Bu güzel sohbet için teşekkür ederiz.
RG: Ben teşekkür ederim. Çünkü bazen en iyi hikâyeler, soruların arasında saklıdır.
Remzi Gökdağ: 1968 yılında Beşiktaş'ta semtinde doğdu. Gazetecilik kariyerine 1989’da Cumhuriyet gazetesinde başladı. Otuz yılı aşkın bir süredir Los Angeles, Moskova, Zürih ve Dubai’de yaşadı, farklı kültürlerin içinde gözlemler yaptı. Gökdağ; Başka Şehirler (Following Footsteps), Sevgili İstanbul (Dear Istanbul), Amerikan Medyası’nda 11 Eylül (American Media and 9/11) ve Park Otel Olayı (The Park Hotel Incident) adlı kitapların yazarıdır. Gazetecilik deneyimini, seyahat anlatılarını ve kişisel gözlemlerini harmanlayarak, kültürler ile insan deneyimleri arasında köprü kuran anlatımıyla tanınır. Halen Dubai’de yaşamaktadır.

