Alplerin Zürih Gölü’ne düşen yansıması beyaz kuğuların ağır hareketleriyle bozuluyor. Su yüzeyindeki manzarayı değiştiren kuğuları birkaç küçük ördek izliyor. Güneş göl kenarındaki yamaçların ardından yükseliyor. Sabahın ilk ışıkları kentin yüksek saat kulelerine vuruyor.Zürih Gölü’nü izlemek için günün en güzel saatleri başlıyor.

Sert geçen kışa inat bugün hava açık. Gökyüzünün mavisi suyun yeşiliyle buluşuyor. Köpeğiyle yürüyüşe çıkan bir kadın ağır adımlarla önümden geçiyor. Oturduğum banktan Zürih Gölü’nü seyrediyorum. Burası kentin en sevdiğim köşesi. Fırsat buldukça kalabalıktan arınıp derin düşüncelere daldığım bir mekan. Bu sabah kahvemi göl kenarındaki bu sessiz parkta yudumluyorum. Bu kente son bir kez daha bakıp veda etmeden önce dört yıl yaşadığım İsviçre’yi düşünüyorum.

2009 yılının nisan ayıydı. Uzun yolculukların o zamanki durağı İsviçre olmuştu. Uçak Zürih Havaalanı’na yaklaşırken aşağıdaki küçük köyleri, ince yolları, nehir ve gölleri bütün detaylarıyla izliyordum. Birazdan İsviçre ile tanışacaktım. Heyecanlıydım.

Yolunu yordamını bilmediğim bir ülkenin yeni misafirlerinden biri olmaya hazırlanıyordum. Bir an önce düzenimi kurup hayatın içine karışmanın derdindeydim. İsviçre hakkında okuduğum yazılar, dinlediğim öğütler, baktığım fotoğraflar kafamın içinde hareket halindeydi. Kentin dar kaldırımlı eski sokaklarına adım attığımda heyecanım artmıştı.

Hayalimde canlandırdığım görüntü ile o gün karşılaştığım manzara bambaşkaydı. Havaalanından çıktığımda ünlü İsviçre kurallarının birkaçıyla yüz yüze geldim. Dört yıl süren maceramda İsviçre’yi ve onu oluşturan insanları yakından tanıma fırsatı buldum. Avrupa’nın ortasına sıkışmış bu küçük ülkeyi keşfetmenin değişik yolları vardı. Şehir rehberlerinin sayfalarıyla sınırlı kalmak yerine, sokakların cezbeden derinliklerinde kaybolmayı tercih ettim. İsviçre’yi ve insanlarını tanımaya başladıkça karşıma çıkan tablonun beklediğimden çok daha farklı olduğunu gördüm.

Beni hala şaşırtmaya devam eden bu huzur ülkesinde yaşamak keyifliydi. Fakat karmaşık ve alışması zor kurallarları da vardı. İsviçre’yi ve İsviçrelileri anlamaya çalışırken burada iç içe yaşayan farklı kültürlerin aslında birbirlerine ne kadar uzak olduğuna hayretle tanık oldum. Farklı dilleri konuşan, değişik mezheplere bağlı, dışa kapalı, hatta kendi komşularına bile mesafeli İsviçrelilerin, dünyanın en zengin ülkelerinden birini nasıl yarattığının cevabını aradım. Ülkenin en kalabalık kenti Zürih’te yaşadım ama her fırsatta kendimi Alplerin beyaz zirvelerinde, kanyonların ıssız kayalıklarında, ormanların dar yollarında buldum. Sadece okuyarak değil gezerek ve sorarak bu kültürü oluşturan insanları anlamaya çalıştım. 2009’da başlayan keşfi henüz tamamlayamadan bu ülkeye veda etmeye hazırlanıyorum.

Çok gezmenin kazandırdıkları kadar kaybettirdikleri de var. Bir kente alışmaya başlarken terketmek bu kayıpların en büyüğü olsa gerek. Tercihlerimiz bizi zaman zaman değişik seçimler yapmaya zorluyor. Veriğimiz kararlar bizi farklı yollara sürükleyebiliyor. Hiç beklemediğimiz bir anda kendimizi yeni bir düzen içinde bulabiliyoruz. Sahip olduğumuz hayatı riske atmadan yaşamak mı yoksa iflah olmayan bir merakla yeni dünyaların keşfine dalmak mı? Zürih’in sessiz bir parkında kahvemi yudumlarken bu soruların yanıtlarını düşünüyorum.

Kent yeni bir güne daha uyanıyor. Göldeki beyaz kuğular çoktan gözden kayboldu. Parkta gezenlerin sayısı her geçen dakika artıyor. Tren istasyonlarındaki insanlar gidecekleri yerlere ulaşmanın telaşında. Onları uzaktan oturduğum banktan izliyorum. Hedefler farklı olsa da yolculuklar hayatımızın bir parçası. Kimi duraktaki kalabalık gibi sabah mesaisine yetişme peşinde kimi uzun yolculukların arifesinde. Bir kenti terkederken hissettiğim hüzün, yeni kentleri keşfetmenin büyüsüne karışıyor. Ufukta yine uzun bir yol, yine başka bir kent görünüyor. Bir yandan eşyalar toplanıyor diğer yandan geride bırakılan dostlarla son yemekler yeniyor. Kente veda turlarında “Belki bir daha göremem” endişesi ise sürekli peşimizde.

İsviçre’de yaşadığım süre içinde bu ülke beni hep şaşırttı. Avrupalı komşularının bile anlamakta zorlandığı bir ülkeyi, farklı uluslardan gelen yabancıların tanıyıp anlaması, anladığını anlatması kolay değil. Buna karşın, yaşadığım ilginç olayları, bir kenara not düştüğüm izlenimlerimi zaman zaman bu sayfalardan aktarmaya çalıştım. Cumhuriyet’te İsviçre esintisine yer açan gazete çalışanlarına ve pazar günleri dünyanın farklı köşelerinden gönderilen ilginç izlenimleri okuyan siz okurlara Alplerin en temiz havasını soluduğum ıssız zirvelerinden selam gönderiyorum.

Farklı yolculuklarda, bilinmeyen duraklarda yollarımızın tekrar kesişmesi dileğiyle…

24 Şubat 2013 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlandı.

terkedilen_kentler

2013_0224_terkedilen_kentler