Sabahın erken saatlerinde arabamızın camından Seyşeller’in yeşiline daldık, sanki zamandan ve kalabalıktan uzak bir rüyaya adım atıyorduk. Her virajda ada farklı bir yüzünü göstermek istiyordu: yemyeşil ormanların arasından süzülen kuş sesleri, uzakta parıldayan denizin çağrısı.
İlk duraklarımızdan biri saklı bir plaj oldu. Bembeyaz kumlar, denizin kabarırken taşıdığı inci taneleri gibiydi. Dalgalarla birlikte dans eden yosunların, denizin altında yüzüp duran rengarenk balıkların arasında yürüdük. Sahilde, palmiyelerin gölgesinde, zamana meydan okuyan dev kaplumbağaları izledik; onların sakinliği, dünyanın koşuşturmasını unutturuyordu bize.
Ada köylerinde küçük lokantalara daldık, yerel halkın sıcak gülüşleri, deniz ürünlerinin taze kokusu ve baharatların hafif acısı anın tadını daha da derinleştirdi. İngilizce ile karışık Creole dillerinden oluşan sohbetler, denizden, rüzgârdan, hikâyelerden bahsediyordu. Seyşelliler’in yaşamı, tam da bu samimiyet ve doğa uyumunun içinde şekilleniyordu.
Kıvrılarak giden dağ yollarında, her dönüşte yeni bir manzara karşımıza çıktı. Zirveden baktığınızda, uçsuz bucaksız okyanus bir mavi kelimeydi, ufuktaki bulutlar ise bu kelimenin yumuşak fısıltıları. Gün batarken, güneşin denize düşen son ışıkları küçük adaları altın bir zincir gibi sardı. O an, tüm dünyadan kopup yalnızca burada, zamanın ve mekânın ötesinde olduğumuzu hissettik.
Mahe’deki bu keşif, Seyşeller’in en güzel yanlarını, doğanın ve insanın naif uyumunu gözler önüne serdi. Denizin, toprağın ve gökyüzünün hikâyelerinde kaybolduk; ve her adımda bir öncekinin biraz daha büyüsünü yanımıza aldık.
Direksiyon sağda, trafik solda!
Mahe, Seyşeller’in en büyük adası ve başkent Victoria da burada yer alıyor. Otelden kiraladığımız aracı saat 10 civarında teslim alıp yola çıktık. Özellikle otomatik vitesli bir araç istemiştik; günlük ücreti 50 euro’ydu. Gün boyunca yaklaşık 90 kilometre yol kat ettik. Güzergâh boyunca 20’den fazla plaja uğramamıza rağmen, turu tamamladığımızda benzin deposu hâlâ neredeyse doluydu.
Mahe Adası yolculuğunuzda karşılaştığınız en büyük zorluk, alışık olmadığınız trafik düzeniydi. Direksiyonun sağda olması ve trafiğin soldan akması, dar yollar ve yol kenarındaki açık su kanallarıyla birleşince sürüş oldukça stresli hale gelmiş. Arka planda bir aracın peşinden gitmek kolayken, trafiğin önünde olmak büyük bir baskı yaratmış. Dönüşler ve park etme problemleri de eklenince, başlangıçta keyifli diye düşündüğünüz yolculuk, yer yer bir sınav halini almış.
Zaman zaman yanlış yollara girip trafiği kilitleseniz de, nihayetinde büyük bir aksilik yaşamadan deneyiminizi tamamlamışsınız. Hava karardığında aracınızı otelin otoparkına kazasız belasız bırakarak günü sonlandırmak rahatlatıcı olmuş.
Bu deneyim, özellikle tropik ve yabancı yerlerde otomobil kullanmanın ne denli dikkat ve adaptasyon gerektirdiğini gösteriyor. Eğer Seyşeller’de araç kullanmayı düşünüyorsanız, sakin olmak, yavaş ilerlemek ve mümkünse yoğun saatlerden kaçınmak faydalı olacaktır. Ayrıca dönüş ve park yerlerinde sabırlı davranmak da yolculuğunuzu kolaylaştıracaktır.
Kuzey Sahili
Yolculuğa otelimizin bulunduğu Northolme bölgesinden başladık. Önce kuzeye yönelip Sunset Beach ve Glacis’e uğradık. Adanın kuzeyinde yer alan bu bölgede zamanımızın kısıtlı olması nedeniyle kısa süreli molalarla yetinmek zorunda kaldık. Anse Nord sahilinde aracı park edip, kumsalda dolaştık. Denize girip girmemek konusunda kararsızdık çünkü bizi bekleyen başka sahiller vardı. Anse Étoile ve Anse Nord d’Est sahillerini istemeyerek de olsa fazla zaman harcamadan geçmek zorunda kaldık.
Başkent Victoria
İlk uzun molamızı başkent Victoria’da verdik. Ada nüfusunun üçte birine ev sahipliği yapan kent aynı zamanda Afrika’nın en küçük başkenti. Kentin sokakları kalabalık, trafiği de diğer bölgelere oranla yoğun. Park sorunu yok denemez ama kısa bir aramadan sonra otoparklar bulunabiliyor.
Şehir merkezinde aracı park edip sokağa adım attığımızda, havadaki yoğun balık kokusundan ünlü Sir Selwyn Selwyn-Clarke balık pazarı yakınlarında olduğumuzu hissettik. Sabahın erken saatlerinde yoğun olan pazar, uğradığımızda tenhaydı. Öğle saatlerinde tezgâhlarda duran ve ağır kokular salan balıklar ve satıcılar dışında burayı gezen tek yabancı bizdik. Balıktan başka adada yetişen meyve ve sebzelerle, baharatlar da tezgahlarda alıcı bekliyordu.
İkinci durağımız Londra’daki Big Ben’in küçük bir kopyası olan Victoria Saat Kulesi oldu. 1903’te Seyşeller’in İngiliz kolonisi olmasından sonra bu kule adaya getirilmiş. Ada merkezinin bir diğer ilginç binası da Hindu tapınağı. Zamanınız varsa minik bir yağmur ormanı bulunan Botanik Bahçesini de gezebilirsiniz.
Batı Kıyısı
Victoria gezimizi tamamladıktan sonra adanın batı kıyısına yöneldik. Bu yol oldukça virajlı, dar ve bir yanı uçurumdu. Aracı kiralayan görevli, sağ direksiyonla ilk kez araç kullanacağımızı duyduğunda özellikle bu yola girmememizi söylemişti. Ancak adanın görülmeye değer en güzel manzaraları da bu yol üzerindeydi. Dikkatli bir şekilde bu dağ yoluna girdik. Sık sık durma imkânımız olmadı çünkü yol dardı ve aracı park edecek yer yok gibiydi. Uygun alanlar buldukça durabildik. Bunlardan ilki adanın tarihi köle mezarlığıydı. Geçmişi, korsanlık ve kölelikle anılan, yeri geldiğinde devrim yapan ada halkı buraya pek uğramıyormuş. Nedeni de hayaletler… Çevrede hala hayaletlerin olduğuna inandıklarından bu mezarlığı adaya gelen turistlerden başka kimse ziyaret etmiyormuş.
Mission Lodge izleme noktasına vardığımızda aracı park edip kısa bir yürüyüşten sonra muhteşem bir manzaraya sahip tepeye çıktık. Buradan Seyşeller’in batı kıyısı görünüyor. Bulutsuz ve açık havada sahili ve uzaklardaki adaları izlemek keyifliydi. Biraz ilerde bulunan Morne Blanc izleme noktasından adanın kuzey batı sahilleri de rahatça görünebiliyor. Sahile inmeden önceki son durağımız çay fabrikası oldu. Buradaki seyir terası da harika bir manzaraya sahip. Bir zamanlar adanın önemli geçim kaynağı olan bu fabrika zamanla unutulmuş, artık turistlerden başka pek uğrayan yok. Buradan adaya özel çaylar aldıktan sonra yola devam ettik.
Morne Ulusal Parkı sona erip sahile ulaştığımızda sağa dönüp Port Launay’a geçtik. Burada uğranması gereken güzel bir doğal koruma sahili var. Bu sahilde biraz mola verip yüzdükten sonra yerel satıcıların sattığı Hindistan cevizleri ve diğer tropikal meyvelerle serinledikten sonra güneye yöneldik.
Kısa bir yolculuktan sonra adanın en güzel sahillerinden biri olan Grand Anse’de denize girdik, sahilde uzun bir yürüyüş yaptık. Cimetiere ve Polite sahillerini geçip Boileau’da tekrar mola verdik, bol bol yüzüp dinledikten sonra Louise ve A La Mouche sahillerini geçip Takamaka seyir noktasında durduk. Adanın en güzel manzaralarından birine daha tanık olduktan sonra Takamaka sahilinde, güneye doğru devam eden yolculuğumuzu bitirdik, çünkü adanın sonuna gelmiştik. Buradan batı kıyısına geçip kuzeyde kalan Victoria’ya yöneldik.
Hava kararmak üzereydi. Mesai saati trafiği artmıştı. Havaalanının önündeki yolla kuzeye giderken Eden Adası’nda son molamızı verdik. Seyşeller’in lüks yatlarının demirlediği bir marinaya sahip olan Eden Adası, zenginlerin uğrak noktası. Küçük bir alışveriş merkezi etrafında konaklama tesisleri ve villalardan oluşan bu adada çok sayıda lüks yat demir almak için sahiplerini bekliyor.
Victoria’yı geçip son durağımız Beau Vallon’a yöneldik. Bu sahilin en uç noktasına gidip uzaktan otelimizi ve önümüzde uzanan sahili izledik. Adaya geldiğimiz ilk gün, bizi otele götüren taksi şoförünün anlattıklarından Beau Vallon’un, Mahé’nin popüler plajlarından biri olduğunu öğrenmiştik. Özellikle hava karardıktan sonra adanın en hareketli yerlerinden biri oluyormuş. Güneş henüz batmadığından fazla kalabalık yoktu ama yol kenarındaki birkaç restoran akşam hazırlıklarına başlamıştı. Benzincide durup depoyu doldurduk. Aslında depo boşalmamıştı, gün boyunca 150 rupi’lik (50 TL) benzin harcamıştık.
Otele geldiğimizde stresli ama bir o kadar da unutulmaz yolculuk geride kalmıştı. Güneş tam karşımızdan batmış gökyüzünde renk şöleni başlamıştı. Bu manzaranın tadını Takamaka kokteylleriyle çıkardık. Uzun yolculuğumuzun son durağı otelin restoranı oldu. Hint mutfağının eşsiz lezzetleri okyanusun lezzetlerine karışırken Mahe’de unutulmaz bir gün daha sona eriyordu.
3 – 6 Nisan 2019 (Seyşeller Gezisi)

