Tallinn gezimiz haziran ayının ortasına denk geldi. İstanbul’dan sıcak bir yaz günü bindiğimiz uçakla Avrupa’nın kuzeyindeki bu masal kente geldik. Hava, tahmin ettiğimiz gibi serindi. İstanbul’un bunaltan sıcağından sonra Tallinn’in serinliği iyi geldi.

Havaalanından kalacağımız otele taksiyle 8 dakikada gittik. Bu yolculuk Estonya ve Tallinn hakkında ilk izlenimimiz oldu. 1.3 milyonluk bir ülkenin 400 bin kişilik kenti keşfedilmeyi bekliyordu.

Kent oldukça küçük bir alanda yer alıyor. Baltık Denizi’nde başlayan sınırları havaalanında bitiyor. Yani bir uçtan diğerine yaklaşık 20 dakikalık bir araba yolculuğundan sonra ulaşılabiliyor.

Tallinn, Avrupa’da ortaçağ  döneminin bugüne ulaşmış en korunaklı kentlerinden biri. Yüzlerce yıldan bugüne ulaşan tarihi kent merkezinde eski devirlerin özel görüntüleriyle başbaşa kalmak mümkün.

Surlarla korunan tarih!

Tarihi kenti çevreleyen surlardan kente girişi sağlayan geniş kapılar var. Tarihin derinliklerine uzanan yolculuğumuz bu kapıların eşiğinde başlıyor.

Kapılardan geçip eski Tallinn’in merkezine doğru adım attığımızda modern kentin alışılmış görüntülerini de geride bıraktık.

Dar sokaklar eski kentin ortasında genişçe bir alana açılıyor. Burası yüzyıllar boyunca Tallinn’in merkezi olmuş. Meydanın en önemli yapısı Town Hall. 64 metre yüksekliğindeki kuleden kenti izlemek mümkün. Town Hall’a bakan üç cephede turistik restoran ve cafeler bulunuyor.

Tallinn’in tarihini ve insanlarını gözlemlemek için ideal bir mekan burası. Zamanınız varsa eski hapishaneyi de gezebilirsiniz. Günümüzde Fotoğraf Müzesi olarak kullanılan bu binada Estonya tarihinden görüntüler ve tarihi fotoğraf makinaları yer alıyor.

Meydanın en popüler zamanı Noel. İki hafta süren etkinliklerde meydana kurulan pazara ilgi her zaman büyük. Yılın diğer zamanlarında da meydandan kalabalık eksik olmuyor. Haftasonu bu mekdanda çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Turistik eşyaların satıldığı mini bir pazar ve çeşitli grupların şarkı söylediği platformlar var.

Ortaçağın dini yapılarını merak edenler Tallinn’in tarihi kent merkezinde keyifli zaman geçirebilir. Birbirine oldukça yakın olan Holy Spirit, St. Nicholas, St. Olav ve Dome kiliseleri eski günleri yansıtan önemli dini yapılar.

Old Town Tallinn

Tarihi Tallinn kent merkezi iki bölümden oluşuyor. Kent meydanının da bulunduğu alt bölüme “Eski Kasaba” adı veriliyor. Bu bölgenin en önemli iki caddesi Pikk ve Lai. Bu iki cadde üzerinde çok sayıda müze, kilise, restorant ve cafe var. Farklı mutfakların değişik tadlarının sunulduğu restorantlar özellikle akşam saatlerinde yoğun oluyor. Tallinn’e gelen kruvazörlerden kente inen turistlerin uğrak yerlerinden olan bu iki cadde eski Tallinn’in görülmesi gereken yerleri.

“Katedral Tepesi” adı verilen diğer bölüm, Tallinn tarihinde merkezi otoritenin kurulduğu ilk yer olarak biliniyor. Önceleri piskopusun yönetiminde kalan Tallinn, daha sonraları soylular tarafından yönetilmeye başlamıştır. Günümüzde Estonya meclisinin de bulunduğu bu bölgede çok sayıda resmi ve diplomatik konut bulunuyor.

Surları ve sur içindeki yapılarıyla Tallinn UNESCO’nun dünya mirası listesinde. Tallinn ortaçağın en iyi korunan kentlerinden biri olarak kabul ediliyor. Kenti çevreleyen 2 kilometre uzunluğundaki surlar üzerindeki kuleler kentin en ilginç yapıları. Savunma amacıyla inşa edilen bu kulelerin bazıları bugün müze olarak da kullanılıyor.

Raining in #Tallinn

A photo posted by Remzi Gokdag (@remgok) on

Meydandan hemen sonra başlayan yokuş sizi suriçi bölgesinin en tepe noktasına çıkartıyor. Tallin’i kuşbakışı izlemek için birbirinden güzel seyir noktaları var burada. Özellikle güneşin doğuşu ve batışını izlemek oldukça keyifli. Yalnız bu güzel anlara tanık olabilmek için yaz aylarında geceyarısına kadar beklemeniz gerekebilir. Tallinn’de güneş yaz aylarında çok geç batıyor. Kısa süren karanlıktan sonra güneş erkenden yüzünü gösteriyor. Fakat bu anları yakalayabilenler eşsiz manzaralara da tanık olabiliyor. Kuzey güneşinin batışı ve doğuşu dünyanın farklı noktalarına göre muhteşem bir şölene dönüşüyor.

#Tallinn #sunset 🌅

A photo posted by Remzi Gokdag (@remgok) on

İşgal altında yaşam

Estonya tarihi işgallerle dolu. Ülke uzun yıllar hemen hemen bütün komşuları tarafından işgal edilmiş. Estonya’nın hikayesi de aslında bir işgalle başlıyor.

1227’de Alman ve Danimarkalı şovalyeler tarafından fethedildikten sonra halk Hristiyanlaştırılıyor. Bu tarihten sonra işgaller peşpeşe geliyor. Danimarka, İsveç, Polonya ve Rusya egemenliği altında uzun yıllar geçiyor.

 

Çarlık Rusyası’nın devrilmesini fırsat bilen Estonya, 24 Şubat 1918’de bağımsızlığını ilân ediyor. Ancak bu durum fazla uzun ömürlü olmuyor. Ülke haziran 1940 tarihinde Sovyetler Birliği’ne dahil ediliyor. 1941-1944 arasında ise Nazi işgali yaşanıyor.

2. Dünya Savaşı’nın ardından 1991’e kadar Sovyet egemenliği devam ediyor.

Estonya, bağımsızlığını savaşarak değil şarkı söyleyerek kazanan ilk ülke. 20 Ağustos 1991 tarihinde, Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile birlikte, Şarkı Devrimi ile Estonya bağımsızlığını  ilân ediyor. 31 Ağustos 1994’te Rus askerlerinin ülkeden çekilmesi ile, Estonya Batı Avrupa ve diğer bölgelerdeki ülkelerle ilişkilerini bağımsız olarak yönetme hakkını kazanıyor. Ülke, 29 Mart 2004’te NATO’ya, 1 Mayıs 2004 tarihinde ise Avrupa Birliği’ne katılıyor.

Estonyalıların tarihinde bağımsız olarak yaşadıkları süre çok az. Avrupa’yı karıştıran savaşlarda güçlü ülkelerin “işgal edilecek ülkeler” listesinde hep en üst sırada yer almış.

KGB’nin merkezi Hotel Sokos

Nazilerden çok eziyet gören halk “denize düşen yılana sarılır” sözünde olduğu gibi Sovyetler Birliği’ne umut başlamış. Ancak Rusların demir yumruğu altında yarım asır çok ağır şartlarda yaşamışlar. Rus işgalinin izleri bugün Tallinn’in sokaklarında görmek mümkün. Müzelerde o döneme ait karanlık hatıralar sergileniyor.

Rus işgalini anlatan en somut örneklerden biri de kent merkezindeki Sokos Hotel. Tallinn’de inşa edilen ilk çok katlı otel olarak bilinen bu binanın ayrı bir özelliği daha var. Otelin 23. katı uzun yıllar Sovyet istihbarat örgütü KGB’nin dinleme operasyonlarının yapıldığı yer olarak kullanılmış. Odaların çoğuna ve restoranta yerleştirilen dinleme aletleri sayesinde Tallinn’e gelen turistlerin her adımı takip edilmiş. Estonyalılar zorunlu olmadıkça bu otelin önden geçmemeye özen gösterirmiş. Tallinn gezisi sırasında sık sık karşımıza çıkan bu binaya her bakışımızda o karanlık dönemi gözümüzde canlandırmaya çalıştık. Özgürlüğün tadını çıkaran Estonyalılar o günleri unutmaya çalışsa da bu bina onlara geçmişi her fırsatta hatırlatacak.

Kent halkı kendi seçimini yaptı

Geçmişini koruyarak gelişen Tallinn’in kaderi 1990’larda değişiyor. Sovyet işgalinden sonra ekonomiyi güçlendirecek çözümler arayan Estontalılar turizmin canlandırılmasına ağırlık vermiş. Kent bir dönem kendisine Bangkok’u örnek almış. Baltık turizminin ağız sulandıran pastasından pay kapabilmek için ucuz içki ve seks cenneti olarak pazarlanmış. Macera arayan ama para harcamaktan kaçınan Avrupalı genç turistlerin ikinci adresi olmuş. Bir süre sonra pazarlama taktiğini tekrar gözden geçiren Estonyalılar hatalarının farkına varmış. Kentlerini zevk ve sefa düşkünü turistlere pazarlamak yerine kaliteyi arayan ve tarihe önem veren seçici turistleri tercih etmeye başlamışlar. Kentin planlaması bu anlayışa göre yeniden şekillenmiş.

Bugünkü Tallinn mucizesinde kentlerinin geleceği konusunda doğru yolu seçen yerel yöneticilerin payı büyük.

Kente ucuz içki almak için Baltık ülkelerinden gelen turistleri bugün de sokaklarda görmek mümkün. Ellernde bira şişeleriyle köşe başlarında içip sızıyorlar. Ancak kenti gezen çoğunluk, ellerinde kitap, rehber ve fotoğraf makinalarıyla ortaçağın mirası bu kenti hakkıyla keşfediyor.

Kuzeyin incisi: Tallinn

Tallinn Baltık ülkelerinin en iyi korunan tarihi kentlerinin başında yer alıyor. Kuzeyin incisi deyimini bu bölgede Tallinn’den daha fazla hak eden bir başka kent yok. Nüfusu, ölçeği ve insanlarıyla soğuk iklimin en sıcak bölgesi Tallinn.

Bu kenti eski Sovyet rejiminin soğuk ve gri uydusu olarak hayal edip önyargıyla bakanlar çok şey kaybeder. Tallinn tarihiyle bugününü bütünleştiren dünya üzerindeki ender yerlerden biri.

Bir yanda barok sarayları ve bu saraylardan kente açılan büyülü bahçeleri, kale duvarları ve topçu kuleleri uzanırken diğer yanda cam gökdelenleri gökyüzüne doğru yükseliyor. Ahşap evlerin yanında taş kiliseler, kent surları yan yana sıralanıyor.Parlak alışveriş merkezlerini ortaçağdan bu yana halka hizmet veren pazar alanları izliyor. Güneşli meydanlar, dar ve karanlık mahzenlere uzanıyor. Tallinn sizi bir düş dünyasına davet ediyor. Bu daveti kabul edip Tallinn’e gidenler bu masal kentten mutlu ayrılıyor.

Tallinn gezisinde görmeniz gereken yerler

Tallinn’in kalbi tarihi kent merkezinde atıyor. Bu bölge geçmişi ortaçağa uzanan kentin açık hava müzesi gibi. Eğer zamanınız kısıtlıysa gezinize bu bölgeden başlayın. Her yer yürüme mesafesinde ve kent bir günde rahatlıkla gezilebilir. Zamanınız varsa tarihi kentin dışında kalan bölgeyi de gezebilir, Estonya hakkında ilginç bilgiler edinebilirsiniz:

  • Tallinn TV Kulesi
  • Kiek
  • Bastion Geçidi
  • Deniz Müzesi
  • Dome Kilisesi
  • St. Olav Kilisesi
  • St. Nicholas
  • Şehir Surları
  • Kadriorg Sarayı
  • St. Catherine Geçidi
  • Estonya Tarih Müzesi
  • Estonya Açıkhava Müzesi
  • KUMU Sanat Müzesi
  • Patkuli Terası
  • Estonya Açıkhava Tiyatrosu

TALLINN FOTOĞRAFLARIM

 

 
(Visited 9 times, 1 visits today)

Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir