İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

İstanbul’u dinliyorum

Hasan Pulur’un eski İstanbul’a dair anılarını konuşmak için attığım ilk adımdan itibaren, her şey bir tür zaman yolculuğuna dönüştü. İlk e-postamda, kaybolmaya yüz tutmuş o eski sokakların sessiz hikayesini paylaşmak için ne denli sabırsızlandığımı anlatmıştım. Ve iki gün sonra, 21 Aralık 2014 tarihli köşe yazısında adımı görünce, kalbimde tarifsiz bir heyecan dalgası yükseldi; çünkü o satırlarda beni ve üzerinde çalıştığım kitap projesini anlatıyordu.

Hasan Pulur, dürüstlüğü, mesleğe olan bağlılığı ve ömrü boyunca sürdürdüğü güzel Türkçesiyle hatırlanır. Gazetecilik hayatı boyunca birçok önemli gazetede görev aldı ve meslektaşları tarafından da büyük saygı gördü. Onun İstanbul anıları, dönemin ruhunun, dostlukların ve kaybolan değerlerin de birer belgesidir. Ona göre İstanbul’un üç semti çok özeldi: Kadıköy, Beşiktaş ve Cağaloğlu. Bu üç bölge, onun anılarında kesişen anlamlı mekânlardı.

Hasan Pulur’a eski İstanbul’a dair anıları hakkında konuşmak istediğimi, hazırladığım kitapla ilgili detayları önce gazetedeki asistanı aracılığıyla bir e-posta mesajıyla iletmiştim. Röportaj yaptığım kişilerin listesini de gönderdim. Ardından telefonla arayarak konunun ayrıntılarını anlattım. Hastalığı devam ettiği için yüz yüze sohbet etme imkânımız olmadı ama telefonla röportaj teklifimi kabul etti. İki gün sonra, 21 Aralık 2014 tarihli köşe yazısını okurken adımı gördüm. Henüz röportajı yapmamıştık ama bu çalışma onu şaşırtmıştı. Kendi ifadesiyle, “Hayret! Demek hâlâ böyle işlerle uğraşanlar var…” diye yazmıştı. “Remzi Gökdağ bir meslektaşımız. Yükseköğrenimini İstanbul’da yapmış, sonra yurtdışına gitmiş. 10 yıl oralarda kalmış, şimdi dönmüş, İstanbul konulu bir kitap hazırlamaya koyulmuş.” diyordu köşesinde.

Aşağıda o yazıyı bulabilirsiniz… Yazıyı okuduktan sonra kendisini tekrar aradım. Kitabın detaylarını ve röportajın çerçevesini anlattım. Rahatsızlığı devam ediyordu, yüz yüze sohbet etme imkanımız olmadı. Sohbetin uzun olabileceği konusunda üstadı uyardığımda “Ne kadar uzun istersen o kadar konuşuruz, konu eski İstanbul olunca anlatacak çok şey var” dedi. Konu konuyu açtı, zaman hızla aktı. Sohbet bittiğinde saate baktım, iki saat anlamadan geçmişti…

Söhbetin tamamını Sevgili İstanbul‘un 91. sayfasında bulabilirsiniz.

‘İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı’

Orhan Veli’nin unutulmaz şiiridir. Ve ondan sonra İstanbul’u bir anlatır ki…
Remzi Gökdağ İstanbul ile ilgili bir kitap hazırladığını söylemekle mektuba başlamış.
Hayret!
Demek hâlâ böyle işlerle uğraşanlar var.
Siyaset varken, hem de en pespayesinden siyaset varken böyle işlerle uğraşılır mı?
Ama ne yapacaksınız, bu insanlarla birlikte yaşamak zorundayız.
Bu bize onur verir, gurur verir lakin bir yandan da işiniz yok mu be kardeşim dedirtir.
Remzi Gökdağ bir meslektaşımız.
Yükseköğrenimini İstanbul’da yapmış, sonra yurtdışına gitmiş. 10 yıl oralarda kalmış, şimdi dönmüş, İstanbul konulu bir kitap hazırlamaya koyulmuş.
Eee bize ne?
Doğma büyüme İstanbullu olsak da İstanbul hakkında ne söyleyebiliriz?
Baksanıza medya kavgası var, elli yıldır “Babıâli yokuşuna” tırmanmış bir adama kimsenin bir şey sorduğu yok.
Demek ki ihtiyaçları var.
***
Peki, İstanbul’un nesini yazıyor?
Bizden ne istiyor?
Söylüyor:
“İstanbul değişiyor ama sadece mimari yapısı değil değişen. Kentin yüzlerce yıldır arayıp durduğu kimliği de yenileniyor. Gökyüzüne uzanan minarelerin, sarayların, sütunların şekillendirdiği siluete her geçen yıl yeni binalar ekleniyor. Kısa bir süre öncesine kadar var olmayan mahallelerde kentin yeni cazibe merkezleri doğuyor. Ulaşım sistemi, alışveriş alışkanlıkları yenilenirken, bir yandan da İstanbul’un eski mahalle kültürü hızla yok oluyor.
İstiklal Caddesi’nde yürürken hâlâ ‘Nostaljik Tramvay’la karşılaşıyoruz ama yürüdüğümüz mekân birkaç yıl öncesinin Beyoğlu’su mu? Levent’in iki katlı, bahçeli evleri hâlâ orada duruyor, ama o evler artık ne kadar Levent’i temsil ediyor? Şehir hatları vapurları eski güzergâhlarında gidip gelmeye devam ediyor ama o vapurlardaki yolcularının seyrettiği İstanbul 20 yıl öncesinin İstanbul’u mu?
Yazarlar, sanatçılar, tarihçiler, siyasetçiler İstanbul’daki ilk yıllarını, karşılaştıkları sürprizleri, hayal kırıklıklarını anlatırken aynı zamanda kentin yaşadığı hızlı değişimi de tarihe not düşecek. Onların İstanbul hikâyelerini okurken o günlerin İstanbul’unu bir kez daha hatırlayacak, bugünkü İstanbul’la, kendi İstanbul’unuzla karşılaştırma fırsatı bulacaksınız.”
Peki, bize düşen görev belli, gördüklerimizi bildiklerimizi hatırladığımız kadar anlatacağız.
Biz “Babıâli”nin son olmasa bile sona yakın efradındanız.
Her ne kadar “Babıâli” yerden yere vursa da.
Necip Fazıl gibiler “Babıâli yokuşundan çirkef akar” deseler de.
Güzel de anlatalım da halimiz müsait değil.
Yani uzun boylu oturup konuşamayız.
En iyisi “yazılı cevap vermek.”
Konuştuk, karar verdik, o soruları hazırlayıp bize geçecek, biz de bildiğimiz, anladığımız kadar, hatırladığımız kadar anlatacağız.
***
“Babıâli” için o kadar çok laf edilmiştir ki…
En hoşlarından biri de Süleyman Nazif Bey’in bir gence söyledikleridir.
Süleyman Nazif Bey Babıâli yokuşunda bir delikanlıya rastlamış, sormuş:
“ – Hayrola delikanlı, nereye?
– Efendim Ahmet Cevdet Bey’e çıkıyordum.
– Evladım, Ahmet Cevdet Bey’e çıkılmaz, inilir.”
Babıâli üzerine daha neler söylenmiş…
Remzi Gökdağ kitabı çıksa da…
Babali Babali, Babıâli diyenler de vardır da.

Hasan Pulur – Milliyet (21 Aralık 2014)

hasanpulur
HASAN PULUR’UN 21 ARALIK 2014 TARİHLİ YAZISI
Basliksiz 1 scaled
İstanbul’u dinliyorum - REMZİ GÖKDAĞ
ARŞİVDEN SEÇMELER...
Çölde bir gece

Uzak gökler altında yaptığım bu yolculuğun heyecanı diğerlerine benzemiyordu. Saatlerce yol aldım.

Önce gezginim

Gördüklerimi not alırım. Her anın güzelliğini o anı yaşadıktan hemen sonra bir yerlere kaydetmek gerekir.

İstanbul’u dinliyorum

Eski İstanbul’a dair anılarını duymak istediğim kişilerden biri de meslek büyüğümüz Hasan Pulur'du.

Madem yalnız değiliz

Okyanus kenarında, karanlık bulutların altında bir sahil. Görüntü varla yok arasında, hisler dorukta.

Önce gezginim

Gördüklerimi not alırım. Her anın güzelliğini o anı yaşadıktan hemen sonra bir yerlere kaydetmek gerekir.

Başka Şehirler
Dear Istanbul
remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1 bir kişi yeter remzi gokdag

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
2 Remzi Gökdağ

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
3 Remzi Gökdağ

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehir sadece haritalarda değil, hafızalarda da var olur. Her adım bir anıyı, her köşe bir hikâyeyi çağırır. Herkesin kendine sakladığı bir İstanbul…
4 Remzi Gökdağ

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
5 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Bazı yerler coğrafi bir bölge olmanın ötesine geçip ruhun derinliklerine işleyen birer sembole dönüşürler. Rubülhali Çölü bunlardan biridir. "Boşluk" anlamına gelen ismiyle…
6 Remzi Gökdağ

Tutkunla Var Ol

Yaşamın özü, gözümüzü biraz olsun açıp, küçük anların içinde saklı olan büyük anlamı fark edebilmektir. Bu basit ama derin hakikat, hayatın en…
8 kaybolan sehir

Unutulan Şehrin İzinde

Bazen hayat en güzel sürprizlerini bir kitabevinin rafında saklar. Yan yana duran iki kitap, aslında yıllar öncesinden başlayan bir dostluğun sessiz tanığı…
9 ölü internet teorisi 1

İnterneti Robotlar mı Yönetiyor?

İnternet, bir zamanlar özgür fikirlerin, insan yaratıcılığının ve sınırsız bilginin merkeziydi. Oysa bugün, çevrimiçi dünyanın perde arkasında görümez, gizli bir ordu var.…
10 Remzi Gökdağ

İnterneti Zehirleyen Azınlık

Sosyal medyada gördüğümüz öfke ve kutuplaşma, toplumun gerçek sesi değil; küçük bir azınlığın gürültüsü. Algoritmalar bu aşırı sesleri öne çıkarıyor, makul çoğunluğu…
DSCF3444
Önceki Yazı

Akdeniz… Yeniden!

DSCF6607
Sonraki Yazı

Lizbon’dan Endülüs’e