Zürih’ten bahar manzaraları

Zürih’ten bahar manzaraları

Bu yıl Zürih’e bahar erken gelmiş. Geçen yıla oranla güneş yüzünü gösterme konusunda biraz daha cömertmiş. Hatta daha önceki yıllarla kıyaslayanlar bunun bahar değil yaz olabileceği konusunda tartışıyor. Bunlar Zürih’te uzun yıllar yaşayanladan duyduklarım… Kente kışı yaşamadan baharla merhaba diyen benim gibiler bu tartışmaları pek de önemsemiyor aslında. Sokaklara açılıp parkları keşfetmek “Bahar mı geldi yaz mı?” sorusuna cevap aramaktan daha keyifli.

Uzun bir kışı geride bırakan Zürihlilerin büyük bölümü güneşin tadını Zürih Gölü’nün kıyılarında çıkarıyor. Havanın ısınmasını fırsat bilen birkaç kişi kendini şimdiden gölün serin sularına bırakmış. Onlar mı bu konuyu biraz abartıyor biz mi kente yabancıyız bunu zaman içinde öğreneceğiz ama görünen o ki Zürihliler baharı en az kış kadar seviyor. Kent merkezinden görünen Alplerin zirvesini örten kara inat gölün etrafı rengarenk. Parklardaki ağaçlar çicek açmış, insanlar da bu renk cümbüşüne ayak uydurmuş. Zerafet konusunda birbiriyle yarışan Zürihliler sanki resmi olmayan bir moda şovu seriliyor. Dondurma bu mevsimin en çok rağbet edilen yiyeceği. Bira ve şampanyanın yanında sosis ızgara ve patates kızartması da sokaklarda atıştırmayı tercih edenlerin vazgeçilmez seçeneklerinden.

Şehir merkezindeki yeşil alanlar kadar restoran ve kafeteryalar da kalabalık. Avrupa mutfağının değişik tadlarını arayanlar kent merkezindeki restoranların kapısında kuyruk oluşturuyor. İsviçre’nin meşhur fondüsünü sunan restoranlarda ise yer bulmak neredeyse imkansız. Fondü masalarından dar sokaklara yayılan peynir ve şarap kokusu birbirine karışıyor. Yemek yiyen ve parklarda güneşlenenlerin dışında kenti keşfetmeye çalışan turistlerin sayısı da az değil. Tarihi binaların etrafında ağır adımlarla yürüyen turistler bir yandan geçtikleri her sokağı görüntülüyor bir yandan da ellerindeki haritalarından yollarını bulmaya çalşıyor. Tramvay ve otobüslerin aksine nehirde sefer yapan teknelerde boş koltuk yok. Hafta içinde yaygın olan ulaşım alışkanlıkları hafta sonu değişiyor. Kent merkezinde baharın tadını çıkaran kalabalığa karşın araç trafiği şaşılacak kadar az.

Sıradan bir cumartesi günü kent merkezinde yoğunlaşan kalabalığı üç gruba ayırmak mümkün. Parklarda güneşin keyfini çıkaran ve kenti keşfeden turistlerin dışındaki üçüncü grubu haftalık alışverişlerini yapanlar oluşturuyor. Yasalara göre pazar günleri İsviçre’deki restoran ve cafe dışında kalan işyerleri kapalı. Havaalanı ve kent merkezindeki tren istasyonunda bulunan küçük dükkalar hariç pazar günleri açık bir yer bulmak imkansız. Hafta içi saat 21:00’de kapanan mağazalara yetişmek çalışan her İsviçreli için mümkün değil. Cumartesi mahkumlarının ortak hedefi kalabalık bir alışveriş merkezine dalıp dar koridorlar arasında süren amansız bir yarıştan sonra kasaya ulaşabilmek. Aslında buna ‘cumartesi kaosu’ demek de mümkün. Raflara konan ürünler kısa sürede tükeniyor. Görevliler boşalan rafları dolduruyor, müşteriler de bu ürünleri sepetlerine almak için yarışıyor. Hedefine ulaşabilen hızla bir sonraki koridora geçiyor. Bu sırada seri hareket etmek ve hızlı refleks hayati önem taşıyor. Aksi halde gözü ketçapa kilitlenmiş üzerinize doğru gelen iri yarı birinin altında kalabilirsiniz. Yavaş hareket edip ürünlerin üzerindeki Almanca etiketleri tercüme etmeye çalışıyorsanız, panik halinde rafları boşaltan diğer müşterlere engel olabilirsiniz. Her fırsatta kurallarıyla övünen İsviçre’nin cumartesi günleri yaşanan alışveriş kaosuna çözüm üretememesi şaşırtıcı.

( Bu yazı 26 Nisan 2009 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.)

260409_bahar
remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1 blank

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
3 blank

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
4 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
5 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
6 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
7 blank

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
8 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
9 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Kavurucu bir sıcak, tuzla kaplı bir zemin ve hayata sıkıca tutunan bu ağaçlar çölün uçsuz bucaksız sessizliğinde, imkansıza direnen bir yaşam mücadelesini…
10 blank

Tutkunla Var Ol

Hayat, basit bir gerçeği hatırlatır: Değişim, bir karar kadar yakındır. Her dönüşüm, “artık yeter” dediğin anda başlar.…
Ölümün keşfedildiği kasaba
Önceki Yazı

Ölümün keşfedildiği kasaba

Saat gibi işleyen bir kent: Zürih
Sonraki Yazı

Saat gibi işleyen bir kent: Zürih