Kentlerin tarihi kimliğini mi bozuyor, yoksa çağdaş görüntü mü veriyor?
Gökdelenler İstanbul için yararlı mı zararlı mı? Bir yandan bu büyük kentin çeşitli semtlerinde gökdelenler yavaş yavaş yükselirken, bir yandan bu tartışma giderek genişliyor. Biz de konu ile ilgili 3 uzmanı Gökdelen tartışmasında bir araya getirdik: Prof. Dr. Doğan Kuban (İTÜ Mİmarlık Fakültesi), Prof. Dr. Altan Öke (İTÜ Mİmarlık Fakültesi) ve Yücel Gürsel (Mİmarlar Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı).
Sayın Doğan Kuban gökdelenler konusuna nasıl bakıyorsunuz?
KUBAN: Dünyanın en büyük toprak yağmasının olduğu İstanbul’da gökdelen kaçınılmazdı. Çünkü gökdelen sadece mİmarların tercih ettikleri bir seçim değil. Kapitalist dünyanın seçimi ve gösterişi, Stalin de bir güç gösterisi olarak gökdelen yaptı. Uygar ülkeler yüksek yapıları kontrol edebildiler.
Burada kent uygarlığı çok önemli. ABD’de kent uygarlığı diye bir şey yok. Yüksek yapı yararlı bir bina değil. Önüne geçilemeyen mekanizmanın varlığını gösteriyor. Yoksa iyiliğini göstermiyor.
ÖKE: Dünyada sadece yararlı olan, hiç zararlı olmayan şey yoktur. Hangi bina türünü alırsanız alın bir yanda yarar, bir yanda sakıncaları vardır. Amacı yararlarını yükseltip sakıncalarını azaltmaktır. Kişisel olarak yüksek binaya karşı çıkılabilir, ama yararları ve sakıncaları iyi araştırılmalıdır.
İstanbul’da iş hayatı büyüyünce belirli yerlerde insanların yoğunlaşması gerekiyor. Yatayla yoğunlaşılmıyor. Bir başka nedeni de arsaların azalmasıdır. Azalması yüksek binaların yapimini arttırmıştır. Yüksek binalar bilinçli yapılırsa yeşili korur, ferahlık duygusu verir. Ve manzara yaratır. Trafik problemini de kolaylaştırır. İyi hesaplandığı zaman altyapı sorunu da olmaz. Çünkü verilen yapı hakkı yüksek binada da alçak binada da aynı olur.
GÜRSEL: Son günlerde iyice yerden kopmuş, göklerde uçan bir gökdelen tartışması sürüyor. Bu arada sürüngenler gibi kavramlar da kullanılıyor. Gökdelenden yana olanlar ve olmayanlar ikilemler gerçeği örtmeye yönelik. Ne kadar yüksek bina yapılırsa kadar yeşil alan artar lafı aldatmacadır. Yüksek yapılarda insanları 30 kata hapsediyordunuz. Sonra da yeşil alan diyorsunuz. Türkiye’de ve dünyada gökdelenler üretim ve kullanım sürecinin sosyal ve kültürel yönüyle bir alandır. Ulusal planda gökdelenler hayali ihracat döneminde kara paranın aklanmasının resmi politika olduğu dönemde doğmuştur. Bu, ABD’de böyle değildir. Gökdelen yapan bir güç, acaba aldığı arsanın üstüne kat karşılığı bir gökdelen yapmayı düşünüyor mu?
ÖKE: Kara para ile bağıntı kurmak. Türkiye’de ilk gökdelen denen Kızılay’daki Emekli Sandığı tara1960’larda yaptırılmıştır. Yıllar İstanbul’da Adliyeciler Sitesi yap. Ve 1980’ler geldi. O dönemin zaten hazırdı.
GÜRSEL: İstanbul’daki gökdelenler 12 Eylül hukuk dışılığının, ekonomik politikalarının bir göstergesidir. Bu, o dönemin çirkin bir yansımasıdır. İstanbul, Beyrut’un yerini alacak denmiştir. Is ve ticaret merkezi misyonuna soyundurulmak istendi.
Tarihi Yarımada’ya gökdelen yapılabilir mi tartışması başladı. “Ayasofya ile Sultanahmet arasına bir kule dikelim, bu da 21. yüzyılın anıtı olsun” diyenler var. Doğan Bey, sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir?
KUBAN: Ben korumacıyım. Eski kent içinde 2 bin senede oluşmuş, sonra da yer yer bozulmuş siluet var. Buna rağmen İstanbul’un bütün dünya tarihi için imaj niteliğinde olan silueti var. Buna dokunulması çok büyük bir tarih bilinçsizliğidir. Bugün Suriçi bölgesi dünyada başka eşi olmayan statüye sahip. Bir müze gibi. Ama bizde öyle bir bilinç olmadığı için bugüne kadar canına okuduk.
Biz kendi çağımızın göstergesi için bula bula Fatih’in, Justinyen’in, Sultan Süleyman’ın yapılarının arasına mı koyacağız yapılarımızı. Kaçık olmak lazım. Neron gibi kendimi yakayım da bir şeyler göstereyim diyen insanlar böyle şeyler düşünebilir. Böyle bir şey düşünen adamın kafasından zoru vardır. O zaman daha büyük bir gösteri yapıp hepsini yıkalım. Dünyaya gösterelim nasıl adam olduğumuzu.
ÖKE: Sultanahmet ile Ayasofya arasında bina lafı benden çıktı. Ancak yanlış anlaşıldı. Bugün dünyada iki görüş var. Biri siluetler devam etsin, diğeri değişsin görüşüdür. İstanbul’a baktığınızda sarayları, kışlaları görüyorsunuz. Bu şehir din, saltanat ve asker üçlüsüne dayanıyor diyorsunuz. Bu sembolizmi değiştirmek için.
KUBAN: Niye değiştiriyorsunuz? Galata’nın diğer tarafına yapın. ÖKE: Doğan Bey, o sizin kanaatiniz. Ben buna inanıyorum demiyorum.
ÖKE: Bu sizin kanaatiniz ben buna katılmıyorum.
KUBAN: Gökdelen o kadar kapitalist ağırlıklı bir yapı ki “hayır” diyerek engellenemez. Öyle bir plan da yapamayız. Bir istek de formüle edemeyiz. Ama spekülasyon aracı olmasını engellemek şart. Bu, halkı bilinçlendirerek yapılabilir.
ÖKE: Özel bir vergi konabilir bunu engellemek için. Bir insana sıfırdan hak veriyorsan onun da vergisi alınmalıdır.
KUBAN: Park Otel örneğini düşünün. Çevrede birbiriyle uyumlu yapılanın yanında birdenbire yükselen bir bina. Ona o hakkı veren kim? Yanındakiler 5 katlı yapabiliyor da o neden 33 katlı yapıyor. Böyle bir hak nereden doğuyor?
GÜRSEL: Büyükdere güzergâhındaki gökdelenler, İstanbul’a altından kalkamayacağı bir problemler yumağı getirmiştir. Bu İstanbul kenti ne kanalizasyon sorununu çözer ne de enerji sorununu.
ÖKE: Aynı kanaatte değilim. Bazı projeler için kamu alanları yağmalanıyor, manzaralar bozuluyor, kabul ediyorum. Ama altyapıda işin içinden çıkamam derseniz, o zaman yapıyı yasak etmek gerekir.
GÜRSEL: New York’ta 400 kilometre uzunluğunda metro var, o kadar kalabalığı taşıyor. Türkiye bu kadar kalabalığı nasıl taşıyacak.
ÖKE: Türkiye metro yapmayacak diye bir kural mı var.
GÜRSEL: Yapsın, ama kaç kilometre? Parasını kim verecek?
ÖKE: Ben bir tek şeyi öğrenmek istiyorum. Yapıyı yasak mı ediyorsunuz, yoksa yapı hakkı veriyor musunuz?
GÜRSEL: Hayır öyle değil.
ÖKE: Yapı hakkı veriyorsanız o yapı altyapı da isteyecektir. Yüksek bina da yapsanız alçak bina da yapsanız, yine altyapı isteyecektir. O zaman hiç bina yapmayalım. Burayı sayfiye bölgesi ilan edelim.
GÜRSEL: Hocam, yasal örnek var elimizde. İstanbul İmar Yönetmeliği diyor ki plan yaparken kişi başına bu kadar metrekare yeşil alan gerekir, diyor. Bu bir şehircilik kuralıdır. Bunu kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz?
ÖKE: Şehircilik kuralı herkesin kapısının önünde yeşil alan olacak diyor mu?
GÜRSEL: Aktif yeşil alan yürüyüş mesafesindeki yeşil alandır.
ÖKE: Siz Şişli’de yeşil alan görebilir misiniz?
5 Şubat 1992 Sayfa 19
