Sevgili İstanbul

Benim için Sevgili İstanbul, sadece bir kitap yazma süreci değil; sokaklarından yavaş yavaş silinen o eski nezaketin, o sıcak mahalle ikliminin ve çocukluk hatıralarımın peşine düştüğüm derin bir yolculuktu. Yedi ay süren bu rüya maratonunun perde arkasını paylaşmak istedim.

Sevgili İstanbul: Kayıp Bir Şehrin İzinde

Bir kitap yazmak yazarın kendi içine yaptığı bir yolculuktur; ancak Sevgili İstanbul, benim için çok daha fazlası, kayıp bir şehrin ruhunu keşfetme çabası oldu. İstanbul’un o eski, sıcak mahalle kültürünün yok olmaya yüz tutması içimde bir sızıya dönüştüğünde, geçmişin izini sürmek istiyordum. Şehri gerçekten yaşayan ve hisseden insanlarla bir araya gelmek amacım buydu.

Bir Soruyla Başlayan Yolculuk

Görüştüğüm herkese sorduğum ilk soru “Çocukluğunuzdan neler hatırlıyorsunuz?” oldu. Bu basit soru; sadece eski günleri değil, o yılların coşkusunu, hüznünü ve hayatın dönüm noktalarını da gün yüzüne çıkardı. Dinlediğim hikâyeler beni Sultanahmet’in sokaklarından Yeşilçam’ın ışıltılı yıllarına, Nevizade’nin sessiz akşamlarından eski semtlerin masumiyetine kadar pek çok farklı ana götürdü.

Yirmi İnsan, Yirmi Farklı İstanbul

İstanbul’un beyefendileri ve hanımefendileri; anılarını, kırgınlıklarını ve şehre dair şaşkınlıklarını tüm içtenlikleriyle paylaştılar. Kitapta yer alan yirmi farklı ses, İstanbul’un geçirdiği büyük değişimi kendi pencerelerinden anlattı. Kimisi bu dönüşümü kabullendi, kimisi ise sitemle karşıladı.

Sevgili İstanbul, notlarımın arasında biriken bu kıymetli seslerin birleşmesiyle doğdu. Kitaptaki her hikâye; bu şehrin gerçek sokaklarında, evlerinde ve sinemalarında yaşanmış, İstanbul’un kalbini temsil eden gerçek birer hatıradır.

Yedi Aylık Bir Rüya Maratonu

Bu yolculuğun başlangıcı pek de kolay olmadı. İstanbul’u en iyi anlatan, şehre ruhunu vermiş doğru isimleri bir araya getirmek uzun bir mesai gerektirdi. Kadro tamamlandığında yaşadığım heyecan tarif edilemezdi.

Hasan Pulur ve Oktay Akbal gibi efsane isimlerle, sağlık sorunları nedeniyle hastanede oldukları dönemde telefonla görüşmek zorunda kaldım. Şehri binlerce kez yazmış bu ustalara yeniden “İstanbul”u sormanın başta zor olacağını düşünmüştüm; fakat onlar anlatmaya başladığında her şey doğal bir ritme oturdu.

İlk Buluşmadan Son Hatıraya

Yedi aylık maraton, 20 Ekim 2014’te, sonbaharın serin rüzgarları eşliğinde Rüknü Özkök ile Kadıköy İskelesi’ndeki küçük bir çay bahçesinde başladı. 15 Mayıs 2015’te Yorgo Okumuş ile yaptığım son görüşmeye kadar toplam 20 efsane isimle tanıştım. Onların hayat hikayelerine dokunmak, benim için ömrümün en unutulmaz tecrübesi oldu.

Beklenmedik Bir Talihsizlik

Röportajlar boyunca yanımdan ayırmadığım üç şey vardı: Ses kayıt cihazı, fotoğraf makinesi ve not defteri. Ancak hayat bazen karşınıza hiç beklemediğiniz engeller çıkarıyor. Tüm kayıtlarımı yedeklediğim bellek arızalanıp çalışmaz hale gelince, aylar süren emeğim bir anda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

O an yaşadığım çaresizliği anlatmak imkansız. Elinizde yalnızca not defterinizdeki hızlı karalamalar kaldığında, hikâye artık sadece bir röportaj olmaktan çıkıp çok daha kişisel ve derin bir anlatıya dönüşüyor.

İstanbul’un Ruhuyla Yeniden Buluşmak

Yaşadığım teknik talihsizlikten sonra, elimdeki notlar benim için birer pusulaya dönüştü. Kayıtları telafi etmek için tozlu arşivlere ve eski gazete sayfalarına daldım; anlatılan her sokağı, her ismi tek tek araştırdım. Yedi ay boyunca dinlediğim o hikâyeleri İstanbul’un farklı köşelerinde; Maçka Parkı’nda, Süleymaniye’nin tarih kokan çay bahçelerinde, Boğaz’ın rüzgârında ve Beyoğlu’nun kalabalığında yeniden kaleme aldım. Şehrin o anki atmosferinin, kitabın her satırına sindiğine inanıyorum.

Mutfaktaki Destek ve Son Dokunuş

Yazma süreci bittiğinde sıra düzeltmelere gelmişti. Bu aşamada en büyük şansım, hayatımın editörü olan eşim Yelda’ydı. Onun titizliği ve bakış açısı, kitaba son şeklini verdi. Kapak için ise kendi objektifimden çıkan bir kareyi seçtim. Martı ve Galata Köprüsü. İstanbul’un bu iki sembolü, kitabın ruhunu en yalın haliyle yansıtıyordu. Ve nihayet, her şey 2015 TÜYAP Kitap Fuarı’na tam vaktinde yetişti.

Bir Şehre Veda Mektubu

Bu çalışma sırasında tanıştığım her insan bende silinmez izler bıraktı. Çoğu artık aramızda olmasa da anıları benimle yaşamaya devam ediyor. Geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum. İstanbul, tıpkı bu kitabın notları gibi zamanın içinde süzülen bir rüya mıydı? Belki de bu kitap, hiç geri gelmeyecek o eski günlere yazılmış bir veda mektubu, bir ağıttı… Ben de sadece bu ağıtı aktaran kişi oldum.

Şimdi bu sayfalar sizin ellerinizde. Onları okurken geçmişin o huzurlu rüyasında mı kaybolacaksınız, yoksa şehrin bugünkü sert gerçekleriyle mi yüzleşeceksiniz, bilmiyorum. Belki de tıpkı İstanbul’un kendisi gibi, hem o büyülü rüyayı hem de bu keskin hüznü aynı anda iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Sizin zihninizdeki o ‘Sevgili İstanbul’ hala bir yerlerde yaşıyor mu, yoksa o da sadece bu hikâyelerin içinde mi kaldı?

27 Nisan 2016’da TRT Kent Radyo’da Sevgili İstanbul kitabının tanıtımı vardı. 20 dakika süren bir söyleşiydi…

31 Mart 2016 tarihinde Sevgili İstanbul TRT Kent Radyo İstanbul’un bir kez daha konuğu oldu…

Renkler, Hikayeler, Seyşeller...
Önceki Yazı

Renkler, Hikayeler, Seyşeller…

Başka Şehirler - Remzi Gökdağ
Sonraki Yazı

Başka Şehirler