Tarih 7 Eylül 1998. Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı Duma, tarihinin belki de en kritik kararını alıyor. Ekonomik krizle çalkalanan Rusya’da Duma, Kremlin’e açıkça meydan okuyor ve ‘Adayın Çernomırdin Rusya’ya başbakan olamaz’ diyor. Devlet Başkanı Yeltsin’in önerdiği adayı iki kez reddeden Duma, bir yandan feshedilme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor, diğer yandan ülkenin içinde bulunduğu siyasi krizinde belki de son dönemeç alınıyor. Bu karardan sonra dünyanın gözü Moskova’ya çevriliyor. Belirsizlik ortamında Moskova’dan yayılan iç savaş naraları tüm ülkeyi kaplıyor. Kellesini isteyen komünistlerin karşısında Yeltsin, ilk kez bu kadar çaresiz, sessiz, kararsız kalıyor ve gelişmeleri Gorki-9 adlı ikametgâhından izlemekle yetiniyor. Çernomırdin’i üçüncü kez Duma’nın önüne sunarsa yine ret oyu alacağını ve Duma’yı feshetmek zorunda kalacağını bilen Yeltsin, krizi çözecek formül arıyor. İşte o günlerde aklında bir isim beliriyor: Yevgeni Primakov…
Aynı günlerde, nedense Primakov’un adı Duma’nın koridorlarında da sık duyulur oluyor. Komünistlerden liberallere kadar herkes krizden çıkmanın tek yolunun Primakov’un başbakanlığa aday gösterilmesi olduğunu konuşuyor. 68 yaşındaki ‘eski komünist’, bir anda ülkenin en çok konuşulan adamı oluyor. Birleştirici özelliğe sahip bir lider oluşu ve adının dünya siyasetinde yabancı olmayışı, isminin popülaritesini de artırıyor. Yeltsin ile Primakov arasında 9 Eylül sabahı gerçekleşen kısa görüşmeden bir gün sonra Rusya Devlet Başkanı’nın beklenen mektubu Duma’ya ulaştığında, Moskova’nın üzerindeki kara bulutlar bir anda dağılıyor. Herkes beklenen kurtarıcıyı buluyor. Yeltsin, Primakov’u yeni başbakan adayı olarak Duma’ya sunuyor.
Ve bu gelişmeyle yaşlı politikacının uzun siyasi yaşamında yeni bir sayfa açılıyor.
11 Eylül’de herkesin beklediği karar Duma’dan çıktığında Yevgeni Primakov Rusya’nın yeni başbakanı oluyor.
Kremlin ile Duma arasında ülkeyi iç savaş ortamına taşıyabilecek gerginliğin uzlaşmayla aşılmasını sağlayan bu eski Sovyet bürokratı, aslında Batı’nın yakından tanıdığı bir isim. İki yıldan uzun bir süredir Rusya’nın Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten Primakov’a, Sovyetler Birliği’nin dağılışını tebessümle izleyen Batı, her zaman kuşkuyla baktı, diyaloglarında mesafeli davrandı. Bir dönemin ünlü KGB’sinde Avrupa ülkeleri ve ABD ile ilgili en gizli istihbaratlar onun elinin altındaydı. Sovyetler Birliği’nin dağılışı sırasında herkes sevinç naraları atarken, o sessiz kalmayı tercih etti. Ülkesinin çıkarları onun için her zaman öndeydi. Yani vatansever bir Sovyet’ti o.
1929’da Kiev’de doğdu Yevgeni Primakov, ancak gençliğinin büyük bölümü Tiflis’te geçti. İş yaşamına 1953’te Gostele Radyosu’nda başladı. 1962’de Pravda gazetesine girdi. Þark Enstitüsü mezunu olması, Arapçayı çok iyi konuşması, kariyerindeki yükselişi hızlandırdı ve bir zamanların bu efsane gazetesi onu Ortadoğu muhabiri olarak görevlendirdi. Kahire, Bağdat, Þam, Lübnan gibi kentlerde gazetesi adına çalıştı.
Pravda’nın bu acar muhabiri, Ortadoğu savaşlarının birçoğunu da gazete adına takip etti. Ancak sadece fotoğraf çekip gazetesine haber geçmekle yetinmiyordu Primakov. O günlerde dünyanın önde gelen haberalma örgütlerinin gizli ajanları Ortadoğu’da cirit atıyordu ve Primakov da boş durmadı. Gazetesine haber geçmesinin yanı sıra Rusya adına ‘haberalma’ faaliyetlerini de yürüttü. Tezini Þark Enstitüsü’nde tamamlamış olması, çok iyi düzeyde Arapça konuşması, onun diğer ajanlardan bir adım önde olmasını sağladı. Saddam Hüseyin ve Hüsnü Mübarek gibi liderlerin geleceği ile ilgili yorumları aksatmadan KGB’ye geçti. Yıllar sonra bu iki isim ile dostluk kuracağı, o yıllarda genç Primakov’un aklından geçmiyordu.
Ulusunun çıkarlarını her şeyden üstün tutan vatansever gazeteci Primakov’un hayatında Gorbaçov’un etkisi büyük. 1991’de Körfez Savaşı’nın çıkmasıyla Primakov, Rusya’da aranan bir isim haline geldi ve Gorbaçov’un siyasi danışmanlığına kadar yükseldi. O dönemde Saddam Hüseyin ile diyalog kurabilen ender isimlerdendi.
O yıllarda KGB, iç ve dış istihbarat olmak üzere ikiye ayrıldı. Başarılı çalışmalardan sonra Gorbaçov, onu KGB’nin en önemli biriminin, yani Dış Haberalma Servisi’nin (SVR) başına getirerek ödüllendirdi. Sovyetler Birliği o günlerde dağılmanın sancılarını yaşıyordu. Gorbaçov’un birbirini izleyen reformlarına o hep mesafeli baktı. Hiçbir zaman reformcu ve demokrat bir kişi olarak anılmadı. Gorbaçov’un yeniliklerine gönülden bağlılığını açıklayan diğer bürokratlardan değildi o.
Andrey Kozirev’in yerine Dışişleri Bakanı olan Primakov, Rusya’nın dış politikasını belirgin biçimde değiştirdi. Dış politikada yapılan hatalar onun döneminde neredeyse sıfıra indirgendi ve Rusya Batı’nın gözünde dış politikasındaki kararlı tutumuyla puan kazanır oldu. Primakov, Balkanlar’da, Ortadoğu’da ve Uzakdoğu’da her zaman Rusya’nın konumunu güçlendirmek için çalıştı, NATO’nun Doğu Avrupa’ya yayılma sürecini hiçbir zaman benimsemedi ve bir dizi uluslararası konuda ABD’nin karşısına çıkmaya başladı. Moskova, BDT ülkelerine yönelik politikasında her ne kadar ciddi başarılar elde edemese de onlara yeniden ‘ağabeylik’ yapmaya başlamasında Primakov’un izlediği dış politika başarılı oldu. Bu tutumuyla Primakov komünistlerin gözünde de yükseldi. Başkanı ve hükümeti eleştiri yağmuruna tutan komünist muhalefetin dışişlerini hedef almaması dikkat çekiciydi. Daha çok siyasi bir isim olarak kabul edilen Primakov’un ekonomik politika konusunda nasıl bir tutum izleyeceği Moskova’da merakla bekleniyor.
Primakov’un tek dezavantajı ise ilerlemiş yaşı. 68 yaşındaki Başbakan’ın bazı sağlık problemleri bulunuyor. Geçtiğimiz yıl safra kesesi ameliyatı geçirmesi ve sağlığının bu yoğun tempoya dayanamayacağı da Moskova kulislerinde yaygın bir görüş. Yani Rusya’nın en güçlü iki ismi Yeltsin ve Primakov’un tek ortak özelliklerinin sağlık sorunları olduğu belirtiliyor. Siyasi uzmanlar Yeltsin’in erken ölümü halinde Primakov’un üç ay süresince, yeni seçimler yapılıncaya kadar Rusya’yı yöneteceğine dikkat çekiyor ve sağlığının bu görevi üstlenmesine engel olabileceği görüşünde birleşiyor. Primakov’un, öteki pek çok liderden ve bu arada başbakan adaylarından farklı olarak, devlet başkanlığına aday olmaması da dikkat çekici bir başka nokta. Boris Yeltsin’in Primakov adında karar kılmasında bu faktörün önemli rol oynadığı yorumları yapılıyor. Ancak bir süre öncesine kadar başbakanlık görevinin kendisine teklif edilmesi halinde kabul etmeyeceğini açıklayan Primakov’un 2000 yılına kadar görüş değiştirmeyeceğini söylemek de bir hayli güç. Rusya’yı bir süredir ciddi bir biçimde tehdit eden siyasi kriz ‘şimdilik’ Primakov adıyla aşıldı. Herkes ona kurtarıcı gözüyle baktı ve başbakanlık kendisine bir anlamda altın kâsede sunuldu. Yaşlı siyasetçinin bu ödülü nasıl değerlendireceğini ise önümüzdeki günler belirleyecek.
14 Eylül 1998