Yaklaşık bir buçuk asır boyunca fotoğrafın gerçeği anlattığına inandık. Gazetede gördüğümüz bir kare, bize olanı biteni tartışmasız biçimde sunardı. O dönem kapandı, artık “tarihsel sürrealizm” çağındayız.
Gerçeğe tanıklık eden fotoğrafların yerini, halüsinasyon üreten görüntüler aldı. Bir zamanlar ışık ve kimya ile dünyanın izini süren fotoğraf, artık yapay zekânın hayal ürününe dönüştü.
Bunu en net sahte savaş ve protesto fotoğraflarında gördük. Gerçekte hiç yaşanmamış patlamalar, yıkılmış sokaklar birkaç kelimelik komutla üretilip “son dakika” görüntüsü gibi paylaşıldı; milyonlarca insan bu kareleri gerçek sandı. Yine benzer şekilde bazı ülkelerde siyasilerin gözaltına alındığını, kaçtığını gösteren yapay zekâ görselleri gündem oldu; fotoğrafların kurgu olduğu anlaşılana kadar kamuoyu çoktan bölünmüştü.
Artık tarihi yeniden yazmak kolay. Dakikalar içinde sahte ama ikna edici görüntüler üretmek mümkün. Sosyal medya bu süreci hızlandırıyor; yalanlar düzeltme beklemeden yayılıyor. Algoritmalar da bu kar topunu büyütüyor. Siyaset kamuoyunu yönlendirmek için bu yeni alanı keşfederken, gerçeğe olan inanç hızla eriyor.
Gerçek Fotoğrafları Kim Çekiyor?

Elbette, fotoğrafın manipüle edilmesi yeni değil. Karanlık oda döneminden beri gerçek, değiştirilebilir bir alandı ancak bu işi yapmak beceri isterdi, sınırlar belliydi. Yapay zekâ bu sınırları kaldırdı ve görüntüyle birlikte güven duygusunu da dönüştürdü.
Bugün fotoğraf artık ortak bir gerçekliğin dili değil. Belki de insanlık, binlerce yıl önceki gibi, gerçeği yeniden tartıştığı bir döneme dönüyor. O zamanlar “doğru”, topluluk içinde onaylanırdı. Şimdi de benzer bir süreç var. Gerçeğin evrensel değil, yerel olduğu bir çağda yaşıyoruz. Matbaa, bilgiyi algılama biçimimizi nasıl değiştirdiyse, yapay zekâ da algılamzı dönüştürüyor. Bu dönüşümde asıl mesele teknoloji değil, güven.
Gerçeği artık makinelerle değil, insan sezgisiyle bulacağız.
Fotoğraf bugün bir kanıt değil sadece bir yorum. Gerçek değil, sadece bir anlam.
