Yeni yıl yaklaşıyor. Herkesin 2006 yılı için farklı hedefleri, beklentileri var. Geçenlerde çevremdeki arkadaşlarıma ‘2006 yılında en çok neyi gerçekleştirmek istiyorsun?’ diye sorduğumda hepsinden değişik cevaplar aldım. Daha az çalışıp daha çok gezmek, yeni bir ev sahibi olmak, iş değiştirmek, paraşütle atlamak, dağa tırmanmak… Fakat Amerikalıların ortak hedefinin zayıflamak olduğunu dün dinlediğim bir radyo programında öğrendim? Aslında bu hedef 2005 ve 2004 yılları için de aynıymış… Son on yılda her aralık ayında halka sorulan bu klasik soruya Amerikan halkının verdiği cevap aşağı yukarı aynı olmuş. Zayıflayıp güzel bir vucuda kavuşmak… Bu hedefe pek yaklaşamadıkları kesin. Bugün her dört Amerikalıdan biri aşırı kilolu, tıbbi terimiyle obez ve bu durumdan rahatsız. Dünyada bu kadar çok yiyen, bu kadar hızlı şişmanlayan ve her yıl hedeflerini daha az yiyip, zayıflamak olarak belirleyen bir başka millet olduğunu sanmıyorum.

Her yıl aralık ayında müşteri sayısında rekor artışlar yaşanan bir sektör var bu ülkede. Spor salonları. Üye olduğum salonda birkaç gündür hareketlenme yaşanıyor. Yılın on bir ayı aynı saatlerde, aynı salonda spor yaptığım kişilerin büyük çoğunluğunu kilo derdi olmayan, sporu yaşam tarzı olarak kabul eden kişiler oluşturuyor. Gün içinde aldıkları kaloriyi bu salonlarda atıyorlar. Birkaç gündür salonun üyelerinde bir artış gözlemliyorum. Yeni kayıtlar için gelenlere tanıtım turları düzenleniyor. Geçtiğimiz pazar akşamı salona kayıt yapmak için gelen on kişiden sekizini aşırı kilolu Amerikalılar oluşturuyordu. Çıkışta salon yöneticileriyle yaptığım sohbette bu gözlemimi ilettim. Aldığım yanıt ilginçti: “Aralık ayı, salonun en çok kayıt alan ayıdır. Gelenlerin tamamı yeni yılda spor yapma alışkanlığına devam edeceklerini ve zayıflamaya kararlı olduklarını söylerler. Ancak ocak ayının ikinci haftasından sonra bu kararlılık kaybolur. Aralık ayında kaydolanların yüzde 80’i ocak ayında kayıtlarını iptal ederler.”

Amerikalıların yılın son ayında başlayan zayıflama tutkusu sadece spor salonlarıyla sınırlı değil. Fırsat buldukça sabahları koştuğum sahil yolu için de aynı şeyler söz konusu. Aralık ayında bu yolda koşmaya çalışanların ya da yürüyenlerin sayısında inanılmaz bir artış yaşanıyor. Yeni yıl yaklaşırken kilolarından arınmayı hedef seçen şişman Amerikalılar koşu yollarını dolduruyor. Çoğunun ortak özelliği aşırı kilolarından en kestirme yoldan arınmak.

Bu kalabalığı ocak ayından sonra görmek mümkün olmuyor. Koşu yolları yine kilo sorunu olmayanlara kalıyor.

Şişmanlığın zararlarıyla ilgili haberler de bugünlerde moda. Sadece sağlıklarına değil bütçelerine de zarar veren ancak bir türlü önü alınamayan bir hastalık türüyle savaşıyor Amerikan halkı. Adına obezite deniyor bu hastalığın. Dengesiz ve sürekli yemenin Amerika’ya geçtiğimiz yılki faturası 112 bin ölüm. Hastane ve diyet ürünlerine ödedikleri miktar ise yıllık 240 milyar dolar. Bu hastalıkla savaşan şişman Amerikalıların sayısı ise 60 milyon. Yapılan araştırmalar şişmanlığın dar gelirliler arasında yaygın olduğunu gösteriyor. Eskiden maddi gücü olanların ortak özelliğiydi şişmanlık. Günümüz Amerikası’nda ise çıkan sonuç şu: “Ne kadar şişmansan o kadar az kazanıyorsun.”

Clinton’ın ısınma turları

Demokrat Parti’nin New York Senatörü Hillary Clinton, gelecek başkanlık seçimlerinde aday olup olmayacağını bugüne dek net bir şekilde açıklamadı. Fakat halk onun 2008 yılında yapılacak seçimler için nabız yokladığının farkında. Clinton son olarak Irak konusuyla ilgili yaptığı açıklamalarla siyasetin gündeminde kendine yer ayırdı. Senatörün açıklamalarını sadece demokratlar değil cumhuriyetçiler de dikkatle dinleyip not alıyor. Başkanlık seçimlerine adaylığını koyması halinde bugünlerde söyledikleri ilerde karşısına çıkabilir. Son seçimlerde John Kerry’nin durumuna düşmek istemiyor. Clinton’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklaması da bunun bir göstergesi. Amerika’nın Irak politikasını kesin çizgilerle eleştirmekten kaçınan Clinton, Amerikan ordusunun Irak’tan derhal çekilme önerilerine sıcak bakmadığını açıklamıştı. “Çekilelim” ya da “kalalım” diyenlere orta yolu önerdi: “Bekleyelim görelim.”

(19 Aralık 2006)

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir