remzi gokdag cumhuriyet haber arsivi 1

Sessizliğin doyumsuz tadı

03/04/1993

Adı Adatepe. Küçük bir köy. 50 evi var yok… Özelliği terkedilmiş olması. Ege’nin bu esrarengiz köyünde zaman sanki durmuş.

Sırtını dağlara dayamış iki tepe arasından şarap kadehi görünümündeki denizi gören köy Ayvacık-Edremit yolu üzerinde.

Yol üzerinde köyü gösteren ne bir işaret ne de bir hareket var. Karayolu üzerinde sarı üzerine siyah yazılı “Zeus Altarı” yazısını görüp tarihi bir mekânın yolunu tutanlar bilmeden bu köyün yakınlarından geçiyor. İlk anda garip bir duygu kaplıyor insanın içini. Egenin hayat veren yeşili içinde taştan yapılmış iki katlı evler görünüyor uzaktan. Bir anda Zeus Altarı’na yapılan yolculuk unutulabiliyor. Sokaklarında kimsenin yürümediği, horoz ve inek sesinin hatta kuş seslerinin bile duyulmadığı bu köyün çekimine bırakıyorsunuz bir anda kendinizi.

Köyün dayanılmaz cazibesi yaklaştıkça artıyor. Uzayan toprak yolun ucunda köy meydanı görünüyor. Meydana girdiğinizde sessizliğin içinde kayboluyorsunuz. Evlerin kapıları ve camları kapalı. İçlerinde hiçbir yaşam belirtisi yok. Kapalı kapılar ardındaki sessizlik köy meydanına yansıyor.

Sokakların sessizliği

Köyün dar sokaklarında sessizliği ayak sesinizle bozuyorsunuz. Ama en küçük bir gürültü çıkartmadan yürüyebilmek için de büyük dikkat gösteriyorsunuz. Bir anda karşınızda bir ihtiyar beliriyor. Kapısı kilitli bir evin gölgesinde yürüyor.

Omuzları düşmüş, kamburu çıkmış. Ona doğru hızlı adımlarla yaklaşıyorsunuz. Ayak seslerini duyup geriye dönüyor. Başka bir dünyadan gelen bir canlıyı görmüş gibi şaşırıyor yeşil gözleri açılıyor, başıyla hafifinden bir hareket yapıyor. Onunla konuşmak, bu esrarengiz köy hakkında bilgi almak için adeta can atıyorsunuz.

Sorularınızı kısa ama net yanıtlıyor ihtiyar. Adının Ali olduğunu öğreniyorsunuz sonradan. 70 yaşlanındaki Ali dedeyle köyün neresi olduğunu kestiremediğiniz dar bir yokuşunda sohbete başlıyorsunuz. Konuştukça çekingenliği kayboluyor, zaman zaman tebessüm beliriyor yüzünde. Ve başlıyor anlatmaya…

Köyün yaklaşık 500 yıllık bir geçmişi olduğunu ondan öğreniyorsunuz. Kurtuluş Savaşı sonrası köy sakinlerinin çoğunluğunu oluşturan Rumların nasıl köyden ayrıldığını, gidenlerin çocuklarının ve torunlarının zaman zaman köye gelerek dedelerinin evlerine uzaktan baktıklarını, köye yerleşen Türklerin de son 10 yıl içinde evlerinin kapılarına kilit vurup kasaba ve kentlere göç ettiklerini anlatıyor Ali dede.

Son yıllarda yol üzerindeki Zeus Altarı’nı görmeye gelip de köyün büyüsüne kapılan yerli turistlerin, boş evleri sahiplerinden satın aldıklarını ve restore ettikten sonra yerleştiklerini de yine Ali dededen öğreniyorsunuz. Düşük fiyatla alınan bu evler restore edildikten sonra tarihi dokusu bozulmadan yeniden canlanıyor ve büyük kentin gürültüsünden kaçanlara adeta huzurlu bir sığınak oluyor. Bu şekilde onarılan birkaç ev diğerlerinin yanında daha genç görünüyor.

Evler harap

Ali dedeyle sohbeti noktalıyorsunuz. Köyün tepesine doğru yürümeye devam ediyorsunuz. Tepeye yaklaştıkça evlerin köy meydanındakilerden daha harap olduğunu, bazılarının duvarlarının yıkıldığını, çatılarının çöktüğünü görüyorsunuz. Hepsinin kapısında bir kilit. Kilidi olmayan kapılar ise kalın sicimlerle sıkı sıkı bağlı.

Çayırlarında daha önce görmediğiniz kır çiçekleri. Yorgunluğunuzu atmak için çayıra uzanıp gözlerinizi gökyüzünün mavi sonsuzluğuna dikiyorsunuz. Ya da köyü tepeden seyrediyorsunuz. Manzaranın güzelliği ile bir kez daha büyüleniyorsunuz. Dalları henüz çiçek açmış ağaçlar, yeşilin değişik tonlarındaki çayırlar, tam karşınızda mitolojinin baş kahramanı Tanrı Zeus adına yapılmış altarın bulunduğu çam ağaçlarıyla kaplı bir tepe ve tepenin yanında şarap kadehi görünümündeki deniz. Uzakta tepeleri görülen Yunan adaları. Ardınızda sonsuzluğa uzanan bir çam ormanı. Solunuz yine bir tepe. Ama yüksekçe bir tepe. Arada kalan vadiden akan dereye yansıyan güneş ışınları gözünüzü alıyor.

Böyle bir konumda bir anda yaşadığınız dünyadan uzaklaştığınızı, köyün Rum halkının şünüyorsunuz. yaşadığı hareketli günlerini düşünüyorsunuz.

Güneş dağlanın ardından Ege’nin herhangi bir yerinde batmaya hazırlanıyor. Kızıllık köyün taş duvarlarına yansıyor, sokak aralarına ulaşamıyor.

Gün batarken köyden ayrılıyorsunuz. Terkedilmiş köyün sessizliğini ardınızda bırakıyorsunuz. Yol alırken yaşadığınız görüntüleri canlandırıyorsunuz. Köyün üzerinizde bıraktığı etkiyi çözmeye çalışıyorsunuz ama başaramıyorsunuz. Yolunuza devam ederken bu sessiz köyü yaşamaya devam ediyorsunuz…

AMWts8A7Z1QjOHc5joJjVAzC2yNMDtsXn V8Hrg1LNso4XzJcO4GmYVSUuzvQiG32q7Q5KUhEcCUAwXG6FzjaLewUHfM2puEzqWUROcWhd0Xc2Tw IzlNSDfL6zf 3kslWa2DYj3HfYIw33YhbfsPhEIh6x55Q=w635 h947 no?authuser=1
Sessizliğin doyumsuz tadı - REMZİ GÖKDAĞ

3 Nisan 1993 Sayfa 19

ARŞİVDEN SEÇMELER...
Çölde bir gece

Uzak gökler altında yaptığım bu yolculuğun heyecanı diğerlerine benzemiyordu. Saatlerce yol aldım.

Önce gezginim

Gördüklerimi not alırım. Her anın güzelliğini o anı yaşadıktan hemen sonra bir yerlere kaydetmek gerekir.

İstanbul’u dinliyorum

Eski İstanbul’a dair anılarını duymak istediğim kişilerden biri de meslek büyüğümüz Hasan Pulur'du.

Madem yalnız değiliz

Okyanus kenarında, karanlık bulutların altında bir sahil. Görüntü varla yok arasında, hisler dorukta.

Önce gezginim

Gördüklerimi not alırım. Her anın güzelliğini o anı yaşadıktan hemen sonra bir yerlere kaydetmek gerekir.

Başka Şehirler
Dear Istanbul
remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1 bir kişi yeter remzi gokdag

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
2 Remzi Gökdağ

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
3 Remzi Gökdağ

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehir sadece haritalarda değil, hafızalarda da var olur. Her adım bir anıyı, her köşe bir hikâyeyi çağırır. Herkesin kendine sakladığı bir İstanbul…
4 Remzi Gökdağ

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
5 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Bazı yerler coğrafi bir bölge olmanın ötesine geçip ruhun derinliklerine işleyen birer sembole dönüşürler. Rubülhali Çölü bunlardan biridir. "Boşluk" anlamına gelen ismiyle…
6 Remzi Gökdağ

Tutkunla Var Ol

Yaşamın özü, gözümüzü biraz olsun açıp, küçük anların içinde saklı olan büyük anlamı fark edebilmektir. Bu basit ama derin hakikat, hayatın en…
8 kaybolan sehir

Unutulan Şehrin İzinde

Bazen hayat en güzel sürprizlerini bir kitabevinin rafında saklar. Yan yana duran iki kitap, aslında yıllar öncesinden başlayan bir dostluğun sessiz tanığı…
9 ölü internet teorisi 1

İnterneti Robotlar mı Yönetiyor?

İnternet, bir zamanlar özgür fikirlerin, insan yaratıcılığının ve sınırsız bilginin merkeziydi. Oysa bugün, çevrimiçi dünyanın perde arkasında görümez, gizli bir ordu var.…
10 Remzi Gökdağ

İnterneti Zehirleyen Azınlık

Sosyal medyada gördüğümüz öfke ve kutuplaşma, toplumun gerçek sesi değil; küçük bir azınlığın gürültüsü. Algoritmalar bu aşırı sesleri öne çıkarıyor, makul çoğunluğu…
remzi gokdag cumhuriyet haber arsivi 1
Önceki Yazı

Ne kadar çok turist o kadar çok döviz

ÇGD ödülleri
Sonraki Yazı

ÇGD ödülleri sahiplerini buldu