Sevgili İstanbul – Sizden gelenler

İlk aradığım isim Hasan Pulur oldu. Uzun zamandır rahatsız olduğunu biliyordum. Telefonu evdeki yardımcısı açtı. Bir süredir yoğun bakımda olduğunu, hastaneye ziyaretçi kabul edilmediğini söyledi. Bu konuşmadan iki gün sonra Hasan Pulur’un vefat haberini öğrendim. Levent Camisi’ndeki cenaze töreni sırasında geçen yıl yaptığımız sohbeti düşündüm. Bana söylediklerinin her ayrıntısını teker teker hatırlamaya çalıştım. “Konu İstanbul olunca konuşacak çok şey var. Ben sıkılmam anlatırım yeterki sen sorularını sor” demişti. O konuşmamızdan bir gün sonra da Milliyet’teki köşesinde “İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” başlıklı yazısında sohbetimize değinmişti. Babıali’nin son yıldızlarından biri daha kaydı. Onun boşluğunu doldurabilecek bir kalem asla olmayacak.

Kadıköy’de aynı yerde

Konuştuğum 20 kişiden bazılarına kitaplarımı elden teslim etmek istedim. Bunlardan biri de Rüknü Özkök’tü. Röportajlara onun sohbetiyle başlamıştık. Kitap basıldıktan sonra yine aynı yerde buluştuk. Hava ilk karşılaşmamızda olduğu gibi güneşliydi, birer çay içip sohbet ettik. Rüknü Özkök’ün ağzından İstanbul’u dinlemek son derece keyifliydi. Kitabın çıktığını duymuş, kitapçılarda aramış ancak bulamamış. Henüz dağıtımın yeni başladığı günlerdi. Kendisine kitabımı imzalayıp verdim ve bir süre sonra da ayrıldım. Birkaç gün sonra Rüknü Özkök’ten benim için çok anlamlı bir email aldım:

“Sayın Remzi Gökdağ
Nasılsınız? Sevgili İstanbul adlı eserinizi büyük bir zevkle okudum.Her sayfada ayrı bir lezzet vardı. Sayfaları bazen hüzünle, bazı sayfaları da coşkuyla, heyecanla okudum. Kitap çabuk bitmesin diye her gün bir iki bölüm okuyup değerlendirdim. Ellerinize, yüreğinize sağlık. Böyle bir çalışmayı ortaya çıkardığınız için teşekkürler ediyorum.”

Konuştuğum herkese kitabı elden teslim etme imkanım olmadı. Bazılarına postayla gönderdim. Adalet Ağaoğlu kitabın çıktığını duymuş. Telefon ettiğimde bir tane aldığını ve hemen okuyup bitirdiğini söyledi. Kitapta geçen eski İstanbul hikayelerini ilgiyle okuduğunu ancak en çok kendi anlattıklarından keyif aldığını o güzel gülüşü eşliğinde söyledi.

Safa Önal’a da kitabı ilettim. Telefon konuşmamızda anlattıklarında birkaç küçük hatanın gözüne iliştiğini söyledi ve ekledi: “Yaşasın eski İstanbul”

Halit Kıvanç kitabı okurken o günlere ait anıların yeniden canlandığını söyledi.

Aldığım olumlu eleştiriler kitabın bütün yorgunluğunu silmeye yetti. Bir sonraki çalışmalarıma başlayabilmek için bana güç verdi.

Postayla gelen mektup

Eskiden mektup postayla gelirdi. Artık posta kutumuzda faturaların dışında adımıza yazılmış bir mektup bulduğumuzda şaşırıyoruz. Geçenlerde bu duyguyu yaşadım, hem de çok uzun yıllar sonra…

Sevgili İstanbul’u okuyan bir İstanbul beyefendisi gerçek anlamda bir mektup yazmış, postaneye gidip adresime yollamış. İsmi bende saklı bu okurumun mektubu “Muhterem Remzi Gökdağ Beyefendi” ile başlıyor ve şöyle devam ediyor:

mektup1_small

 

Mektubun devamında İstanbul’a ait hatıralarını 22 maddede şöyle listeliyor…

mektup2_small

 

Üçüncü sayfaya da elindeki eski İstanbul fotoğraflarından bazılarını eklemiş!

mektup0003_small

Bundan güzel armağan olabilir mi? Bir yazarı böyle bir hediyeden daha fazla ne mutlu edebilir? Mektubunuzu kendime ayırdığım Sevgili İstanbul kitabı içinde saklıyorum.

Fotoğraflarla

Kitabı okuyan arkadaşlarımdan da güzel hediyeler gelmeye devam ediyor. İşte bunlardan birkaçı…

IMG_6259_small

IMG_5992_small

IMG_6074_small

IMG_6047_small

IMG_6123_small

Gazetelerden…

Capture

 

IMG_6155_small

IMG_6419_small

İLGİLENEBİLİRSİNİZ

Kitap hakkındaki görüşleriniz...