Okyanus kenarında, hayatın içinde...

Okyanus kenarında, hayatın içinde…

Sonbaharı da yarıladık, kış kapıda… Günlük koşturmalara dalınca zamanın hızını kavrayamıyor insan. İş güç derken hayatın gerçek anlamını ıskalıyoruz. Planlarımızı yarına göre yaparken bugünü anlamadan yitiriyoruz. Kaybettiklerimiz sadece geçen günler mi?

Sevdiklerimize neden daha az zaman ayırıp, dostlarımızla neden daha sık görüşemiyoruz? Sonbaharlarımızı anlayamadan kışın kapılarını aralıyoruz.

Farklı yollarda hedeflere ilerlerken, yapmak istediklerimizle yapamadıklarımızın hesabını tutuyoruz.

Bu sonbahardan da birşey anlamadım ben… İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasındaki balıkçı lokantalarına uğrayamadım.

Palamutun, lüferin tadına bakamadan geçip gidiyor Ekim. Kuledibi’ndeki çayın tadı damağımda. Beyazıt Meydanı’nda güvercinlere yem atamadan, Ortaköy’de tavla oynayamadan, Salacak sahilinden güneşin batışını seyredemeden, Assos’a doğru yola çıkamadan ve daha birçok şeyi yapamadan geçiyor günler…

Hep birşeyleri erteleyerek…

Geride bıraktığımız anılar bugünlerde neden daha sık hatırlanıyor?

Adına ‘özlem’ denen duygu var ya… İşte ben biraz memleketimi özledim. Son zamanlarda konuşmalar, sohbetler nedense dönüp dolaşıp uzaklara, Türkiye’ye bağlanıyor.

Geçen hafta dünyanın bir başka iklimine yelken açmış bir dostumdan posta kutumda bir mesaj vardı.

Ertelenen planlar, geçen zaman ve unutulmayan dostluklar üzerine yazmış yine:

“Bugün pazar. Bizim buralarda hiç alışılmadık şekilde hala güneş var… Oğlan uykuda. Oğlen uykusu, güzellik uykusu… Hanım mutfakta, kafayı takmış bana bugün musakka yapacak. Hadi hayırlısı… Ben bilgisayarın başında, Ünsal’dan mektup gelmiş, özledim diyor, ömür geldi geçiyor ne kadar az görüşüyoruz diyor. Niye bir arada olamayız, alıp başımızı küçük bir köye gidip bir iş kuramayız diyor…

Ben de diyorum ki, dertlenme, sen de 35 yaş bunalımına girmişsin, eski dostların yerinin dolmadığını görüp dertlenmişsin… Öyledir zaten. 30’a 35’e kadar dost buldun buldun, yoksa yok…

İyiki sen varsın hocam. Bilirim uzaktasın, okyanusun kıyısında kafanda kırk tilki düşünür, koşturur durursun. Ama yüreğin bu taraflardadır onu da bilirim… Ege’nin kıyısından okyanusun ötesi misali… Derim ki Ünsal’a, herşey güzel olacak, dertlenme… Dostlar var oldukça herşey güzel olur… Özledim be hocam. Iş, güç, gevezelikler yapıp duru-yoruz. Biraz kendimden utandım.

Sultanahmet, Kemer, Long Beach günlerini, tüm güzel günleri hatırladım. Çok şükür böyle güzel günler yaşamışız dedim. Çok şükür bizim de hayatta birkaç dostumuz var dedim.Daha bunlar birşey değil, bizim yaşa-yacağımız çok güzel günler var dedim. Iki satır yazıyim dedim işte. Hadi bana müsaade. Musakkanın altı tutmasın, oğlanın altı ıslanmasın. Sen de Bıcır’a, yengeye selam söyle.”

Bu satırları okuduktan sonra dışarı çıktım. Yağmur bulutları yaklaşıyordu ve okyanusun rengi siyaha yakındı. Sahilde biraz yürüdüm…

‘Neden gelecek hep uzak, yaşanmış olan geçmiş, sanki dün gibi?’ diye düşündüm…

Hayat, yaşamanın bedelini ödetiyor bir şekilde. Bedelini ödemeden bir yere varılmıyor… Varmış gibi görünsen de, telafi etmeye çalışsan da olmuyor..

Koşturmacalarımıza soluksuz devam ederken hayatın muhasebesini de yapıyoruz… Bugün olduğu gibi…

Okyanusun bir ucundan güneş batarken diğer ucundan ay yükseliyor. Rıza Tevfik’in mısrası geliyor aklıma: ‘Bir hakikat var mı derken bir hayale döneriz.’

20.10.2005

remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
3 blank

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
4 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
5 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
6 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
7 blank

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
8 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
9 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Kavurucu bir sıcak, tuzla kaplı bir zemin ve hayata sıkıca tutunan bu ağaçlar çölün uçsuz bucaksız sessizliğinde, imkansıza direnen bir yaşam mücadelesini…
10 blank

Tutkunla Var Ol

Hayat, basit bir gerçeği hatırlatır: Değişim, bir karar kadar yakındır. Her dönüşüm, “artık yeter” dediğin anda başlar.…
USA Turkish Times
Önceki Yazı

Neden USA Turkish Times?

Cumhuriyet'ten yolu geçenler
Sonraki Yazı

Cumhuriyet’ten yolu geçenler