Koronavirüs salgınından korunmak için BAE’ye giriş çıkışlar 24 Mart 2020 tarihinde yasaklanmıştı. Yeni bir dönemin başlangıcı olan bu karar Dubai’de yaşanacakların da işareti gibiydi. Emirates, uçaklarının tamamını park pozisyonuna alıp binlerce çalışanını izne çıkardı. Turizm zincirinin diğer halkaları da krizden çabuk etkilendi. Otel, restoran, müze, mağaza, kısaca turiste hizmet veren her yer kapandı.

Pek çok ülke, benzer uygulamaları hayata geçiriyordu ama turizmin durması Dubai’nin sonu demekti. Burayı sıfırdan inşa edenler her şeyi planlamıştı fakat inşa ettikleri turizm cennetinin pandemiye yenik düşmesine engel olamadılar. Petrol fiyatlarının dibi gördüğü günlerde turizm gelirinden olan şehri zor günler bekliyordu.

Eski günler…

Kâbus tam 105 gün sürdü. 7 Temmuz’da, Dubai Uluslararası Havalimanı’na inen yeni dönemin ilk turistleriyle onları karşılayan güvenlik birimleri kameralara poz verdiler. Ziyaretçilerin yüzünde maske, elinde Covid-19 raporu ve aralarında ikişer metrelik mesafe vardı. 3,5 aylık gecikmeden sonra gelen turistlerin pasaportlarına ‘İkinci evinize hoş geldiniz’ etiketleri yapıştırıldı. Testi negatif olanlar kalacakları otele yönlendirildi.

7 Temmuz’dan itibaren, Covid-19 negatif raporu olan ve vizesini alan herkes Dubai’yi ziyaret edebiliyor. Termometreli güvenlik görevlilerini aşıp sahillerde serinliyor, uçsuz bucaksız alışveriş merkezlerinde doyasıya para harcayabiliyor. Ancak, bütün bu turistik faaliyetleri yapabilenlerin sayısı beklenenin çok altında.

Resmi rakamlar henüz açıklanmasa da sahillere veya turistik mekanlara yapılacak kısa bir gezinti, turist yoğunluğu hakkında fikir verebiliyor. Bir yanda pandemi sürecinde oluşan hasar diğer yanda yasakların kalkmasıyla baş gösteren hayal kırıklığı. Turizmden beslenen Dubai eski günlerinden çok uzakta.

Belirsiz geleceğe doğru

9 milyon nüfuslu BAE’nin Covid-19 karnesi pek çok ülkeye göre iyi sayılabilir. Erken alınan önlemler ve halkın kurallara uyma kararlılığı başarının temelinde yatan en önemli iki etken. Ancak onları asıl düşündüren virüsün yarattığı manevi yıkım…

Koronavirüs insanları hasta etmekle kalmadı, şehirlerin görüntüsüyle birlikte dengesini de değiştirdi. Sessiz ve uzun süren karantina günlerinde dünyaca ünlü oteller, aylar öncesinden rezervasyon isteyen lüks restoranlar kapılarına kilit vurdu. Fuar alanları bir anda boşaldı. Dünyanın en yüksek binası Burç Halife, bir anda dünyanın en ıssız gökdelenine dönüştü. Her akşam dünyaca ünlü isimleri ağırlayan gece kulüpleri perdelerini indirdi. Dubai’nin vazgeçilmez görüntülerinden olan lüks araçlar ortalıktan kayboldu. Sokakları parfümleriyle renklendiren zenginler de piyasada yoktu. Milyon dolarlık mücevherler, gösterişli vitrinlerden alınıp güvenli kasalara kilitlendi. Geleceğini turizme bağlayan esnaf iflas etti. İşini kaybedenler bir ay içinde oturma iznini de yitireceklerinin farkındaydı.

Gergin bekleyiş dönemi henüz tam olarak aşılamadı. Seyahat yasakları kalksa da Dubai’ye beklenen sayıda turist gelmedi.

Kurulduğu günden bu yana turizm ve ticareti geliştirerek büyüyen Dubai’nin, karşılaştığı bütün krizleri fırsata çevirebilme gibi ilginç bir özelliğini de unutmamak lazım. 50 yıllık kısa tarihleri, bunun farklı örnekleriyle dolu.

Küçük balıkçı köyünden bugünlere uzanan yolda zorlukları aşarken paniğe kapılmadan geleceğe odaklanmışlar. En zor zamanlarda umutlarını yitirmemeden yollarına devam etmişler. Bu krizi de aşacaklarından eminler. Herkesin merak ettiği “Ne zaman?” sorusuna henüz cevap veremeseler de soruyu soranlara çölün en önemli yaşam kurallarından birini hatırlatıyorlar:

Çölde zaman ağır akar, hayat aceleye gelmez. Kızgın kumlarda verilen hayatta kalma mücadelesinde yarını düşünmek, umut etmek ve cesur olmak gerekir. Korkmadan atılacak adımların sizi bir vahaya götürür.”


Bu yazı 23 Ağustos 2020 tarihinde Cumhuriyet’te yayınlandı. Diğer Pazar Yazılarım

Çölde Zaman