Gazetede ‘boş zamanlarımda’ da yazmaya devam ettim. Haber değildi yazdıklarım. Günlük kısa notlar. Herkes hakkında yazılan anlık izlenimler aynı zamanda herkese açıktı. Bilgisayarda bir dosyada saklıyordum. Kaptanın Seyir Defteri’nden adlı bu dosyaya neler yazıldı neler… Aradan yıllar geçti. Ne o bilgisayar kaldı ne de gazete. Etrafa savrulduk. O notların bir kopyasını gazeteden ayrılırken aldığımı hatırlıyorum. Ancak bu dosyayı bir türlü bulamıyorum. Sadece aşağıdaki satırlar kaldı geriye. Az da olsa o günleri hatırlatıyor…

22 Eylül 1995 Cuma

Mert Çiller tartıması büyüyor. Ama bu tartışmanın Yeni Yüzyıl Gazetesi’ne yansıyan boyutu biraz farklı. Sabah gazeteye geldiğimizde dün Esin tarafından büyük emeklerle hazırlanan Mert Çiller haberini gazete sayfalarında göremedik. Merak edip araştırdığımızda gerçek ortaya çıktı. Haber dün geceki baskıda birinci sayfadan anonsla duyurulmuştu. Ancak haberin tam metni gazetenin ilgili sayfasında yoktu. Birileri haberi sayfaya koymaya unutmuş. Ama birinci sayfada anonsu var. Bu arada Gürsel ortalıklarda dolaşıyor. Tarık uzun süren izninden yeni döndü. Belinde kırmızı çantası var yine. Ericsson’un aile boyu cep telefonu masanın üzerinde ve tüm görüş alanımı engelliyor.

25 Eylül 1995 Pazartesi

Saatler geri alındı, hava da soğumaya başladı. Önceki gün başlayan foto muhabirlerinin ayaklanması ise sürüyor. Artık kimse kimseden sorumlu değilmiş. Saat 16:15 itibarıyle gazeteden insan manzaraları…

Tuvaletini yapmak için izin alan Alican gazeteye mutlu bir yüz ifadesiyle döndü. Tuvaletini sonunda yaptı Alican. Nereye yaptı? diye bir soru gelebilir akla ya da Nasıl olsa yapacaktı denebilir. Ancak bahsettiğimiz tuvalet konusu farklı. Alican uzun süredir hayalini kurduğu evinin tuvaletini yaptırdı. Bir süre tuvalet muhabbetlerini duyacağız.

Şu anda Muharrem yeni sorumluluğunun ciddiyetiyle birilerine araç arıyor. Göndereceği kişinin ekonomi servisinden bir kişi olduğunu şimdi öğrendi.

Şenol yine başını sol eline yaslamış elinde kalemle masadaki telefona bakıyor saatlerce. Aralarında sanki gizemli bir ilişki var. Telefon ve Şenol. Bu gazetenin vazgeçilmez manzarası.

2 Ekim 1995 Pazartesi

Tarık bugün gazetenin flaş ismi. Şıklığıyla gözleri kamaştırıyor. Uzun bir aradan sonra onu bu kadar şık görenlerin ilk tepkileri:
Remzi: Bu ne hal Tarık yaa, iş görüşmesi falan mı?
Ahmet: Nikaha mı abi…
Canan: Tarııııık
Şebnem: Düğün nerede?
Aytekin: Askere mi gidiyorsun?
Esin: O kıyafetle Tarık’ın kafası hiç tutmuyooo…
Bu tepkilerin hemen ardından Tarık’la Esin arasında şu muhabbet başlıyor.
Esin: Tarık bana açıklayabilirsin, seni dinlerim konu ne, niye böyle giyindin sen yaa…
Tarık: Vallahi sıradan bir gün ve sıradan bir kıyafet. Abarttınız yine. Çekil başımdan Esin. Birşey yok diyorum sana yaa…
Esin: Hadi Tarık bak valla kimselere söylemem.
Tarık: Öfffff be Esiiin…
Tarık ve kıyafetiyle ilgili yorum ve dedikodular hemen başlar: Kimi onu tapu memuru olarak nitelendirir, kimi taşra mebusuna benzetir. Dışardaki konuşmalardan notlar:
Pantolonun etiket fiyatını gördüm 49 bin lira…
Hamdi’ye göre pantolonun paçaları overlok, Esin’e göre sülfile…
Þenol: Bari evlendirelim şunu, yaşı da geçti ama. Yazık şu haline baksanıza…
Esin: Amaaan sçmalama Þenol. Nereden bulacaksın Tarık’la evlenecek kızı…
Þenol: Siz kadınlar hepiniz meleksiniz di mi. Hep erkekler kötü…
Esin: Nereden çıkardın çimdi bunu.
Þenol: Kocan sanki senden çok memnun…
Esin: Çoook, bana bayılıyooo…
Remzi: Peki karın senden memnun mu Þenol, şimdi Esin’e niye saldırıyorsun.
Þenol: Memnun tabi ne sandın. Ben evde öyle dururum, hiç konuşmam ki… Ama Esin… hiç durmadan konuşur, konuşmadığında da konuşur gibi sakız çiğner.

8 Ekim 1995 Pazar

Saat 16:55. Necdet Baba, dış politika yazarımız ve dışişleri bakanımız Coşkun Kırca’nın dinazorluğu konusunda Erdal’la tartışıyor. Bu tartışma dışında gazete hiçbir hareket yok. Oya ve Canan çay içmeye indiler. Armağan gürünürlerde yok. Ýçerde Kerem ve Mustafa yarınki gazeteyi hazırlıyorlar. Telefonlar bile çalmıyor. Hareketsizlikten canları sıkılan bilgisayarların yeşil ışıkları yanıp sönüyor. Güneş batıyor. Hava da kararıyor. Ve bir gazete bu günü böyle olağanüstü bir hareketsizlikle tamamlamaya hazırlanıyor. Şu an Kerem ‘Metin Kaçan haberi kaçta?’ diye sesleniyor birilerine. Ýçerden bir ses ‘Kaçtı kaçtıı’ diye yanıt veriyor. Sonra kaçan haber hep beraber yakalanıyor. Oya ahlaksız bir biçimde elma yerken, Aslı kırmızı yanaklarıyla telefonda baştan çıkarıcı sohbetler yapıyor. Hamdi Cumhuriyet Gazetesi’nin bir sayfasına takılmış durumda. Þimdi sayfayı çevirdi… Oğuz, biraz hareket olsun diye beni masasına çağırdı. Ýsmet, Necdet’e seslendi. Necdet de kükrer ses tonuyla ‘Efendiiim’ diye haykırdı. Ýsmet, söyleyeceğini unuttu. Esin’i Yonca Evcimik reddetti. Mustafa ve Muharrem yeni haber sorumlusunun yanında birşeyler konuşuyorlar. Þenol yine telefonla kesişiyor. Arada bir çekmecesini açıyor ama birşey almadan kapatıyor bu hareketi 8-10 kez tekrarladı. Armağan, hazırladığı sayfanın başına gidip döndü ve şunları dedi:
Haber çoookkk. habitatlar, uyuşturucular, yolsuzluklar, kız öğrenciler falan filan da… Acaba kim yapacak bunları. Hadi yaptık dyelim. Kim nerede kullanacak. Beyin takımı içerde tek başına gazeteyi hazırlıyor.

15 Ekim 1995 Pazar

Sabah Canan’la gazeteye geldim. Esin ve Armağan’la çay içtim. Cem’le bir haberi konuştuk. Aslıyla masaların çekmecelerini temizledik. Ayfer bizi okey maçına davet etti. Gazete genelinde güvenoyu lotto oynadık. Arzu, benzincide nasıl kazıklandığını anlattı. Ýstanbul grafiğini hazırlayan Servet, Sözen’in kenti nasıl yağmaladığını anlattı. Esin bu sabah yolda gördüğü kuşun açlıktan uçamadığını söyledi. Necdet her zamanki gibi Pepsi Cola’sını içti. Oya telefon görüşmelerine tam gaz devam etti ve bana Murat Belge’nin telefonunu sordu. Cem ilk itirafını yaptı ve ‘Sanıyorum şu anda Türkiye’nin çalışmayan tek gazetesi burası’ dedi. Sonra saatine baktı ve ‘Bugün de mi çalışmadan geçecek’ dedi ve kendi kendine gülmeye başladı. O da anlamıştı. Tarık dün kendi elleriyle pişirdiği tavuğun nasıl lezzetli olduğunu anlattı. Canan Tarık’a 100 asa film sordu.

16 Ekim 1995 Pazartesi

Oğuz: Esiiin, sen şu seksi anlaşılır biçimde yapsana!!!
Esin: Oğuz sana bişey söyliyim mi, ben seksi anlaşılır biçimde yapamam…

Kaz Dağı’nın esrarı

Sabah toplantısı bitmiştir. Yarım saat süren toplantıdan çıkan dört muhabir kafeteryaya inerler. tarık, Remzi, Esin ve Oya… Amaçları çay içmek biraz sohbet etmektir. Çaylar söylenir ve sohbet başlar. Remzi ilgisiz bir konuyu gündeme getirir. Geçenlerde bindiği bir uçağın ekranındaki haritada Kaz Dağı ismi dikkatini çekmiştir. Ekranda Avrupa ve ortadoğu haritası görünürken Türkiye’de pekçok yüksek dağ, kent, havaalanı yerine Kaz Dağı neden yer alır diye yolculuk boyunca düşünmüştür. Bu konuyu masada anlatır. Diğerleri garip bir ifadeyle Remzi’ye bakarlar. Sonra herkes düşüncesini ve yorumlarını açıklamaya başlar.
Tarık: Uçakların kesiştiği bir yer olduğu için yazılıyordur.
Oya: Mitolojide çok önemli bir yerdir Kaz dağı. Turistleri bilgilendirmek için yazılır o yazı. Bir de Ege’nin en batı noktasında yer alır.

Sonra Kaz Dağı’nın nerede olduğu yolunda her kafadan bir ses çıkar. Oya’ya göre orası Ege’nin üstündedir. Tarık müdahale eder. Geçtiüimiz yıllarda oraya avlanmaya gittiğini anlatır ve Kaz Dağı’nın Marmara Yarımadası’nda olduğunu söyler. Diğerleri Marmara Yarımadası’nın nerede olduüunu sorarlar. Tarık biraz düşündükten sonra Marmara Bölgesi olarak değiştirir. Remzi dayanamaz ve eline aldığı bir kalemle peçeteye Kaz Dğı’nın yerini çizer. Diğerleri pek tatmin olmamıştır Remzi’nin haritasından. Oya, Aytekin’in gezi rehberine bakar. Kaz Dağı’nı arar arar ama bulamaz. Rehberde bile görünmeyen Kaz Dağı uçakların ekranında neden görünür. Bu sorunun kesin yanıtı bugün de bulunamamıştır. Bilen varsa söylesin.

22 Ekim 1995 Pazar

Tarık Sedat’a sorar: ‘Abi ne zaman gelmeye alacaksın kedileri?’
Sonra sorunun anlamsızlığını anlar ve düzeltir.
Tarık: Alın artık şu kedileri, pezevenkler geçenlerde satranç takımımı yedi.
Sedat: Geçenlerde benim köpekler de evin duvarlarını yiyordu. Duvarın tuğlalarına kadar kemirdiler.
Tarık: Duvar kimikten miydi?

23 Ekim 1995 Pazartesi

Yazıişleri toplantısı 10:00’a alınmış. Bu durum Cem’e bildirilmiş. Cem de bunu bize söyleyecek ama daha konu açılmadı. Bizim 9:00’da gazeteye gelmemizi mi isteyecek, şöforler bizi evden mi toplayacak, insanlar gazetede mi yatıp kalkacak. Zor durum zor. Gel de çık için içinden.

Gürsel’e Plaket

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir