Hayatın içine yolculuk: Safari

Rüzgârın usulca dokunduğu otlar, yeşil ve sarının sessizce dans ettiği ovalar, kızıl renkli topraklar ve beyaz bulutlarla süslü masmavi bir gökyüzü… Maasai Mara’nın geniş düzlüklerine bakarken bu görüntüleri uzun süre hatırlayacağımdan emindim. Hareket halindeki zebra sürüleri, onları yakından izleyen sırtlan, çita ve aslanları görebiliyordum. Vahşi yaşamı bu kadar yakından hiç izlememiştim. Fillerin uzun yürüyüşü henüz başlamıştı. Doğanın sunduğu sürprizlerin ardı arkası kesilmiyordu.

Safari, Svahili dilinde yolculuk anlamına geliyor. Maasai Mara, bu yolculuğun Kenya’daki en popüler merkezi olarak biliniyor. Ülkenin güneybatısında yer alan geniş düzlüklerde yaşayanlara da Maasai deniyor. 1500 kilometrekarelik bölge, 95’ten fazla memeli ve 550’den fazla kuş türünü barındırıyor. 6000 kilometrekarelik Serengeti-Mara ekosisteminin kuzey bölümündeki bu topraklar, her yıl sahnelenen büyük hayvan göçüyle de ünlü.

Büyük göç

Doğanın yeryüzünde sergilediği en etkili şölenlerinden biri olan büyük hayvan göçünün izlenebileceği iki bölgeden biri Maasai Mara, diğeri de Tanzanya’daki Serengeti. Fil, gergedan, bufalo, aslan ve leoparın olağanüstü serüveni her yıl burada tekrarlanıyor. Temmuz ve kasım ayları arasında Serengeti ovalarından kuzeye başlayan yolculuğa çoğunluğu antilop ve zebradan oluşan 1,5 milyondan fazla hayvan yiyecek bulmak için Maasai Mara’nın verimli ovalarına göç ediyor. Güzergahı mevsimsel yağışlar belirliyor. Göç Kasım ayında ters istikamette devam edip Serengeti’de son buluyor.

Vahşi yaşamın her anı

Büyük hayvan göçünün en dramatik sahneleri Mara Nehri’nde yaşanıyor. Yüzbinlerce yaban sığırı, bufalo, antilop ve zebranın nehri geçişi sırasında tarifsiz bir yaşam mücadelesi sergileniyor.

Maasai Mara’nın şöhreti yoğun hayvan çeşitliliğinden kaynaklanıyor. Aslan, leopar, fil, manda ve gergedandan oluşan ve “Big Five” olarak bilinen grubu çita, tilki ve sırtlanlar izliyor. Nehirler su aygırlarının yanı sıra timsahlara da ev sahipliği yapıyor. Göllerde ise 450’den fazla kuş türü bulunuyor.

Ülkeyi ayakta tutan gelir

Maasai Mara’da vahşi hayvanlarla birlikte onlara komşu Maasai kabilesi de yaşıyor. Safari için gelen turistler Maasai kabilesine ait topraklarda işletilen turistik tesislerde kalıyor. Turizm, Kenya ekonomisinin en önemli geliri. 2013 yılında yaşanan terör saldırıları ve Ebola salgını bu gelire darbe vursa da son yıllarda turizm sektöründe önemli bir canlanma var. Bunda safarinin payı büyük.

Safari ve doğal yaşam tartışmaları yıllardır devam eden bir konu. Bazılarına göre turistik tesisler doğal dengeyi bozuyor, hayvanların beslenme alanlarını tehdit ediyor. Diğer görüşte olanlar bunun tam aksini savunuyor. Devlet korumasında kalan bu alanlarda kurulan her tesisin gerçek sahibi yerel halk. Kamplar belirli bir süre için yabancı şirketlere kiralansa da toprağın mülkiyeti Maasai kabilesi. Pek çok insanın yoksulluk içinde yaşadığı ülkede, turizm geliri bölge halkına yatırım olarak dönüyor.

Size özel turlar

Afrika’nın yüzölçümü kadar sunduğu büyüleyici güzellikleri de büyük. Safariye çıkmadan önce öncelikleri belirleyip detaylı plan yapmak gerekir.

Temmuzdan itibaren Serengeti’den Maasai Mara’ya göç eden hayvanlar doğanın eşsiz mucizelerinden birini gerçekleştiriyor. Yüzbinlerce hayvan katıldığı göçe tanık olmak isteyen turistler bölgeye akın ediyor. Maasai Mara’da göçü izlemek için ideal zaman Ekim ayı. Mara nehrini geçerek güneye inen hayvanların bu göçüne tanık olanlar unutulmaz anılarla dönüyor. Ancak bu dönem aynı zamanda bölgenin en yoğun turizm sezonu. Rezerv alanı içinde kalabalık turist grupları görmek istemiyorsanız sezon dışında da bölgeyi ziyaret edebilirsiniz.

Hangisi size uygun?

Klasik safari: Ciplerle hayvanların bulunduğu alanlarda dolaşmak gelenlerin ilk tercihi. Katılanlar park alanı içinde veya dışında bulunan kamplarda konaklanıyor. Sabahın erken saatlerinde başlayan turlar gün batımına kadar devam ediyor. Bazen sabah ve akşamüstü olmak üzere iki seferde yapılan turlarda turistler öğle saatlerini kamplarında dinlenerek geçirebiliyor.

Özel safari: Genel safari turlarının dışında belirli bir etkinliğe göre düzenlenen geziler de var. Sadece kuş gözlemi yapmak için bölgeye gelen turistler bulunuyor. Fotoğraf meraklılarına ayrılmış özel foto safari turları da var. Bu turların güzergahını belirlemek, saatleri planlamak size bağlı.

Hava balonu: Bütçeniz yeterliyse vahşi yaşamı gökyüzünden de izleyebilirsiniz. Balon turları şafak vakti başlıyor ve belli bir güzergahta devam ediyor. Karadan ulaşamayacağınız alanlardaki hayvanları havadan izleme imkânınız oluyor. Turun bittiği noktada hazırlanan kahvaltıyla sabah yorgunluğunuzu atabiliyor, sizi bekleyen ciplerinizle günü tamamlıyorsunuz.

Kültür turları: Birçok safari paketinde geleneksel bir Masai köyünü ziyareti bulunuyor. Safariye gelen bazı turistler arasında sadece bu köyleri görmek isteyenler de olabiliyor. Ayrıntılı köy turlarında Maasai kabilesinin günlük yaşamına tanık olabiliyor, geleneksel danslarını yakından izleme imkânı buluyorsunuz.

Afrika’nın en tanınmış grubu: Maasai Kabilesi

Kenya’dan Kuzey Tanzanya’ya uzanan Maasai Mara bölgesinde yaşayan yarı göçebe Afrika kabilesi yaşadığı bölgeyle aynı ismi taşıyor. Nil Vadisi’nin güneyinden göç edip bugünkü topraklarına ulaşmaları 15. yüzyıla denk geliyor. Önce Büyük Rift Vadisi’ndeki Suswa Yanardağı’nın yamaçlarına ardından Kajiado, Narok, Trans Mara bölgelerine ve kuzey Tanzanya’ya yerleşiyorlar.

Maasai Mara’yı anlamak için Maasai kültürünü öğrenmek gerekiyor. 2019’da bölgeye yaptığım safari gezisi boyunca çok sayıda Maasai ile tanışma fırsatım oldu. Köylerini gezdim, birlikte uzun yolculuklar yaptık. Bu süre içinde onlara Maasai kültürü hakkında yüzlerce soru sordum. Aklımda kalanları burada özetlemeye çalışacağım.

Manyattalarda yaşam

Maasailer, köylerine gelen ziyaretçileri törenle karşılıyor. Bu törenin en bilinen hali zıplama dansı. Bazen turistlerden bu danslara katılmalarını ve kendileri gibi zıplamalarını istiyorlar. Törenin ardından Maasai kültürüne ait bilgiler verip, yaşadıkları evleri gösteriyorlar. Maasai köyünde geçireceğiniz bir gün bu kabile hakkında edinebileceğiniz en değerli hazine. Onları yakından tanıyacak, yaşadıkları ortamı ve yaşam standartlarını öğrenme imkânı bulacaksınız.

Maasai köylerini ziyaret ederken uymanız gereken en önemli kural saygı. Yakınlaşmanın temel kuralı olan saygıyı zedeleyebilecek davranışlardan kaçınmanız gerekiyor.

Maasai kabilesi Manyatta olarak bilinen köylerinde, daire şeklinde yan yana dizilmiş boma adını verdikleri evlerde yaşar. Bu evler tezek, toprak ve ot karışımı çamurdan yapılır. Her boma giriş ve küçük bir odadan oluşur. Girişte mutfak bölümü bulunur. Bu alanda yemeklerini pişirmek için ateş yaktıkları küçük bir alan vardır. Yatakları ağaç gövdelerinin üstüne serilmiş dallar ve üstüne serilmiş sığır derisinden oluşur. Evin tavanı nemi emdiği söylenen çim ve inek gübrelerinden yapılır. Bomalar Maasai kadınları tarafından inşa edilir.

Sığırları vahşi hayvanlardan korumak için köyün merkezinde boş bir alan bulunur. Evlerin bu alana bakan cephesinde pencere yoktur, arka bölümü oluşturan dış cephe ise yırtıcı hayvanların saldırılarından savunma amacıyla akasya ağacının dikenli dallarından oluşan ve köyü çevreleyen bir çitle kaplıdır. Bu çitin sadece iki kapısı bulunur ve her gece gün batmadan önce bu kapılar kapatılır. Dışardan gelebilecek saldırılara karşı inşa edilen bu çit köyün en önemli güvenlik duvarıdır.

Yaşamın yükü kadınların omuzunda

Maasai toplumunda erkek savaşçılar önemlidir ama yaşamın yükü kadınların omuzlarındadır. Çocuk bakımından yemeğe, temizlikten süt sağmaya hatta evleri elleriyle inşa etmeye kadar pek çok sorumluluğu kadınlar yerine getirir. Odun toplamak için saatlerce yürümek, nehirde çamaşır yıkamak onların görevidir.

Maasai kadınları, çocuk doğurma yaşına gelmeden önce köy içinden bir erkekle kendi geleneklerine göre sözlenir. Evlenmeden kısa süre önce saçları kesilir. Kadın sünneti yüzyıllardır Maasai kültürünün bir parçası olan tartışmalı bir konu. Kabile eski geleneklere sadık kalsa da son yıllarda bu ritüelden uzaklaşıyor. Ülke genelinde bu işlemi yasaklayan kanunların da çıkmasından sonra bu gelenekten yavaş yavaş vazgeçilmiş.

Günlük yaşamın neredeyse bütün işlerini yerine getiren Maasai kadınları boş zamanları kalırsa yaptıkları boncuk takıları turistlere satarak bütçeye katkıda bulunuyor. Aslında Maasai kültüründe paranın pek bir önemi yok. Giyim kuşama ihtiyaç duymuyorlar, yiyecek almak için markete gitmiyorlar, tasarruf için para biriktirmiyorlar. Onlar için sahip oldukları hayvanlar paradan daha değerli.

Hayvanları insan değerinde

Afrika düzlüklerinde yetiştirdikleri hayvanlarla birlikte yaşayan Maasai’nin en değerli hazinesi sığırlarıdır. Koyun ve keçi besliyorlar ama sığır onların her şeyi. Sığırların, Tanrı Enkai tarafından gönderilen hediyesi olduğuna inanıyorlar.

Sığır etini nadiren yeseler de kanını, sütünü ve gübresini bolca kullanıyorlar. Bir erkeğin zenginliği, itibarı ve sahip olabileceği eş sayısı sığır sayısına göre belirleniyor. Genellikle 10 sığır bir eşe eşit. Sosyal düzen ilişkiler, anlaşmazlıklar yine sığırlar aracılığıyla çözümleniyor.

İnek sütü, et ve kan gibi Maasai diyetinin merkezinde. Ancak son zamanlarda yaşanan kuraklığın hayvanlar üzerinde yarattığı olumsuz etkileri bu beslenme alışkanlığından vazgeçmelerine neden olmuş. Susuzluk nedeniyle iyi beslenemeyen ve zayıf düşen hayvanlardan elde edilen süt ve kanın eskisi kadar güvenli bir diyet olmadığına inanıyorlar. Bu yüzden sebze ve meyveye yönelmişler, özellikle de pirinç, patates ve mısıra.

Maasai savaşçıları

Maasai erkeğinin en önemli görevi sahip olduğu en değerli hazineyi, yani hayvanlarını korumak. Adım atmaya başladıkları günden itibaren hayvanlarıyla birlikte dolaşmayı öğreniyorlar. Maasai kültüründe hayvanlar hiçbir zaman başıboş bırakılmaz. Çevrelerinde onlara saldırmak için bekleyen çok sayıda yırtıcı hayvan vardır. Bu yüzden hayvanları otlanırken en az birkaç Maasai vahşi hayvanların saldırılarına karşı nöbet tutar. Hayvanlarını korumak için elinde mızrak, belinde kamasıyla dolaşan Maasai erkekleri parlak kırmızı ve mor renklerden oluşan şal benzeri bir örtüyü üzerlerinden ayırmaz. Bu renklerin aslanları korkutacağına inanırlar. Aynı zamanda uçsuz bucaksız düzlüklerde birbirlerini görme ve haberleşme için de bu renkli kıyafetler idealdir.

Geleneksel iki düşman

Maasai erkekleri vahşi yaşamla iç içedir. Ergenlik dönemine gelen her erkek, Maasai savaşçısı olabilmek için bir dizi sınavdan geçer. Bunun için doğada üç ay geçirmeleri, inek sürülerini otlaklara götürmeleri ve yırtıcı bir hayvanı, tercihen bir aslanı öldürmeleri gerekir. Bu tehlikeli ortamda aslanlar onların ezeli bir düşmanıdır.

Maasai vahşi yaşamda hayatta kalabilmek, hayvanlarını koruyabilmek ve yaşam alanlarının sınırını çizebilmek için doğal düşmanı aslanla yüzlerce yıldır mücadele içindeydi. Gücün sembolü olan bir aslanı öldürmek, Maasai’nin savaşçı sınıfı Morani’ye girmesi için bir geçit törenidir. Mızraklarıyla Afrika düzlüklerinde aslan avına çıkan gençler bu süreci başarıyla tamamlamaları halinde köylerine birer savaşçı olarak döner ve kabile içinde saygıyı hak eder. Bir aslanı öldürmek geleneksel Maasai kültüründe kazanılabilecek en üst rütbedir. Bunu başarabilen savaşçıların kabile şefi olma ihtimalleri yüksektir.

Yüzyıllar boyunca yaşayan bu gelenek artık Kenya’da yasadışı. Aslan öldürmek Kenya’da olduğu gibi Maasailerin yoğun olduğu Tanzanya’da da yasak. Kanunlar, nesilleri tükenmekte olan aslanların korunabilmesi için Maasailerin artık bu geleneklerinden vazgeçmelerini söylüyor. Ancak insan eliyle yazılan yasalar her zaman doğanın kurallarıyla uyuşamayabiliyor ya da doğa bazen düşündüğümüz kadar anlayışlı ve kibar olamayabiliyor.

Çözüm sanıldığı kadar kolay değil

Dünya aslan nüfusunun yüzde ellisi Doğu Afrika’da yaşıyor ve aslanlar Maasailerin hayvanlarını yemek için fırsat kolluyor. Bu durumu engellemenin iki yolu var. Maasaileri aslanların alanından uzaklaştırmak ya da sürüye saldıran aslanı öldürmelerine göz yummak. Aslında iki yöntem de sanıldığı kadar kolay bir çözüm değil. Bir kabileyi yüzlerce yıldır yaşadıkları topraklardan uzaklaştırmak zor, sayıları hızla azalan aslanların ölümüne sessiz kalmak da imkânsız. Ortaya tek bir çözüm yolu kalıyor, kabilenin hayvanlarını korumaları için daha etkin önlem almaları. Bu aşamada akla ilk gelen hayvanların otladığı meraları elektrikli tellerle çevirmek oluyor. Ancak bunun da bazı zararları var. Aslanlara karşı önlem olsun diye elektrikli tellerle çevrilen alanlar diğer hayvanların göç yollarını engelliyor ve onların beslenme alanlarını daraltıyor. Bu durumun bir diğer zararı da vahşi hayvanların yaşadığı alanda besi hayvancılığının artması. Kırılgan bir dengeye sahip olan bölgede uygulanan bu yöntem yaban hayatının günden güne yok olması anlamına geliyor. 40 yıl içinde bu topraklarda dolaşan türlerin sayısında yüzde 70’lere varan azalmanın bir nedenin de besi hayvancılığının artması olduğu söyleniyor. Kenya ovalarına göç eden antilop sayısının son otuz yılda yüzde 90 azalmış buna karşın rezervin içinde otlayan Maasai kabilesine ait ineklerin sayısında yüzde 1,100 oranında artmış.

Kenya ve Tanzanya’da nesli hızla azalan yaban hayvanlarını öldürmenin cezası çok yüksek özellikle de aslanları… Bu nedenle Maasai geleneklerinde esneklik durumu söz konusu. Artık bir erkeğin savaşçı olabilmesi için başka kriterler devreye giriyor. Bunlardan biri de zıplama dansı.

Maasai inanışına göre ne kadar yükseğe zıplarsan o kadar güçlüsün. Aslanları öldürmeleri yasaklanan erkek savaşçılar zıplayarak görevlerini yerine getiriyor. En yükseğe sıçrayan Maasai sadece savaşçı grubuna girmekle kalmıyor aynı zamanda grubun şefi olabiliyor.

Maasai Dansı

Maasai savaşçılarının en önemli gösterisi aduma yani zıplama dansıdır. Turistler tarafından ilgiyle izlenir. Genellikle, Maasai köylerine gelen yabancı ziyaretçilerin de bu dansa katılmaları teşvik edilir. Bir Maasai köyünde onların geleneksel zıplama dansına tanık olmak bu evrensel ritmi hissetmek hatta eşlik etmek Afrika’da yaşanabilecek en unutulmaz deneyimlerden biridir.

Yerinde duramayan insanlar

Tanık olduğum bir aduma şöyle başladı:

Bir dizi Maasai savaşçısı birkaç metre uzaklıkta toplandı. İçlerinden birinin haykırışıyla sessizlik bozuldu, ardından gruptaki tüm erkekler benzer ton ve ritimde karşılık verdi. Öne ve arkaya doğru eğilerek başlayan hareketlenmeyle ritim yavaşça arttı. Bu hareketleri, tempoya uygun adımlar takip etti. Gösteride herhangi bir müzik aleti yoktu, sadece grubun içinden bir savaşçının belirli aralıklarla üflediği sığır boynuzundan çıkan ses duyuluyordu. Savaşçılar yaklaştıkça şarkılarının tonu arttı ve hareketler hızlandı. Biraz eğilme, sonra doğrulma ve hemen ardından bir adım…

Nabız atışını andıran tempo grubun yanınıza gelmesiyle doruğa çıktı. Grubun lideri bu aşamada yabancı ziyaretçileri dansa davet etti. Bu sırada grubun karşısında tek sıra halinde dizilmiş kadınlar tempoya eşlik etmeye başladı ama dizildikleri yerden hiç ayrılmadılar. Sadece öne eğilip doğruluyorlardı. Kadınların katılımıyla ses bir anda yükseldi. Onların karşısında yarım ay biçiminde sıralanan erkekler teker teker öne çıkıp iki ya da üç kez zıplamaya başladı. Zıplamayı bitiren birkaç adım çekilip sıradaki yerine geri dönüyor onların terk ettiği diğerleri gelip zıplamaya başlıyordu. Gruptaki her erkeğin birkaç kez bu şekilde zıplamasının ardından dans ve şarkılar sona erdi.

Maasai kültüründe törenin önemi

Şarkı ve dans bizi dünyanın her köşesinden birleştirir. Fakat her kültürün nasıl ve neden şarkı söylediği ve dans ettiği, o kültürün tarihi ve inançlarına dayanır. Sonuçta onların sunduğu bu görsel tören aynı zamanda geçmişlerini yansıttıkları bir ayna gibidir.

Maasai için hayattaki önemli eşik yaşamları boyunca dahil oldukları yaş gruplarından bir üst gruba geçiş dönemidir. Bu özel günleri dans ve şarkılarla kutlarlar. Törendeki tempo karşılaşılacak zorlukların habercisi gibidir. Bu törenler aynı zamanda kabilenin bir araya geldiği en önemli etkinliklerdendir. Sosyal dokularını koruma, dış baskılara direnme ve geleneksel kültürü yeni nesillere aktarmak için önemli bir fırsattır.

Çiftleşmeye giden yol: Adamu

Tanzanya ve Kenya’ya gelen birçok turist Maasai köyünü ziyaret etmeden ülkesine dönmez. Bu ziyaretlerin en önemli anı kuşkusuz adamu olarak bilinen geleneksel Maasai dansıdır. Bu olay sadece yaydığı enerjiyle değil, basit ama etkileyici ritmiyle de izleyenleri büyüler. İlk bakışta sıradan gibi görünen dans aslında bir hayli zordur. Bu zorluğu anlamanız için aralarına katılıp zıplamanız gerekir. Ne kadar az zıpladığınızı yanlarına gittiğinizde fark edersiniz.

Adamu, basit bir dans gibi görünse de derin bir anlam taşır. Erkeklerin onları izleyen kadınlara gücünü ispat etme zamanı, ergenlikten kurtuluş dönemidir. “Artık ben de bir savaşçıyım” demektir. Bu törenden sonra Maasai savaşçılarının evlerinden uzak bir kampta uzun bir macerası başlar. Bu süre içinde hayvanları nasıl otlatacaklarını, ailelerini tehlikelere karşı nasıl koruyacaklarını öğrenirler. Bu yükümlülükleri yerine getirmeyen hiçbir genç, Maasai savaşçısı olamaz.

Adamu, bir Maasai erkeğinin statüsünde yapabileceği en önemli değişim anıdır. Bu tören aynı zamanda onu evlilik için uygun hale geldiğinin de bir kanıtıdır. Genç savaşçıların adamu için topladıkları daire, her savaşçının ilerde eşi olacak kadına kendini göstermesi için sunulan bir fırsat, becerisini gösterebileceği bir sınavdır.

Zıplayan erkeklerin topuklar asla yere değmez. Yükselebilecekleri en yüksek noktaya ulaşmaya çalışırlar. Maksimum yüksekliğini elde edip yorulmaya başladıklarında çemberdeki yerlerine dönerler. Bu sırada diğer iki savaşçı ortaya çıkar ve zıplamaya başlar. Genellikle iki ya da üç kez zıplarlar ve tören herkesin sırasıyla zıplamasıyla devam eder. Zıplamayı zorlanmadan yaptığını karşısındakine belli etmek zorundadır. Bu yüzden yüz ifadelerinde değişiklik olmaz. Ne kadar yükseğe zıplıyorsa o kadar da zarif ve doğal davranmalıdır. Bunda başarılı olabiliyorsa onu izleyen kadınlarda derin etki bırakır.

Bu süre boyunca, daireyi oluşturan savaşçılar seslerinin perdesini ve hacmini sıçramalarının yüksekliğine eşleştirerek şarkı söylerler. Savaşçıların anneleri ve kız kardeşleri de karşı taraftan bu şarkılara eşlik eder. Oğullarının gücünü sesleriyle kanıtlamaya çalışırlar.

En güzel kıyafetleriyle törene katılan kadınların tek bir amacı gelecekte birlikte olacakları erkeği seçmektir. Zıplayan savaşçıları izleyen kadınlar sadece şarkı söylemekle kalmaz, uzaktan gözüne kestirdiği bir savaşçıya kur yapmaya başlar. Erkek savaşçı karşı tarafın sinyalini yerinde ve zamanında alırsa ona doğru yaklaşır ve beğendiği kadının önünde dansın bir başka aşaması başlar. Karşılıklı tempo başlar ama asla birbirlerine dokunmazlar. Bu, iki gencin birbirlerini beğendiğinin kanıtıdır. Evlilik yolunda atılan önemli bir adımdır.

SAFARİ FOTOĞRAFLARI