
Türkiye’den uzakta yaşayanların yakından bildiği bir duygudur; gecenin bir yarısı telefon çalar, karşınızda tanıdık bir ses bulursunuz. Onun ne söyleyeceğini beklemeden içinizde birşeyler kıpırdayıverir. Kötü bir haberin endişesi benliğinizi kapsar. Bu saatlerde gelen telefonlarda nedense iyi haber olasılığı ikinci plana atılır.
Geçtiğimiz pazar gecesi buna benzer duygular yaşıyordum. Geç saatlerde gelen bir telefonla uyandım. Arayan uzun süredir sesini duymadığım bir arkadaşımdı. Heyecanlıydı. Türkiye’de 3 Ekim gününü yaşayanların ortak heyecanıydı arkadaşımın hissettikleri. Avrupa Birliği yolunda kaderimizin belirleneceği o gün telefona sarılmış, dünyanın diğer ucunda yaşayan bir arkadaşıyla duygularını paylaşmak istemişti.
Türkiye, geçtiğimiz pazartesi günü adeta nefesini tutmuş bekliyordu. AB yolunda 42 yıl süren maceramızın belki de en önemli günüydü 3 Ekim. 36 saat süren ve sonu belli olmayan nefes kesici anlar yaşandı Ankara’da.
Yaşanan heyecan Türkiye’nin sınırlarını aşıyordu. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Türkler o gün Ankara’daki toplantı sonrasında çıkacak kararı bekliyordu. Beklenti içindekileri sadece Türkler olarak sınırlandırmak da doğru olmaz. Arap aleminden, ABD’ye kadar hatta uzakdoğu da dahil ülkelerin devlet başkanları ve dışişleri bakanları da bu gelişmeleri yakından takip edi-yordu. Türkiye’nin üyeliği konusunda uzun süreli tartışmaların yaşandığı Avrupa’da ise heyecan doruktaydı.
Beklenen karar geceyarısından sonra açıklandı. Türkiye’nin dış politika alanında kazandığı unutulmayacak zaferlerden birine tanık olduk. Mutlu haber okyanusun bu kıyısına ulaştığında pazartesi gününün öğle saatlerini yaşıyorduk. Dünyanın farklı köşelerinde yaşayan bizleri sevince boğan bu haberi çevre-mizdeki tüm tanıdıklarımızla paylaştık.
Bu sayımızda, 3 Ekim’de yaşanan hassas gelişmeleri, alınan kararların detaylarını ayrıntılarıyla bulabilirsiniz. AB yolundaki maceramızın sadece Türkiye’de yaşayanların değil, dünyanın diğer bölgelerindeki Türklerin de hissetmesi gereken ortak bir duygu olduğuna inanıyorum.
AB’ye katılmak isteyelim ya da istemeyelim, kazanılan diplomatik başarı uzun yıllar unutulmayacak.
Bundan sonrası…
Bugün yaşadığımız heyecan, 3 Ekim’de kazanılan başarının gelecekle ilgili uzantılarını düşünmemize engel değil. Haklı olarak seviniyoruz, fakat bundan sonraki sürecin, yaşadığımız zorlu günlerden daha kolay olacağını kimse garanti edemiyor.
Türkiye’yi en az 10 yıl süreceği tahmin edilen zorlu bir dönem bekliyor.
3 Ekim gecesi son dakikada sağlanan anlaşma önümüzdeki günlerde Avrupa ülkelerinde derinlemesine tartışılacak. Kendi içinde kutuplaşmaların yaşandığı AB’ye üye ülkelerin farklı görüşleri simgeleyen devlet yöneticileri Türkiye’nin üyeliğinin kendi açılarından fayda ve zararlarını değerlendirmeye devam edecek. Kimileri buna ‘başarı’ bazılarıysa ‘hezimet’ diyecek.
3 Ekim krizine benzer krizlerin yaşanmaması için başta AB’nin kendi içinde bir reforma ihtiyacı olduğu görüşü ağırlık kazanıyor.
Gelişmelere bir de farklı açıdan bakmakta fayda var. 3 Ekim günü yaşananlar her ne kadar zafer olarak adlandırılsa da Türkiye’de özellikle son dönemde AB’ye karşı olanların sayısı her geçen gün artıyor. Bu sayının son yapılan anketlerde yüzde 57’ye yaklaştığını öğreniyoruz. Yani Türkiye’de halkın neredeyse yarısı AB’ye dahil olmak istemiyor.
3 Ekim gecesi yaşananlar, Türkiye’nin karşısına çıkartılan son dakika engelleri bu karşıt sesin artmasına da neden olabilir.
Türkiye’nin üyeliğini engellemek veya birtakım ağır koşullar kabul ettirmek için girişilen çabalar Türk halkı arasında AB’ye daha mesafeli davranma sürecini başlatmış olabilir.
Bütün bunları gidermek ve karşılıklı güveni güçlendirmek için Türkiye’nin attığı adımlar yeterli olmayacaktır. Bu konuda Avrupa’ya, özellikle ırkçı gelişmelerin hızla yayıldığı ülkelerin yöneticilerine büyük görevler düşmektedir.
3 Ekim’de Türkiye’nin kazandığı diplomatik başarı, o gün ve öncesinde gündeme gelen konuları unutturmamalı. Özellikle Avusturya’nın ısrarla üstünde durduğu ‘sindirememe’ konusu önümüzdeki günlerde tekrar karşımıza çıkabilir.
Türkiye’yi ‘sindirme zorluğu’ çeken ülkeler konusunda Dışişleri Bakanlığı’nı ve başarılı bürokratlarını zorlu günler bekliyor.


USA Turkish Times Yayın Yönetmeni