Mark Twain’e ait olmayan bir söz

Twain'in kalıcı ününün belki de en büyük kanıtı, çeşitli nükte ve bilgeliklerin onun adına yanlış atfedilmesiydi. Bu tür asılsız bilgilerin dolaşımı dijital medyanın popülerleşmesiyle birlikte daha da arttı.
Mark Twain'e ait olmayan bir söz

İnternette en çok alıntı yapılan sözlerden biri de şudur: “Bundan yirmi yıl sonra yaptıklarınızdan çok yapamadıklarınıza pişman olacaksınız. Demir alın, güvenli limanlardan çıkın. Rüzgârı arkanıza alın. Araştırın, hayal edin ve keşfedin.”

Sözün orjinali de şöyledir: “Twenty years from now you will be more disappointed by the things you didn’t do than by the ones you did do. So throw off the bowlines! Sail away from safe harbor. Catch the trade winds in your sails. Explore. Dream. Discover!”

Dijital dünyanın en popüler sözlerinden biri olan bu paragraf hakkında bilinmeyenler yıllar sonra ortaya çıktı.

Pek çok kişi bu sözün Mark Twain’e ait olduğunu sanıyordu. Bu kişilerden biri de benim. Başka Şehirler kitabımın Mark Twain’in İzinde Luzern, İsviçre bölümünde ben de bu sözü şöyle alıntılamıştım.

Luzern’de başlayan ve Aslan Anıtı’yla devam eden yolculuğum Dağların Kraliçesi’nde son buldu. Biraz göl, biraz dağ havası derken kendimi Rigi’nin zirvesinde buldum. Rüzgârı arkama alıp karşımda uzanan manzarayı gözümü kırpmadan izledim. Hayatın sunduğu güzel bir fırsatı daha yakalamanın keyfini yaşarken Mark Twain’in şu sözünü hatırladım: ‘Bundan yirmi yıl sonra yaptıklarınızdan çok yapamadıklarınıza pişman olacaksınız. Demir alın, güvenli limanlardan çıkın. Rüzgârı arkanıza alın. Araştırın, hayal edin ve keşfedin.’

Sahibinin Mark Twain olduğunu sanıyordum. İşin aslı öyle değilmiş.

Bir gezgin olarak bana ilham veren en güzel sözlerden biriydi ama bu sözü Mark Twain söylememişti. Alıntılanırken herkes gibi ben de o kadar rahattım ki araştırmaya bile gerek duymamıştım. Onun kitaplarını okuyup hakkında yazılan neredeyse tüm kaynakları incelemiştim ama bu sözüne hiçbir kitabında rastlamadığımı sonradan fark ettim. Çünkü en güvenilir kaynaklar bile bu sözün altına Mark Twain adını yazmaktan çekinmemişti. Hatta The New Yorker bile bu sözü onun alıntısı olarak listelenmişti. Ciddi kuruluşlar tarafından doğru olup olmadığına bakılmaksızın bu sözün bu kadar çok kez alıntılanmış olması beni de yanılttı. Bu itiraf yazısı da bunun sonucu olarak doğdu.

Peki bu sözü kim söylemişti?

Bir kaynağa göre, ilk olarak 1999 yılında Barış Gücü tarafından New York gazetelerine verilen bir işe alım ilanında bu söz alıntılanmış ve Mark Twain’e atfedilmişti. Daha sonra ABD Donanması tarafından benimsenmişti. Gerçekten de bu kadar yaygın bir şekilde atfedilmesinin nedeni de aslında buydu. Herkes bunun Mark Twain’den geldiğini düşündü. Kimse de sorgulamadı.

Gerçekte ise bu söz H. Jackson Brown‘ın P.S. I Love You adlı kitabında yer alıyordu. Brown bile bu sözü kendisine ait olmadığını daha sonra açıkladı. Sözü il kez annesinden duymuştu.

Kitabın yayınlandığı yıllarda internet şimdiki kadar kullanılmıyordu. Kimsenin Google’a girip arama yapma imkanı da yoktu ve sözün gerçek sahibi hakkındaki sır uzun süre çözülemedi.

Mark Twain Araştırmaları Merkezi‘ne yöneltilen en yaygın sorulardan biri de “Bunu gerçekten o mu söyledi?” sorusuydu. Konu hakkında Mark Twain Araştırmaları Merkezi’nin websitesinden (marktwainstudies.com) 28 Haziran 2019 günü bir açıklama yapıldı.

Yazıda David Sivak‘ın CheckYourFact.com adlı siteden yayınlanan yazısına dikkat çekildi. Yazıda sözün ilk kez H. Jackson Brown’ın P.S. I Love You adlı kitabında yer aldığı belirtiliyordu.

remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
3 blank

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
4 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
5 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
6 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
7 blank

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
8 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
9 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Kavurucu bir sıcak, tuzla kaplı bir zemin ve hayata sıkıca tutunan bu ağaçlar çölün uçsuz bucaksız sessizliğinde, imkansıza direnen bir yaşam mücadelesini…
10 blank

Tutkunla Var Ol

Hayat, basit bir gerçeği hatırlatır: Değişim, bir karar kadar yakındır. Her dönüşüm, “artık yeter” dediğin anda başlar.…
Seyşeller'de 4 gün
Önceki Yazı

Seyşeller’de 4 gün

Başka Şehirler - Remzi Gökdağ
Sonraki Yazı

Başka şehirlere yolculuklar…