“2 hafta iznim İsviçre’ye feda olsun”

“2 hafta iznim İsviçre’ye feda olsun”

İsviçrelilerin çikolata, peynir ve saatten sonra en çok ilgilerini çeken konu ülkede sık sık tekrarlanan referandumlar. Fırsat buldukça toplanıp oy vermeye gidiyorlar. Aklınıza gelebilecek her konuda referandum yapılıyor burada. 100 bin kişinin imzasıyla hazırlanan yasa teklifleri her fırsatta halkın oyuna sunuluyor.

Bu ülkeyi ve insanlarını tanıyanlar için aslında referandumlar ve garip sonuçları pek şaşırtıcı değil. Halkın ne düşündüğünü ve bunu sandığa nasıl yansıtacağını tahmin etmek kolay. Doğayı koruyan, yaşam standartlarını yükselten, yabancıların hareketlerini kısıtlayan her konuda sandıktan “Evet” sonucunun çıkma ihtimali yüksek. Bunun adına doğrudan demokrasi deniyor burada ve İsviçreliler en az karlı Alp dağları kadar bu demokratik sistemleriyle de gurur duyuyor. Onlara göre “doğrudan demokrasinin nimeti” olarak kabul edilen referandumlar bazen tehlikeli sonuçlar da doğurabiliyor. 2009 yılında yapılan ve minarelerin yasaklanmasıyla sonuçlanan oylama bunun en unutulmaz örneklerinden. Seçimle işbaşına gelen hükümetler de zaman zaman bu sonuçlardan zarar görebiliyor.

Geçenlerde bir referandum daha yaşandı ve bitti. Bu sefer de ilginç sorular gündemdeydi ve en az sorular kadar ilginç sonuçlar da ortaya çıktı. Aslında biz yabancıların şaşırdığı sonuçlara İsviçreliler çoktan hazırlıklıydı.

Bazı sorular yerel sorunları, bazılarıysa ülke genelini ilgilendiren konuları içeriyordu. Örneğin Cenevre’deki oylamada izinsiz gösteri düzenleyenlere karşı sert tedbirlerin alınması kabul edildi. Birleşmiş Milletler ve çok sayıda uluslararası örgüte ev sahipliği yapan kentte artık her isteyen protesto gösterisi düzenleyemeyecek. Düzenleyenler de 100 bin İsviçre Frangı ve 5 yıla kadar hapis cezasını göze alacak. Zürih’teki oylama da en az Cenevre’deki kadar ilginçti. Yeni bölgeler ve açık otoparklarla seks ticaretini yerleşim bölgelerinden uzak tutulacağına inanan Zürihliler, fahişelerin çalışma alanlarının yeniden düzenlenmesine “evet” dedi.

Referandumun en ilginç sonucu ise ülke genelinde halka sorulan yıllık izinler konusundaydı. “4 haftalık izninizin 6 haftaya çıkmasını ister misiniz?” diye soruldu. Verilen yanıt bu ülkenin halkı dışında herkesi şaşırttı. İsviçreliler kendilerine teklif edilen fazladan 2 haftalık ücretli izni istemedi, bir anlamda “Zaten 4 hafta iznimiz var bu bize yeter. Fazlası huzurumuzu bozmasın” dedi.

Ülkede yaşayan yabancılar bu durumu anlamaya çalıştırken, haber internet üzerinden dünya basınına çoktan yansımıştı. Halkın yüzde 66’sının tatil teklifini geri çevirmesi ertes gün dünya genelinde internet üzerinden en çok okunan konulardan biri olmuştu.

2 haftalık ek tatili istemeyenlerin gerekçesi ekonomik krizdi. Avrupa’yı yakından etkileyen krizin kendi ülkelerine sıçramasından çekiniyorlardı. Ülkenin geleceği için fazla tatilin lafı bile olmazdı. Çoğu “Yeter ki İsviçre zarar görmesin biz 4 hafta tatille de yetiniriz” diyordu.

Bu durumu anlamakta zorluk çeken bizlere yardımcı olan İsviçreli arkadaşlarımız bir hatırlatma yaptı: “Biz 2002 yılında da ilginç bir sonuca imza atmıştık. Haftalık çalışma sürelerinin 42 saatten 36 saate indirilmesi teklifini o yıl reddettik.”

Zaman zaman soruyorlar, “Alışabildin mi oralara?” diye. Az çalışmayı reddeden, fazla tatil istemeyen bir ülkedeyiz. Böyle bir ülkeye alışabilmek zaman alıyor.

25 Mart 2012 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlandı. 

“2 hafta iznim İsviçre’ye feda olsun”

remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
3

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
4 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
5 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
6 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
7

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
8 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
9 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Kavurucu bir sıcak, tuzla kaplı bir zemin ve hayata sıkıca tutunan bu ağaçlar çölün uçsuz bucaksız sessizliğinde, imkansıza direnen bir yaşam mücadelesini…
10

Tutkunla Var Ol

Hayat, basit bir gerçeği hatırlatır: Değişim, bir karar kadar yakındır. Her dönüşüm, “artık yeter” dediğin anda başlar.…
Biz Bıcır’ı çok sevdik
Önceki Yazı

Biz Bıcır’ı çok sevdik

Milano’da 1 gün
Sonraki Yazı

Milano’da 1 gün