Bir kent suçunun belgesel öyküsü

Bir kent suçunun belgesel öyküsü

26/11/1992

Park Otel Olayı

OKTAY EKİNCİ – Park Otel kitabı, salt çirkin bir yapının değil, uygarlaşma yolunda Türkiye’nin nerelerde olduğunu göstermesi bakımından da tüm çevre ve demokrasi dostlarının edinmesi gereken bir çalışma.

Son yıllarda, özellikle uygunsuz ve spekülatif yapılaşmanın yaygınlaşmasıyla birlikte, yaşadıkları ortamın doğal ve kültürel değerlerine sahip çıkan duyarlı çevrelerin gündeme getirdikleri yeni bir hukuk kavramı var: “Kente Karşı Suç.”

Aslında bazı Batı toplumlarında ve özellikle kentleşme süreçlerini tamamlamış, “kent kültürü” dediğimiz, insana ve çevreye saygıyı uygarlaşmanın olmazsa olmaz koşulu olarak görmeye başlayan toplumlarda böyle bir suç kavramı hukuk düzenlerinde çoktan yerini almış durumda.

Örneğin Fransa’da 1977’de yürürlüğe giren, mimarlığın yetki ve sorumluluklarını belirleyen meslek yasasında “mimarlık kültürün bir ifadesidir” şeklindeki temel saptama daha ilk baştan yapılıyor ve hemen ardından bu kültürel eylemin “kente karşı suç teşkil etmeyecek şekilde” nasıl gerçekleşebileceği ise şöyle belirleniyor:

“Kentsel, doğal ve tarihsel çevreye saygı kamu yararınadır. İmar Planı ve inşaat izni veren yetkililer, bu saygıyı garanti ederler.”

Zagreb, Amsterdam gibi kültürel kimliğin korunmasında kökleşmiş geleneklere sahip kimi kentlerde de, bu kimliğin zedelenmesine yol açabilecek “suçların”, daha “niyetlenme” aşamasındayken engellenmesi, imar hukuklarının temelini oluşturuyor. Dr. Turgut Cansever’in “Osmanlı kent düzenindeki ahlak anlayışının Batı’ da yasalara geçmiş şekli” olarak değerlendirdiği Zagreb imar yönetmeliğinde, şu “önkoşul” yer alıyor:

“Bu kentte yeni bina yapmak yasaktır. Ancak, kim yeni bir binaya gereksinim duyuyorsa, bunu ancak kenti daha da güzelleştireceğini kanıtlayarak yapabilir…”

Kente karşı suç kavramı, işte böylesine “düzeyli” bir imar düzeni için ve öncelikle kamu yararını, insana ve çevreye saygıyı ve demokrasiyi esas alan bir kentleşme süreci için, ülkemiz açısından eksikliği her geçen gün daha çok hissedilen bir kavram. O kadar ki, günümüzdeki birçok “yasal” uygulamalar bile yarattıkları kentsel sorunlar ve insan onuruna yakışmayan yaşam çevrelerine neden olarak etkileriyle, gerçekten kente karşı işlenen birer suç ürünü olarak yükseliyorlar. Ve elbette bu “cezası olmayan” ağır suçun altında ezilen ise salt kent değil, tüm kent halkı oluyor…

İşte, İstanbul’daki Park Otel, bu yeni suç kavramının ne denli önemli olduğunu gösteren; hemen tüm özellikleriyle kente ve topluma karşı “imar yoluyla işlenen” suçların kimi zaman o kent ve o toplum için ne denli onarılmaz yaralara yol açabileceğini kanıtlayan; üstelik de “önceden planlanarak” (taammüden) gerçekleştirilen bir “kentsel cinayet” olarak tarihe geçiyor. Ve yine Park Otel, diğer tüm kentsel cinayetlerde olduğu gibi, cezasını “suçu işleyenin” değil, toplumun ve kentin çektiği; “giderilmesi olanaksız” zararlarıyla İstanbul’un üzerine bir karabasan gibi çöken; karanlık bir dönemin “gözü kara” yatırımı olarak Boğaziçi silüetinde yerini alıyor.

Binanın tartışılmaya başlanması ile birlikte, böylesi bir suça karşı kamuoyu duyarlılığının yükseltilmesinde ve gelişmeleri hemen tüm yönleriyle halka duyurma konusuna, hiç kuşkusuz Cumhuriyet gazetesinin ve gazetenin çalışkan muhabirlerinden Remzi Gökdağ’ın çok büyük katkıları oldu.

Park Otel, basında son üç yıl içinde yayımlanan “kentleşme haberleri” arasında ilk sırayı “tüm çirkinliğiyle” alırken, Cumhuriyet gazetesindeki Remzi Gökdağ imzası, bu savaşımın “kamuoyu desteği” cephesinde kente, çevreye, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmanın “simgesi” haline geldi.

Ve zaman içerisinde yine Remzi Gökdağ ismi, Park Otel’e karşı sürdürülen “sivil-demokratik savaşımın” ortak bir sesi, dayanışma odağı ve “duyarlı gazeteciliğin” toplumla bütünleşen çağdaş bir örneği olarak, arşivlerde saklanan haber küpürlerinde yerini aldı.

Remzi Gökdağ’ın Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan Park Otel’le ilgili sayısız yazı ve haberlerinin birikimiyle yaratılan kitap ise, bu tarihsel “kamu hizmetinin” tüm toplumsal kazanımlarını, küpür arşivlerinden kurtarıp kütüphanelerimize getiriyor.

Kitapta, öncelikle tarih sırasına göre yer alan gelişmeler ve çok önemli bilgiler, İstanbul’da “kente karşı işlenen suçların” en amansızlarından birinde, suçu işleyenlerin bu cesaretlerini nereden ve kimlerden buldukları, çıkarları uğruna hukuku ve demokrasiyi nasıl ayaklar altına aldıkları ve “yetkili resmi kişi ve kuramların” da bu suça nasıl önayak olup, yeşil ışık yakabildikleri geleceğe dönük çok önemli kaynak belgeler olarak yer alıyor.

Park Otel Olayı, salt çirkin bir yapının değil, uygarlaşma yolunda Türkiye’nin nerelerde olduğunu göstermesi bakımından da tüm çevre ve demokrasi dostlarının edinmesi gereken bir çalışma.

Üstelik, aynı anda, dur durak bilmeyen bir savaşımın, titiz ve duyarlı bir gazetecilik görevinin ürünü…

Bir kent suçunun belgesel öyküsü
Bir kent suçunun belgesel öyküsü - REMZİ GÖKDAĞ

26 Kasım 1992

Cumhuriyet Kitap Eki’nin 144. sayısı

remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
3

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
4 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
5 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
6 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
7

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
8 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
9 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Kavurucu bir sıcak, tuzla kaplı bir zemin ve hayata sıkıca tutunan bu ağaçlar çölün uçsuz bucaksız sessizliğinde, imkansıza direnen bir yaşam mücadelesini…
10

Tutkunla Var Ol

Hayat, basit bir gerçeği hatırlatır: Değişim, bir karar kadar yakındır. Her dönüşüm, “artık yeter” dediğin anda başlar.…
Matmazelin geç gelen sevinci
Önceki Yazı

Matmazelin geç gelen sevinci

Belediye muhabiri gökdelene karşı
Sonraki Yazı

Belediye muhabiri gökdelene karşı