Siste bir şehir kaybettim

Siste bir şehir kaybettim

15/12/2019

Bu sabah sis vardı Dubai’de. Uyandığımda şehri bulamadım. Birbiriyle yarışırcasına uzayıp giden gökdelenler kaybolmuştu. Denizi göremedim, limanı da… Büyüleyici bir boşluğun içindeydim. Ne metro hattı vardı ne otoyol ne de o yolun trafiği.

Kentin kiri, pası, tozu, toprağı kaybolmuş; insanlar, kuşlar, ağaçlar görünmez olmuştu. Güneşe baktım, o da her zamanki yerinde değildi. Sanki kalın bir beyaz örtü üstümüze çökmüş, şehrin tamamını sarıp sarmalamış, bunu yaparken de en küçük bir boşluk bırakmamıştı. Doğanın şaşırtıcı şölenlerinden biri daha başlarken, çölde yükselen kent bir anda yeryüzünden silinip gitmişti.

Sisin Dubai’ye yakışacağını anlatsalar inanmazdım. Bunu anlamak için görmek gerekiyormuş. Kendimi sokağa attım. Bir yandan da uyku mahmurluğumu üstümden atmaya çalışıyordum.

Gökyüzündeki bulutlar yere mi inmişti yoksa ben mi bulutlara yükselmiştim, sabahın o saatlerinde bunu anlamak biraz zaman aldı ama kaldırımların boş, caddelerin ıssız olduğunu görebiliyordum. Kaybolmayı göze alıp siste kaybettiğim kenti aramaya koyuldum. Marina’ya geldiğimde birkaç kişiyle karşılaştım ya da ben öyle sandım.

Beyaz bir rüyanın ortasında gerçekle düşü birbirinden ayırmak kolay değil. Bir kafeye uğrayıp bol kavrulmuş, sütsüz, şekersiz kahvemi alıp ayılmaya çalıştım. Denize yaklaştıkça alışık olmadığım bir serinlik hissettim. Sıcak ve nemden hiçbir zaman tamamlayamadığım yolun sonuna gelmiştim ama nereden geldiğini anlayamadığım bir ses sanki devam etmemi istiyor, denizden gelen esinti sisin görünmeyen ucuna davet ediyordu.

Sabah sersemliğimi üstümden atmıştım ve davete uymayıp geri döndüm. Normal günlerde tam bu noktadan gökyüzüne baktığımda tepemde dikilen gökdelenleri göremediğim için sevindim. Binaları kuşatan beyaz bulutlar hareket etmiyordu. “Sis güneş doğunca kaybolur” derler. Saatime baktım, güneş çoktan doğmuş olmalı ama yoğun sisin kaybolacağı yok.

Metroyla şehrin diğer ucuna gittim. Doğanın muhteşem gösterisi bitmeden görebileceğim her yeri görmek, farklı noktalardan değişik manzaraları izlemek istedim. Gittiğim yerlerde durum aynıydı.

Yaz boyunca bazen koyu sarı, bazen açık sarı olan ama bu rengin elli tonunu göstermekten hiçbir zaman çekinmeyen Dubai’ye beyaz yakışmıştı. Uzun ve sıcak geçen bir dönemin ardından beyaza bürünen kentte ilk defa bugün zorlanmadan yürüyebildiğimi, rahat nefes alabildiğimi fark ettim.

Ender rastlanan doğa olayı ne yazık ki fazla uzun sürmedi. Kenti kaplayan beyaz örtü güneşin yükselmesiyle üstümüzden kalktı. Dubai her zamanki siluetine kavuşurken, ritmi de normale döndü.

Rüya değil

Az önce tanık olduğum yoğun sisin nedenini kentin tecrübeli sakinlerine sordum, birkaç profesyonel fotoğrafçıyla konuştum. Dubai’ye yolunuz düşer de aniden sis altında kalırsanız şaşırmayın, hatta sevinin çünkü bu yoğunlukta sis şehri sadece ekim ve kasım aylarında ziyaret ediyor.

Yılın bu zamanlarında, yani denizden gelen serin rüzgarların çöl sıcağıyla karşılaştığı ender günlerde Dubai beyaza bürünüyor. Sisin nedeni çöl kumları üstünde yoğunlaşan sıcak havanın akşam saatlerinde gökyüzüne yükselip denizden gelen serin havayla karşılaşması. Buraya kadar her şey normal. Buradaki sisi diğer bölgelerden ayıran özellik, çöl zemininden ısıyla birlikte yükselen ince kum tanecikleri. Sisin yoğunlaşmasına neden olan bu duruma, yüzde 90’lara ulaşan nem de eklendiğinde ortaya bugünküne benzer manzaralar çıkıyor. Güneş doğmadan yoğunlaşan sis günün ilk ışıklarıyla kayboluyor, bazen de etkisi saatlerce sürebiliyor.

Doğanın bu gösterisine hazırlıklı yakalananlar şanslı, görüntüleyebilenler ise ayrıcalıklı. Çünkü yakaladıkları fotoğraf karelerini arşivlerinde uzun süre saklayacaklar ve Dubai’yi bu görüntülerle hatırlayacaklar. Ben bu şanslı azınlık içinde değilim, fotoğraf makinamı almadan sokağa çıktığım için hazırlıksız yakalandığım sisi sadece izlemekle yetindim.

Benzer bir durumla tekrar karşılaşır mıyım bilmem ama planlarımı şimdiden yaptım. Eğer sis Dubai’yi tekrar örterse manzarayı yerden değil gökten izlemeye kararlıyım. Önceden gözüme kestirdiğim bir gökdelenin tepesinde soluğu alacağım, tabii fotoğraf makinamla birlikte. Tercihim 828 metre yüksekliğiyle dünyanın en yüksek binası olan Burç Halife. 50 ya da 100’üncü katlar alçak kalır diye tahmin ediyorum, hesabımı 148’inci kata göre yaptım. Bugün yerde kaybettiğim kenti, o beklediğim gün geldiğinde gökte arayacağım.

Bu yazı 15 Aralık 2019 tarihinde Cumhuriyet‘te yayınlandı. Diğer Pazar Yazılarım

siste bir şehir
Siste bir şehir kaybettim - REMZİ GÖKDAĞ

remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1 blank

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
3 blank

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
4 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
5 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
6 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
7 blank

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
8 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
9 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Kavurucu bir sıcak, tuzla kaplı bir zemin ve hayata sıkıca tutunan bu ağaçlar çölün uçsuz bucaksız sessizliğinde, imkansıza direnen bir yaşam mücadelesini…
10 blank

Tutkunla Var Ol

Hayat, basit bir gerçeği hatırlatır: Değişim, bir karar kadar yakındır. Her dönüşüm, “artık yeter” dediğin anda başlar.…
Java Adası'nda 7 gün
Önceki Yazı

Java Adası’nda 7 gün

Dünyanın en büyük şovu
Sonraki Yazı

Dünyanın en büyük şovu