TIRGOVIÇ – Karlı bir şubat sabahı Türklerin yoğun olarak yaşadığı Tırgoviç bölgesine giriyoruz. Tirgoviç, Kuzey Bulgaristan’da Deliormanlar’a yakın yılın büyük bir bölümü karlarla kaplı bir bölge.
Otobüsümüz Osmanpazar köyüne giriyor. Kar yağışı ve tipi köyü bizden saklıyor adeta. Köy muhtarlığının önünde duruyoruz. Otobüsten inen gazeteci grubunu şaşkın ve ürkek izliyor köy sakinleri.
Köy muhtarı bizi kapıda karşılıyor. Türkiye’den geldiğimizi öğrenen muhtar bizi hemen içeri alıyor. Küçük bir salon, küçük bir soba, 10 kişilik dikdörtgen bir masa. Masanın etrafına oturuyoruz. Muhtar bize önce bir hoş geldiniz diyor. Sonra başlıyor anlatmaya. Köyde en büyük sorunun işsizlik olduğunu söylüyor muhtar Yusuf Mustafa. Gençlerin artık tarlada çalışmayı beğenmediğini söylüyor. İhtiyarlar ise buğday ve mısır yetiştiriyor.
Köy halkı muhtarlığın etrafına toplanıyor. İçeride konuşulanlar merak ediyorlar. Çocuklar salonun camlarında biriken karları silip içeride olup biteni izliyorlar. Dışarı çıktığımızda bir grup da kapı önünde bekliyor. Gazeteci arkadaşlarla aralarına giriyoruz. Önce bizimle konuşmaya çekiniyorlar. Ama uzun sürmüyor, hemen kaynaşıyoruz. Biz köy halkı ile konuşurken çocuklar da omzumuzdaki fotoğraf makinelerini kurcalıyorlar. Konuştuğumuz kişiler Türkiye hasretiyle yanıp tutuşuyor. Bazıları 1989 göçüyle dilinin yanmasına karşın “Türke Türkiye’de yaşamak yakışır” diyor.
Yoğun bir tipi altında etrafımızda biriken yaklaşık 25 kişilik grupla teker teker konuşuyoruz.
Grubun içinde 60 yaşlarında biri konuşmasıyla diğerlerini bastırıyor. Adi Hasan Mustafa Mahmutov. 1989 yılında Türkiye’ye göç eden Hasan Dede, o günlerde yaşadığı sıkıntıyı anımsayınca önce gözleri doluyor. Karlar Hasan Dede’nin gözyaşlarında eriyor. Hasan Dede Kapıkule’den girdiğinde, bir süre Soydaşkent’teki çadırlara 7 kişilik ailesiyle sığınıyor.
Yaklaşık bir hafta burada kaldıktan sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a geliyor. Topkapı otobüs garajına indiğinde orada yaşadığı karmaşayı unutamıyor. Önce barınacak bir yer arıyorlar. Esenyurt’ta yaşayan tanıdıkları kiralık bir ev buluyor. Yerleşiyorlar. Oğlu ve gelini bir iş bulup çalışmaya başlıyor. Kazandıklanı ile kira parasını ödeyebiliyorlar. Üç çocukları ile anne babası çalışamıyor. 4 ay istanbul’da geçen kötü günlerden sonra Hasan Dede ve eşi bir trenle Bulgaristan’a geri dönüyor. Mustafa Ahmet Yolaşan da 1989’da İstanbul’a gelenlerden. 4 kişi geliyorlar İstanbul’a, Güneşliköy’e yerleşiyorlar. Hanımı bir çorap fabrikasında iş buluyor. Kendi de bir kaynakçının yanında işe başlıyor. Fakat uzun süre çalışamıyor. Bir süre sonra hastalanınca işten ayrılıyor. İstanbul’da barınamayacağını anlayınca Mustafa Ahmet Yolaşan da ailesiyle birlikte Bulgaristan’a geri dönüyor.
Osmanpazar köylüleri, özellikle gençler bizden adres istiyor. İstanbul’a gelmeyi düşlüyor hepsi. Birlikte bir hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra otobüsümüze biniyoruz. Köy halkının dalgın bakışları içinde Osmanpazar köyünü geride bırakıyoruz.
Otobüsümüz Omurtak kasabasına giriyor. Tekrar meraklı gözler bizi izliyor. Belediye binasının önünde otobüsten iniyoruz. Omurtak kasabasının Türk Belediye Başkamı Necdet Ismail Mollov bizi kapıda karşılıyor. Mollov’la odasında bir süre konuşuyoruz. Sorularımızı şöyle yanıtlıyor: “Türkçe eğitimin başlamasına çok seviniyoruz. Haftada 4 saat dilbilgisi öğretiliyor. Şu anda en büyük sorunumuz işsizlik. 18 bin nüfusun yaklaşık 5 bini işsiz. Her şeye rağmen sistemin değişmesine seviniyorum. Fakat eski rejime alışanlar yeni rejime uyum sağlayamıyor.
8 Mart 1992 Sayfa 10
