Ansiklopediler benim için birer zaman makinesiydi. Küçük harflerin arasında kaybolur, geçmişin ünlü gezginleriyle buluşurdum. Onlarla konuşur, maceralarına katılır, bazen de kendimi onların yerine koyup keşiflerin heyecanını yaşardım.
Geçenlerde eski bir ansiklopedinin tozlu sayfaları arasında dolaşırken, onların sesini duyar gibi oldum. Hikâyeleri zihnimde canlandı; eski haritaların çizgileri arasında keşfedilmemiş topraklar belirdi.
Uzak bir kıtanın sahillerine dalgalar vuruyordu. Kumların üzerinde yürüyen biri, bilinmeyenin sınırlarını yokluyor gibiydi. Önünde sonsuz bir okyanus, arkasında masallarla dolu orman vardı. Ağaçların dallarından hikâyeler sarkıyordu.
Bir gece, yıldızların arasında süzülen bir gemide buluyorum kendimi. Deniz uğulduyor; yeni bir yolculuk başlıyordu. Haritaların sınırlarını aşan bir yoldu bu. Yıldızlar yol gösteriyor, dağlar eşlik ediyordu. Ayaklarım toprağa değiyor, ama nerede olduğumu bilmiyordum. Zaman akıyor, geçmişle geleceği birbirine katıyordu.
Bilinmeyende gezinmek tam da böyle bir şeydir. O kapağı araladığınızda, kendi zamanınızdan firar edip tarihin tozlu koridorlarında kaybolmayı seçen bir kaşif olursunuz.

