TRT Kent Radyo’da yayımlanan “Sevgili İstanbul” kitabı röportajından…
Remzi Gökdağ, hayatının her döneminde bu şehirle iç içe yaşamış. Basın-Yayın Yüksekokulu’ndan mezun olduktan sonra gazetecilik mesleğine başladığı İstanbul, onun için sadece yaşanılan bir şehir değil, aynı zamanda bir borç. “Bu şehir için bir şeyler yapmam gerektiğini hissediyordum” diyor Gökdağ, “Bu borcu, değerli insanların anılarını derleyip gelecek kuşaklara aktararak ödediğime inanıyorum.”
“Sevgili İstanbul” kitabında yer alan yirmi isim, İstanbul’un kültür tarihinin yaşayan şahitleri: Safa Önal, Aydın Boysan, Hıfzı Topuz, Doğan Kuban, Nurettin Sözen, Adalet Ağaoğlu, Hamdi Arpacı, Murat Belge, Hasan Pulur, Haldun Gürel, Muhterem Nur, Oğuz Atalay, Müjdat Gezen, Ara Güler, Halit Kıvanç, Rüknü Özkök, Yorgo Okumuş, Haldun Dormen, Oktay Akbal… Bu isimlerin bir kısmı bugün aramızda değil. Gökdağ, onların yaşarken derleyebildiği anıları gelecek kuşaklara aktarmanın önemini vurguluyor.
“İstanbul nüfusu 18 milyon diye geçiyor kayıtlarda” diyor Gökdağ, “Herkesin kendi İstanbul’u var bu kentte.” Kimi için İstanbul trafiktir, kimi için alışveriş merkezleridir. Ama bazıları için Salacak’tan batan güneş, adalarda açan mimozalar ya da tarihi yarımadadaki sessiz sakin mahalleler…
“Önemli olan bu kente ‘benim İstanbul’um’ diyebilmek” diye ekliyor. “Röportaj yaptığım 20 kişinin ortak özelliği bu. Doğum yerleri farklı olsa da hepsi ‘benim İstanbul’um’ diyor. Önemli olan geldikten sonra bu kente saygı duyabilmeleri ve koruyabilmeleri.”
Kitap, kaçınılmaz olarak nostalji tadında. Safa Önal’ın “Bir devir bitiyor ve perde yavaş yavaş kapanıyor” sözleri, kitabın ruh halini özetliyor. Gökdağ, Safa Önal’ı “bugün İstanbul beyefendisi diyebileceğimiz kalıba yüzde yüz oturan bir kişi” olarak tanımlıyor ve onun sözünü bir kez daha hatırlıyor: “Namazın da orucun da kazası var ama sensiz geçen zamanın kazası yok.” İstanbul’da Özdemir Asaf, Sadri Alışık, Yılmaz Güney gibi dostlarını kaybetmiş olan Önal, artık bu kentte yalnız kalmış hissediyor.
Ara Güler’in İtirafı
Dünyaca ünlü fotoğrafçı Ara Güler ile yapılan görüşme, kitabın en etkileyici anlarından biri. Galatasaray’daki mekanında Gökdağ’ı ağırlayan Ara Güler, önce onu sorgulamış, kendisini tanıttıktan sonra “artık sohbete başlayabiliriz” demiş. Söyleşinin sonunda Ara Güler’in itirafı çarpıcı: “Bak evladım, ben bunca yıldır İstanbul’un fotoğraflarını çekiyorum, 60’a yakın kitabım var, belgeseller var, dünya peşimden koşuyor. İstanbul’u tanıtabildim mi? İstanbul’u anlatabildim mi? Bana kalırsa anlatamadım.” Ardından eklemiş: “Sen de İstanbul’u tanıtamayacaksın. Sen de anlatamayacaksın. Çünkü İstanbul kitaplara, fotoğraflara sığmayacak kadar büyüktür. İstanbul bizi aşar, İstanbul sadece yaşanır.”
TRT’nin usta spikerlerinden Halit Kıvanç’ın “İstanbul’a bakarken güzel bir kıza aşık gibi hissederim kendimi” sözü, şehre duyulan aşkın en güzel ifadelerinden biri. Kıvanç’ın anılarında geçen İstanbul, bugünkünden çok farklı: “Eskiden İstanbul Şişli’de biterdi. Zamanla yeni yapılarla Mecidiyeköy’e kadar uzandı. Mecidiyeköy’den sonra polis alanı bitiyor, jandarma alanı başlıyordu.”
Aydın Boysan’ın anılarında ise Maslak, İstanbul dışında bir yer olarak geçiyor. İhtilal dönemlerinde askerler fazla “gürültü” yapanları kamyonlara bindirip “İstanbul dışına” atarlardı, o İstanbul dışı Maslak’tı.
Değişim Karşısında Çaresizlik
Gökdağ, İstanbul’un yaşadığı değişimin boyutlarından rahatsız: “Kent büyük bir değişimden geçiyor. Bu değişim belki de kentin geçmişinde yaşanan en büyük değişimlerden biri.” Yurt dışında yaşadığı kısa sürenin ardından döndüğünde bambaşka bir kent bulmuş. “Birkaç yıl İstanbul’dan ayrı kaldığınızda bile bir sokağına girdiğinizde o sokağın çıkmaz sokak olduğunu görüyorsunuz.” diyor.
Umut hâlâ var mı? Gökdağ’a göre evet: “Hatanın neresinden dönersek kârdır. Bundan sonra bile, tek bir ağacı, tek bir yeşil alanı kaybetmemeye çalışarak, tek bir tarihi dokuyu kaybetmemeye çalışarak yaşamak gerekiyor.”
Sadece kent yöneticilerini suçlamanın yanlış olduğunu düşünüyor Gökdağ: “Bizler İstanbul’da yaşayan vatandaşlar olarak en büyük sorumluluk bizde. Attığımız her adıma dikkat etmemiz gerekiyor.” Yıldız Parkı’ndaki lalelerin üstüne park eden araçları görünce içi burkuluyor.
“Ben İstanbul’un sokaklarına dalıyorum elimde fotoğraf makinesiyle” diyor, “Kentin hâlâ var olan güzelliklerini bugün de kaydetmeye çalışıyorum. 30 yıl önce de yapıyordum bunu ve bugün de kendimi en azından rahatlatmaya çalışıyorum.”
Geleceğe Umutla
“Sevgili İstanbul” kitabının ana fikri, geçmişi göz önüne koyarak geleceğe nasıl bir çekidüzen verilebileceğini göstermek. “Değişim her kentte olması gereken bir şey” diyor Gökdağ, “Yaşanan durumu durdurmamız mümkün değil. Kent ilerleyecek, inşaatlar olacak. Fakat bunlar olurken belli bir plan, belli bir saygı çerçevesinde olması gerekiyor.”
Sonuç olarak yapılması gereken şey net: “Geçmişi hatırlayarak geleceğe yönelmek. Yenilenmenin geçmişi tamamen yıkmak olmadığını anlamamız gerekiyor. Hem insana hem şehre saygı göstermek, hem de geçmişe.”
İstanbul sadece yaşanır. Ara Güler’in bu sözü, belki de bu büyülü şehirle ilgili söylenebilecek en doğru söz. Çünkü İstanbul, kitaplara sığmayacak kadar büyük, anlatılmayacak kadar derin bir şehir.

