Bu filmi en iyi Polanski çeker

Bu filmi en iyi Polanski çeker

Yönettiği filmler gibi kendi hayatı da gerilimi yüksek bir senaryoyu andırıyor. Çocukluk yıllarında Yahudi soykırımından kurtulmayı başardı ama yıllar sonra 9 aylık hamile eşinin vahşi bir şekilde öldürülmesine engel olamadı. Mesleğinin zirvesine doğru yükselirken küçük bir kıza yaptığı cinsel tacizle yaşamı bir kez daha değişti. Adaletin pençesinden kaçıp geçmişin izlerini unutmaya çalıştı. Bunu 32 yıl başarabildi. Fransa’ya yerleşti. Kendi halinde bir yaşam sürdürmeye çalışıyordu. Her şey çıktığı bir gezi sonunda altüst oluverdi. Hayatının son dönemecinde başına gelenleri kendisi dahil kimse tahmin edememişti.

Yönetmen Roman Polanski’nin tutuklanmasıyla başlayan gelişmeler bir filme ilham kaynağı olabilir. Film muhtemelen Zürih Havaalanı’nda başlar. Sonraki sahneleri de tahmin etmek zor değil. Zürih Film Festivali kapsamında kendisine verilecek ödülü almak için İsviçre’ye gelen Roman Polanski geçen ay tutuklanıp hapse gönderildi. Kırmızı halı, alkış ve kameraları hayal eden yönetmeni İsviçre polisi havaalanında kelepçeyle karşıladı. Tutuklamaya neden olan olay 32 yıl önce ABD’nin Los Angeles kentinde yaşanmıştı. Polanski, 13 yaşında bir kıza modellik vaadiyle cinsel tacizde bulunmuştu. Bugün 45 yaşında üç çocuk annesi olan mağdur Samantha Geimer daha sonra davasından vazgeçtiğini söylese de Polanski’nin mahkûm olmasına engel olamadı. Mahkeme kararını önceden haber alan Polanski, 1977 yılında bir daha dönmemek üzere ABD’yi terk edip Fransa’ya yerleşti. Rosemary’nin Bebeği, Chinatown ve Piyanist gibi filmlerin ünlü yönetmenini hapse gönderen İsviçre’nin bu kararı bir anda ortalığı karıştırdı. Woody Allen, David Lynch ve Martin Scorsese gibi adı efsaneleşen yönetmenler meslektaşlarının tutuklanmasını protesto eden dilekçelere imza attı. Polanski’nin serbest kalmasını isteyenler film dünyasının ünlü isimleriyle sınırlı değildi. Polonya ve Fransa vatandaşı olan Roman Polanski için bu iki ülke hemen devreye girdi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, diplomatik baskılarla uğraşırken Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy sahneye çıktı ve İsviçre’yi küçümseyen laflar edip ABD’nin adli sistemine ağır eleştiriler yöneltti. Bütün bu karmaşa içinde tarafsızlığını her fırsatta dile getirmeyi beceri sayan İsviçre, kimseyi kızdırmamak adına yine sessiz kalmayı tercih etti. Tartışmaların diğer tarafı olan çocuk hakları örgütleri de gelişmelere karşı tepkili. Onlara göre kişinin ünü davayı etkilememeli ve suçunu hafifletmemeli.

Gelişmeleri mahkemeye intikal etmiş bir olay olarak düşünenlerin yanı sıra komplo teorilerine alet edenler de var. Onlara göre Polanski aslında bir günah keçisi. ABD’nin asıl amacı İsviçre’deki bankalarda gizli hesabı bulunan 50 binin üzerindeki Amerikan vatandaşına gözdağı vermek. Birkaç ay önce İsviçre’yi köşeye sıkıştıran ABD, isimlerin açıklanması konusunda ülkenin dev bankası UBS’den güvence almıştı. Yurtdışında gizli hesabı bulunan Amerikalılar da Polanski olayını yakından takip ediyor. Acaba bu yaşananlar, “Amerikan adaletinin kolu uzun, sizi bulur ve cezanızı verir” kavramını dünyaya duyurma çabası olabilir mi?

Polanski’yi yargılamak isteyen ABD, gelişmeleri yakından izliyor. İsviçre baskılara daha ne kadar dayanır tahmin etmek zor. Geçenlerde İsviçreli yetkililer Polanski’nin şiddetli bunalım tanısıyla hastaneye sevk edilmesine izin vermişti. Yakında yüklü bir tazminatla serbest kalması sürpriz olmayacak.

( Bu yazı 01 Kasım 2009 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.)

011109_polanski

remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
3

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
4 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
5 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
6 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
7

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
8 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
9 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Kavurucu bir sıcak, tuzla kaplı bir zemin ve hayata sıkıca tutunan bu ağaçlar çölün uçsuz bucaksız sessizliğinde, imkansıza direnen bir yaşam mücadelesini…
10

Tutkunla Var Ol

Hayat, basit bir gerçeği hatırlatır: Değişim, bir karar kadar yakındır. Her dönüşüm, “artık yeter” dediğin anda başlar.…
Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…
Önceki Yazı

Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…

Demokrasinin minare sınavı
Sonraki Yazı

Demokrasinin minare sınavı