Kurşun atan çocuklar

Kurşun atan çocuklar

Sonbaharın sabah serinliği yerini güneşin ısıtan esintisine bırakmıştı. Caddeler boş, dükkanlar kapalı, otobüs durakları tenhaydı. Balkondaki saksıya dalan arının vızıltısı salonun içinde yankılanıyordu. Alışıldık bir haftasonu sabahı daha başlıyordu. Kentin büründüğü sessizliği bozacak, haftasonu keyfini kaçıracak hareketlenme ise birazdan başlayacaktı. Önce birkaç el silah sesi duyuldu. Ses uzaktan geliyordu. Belli ki birileri hedefine aralıksız ateş ediyordu. Kulakları tırmalayan ses kenti çevreleyen tepelerde yankılanıp artan bir yoğunlukta dar sokaklarda duyuldu. Bu sakin kentte o sabah birşeyler yolunda gitmiyordu. Yatağından süzülür gibi indi, sürünerek balkon kapısına ulaştı ve silah seslerinin geldiği yöne baktı. Sesler kentin güney batı mahallelerinden hatta daha ilerdeki yamaçlardan geliyordu. Silahlar bir süre susar gibi oldu. Çatışma sona erdi diye düşündü. Televizyonu açtı, haber kanalları olağan akışını sürdürüyordu. Telefonuna uzandığı anda silah sesleri tekrar duyuldu. Pencereden caddeye korkuyla bakabildi. Herşey normal görünüyordu. Kimsede panik havası yoktu. Arada bir yoğunluk azalsa da silah sesleri uzun bir süre dinmedi.

Tarih 9 Eylül 2012, mekan Zürih… Sabah saatlerinde başlayan silah sesleri gün boyu sürdü. Ancak ortada ne bir çatışma ne de silahlı saldırı vardı. Bizim gibi birkaç yabancı dışında herkes neler olup bittiğinin farkındaydı. Zürih’te “Knabenschiessen” denen geleneksel atış festivali başlamıştı. Silahını kapan sabahın erken saatlerinde festival alanını doldurup tetiğe basmıştı.

Yüzyıllardır tekrarlanan bu garip şenliğin ilginç bir özelliği var. Atış yapanların tamamı 12-16 yaş arasındaki çocuklar. Kalem tutması gereken eller bu şenlikte tetiğe uzanıyor. Yaşıtlarının ancak bilgisayar oyunlarında hayal edebileceği sahneler burada gerçek hayatta sergileniyor. İsviçre’de çocukların gerçek silahla tanışması okuma yazmayı öğrendikleri yıllara rastlıyor. Evlerin gizli köşelerinde babaları tarafından saklanan silahları omuzlarına asan çocuklar eylülün ikinci haftasonu atış festivalinin yolunu tutuyor. Anne babalarının gözü önünde her çocuk İsviçre ordusunun resmi savaş silahı kabul edilen SIG SG 550 otomatik tüfekleri kullanıyor.

Gençlerin atış gününde babalarından ödünç aldıkları sadece silah ve mermi değil aynı zamanda yüzlerce yıllık bir gelenek. Çocuklara silah sorumluluğunu öğretmek amacıyla 1889 yılında kutlanmaya başlanan bayramın geçmişi 16. yüzyıla dek uzanıyor. 1991 yılına kadar sadece erkek çocukların katıldığı bu festivale artık kızların da ilgisi büyük. Bu yılki şenliklerde yaklaşık 5 bin çocuğun silah kullandığı açıklandı. İki gün süren festivalde en iyi dereceyi yakalayanlara “Nişancılar Kralı” ünvanı verildi. Erken yaşta gelen bu “şöhrete” çocuklar fazlasıyla önem veriyor.

Halkın silah düşkünlüğü, yakın tarihinde savaş yaşamamış bir ülkenin belki de en büyük çelişkilerinden biri. Silah sorumluluğunu erken yaşlarda öğrenen vatansever bir İsviçreli silahını tanıyor ve her fırsatta onu kazasız belasız kullanabiliyor. Yılda ortalama 75 milyon kurşun tüketilen bir ülkede silahla işlenen suç sayısı 300. Bunların çoğu da intihar. Bu durum İsviçrelilerin yasalara olan saygısıyla açıklanabilir. Kuralların uygulanmak için var olduğuna inanıyorlar. Sistemi aldatmayı ya da kuralları çiğnemeyi düşünmüyorlar. Bu ülkede kurşunların sadece birkaçı hedefi şaşırıyor, genelde atılan her kurşunun yolu insan bedeninde değil hedef tahtasında son buluyor.

Geçmişin alışkanlıklarını günümüze taşıyabilmek her zaman kabul görmeyebilir. Çoğunluk silah sevgisini desteklese de bazıları bu duruma tepkili. Parlamento silah kullanımını kısıtlamak amacıyla defalarca girişimde bulundu. Özellikle sol partiler bu konuda çok çalıştı. Fakat burası İsviçre. Demokrasinin anlamı burada biraz farklı algılanıyor. Yasaların değiştirilmesi konusunda son sözü halk söylüyor. Onları temsil eden seçilmişler halkın izni olmadan halk adına karar veremiyor.

23 Eylül 2012 günü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlandı.
Kurşun atan çocuklar

Fotograf Kaynak: (stephenhalbrook.com/articles/swiss_teen_rifle_festival.html)

Kurşun atan çocuklar
remzi gokdag

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve gezgindir. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır.

1 blank

Yapay Zekâ Çağında Fotoğraf

Zeplin İstanbul semalarında süzülürken sisler ardına gizlenen gerçek mi kurgu mu? Dijital çağda her görüntü hem tanık hem masal olabiliyor…
3 blank

Bir Akşam, Üç Yabancı

Highway 178 dağların arasından geçip Mojave Çölü’nün sessizliğine uzanıyor. Ben de o sessizliğin içindeyim. Takvimler 27 Kasım akşamını gösteriyor. Farların aydınlattığı yolun…
4 Zamansız Yolculuklar

Zamansız Yolculuklar

Önümde sonsuz bir okyanus, ardımda hikâye yüklü bir orman. Dalgaların sesiyle bilinmeyenin sınırında...…
5 seneca

Bir Kişi Yeter

Kalabalığın ortasında kaybolmak, yalnız kalmaktan çok daha tehlikelidir. Yalnızlık bize aynalar gösterir; kalabalık ise sadece maskeler dağıtır…
6 Hüznün de fotoğrafı çekilir...

Hüznün fotoğrafı

İstanbul'a akşam çökmektedir. Minarelerin suya düşen gölgeleri kaybolurken bir adam belirir. Rıhtımdaki sandalyelere kamerasını doğrultur ve basar deklanşöre. Karanlık yoğunlaşır, adam, sandalyeler,…
7 blank

Bu da Benim İstanbul’um…

Şehirler yalnızca sokaklardan, binalardan ve haritalardan ibaret değildir; hafızalarımızda da yaşarlar. Her adımda geçmişten bir sahne belirir, her köşede bir hikâye bekler.…
8 Yalnızlık

Kendi Rotanı Takip Et

Bazen unutulmuş bir anı rotanızı baştan sona değiştirebilir. Önemli olan, iç sesinizi takip etmek ve seyahate kendi kişisel dokunuşunuzu katmaktır…
9 Rubulhali çölü

Kumun Atlantis’i

Kavurucu bir sıcak, tuzla kaplı bir zemin ve hayata sıkıca tutunan bu ağaçlar çölün uçsuz bucaksız sessizliğinde, imkansıza direnen bir yaşam mücadelesini…
10 blank

Tutkunla Var Ol

Hayat, basit bir gerçeği hatırlatır: Değişim, bir karar kadar yakındır. Her dönüşüm, “artık yeter” dediğin anda başlar.…
Yollar yürüyerek güzelleşir
Önceki Yazı

Yollar yürüyerek güzelleşir

Matterhorn'un Gizemi
Sonraki Yazı

Matterhorn’un Gizemi