<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Remzi Gökdağ &#187; uzun yol</title>
	<atom:link href="http://www.remgo.com/11/tag/uzun-yol/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.remgo.com/11</link>
	<description>sıradan yazılar</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Aug 2010 13:24:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Ölümün keşfedildiği kasaba</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/losalamos/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/losalamos/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2008 08:32:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Albuquerque]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombasi]]></category>
		<category><![CDATA[Los Alamos]]></category>
		<category><![CDATA[new mexico]]></category>
		<category><![CDATA[Santa Fe]]></category>
		<category><![CDATA[uzun yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[Kasabaya saat 17:00’ye doğru girdik. Central Avenue üzerinde aracımızla ilerlerken Los Alamos’un üstünde biriken kara bulutlar yaklaşan fırtınanın habercisiydi. İçimizdeki karamsarlığın havadaki kara bulutlardan kaynaklandığınız zannetmiyorum. Caddeler arasında ilerlerken yaşadığımız bu farklı duygu bizi izledi durdu. Nedenini anlayamadığımız, tarifi biraz zor bir iç sıkıntısıydı sanki. Onca yol, onca mekanda hiç hissetmediğimiz bu karmaşık duygular Los [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kasabaya saat 17:00’ye doğru girdik. Central Avenue üzerinde aracımızla ilerlerken Los Alamos’un üstünde biriken kara bulutlar yaklaşan fırtınanın habercisiydi. İçimizdeki karamsarlığın havadaki kara bulutlardan kaynaklandığınız zannetmiyorum. Caddeler arasında ilerlerken yaşadığımız bu farklı duygu bizi izledi durdu. Nedenini anlayamadığımız, tarifi biraz zor bir iç sıkıntısıydı sanki. Onca yol, onca mekanda hiç hissetmediğimiz bu karmaşık duygular Los Alamos’ta ortaya çıktı. Nedeni belki de kasabanın İkinci Dünya Savaşı’nda oynadığı kilit roldü. Ölümün icat edildiği bir kasabaydı burası, atom bombasının keşfiyle uğraşan ve kod adı Manhattan Project olan çalışmalar bu kasabanın sessiz sınırlarında gerçekleşti.</p>
<p>Yaklaşık 65 yıl önce bir grup insan bu kasabanın sınırlarına kapanmış harıl harıl çalışıyorlardı. Yaptıkları bu çalışmadan kendilerinin dışında kimsenin haberi yoktu. Aslında haritalarda böyle bir kasaba da bulunmuyordu. Atom bombasının kaşiflerince Los Alamos’un canyonlarına gizli labaratuarlarda başlayan yolculuk Japonya’nın iki kentrinde patlayan atom bombalarıyla devam edecekti.</p>
<p>Ölümün karanlık yüzüyle özdeşmiş bu kasabaya girişte yaşadığımız tuhaf duyguları çözmeye çalışırken Central Ave. ile 15th Street kesişiminde Bradbury Science Museum ile karşılaştık. Kapanma saati yaklaşıyor müzeyi gezmek için acele ediyorduk. Arabamızı müzenin parkına bırakıp koşar adımlarla kapıya yöneldik. Müzeden içeri girdiğimizde ilk dikkatimizi çeken Fat Man oldu. Nagazaki’ye atılan atom bombasının bire bir kopyası. Hemen yanında Hiroşima’ya atılan Little Boy duruyordu. Los Alamos National Library’nin geçmiş çalışmalarıyla ilgili tarihsel gelişimin detaylı bir biçimde sergilendiği müzede uzay araştırmaları, silah test çalışmaları, nükleer silah teknolojisi gibi bölümlerin yanı sıra Manhattan Projesi’ne ayrılmış büyük bir bölüm de bulunuyor.</p>
<p><strong>Hayalet Kasaba Los Alamos ve Bomba</strong></p>
<p>1939 yılında Albert Einstein, atom bombası fikrini dönemin ABD başkanı Roosevelt’e açmış hemen ardından başlayan araştırmalarda Enrico Fermi tarafından Chicago’da yapılan denemelerden olumlu sonuçlar alınmaya başlanmıştı. 1942 yılına gelindiğinde İngiliz ve Amerikan hükümetleri atom bombasını icat etme yarışında dokuz büyük araştırmayı geride bırakmışlardı. Ancak araştırmaları devam ettirecekleri gizli bir alana ihtiyaç duyuluyordu. Bu alanın özelliklerinin başında herkesten uzak bir bölgede yer alması, doğal şartların yıl boyu araştırmayı engellememesi ve denizden uzak olması geliyordu. Manhattan Projesinin mimarı L. Robert Oppenheimer, savaş öncesi New Mexico’da herkesten uzakta geçirdiği bir tatili hatırladı. Proje için bu bölge ideal bir yerdi. Kimsenin bilmediği, zor bir toprak yolla ulaşılabilen, ayakaltında olmayan, geniş bir orman ve derin kanyonlarla çevrili Los Alamos Oppenheimer’ın önerisiyle gizli proje çalışmalarının merkezüssü ilan edildi. Bölgedeki okul 1943 yılında son mezunlarını verdi ve Savunma Bakanlığı tarafından satın alındı. İki yıl boyunca süren çalışmaların en önemli ilkesi gizililikti.</p>
<p>Kasabaya kısaca herkes ‘tepe’ adını vermişti. Amerika’nın dört bir yanından seçilen bilim adamları büyük bir gizlilik içinde ‘tepe’ye taşındı. Gelenlerin yaşayacakları yerlere dair bir adresi yoktu. Kasabanın postanesi bulunmuyordu. Etrafı tellerle çevrili askerin 24 saat denetimi altındaki böyle bir kasabadan Santa Fe’de yaşayanların dahi haberi olmadı.</p>
<p>Amerikanın ünlü üniversitelerinde görev alan bilim adamlarının Los Alamos’a ulaşmadan önceki durakları Santa Fe kentiydi. Aslında hiçbirinin Los Alamos adında bir yerden haberi yoktu. Onlara Santa Fe kentine gitmeleri ve trenden indikten sonra 109 E. Palace Street adresine kayıt yapmaları söylenmişti. Bilim adamlarına kayıt yapmaları için söylenen adreste bir pastane bulunuyordu. O günlerin tanıklarından Phyliss Fisher, pastaneye girdiklerinde karşılaştıkları sessizliği yıllar boyunca unutamadığını anılarında anlatıyor. Pastaneye gelen bilim adamları kim olduklarını söylediklerinde kendilerine gizlice verilen bir kodla dışarı çıkıyor ve kendilerini bekleyen araçlarla bilinmeyen bir yolculuk başlıyorlardı.</p>
<p>Tepe’ye kendileri için hazırlanan barakalara yerleştiklerinde bundan sonra radyosuz, telefonsuz, hatta mektupsuz günlerin başladığının da farkında değillerdi. Gizlilik Los Alamos’un ilk kuralıydı. Bilim adamlarına ve ailelerine projeyle ilgili hiçbir detayın dışarıya sızdırılmaması konusu sıkı sıkıya tenbih edilmişti fakat o günlerde Los Alamos’ta yaşayanlar zaten nerede yaşadıklarını dahi bilmiyordu. Caddelerde kaldırım evlerin bahçelerinde yeşil alan yoktu. Ailelerin yaşadıkları evler askeri yeşile boyanmıştı. Evlerin arasında ağaç ya da başkabir bitki bulunmuyordu. Zaman zaman işitilen gizemli patlamalara neyin neden olduğu aileler arasında konuşulamıyordu bile.</p>
<p>Manhattan Projesi’yle ilgili çalışmalar yaklaşık iki yıl boyunca bu gizlilikle devam etti. ABD, 16 Haziran 1945 tarihinde ilk atom bombası testini başarıyla tamamladığını dünyaya duyurduktan sonra gizli kasaba Los Alamos’tan herkesin haberi olmuştu. Kasabada yaşayan aileler de bu açıklamadan sonra çalıştıkları projenin ne olduğunu öğrendiler. Testten iki hafta sonra 6 Ağustos’ta Hiroşima’ya, 9 Ağustos’ta da Nagazaki’ye Los Alamos’ta icat edilen bombalar atıldı.</p>
<p>Atom bombaları Amerika’yı amacına ulaştırmış, Japonya teslim olmuş, 2.Dünya Savaşı sona ermişti. Los Alamos görevini yapmış bir kasabaydı artık. Eski labaratuarlar Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında buradaki bilgilerin Sovyetler Birliği’nin eline geçmemesi nedniyle yerle bir edildi. Los Alamos’a giriş yasağını gösteren levhalar 1957 yılında Santa Fe yolundaki yerlerinden kaldırıldı ve bölgede özel mülkiyete 1962 yılında izin verildi.</p>
<p>Müzeden çıktıktan sonra ünlü Manhattan Projesi’nin gerçekleştirildiği bölgeye yöneldik. Orjinal labaratuar 1960’larda yıkılmış ve bugünkü kasabanın dışındaki modern labaratuarın yerine taşınmış. Manhattan Projesi’ne ait görsel kanıtlar sistemli bir biçimde yok edilmiş. Ama geçmişe ait bazı ipuçlarına kasabanın sokaklarında rastlamak mümkün.</p>
<p>Elimizdeki Los Alamos haritasıyla başladığımız yürüyüşümüzün ilk durağı Fuller Lodge oldu. Bu binanın Los Alamos tarihinde önemli bir yeri var. Bilim adamları ve askeri uzmanlar bölgeyi Manhattan Projesi için seçmeden önce burada orman içinde temiz havası ve doğasıyla ünlü bir çiftlik okulu varmış. Amerika genelinden buraya eğitim amacıyla gelen öğrenciler bir yıl boyunca burada eğitim gördükten sonra doğa hakkında öğrendikleri bilgilerle evlerine dönerlermiş.</p>
<p>Manhattan Projesi’nin burada başlamasına karar verildikten sonra bu okul ve etrafındaki geniş bir alan Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından satın alınmış. Binalar olduğu gibi korunup kasabaya gelen bilim adamlarının barınmalarını saglayacak ek binalar bölgeye inşa edilmeye başlanmış. Proje öncesinde buradaki okula gelen öğrencilerin sosyal etkinliklerinde kullandıkları Fuller Lodge daha sonra bilim adamlarınca da aynı faaliyetlerde kullanılmaya devam edilmiş. Dış cepshesi ağaçlardan oluşan 3 katlı bina etrafındaki yürüyüşümüz sırasında 65 yıl öncesinin atmosferinin de aynen korunduğunu, binaya o günden sonra yeni eklemeler yapılmadığını öğrendik. Binanın inşa tarihi 1918, kasabanın en eski binası olarak anılıyor. 1943-47 tarihleri arasında labaratuarda çalışan sivil ve askeri personel tarafından kullanılan bina bugün ödüllü bir müze.</p>
<p>Geç saatte geldiğimizden bu müzeyi gezme fırsatı bulamadık ama Manhattan Projesi’ne ev sahipliği yapan kasabanın karanlık kaldırımlarında geçmişe yaptığımız yolculuğumuza devam ettik. Bu binanın hemen yanında etrafı gül fidanlarıyla kaplı yeşil bir düzlük göze çarpıyordu. Bir evin bahçesi büyüklüğündeki bu alanın adının Gül Bahçesi olduğunu öğrendik. Projeye imza atan çalışanlar Los Alamos’a geldiklerinde hayatlarının bir daha aynı olmayacağını, geçmişle olan bağlantılarının tamamen koptuğunun belki de farkında değillerdi. Gizli Projeyle ilgili çalışmalara başlandığında yeni kurulan bu kasabada herhangi bir mezarlık olmadığını farkettiler. Aslında kasaba da resmi olarak yoktu, çalışanlar da. Hepsi gizli bir projenin birer parçasıydı. Zaman içinde ölenlerin cenazeleri ya doğdukları yere ya da Amerika’nın bir başka kentine gönderilip gömülüyordu. Gizliliğin cenaze törenlerine dahi izin vermediği bu ölüm kasabasında çalışanlar ölenler anısına bu gül bahçesini icat etmişlerdi. Her ölen bilim adamı ya da aile mensubunun ardından burada bir gül dikilmeye başlandı. Bu gelenek sonraki yıllarda da devam etti ve bu yeşil düz bahçe Los Alamos’un resmi olmayan mezarlığı olarak kabul edildi.</p>
<p>65 yıl öncesine yaptığımız bu gizemli yürüyüşün sonraki durağı Bathtub Row oldu. O yıllarda buraya gelen bilim adamları için oluşturulan prefabrik evlerde yaşama alışmak siviller için kolay olmadı. Alelacele yapılan bu evlerin yanı sıra Fuller Lodge binasının yanında ek binalar da inşa edilmişti. Diğerlerine göre daha rahat olan bu evlerde başka evlerde olmayan bir lüks vardı. Her evin banyosunda bir küvet bulunuyordu. 1943’ün Los Alamos şartlarına göre bu lüks evlerde başta Manhattan Projesi’nin mimarı J. Robert Oppenheimer’ın da aralarında bulunduğu üst düzey ekip yaşadı. Bugün de olduğu gibi korunan bu evlerde adını bilmediğimiz başka aileler yaşıyor. Sokağın tam karşısında savaş günlerinde Los Alamos’un tek eğlence merkezi The Performing Art Center binası bulunuyor. Bugün bölgede kurulan okulun kapalı spor salonu olarak kullanılıyor.</p>
<p>Manhattan Projesi yolculuğumuzda bizi yaklaşık 800 yıl geriye götüren kalıntılarla karşılaştığımızda oldukça şaşırdık. Beyaz adamın henüz kıtaya ayak basmadığı bir döneme ait bu kalıntılar bu kanyonda yaşayan Pueblo yerlilerinden günümüze kalan tek mirası. Volkanik küllerden inşa edilen bu binanın kalıntıları 1918’de inşa edilen okulun ek binalarının yapımında kullanılmış.</p>
<p>Bu kasabadaki yürüyüşümüzün son durağı Asley Pond oldu. Los Alamos kanyonundan getirilen suyla oluşturulan yapma gölün hemen yanında eskiden bir buz deposu bulunuyormuş. Manhattan Projesinin mimarları atom bombasını keşfettiklerinde test için kullanılacak Trinity bombasını bu noktadan uğurlamış. 42 model Plymouth marka bir arabanın arkasına yerleştirilen Fat Man takma adlı bomba 255 mil güneydeki Socorro kasabası yakınlarındaki test alanına uğurlanmış. Bugün bu uğurlama alanında ahşap bir yapı o günün anısına inşa edilmiş. Hemen yanında bulunan iki kayaya da o güne ait Los Alamos ve Manhattan Projesi hakkında bilgiler yer alıyor.</p>
<p>Manhattan projesinin günümüze uzanan kalıntıları bunlardan ibaret. Diğer binalar, labaratuarın kendisi ve kasabanın tamamına yakını proje resmi olarak halka açıklandıktan sonra yıkılmış.</p>
<p>Los Alamos’a girerken kasabaya çöken kasvetten bu gezi sonrası kurtulamamıştık. Ölüm kasabasındaki ıssızlık ve nedenini bilemediğimiz bunaltıcı hava gezi boyunca peşimizi bırakmadı. Hava kararmaya yakın olmasına rağmen bu kasabada kalmamaya karar verdik. Geçmişin izlerini taşıyan Los Alamos 5 günlük New Mexico gezimizin en ilginç duraklarından biriydi.</p>
<p>Kasabadan ayrılırken bir başka sürprizle daha karşılaştık. Farkında olmadan yolumuz bugünkü bilimsel çalışmaların yapıldığı labaratuar alanına düştü. Aslında yol üstünde hiçbir tabelayla karşılaşmadan bu bölge belirdi. Hızımızı 15 mile düşürmemizi belirten trafik levhaları ve keskin birkaç virajdan sonra köprülerin para gişelerini andıran 5 farklı güvenlik kulübesine doğru yaklaştık. İçerdeki görevli araçları tek tek inceliyordu. Görevli bize baktığında her ihtimale karşı camımızı indirip güneş gözlüklerimizi de çıkartmıştık. Geçiş izni aldıktan sonra yolumuza devam ettik. Yol üzerinde hiçbir şekilde durulmaması gerektiğini belirten uyarı levhalarından güvenliği bir hayli sıkı bir alana girdiğimizi hissettik. Yolun solunda Los Alamos Ulusal Labaratuarları yer alıyordu. Hiçbir şekilde durmak niyetimiz olmadığından yolumuza devam ettik. Bir yandan da aracımızın teknik arıza nedeniyle bozulmaması ya da lastiğimiz patlamadan bu garip bölgeyi terketmek için dua ediyorduk.</p>
<p>Los Alamos’u geride buraktıktan sonra muhteşem ormanlarıyla ünlü Bandelier Milli Parkı’na girdik. Amerika’nın ilk yerlileri bu alanda yaşamış ve geride hayranlık uyandıran izler bırakmış. Bunların içinde en ünlüsü kaya resimeri. Bu resimleri yapanlar yaklaşık bin yıl önce bilinmeyen bir nedenle ortadan kaybolmuş. Bilimadamları bu esrarengiz yokoluşun net cevaplarını bugün dahi veremiyor.</p>
<p>Jemez Pueblo’ya ulaştığımızda güneş batmıştı. Buraya kıvrıla kıvrıla uzanan kızıl kanyonlar arasındaki yolu takip edip ulaştık. Manzarayı görünce Jemez yerlilerinin neden kendilerine Walatowa (Kanyonların Halkı) dediklerini de anladık. Çevrede görülmesi gereken çok yer vardı ama bu güne ancak bu kadarını sığdırabildik ve Jemez Pueblo’yı detaylı gezme fırsatı bulamadık.</p>
<p>San Ysidro’daki yol ayrımına geldiğimizde yarınki yolculuğumuzun da planını yapıyorduk. Önümüzde iki seçenek vardı. 3. Günümüzü eyaletin kuzeyinde geçirmek ya da güneye yönelmek. İlk seçeneğe karar verirsek bu yol ayrımından sağa dönüp kuzeye yönelecek, geceyi Cuba’da geçirip yarın New Mexico’nun Colarado sınırına kadar uzanan bir yolculuk yapacaktık. İkinci seçeneği daha cazip bulup sola saptık ve güneye yöneldik. Rüzgarın estiği yöne göre planlarımızı değiştirebilecek kadar serbesttik bu gezide. Ulaşmaya çalıştığımız duraklardan çok içimizden gelen sese göre yol alıyor, planlarımızı dilediğimiz zaman dilediğimiz şekilde değiştirebiliyorduk.</p>
<p>Santa Ana ile Bernalillo arasında yerliler tarafından işletilen bir Casino’da akşam yemeğimizi yedikten sonra Albuquerque’de geceyi geçireceğimiz Ramada’ya doğru yol aldık.</p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/new-mexico-hakkinda/' rel='bookmark' title='Permanent Link: New Mexico notları'>New Mexico notları</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/gokyuzundeki-koy-beyaz-col-ve-ufolar/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bir Köy, Beyaz Çöl ve UFO&#8217;lar'>Bir Köy, Beyaz Çöl ve UFO&#8217;lar</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/losalamos/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Köy, Beyaz Çöl ve UFO&#8217;lar</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/gokyuzundeki-koy-beyaz-col-ve-ufolar/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/gokyuzundeki-koy-beyaz-col-ve-ufolar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 07:32:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[new mexico]]></category>
		<category><![CDATA[UFO]]></category>
		<category><![CDATA[uzun yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=141</guid>
		<description><![CDATA[Sabahın ilk ışıklarıyla ayaktaydık. Otelin penceresinden baktığımızda güzel bir sürprizle karşılaştık. Gükyüzünde uçan rengarenk balonlar vardı. Sayıları 10 kadar olan bu balonlar yere inmeden onlara biraz daha yaklaşıp fotoğraflamak istedik. Hızlı bir kahvaltıdan sonra kentin sokaklarında balonlara ulaşma yarışı başladı. Bu sırada birkaç çıkmaz sokağa girdik. Kentin sokaklarında ilk kez araba kullanmanın verdiği acemilikle kestirme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sabahın ilk ışıklarıyla ayaktaydık. Otelin penceresinden baktığımızda güzel bir sürprizle karşılaştık. Gükyüzünde uçan rengarenk balonlar vardı. Sayıları 10 kadar olan bu balonlar yere inmeden onlara biraz daha yaklaşıp fotoğraflamak istedik. Hızlı bir kahvaltıdan sonra kentin sokaklarında balonlara ulaşma yarışı başladı. Bu sırada birkaç çıkmaz sokağa girdik. Kentin sokaklarında ilk kez araba kullanmanın verdiği acemilikle kestirme diye bir kaç kez büyük sitelerin içinde kaybolduktan sonra balonların yoğun olarak bulunduğu bölgeye gelmiştik. Fotoğraf ve  video çekimlerinden sonra önce ilk durağımız Acoma (Sky City) Pueblo’ya doğru yol aldık.</p>
<p><strong>Acoma Pueblo</strong></p>
<p>40 nolu freeway’den yaklaşık bir saat kadar batıya doğru yol aldıktan sonra Acoma Pueblo yol ayrımına vardık. Buradan 22 nolu freewayi takip ettik. Yolda normalin dışında bir hareketlilik vardı.</p>
<p>Freewayde göremediğimiz oranda bir araç trafiğiyle karşılaştık. İlerde duran bir polis aracı yolu kesmiş gelen trafiği yol kenarındaki bir alana yönlendiriyordu. Hesaplarımıza göre puebloya varmamız için biraz daha bu yolda gitmemiz gerektiğini biliyorduk. Gideceğimiz yerin tarihi bir nokta olduğunu ve bu noktadan sonra araç trafiğine izin verilmediğini tahmin edip bize söylenen alana yönelip aracımızı parkettik. Herkesin gittiği yöne doğru yürümeye başladık. Birazdan içinde bulunduğumuz garip durumu farkettik. Kalabalık bir turist kalabalığı değildi. Kimsede fotoğraf makinası yoktu. Herkes büyük bir binaya doğru yürüyordu. İçinde bulunduğumuz ortamın gideceğimiz yerle bir ilgisi olmadığını anladığımızda binaya girmiştik. Kapıda ilk karşılaştığımız kişiye durumu anlattık. Yanlış yere gelmişsiniz dedi. Binada yakınlardaki bir başka pueblonun öğrencileri için mezuniyet töreni yapılıyormuş. Yolu kesen polise birşey söylemediğimiz için bizi de törene katılan davetlilerden sandığından aracımızı buraya yönlendirmiş. Arabaya binip yolumuza devam ettik 10 dakika kadar bu dar ve ıssız yolda gittikten sonra etraftaki görüntü değişti.</p>
<p>Issız düz topraklar yerini dev kayalıklara terketti. Yol kenarında Acoma Pueblo sınırlarına girdiğimizi belirten tabelalar vardı. Biraz ilerde Gökyüzündeki Kent olarak bilinen Acoma’nın siluetini gördük. Yaklaşık 110 metre yüksekliğinde birkaç futbol sahası büyüklüğünde tepesi düz bir kayalığın üzerindeki evlerin duvarları görünmeye başladı.</p>
<p>Turistler için ayrılan park alanına girip biletlerimizi aldıktan sonra bizi tepeye çıkartacak aracı beklemeye başladık. Orta boy bir otobüs birazdan yanaşıp bizim de aralarında bulunduğumuz yaklaşık 20 kişilik grubumuzu alıp Gökyüzündeki Kent’e doğru hareket etmeye başladık. Araca binen kızılderili rehber bu tarihi yerleşim birimi hakkında ön bilgileri anlatmaya başladı. Video çekiminin yasak olduğu bu turda sadece fotoğraf çekimine izin veriliyordu.</p>
<p>Acoma kızıldreililerince hala yerleşim yeri olarak kullanılan bu esrarengiz köyün hikayesini dinlemeye başladık. Bölgeye yapılan saldırılardan korunmak için bir grup yerli bu kartal yuvası konumundaki alana yerleşmiş. Amerika’nın en eski yerleşim birimi olarak kabul edilen bu köy ilk kez Chacoan yerlilerince 1100-1200 ratihleri arasında inşa edilmiş. 16. yüzyılda yaklaşık 6 bin kişiyi barındıran bu alanda bugün sadece 10 aile yaşıyor. İspanyollar 1540’da bölgeye geldiğinde istila edemedikleri ender yerlerden biri de burasıymış. Dik uçurumlardan sadece merdivenler aracılığıyla ulaşılan köyü görenler istila niyetlerinden vazgeçmiş.</p>
<p>1599 yılında ağır silahları ve zırhlarıyla köyün yamaçlarına gelen İspanyol ordusu yaklaşık 3 gün boyunca Acoma’yı topa tutmuş. 800 yerlinin öldüğü, yaklaşık 500 kadarının da esir alındığı biliniyor. Esir alınan erkek savaşçıların diğer yerlilere örnek olması amacıyla bir ayağı kesilmiş. Bu uygulama bölgedeki diğer yerli yerleşim birimlerinde tek tek gezilerek yapılmış. Yerlileri hıristiyanlaştırma uygulaması sırasında köyün merkezine yüksek bir kilise inşa edilmiş. Bugün köyün en merkezi alanında yükselen bu kilise beyaz adamın yerlilere yaptığı katliamın da bir kanıtı niteliğinde.</p>
<p>İspanyolların bölgeye ilk ayak bastığı günden bu yana yaklaşık 500 yıl geçmesine rağmen Acoma yerlilerinin toplam nufusu değişmemiş. Bugün de bölgede yaklaşık 6 bin yerli yaşıyor. Kendilerine ait bu özerk bölgede kendi kurallarınca yaşıyorlar. Gökyüzündeki kentte yaşayan 13 ailenin dışında diğer Acoma yerlileri hergünbu kutsal mekanı ziyaret ediyor. Su ve elektiriğin olmadığı bu evler geleneksel olarak ailenin en büyük kızının malı olarak kabul ediliyor. Yerlilerin yüzde 80’i kendilerini katolik dininin birer mensubu olarak görmelerine karşın geleneklerinin en ince detayları yeni kuşaklara öğretiliyor.</p>
<p>Köyün sokaklarını burada yaşayan bir yerli rehber eşliğinde geziyoruz. Takma adının Orlando olduğunu öğrendiğimiz bu rehber gezi sırasında bir yandan sorularımızı yanıtlıyor bir yandan da ilginç anlatım tarzıyla köyün detayları hakkında bilgi veriyor. Orlando’nun hızlı ve duraksamadan yaptığı konuşmada cümleler birbiri ardına akıp gidiyor. Bu tarz konuşmasının nedeninin anlattıklarının dinleyenlerce ezberlenmemesi olduğunu ve Acoma hakkındaki bilgilerin turistlerce kaydedilmemesi olduğunu söylüyor. Konuşması sırasında kendine ait ilginç el hareketleri herkesin dikkatini çekiyor. Sol elinin baş ve işaret parmaklarıyla göğsüne paralel bir noktada tutup zaman zaman gökyüzüne doğru kaldırıyor. Nedenini sorduğumuzda cevabı aynı anda üç dili konuştuğunu fakat bizlerin sadece İngilizce konuşmaları anlayabildiğimizi söylüyor.</p>
<p>Baskınların, işkencelerin, yüzyıllarca süren asimilasyonun ardından hala ayakta olduklarını ve yerli ruhlarında hiçbirşey yitirmediklerini anlatan Orlando’yu, New Mexico gezimiz sırasında karşılaştığımız en ilginç kişiliklerden biri olarak anacağız.</p>
<p><strong>Lava yatakları arasından uzanan ıssız bir yol</strong></p>
<p>Sky City den ayrıldıktan sonra güneye doğru yol almaya devam ettik. Malpais Dağlarının kurumuş lava yataklarını geride bıraktıktan sonra gezimizin en ıssız yolculuğu başladı. 117 nolu freeway sanki haritada vardı da gerçekte yoktu. Yol boyunca ne bir yerleşim birimi ne de bir araçla karşılaştık.</p>
<p>Dünyanın bu noktasında yapayalnız hareket eden aracımızda sanki bizden başka bir hayat yoktu. Zaman zaman bu ürperten ıssızlığa ara vermek için arabadan inip yol kenarında yürüdük, fotoğraflar çektik ancak bu garip mekandaki yolculuğumuzu kazasız belasız atlatıp bir benzin istasyonuna ulaşmak istiyorduk. Yaklaşık 100 millik bu ıssız yolun sonunda Quemado denilen bir yol ayrımında hayat belirtilerine ulaştık. Birkaç binadan oluşan bu yerleşim merkezinin neden buraya kurulduğunu nasıl bir işlevi olduğunu fazla merak etmeyip 60 nolu freewayden doğuya doğru yol almaya devam ettik. Pie Town, Datil gibi kasabaları geride bırakıp National Radio Astronomy Merkezi’ne ulaştık.</p>
<p><strong>Dev radarların arasında</strong></p>
<p>The Very Large Array (VLA) olarak da bilinen bu ilginç bölge San Augistin düzlüğünde Magdalena ile Datil kasabaları arasında yer alıyor. Deniz seviyesinden 2 bin metre yükseklikteki bu düzlükte yer alan bölge National Radio Astronomy Observatory (NRAO) tarafından uzay gözlem istasyonu olarak da kullanılıyor. 27 dev anteni kilometrelerce uzaktan görmek mümkün, her biri 230 ton ağırlandaki bu dev dinleme aletleri Y şeklindeki 21 km uzunluğunda bir çizgide yer alıyor. Gezegenlerin ve uzak yıldızların hareketelrini gözleyen bu antenler, çok sayıda filme ve romana da konu olmuş.</p>
<p><strong>Atom bombası test alanı</strong></p>
<p>Çölün ortasında inşa edilen farklı dünyalara ait bu alanı geride bırakıp Socorro’ya doğru yol aldık. Burada akşam yemeğini yedikten sonra yolumuza devam ettik. Hava henüz kararmamıştı ve önümüzde yaklaşık 1.5 saatlik bir başka ıssız yol uzanıyordu.</p>
<p>Geceyi geçireceğimiz Carrizozo’ya doğru yol alırken ilk atom bombasının test edildiği Trinity alanının yakınlarından geçtik. Güvenlik nedeniyle bölge ziyaretçilere kapalı, ama yol üzerinden güneye doğru baktığımızda siyah beyaz bir filmde izlediğimiz atom bombasının patladıktan sonra oluşan bulutların yükseldiği ünlü düzlüğü görebiliyorduk.</p>
<p><strong>Beyaz Çöl</strong></p>
<p>Carrizozo’da dördüncü günümüze sabah 6:30’da başladık. Bu ıssız kasabada fazla zaman harcamadan güneye yöneldik. Hedefimiz Beyaz Çöl’e ulaşmaktı. Yol üzerinde Tularosa ve Alamogordo kasabalarını geride bırakıp bu ilginç doğa harikasına ulaştık. Beyaz Çöl sınırlarından girdiğimizde doğal bitki örtüsünün de bir anda değiştiğine tanık olduk. Issız çöl bitki örtüsü yerini beyaz kum tepeciklerine bırakmıştı. Bu çölü en iyi keşfetmenin yürümek olduğuna karar verip aracımızdan indik. Kum tepeciklerinin arasında yaklaşık 1.5 saat yürüdük. Henüz sabahın ilk saatleriydi ve etrafta bizden başka kimse yoktu. Ayağımızın altındaki kumu yakından incelediğimizde bunun tuz kristalleri olduğunun farkına vardık. Yaklaşık 250 milyon yıl önce şu anda yürüdüğümüz alanda bulunan deniz yatağından geriye kalan bu beyaz çöl zaman içinde etrafta hiçbir nehirin bulunmaması nedeniyle buraya bir şekilde hapsolmuş. Video ve fotoğraf çekim işlerinden sonra dönüş yolunda ziyaretçi sayısının arttığını gördük. Alamogorda kasabasının sakinleri haftasonu tatillerini geçirmek için buraya gelmeye başlamıştı.</p>
<p>Beyaz Çölü terkettikten bir saat kadar sonra bölgenin en yüksek dağına çıkmaya karar verdik. Mescalero Apache alanından geçerken 1800’lü yılların sonlarına doğru bu dağlık bölgede ünlü Geronimo’nun at koşturduğu günleri düşündük.  Apaçi kızılderilileri kendileri için Amerikan hükümetince ayrılan bu alanda soylarını ağır bedeller ödeyerek devam ettirmeyi başarmış.</p>
<p>Cloudcroft adlı kasabaya geldiğimizde biraz dinlenmeye ihtiyacımız olduğunu hissettik. Yaklaşık 3 bin metre yüksekliğindeki bu şirin kasabanın sokaklarında bir saat geçirdikten sonra biraz ilerde düzenlenen büyük bir etkinliğe katıldık. Küçük bir kasaba için büyük sayılabilecek bu etkinlikte bölgedeki yerliler sanat ürünlerini satıyordu.</p>
<p>Cloudcroftlu öğrencilerin hazırladığı yemeklerden tadıp ünlü Lincoln kasabasına doğru yol almaya devam ettik.</p>
<p><strong>Billy the Kid&#8217;in izinde</strong></p>
<p>70 nolu freewayi kuzeye doğru takip ettikten bir süre sonra 380 nolu yoldan sola sapıp doğuya doğru yaklaşık 10 dakika yol aldıktan sonra bu efsanevi kasabaya ulaştık. Vahşi Batıyı vahşi yapan kasaba olarak biliniyor Lincoln. Ünlü Billy the Kid’in yaşadığı ve efsanenin doğduğu yer. 1878 de başlayan çatışmalar kasabanın Amerika çapında ün yapmasına da neden olmuş. O yıllarda Amerkan başkanı Hayes, Lincoln’ün ünlü anacaddesini Amerikanın en tehlikeli sokağı olarak adlandırmış.</p>
<p>Lincoln’ün tarihi kovboyların çatışmalarından çok öncelere dayanıyor. 1400’lerde Piros yerlileri bu topraklarda yaşamış. 1500’lerde Apaçilerin bu bölgede egemenlik kurduğu, Comançi ve Apaçi kabilelerinin bölgedeki vadide uzun yıllar yaşayıp avlandığı biliniyor. 1700’lerin ortalarına doğru bölgeye gelen Meksikalı göçmenler burada tarımla uğraşmaya başlıyor. Bölgenin kaderi 1855’te kurulan Fort Stanton Askeri merkeziyle değişiyor. Amerikalılar kurdukları bu kale sayesinde Rio Bonito nehri civarındaki yerlileri bölgeden atıyor ve batıya uzanan güvenlik zincirinin bir halkasını oluşturuyor. Bunu izleyen yıllarda Fort Stanton’un 10 km kadar güneyinde yaklaşık 10 aile daha önce Meksikalı göçmenlerce kurulan La Placita yakınlarına yerleşiyor. Köyün adı 1869’da Lincoln olarak değiştiriliyor. 1878-1881 yılları arasında devam eden Lincoln savaşından bu yana kasaba hiç değişmemiş. Amerikanın en otantik western kasabası olarak kayıtlarda.</p>
<p><strong>Para kasabaya huzur getirmiyor</strong></p>
<p>Savaş kasabanın iki zengini arasındaki çekişmeden kaynaklanıyor. Lincoln sakinleri iki gruba bölünüyor. Savaşın yoğun olduğu 5 aylık dönemde 30 kişi çatışmalarda hayatını kaybediyor. Nufusuyla orantılandığında bu sayı o günün şartlarını bile aşıyor. Günde ortalama 2 bin silah sesinin duyulduğu yine o gününün tanıklarınca kayıtlara geçiyor.</p>
<p>Hakkında çok şey yazılan, filmlere konu olan Lincoln’ün ünlüleri Billy the Kid ile sınırlı değil. O dönemin şerifi Pat Garret, sığır baronu John Chisum, Kit Carson, General Perhing, silahşör Jesse Evans gibi isimler de western tarihine bu kasaba aracılığıyla geçiyor.</p>
<p>Bu küçük kasabada zaman sanki çatışmanın olduğu o yıllarda durmuş. Evleri, bahçeleri, kilisesi ve tek caddesiyle Lincoln gelenleri 150 yıl öncesinin kanlı günlerine götürüyor.</p>
<p><strong>Ve UFO&#8217;lar&#8230;</strong></p>
<p>Güney New Mexico’daki son durağımız Roswell kasabası oldu. Güneye bu kadar indikten sonra UFO’larıyla ünlü bu kasabaya uğramadan geri dönmeyi göze alamadık. Roswell’in kaderi 4 Temmuz 1947 tarihinde değişiyor. O gün Roswell’deki hava üssü komutanı düşen bir UFO’yu incelemeye aldıkları yönündeki açıklamaları Amerikan basınında büyük ilgi görüyor. He ne kadar ertesi gün bu açıklama yalanlansa da Amerikan halkının ve dünyanın Roswell’e olan ilgisi giderek artıyor.</p>
<p>Aradan geçen 60 yıla ve onca resmi açıklamalara rağmen Roswell’e her yıl UFO meraklıları akın akın gelmeye devam ediyor. Bugün Roswell’e duyulan ilgi kasabanın ana geçim kaynağı haline gelmiş durumda. Main ve 2. Caddenin kesişimi UFO turizminin kasabadaki kalbi. Turistik mağazalardaki ürünlerin tamamını uzaya ait hediyelik eşyalar oluşturuyor. Minyatür uzaylılar, düştüğü iddia edilen uzay aracı şeklindeki anahtarlıklar, tişörtlerin yanı sıra UFO tutkusu restoranlara da yansımış. Akşam yemeği  için girdiğimiz restoranın adının Cover-Up olduğunu, menüsünün uzay terimlerinden, restoranın bölümlerinin ise askeri dilde kullanılan terimlerden oluştuğunu görüyoruz. Gelen müşterilere uzaylı muamelesi yapan garsonlar da Roswell’e özgü küçük ayrıntılar.</p>
<p>Uluslararası UFO Müzesi, Roswell’in 60 yıllık geçmişindeki kilometretaşlarını ayrıntılarıyla anlatıyor. Düştüğü iddia edilen uzay aracının tarifi, görgü tanıklarının açıklamaları, o günklerde basında çıkan haberler ve UFO’larla ilgili her türlü gelişmeleri bu müzenin koridorlarında bulmak mümkün.</p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/gokyuzundeki-koy-beyaz-col-ve-ufolar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>New Mexico notları</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/new-mexico-hakkinda/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/new-mexico-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 07:32:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Albuquerque]]></category>
		<category><![CDATA[new mexico]]></category>
		<category><![CDATA[pueblo]]></category>
		<category><![CDATA[Santa Fe]]></category>
		<category><![CDATA[uzun yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[Gözünüzle keşfedebileceğiniz görsel güzelliklerin yanı sıra New Mexico gizli sürprizleriyle bu bölgeye gelenleri baştan çıkartmaya devam ediyor. Eşsiz doğası, değişik iklimi, tarihi ve mimarisiyle kendine has bir eyalet olan New Mexico aynı zamanda Amerika’nın en eski yerleşim bölgelerinden biri olarak anılıyor. Arkeolojik bulgular 10 bin yıl önce bu bölgede yerleşik olarak yaşayan kabilelerin varlığını kanıtlıyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gözünüzle keşfedebileceğiniz görsel güzelliklerin yanı sıra New Mexico gizli sürprizleriyle bu bölgeye gelenleri baştan çıkartmaya devam ediyor. Eşsiz doğası, değişik iklimi, tarihi ve mimarisiyle kendine has bir eyalet olan New Mexico aynı zamanda Amerika’nın en eski yerleşim bölgelerinden biri olarak anılıyor. Arkeolojik bulgular 10 bin yıl önce bu bölgede yerleşik olarak yaşayan kabilelerin varlığını kanıtlıyor. Bugünkü kızılderililerin atası olarak kabul edilen bu ırkın geride bıraktığı kaya oymalarının tarihi ise 2 bin yıl öncesine uzanıyor. Yaklaşık 1000 yıl önce Mogollon ırkı olarak tanımlanan bu grup hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboluyor. Günümüzün kanıtlanamayan sırlarından biri olaran bu duruma bilim adamları henüz yanıt bulamamış. Bu ırkın torunları kayboluşlarının ardından 400 yıl sonra Rio Grande vadisinde tekrar ortaya çıkıyor. Günümüzün Apaçi ve Navajo kabilelerinin atası olarak adlandırılan bu insanlara Athapascan adı veriliyor.</p>
<p>New Mexico’ya ilk İspanyol kaşifler 1540 yılında ulaşıyor. Francisco Vazquez Coronado önderiliğindeki bu grubun amacı gizemli altın kente ulaşmak. Sözü edilen altın kente kaşifler hiçbir zaman ulaşamıyor. Tarihçiler bu altın kent söylentisinin kızılderililerce uydurulduğu ve topraklarına gelen bu yabancıları uzaklaştırmak amacıyla söylendiğine inanıyor. İspanyollar 1598’de Espanola kentinin kuzeyindeki San Gabriel bölgesine yerleştikten sonra bölgenin kaderi değişiyor. 1607’de koloninin ilk başkenti Santa Fe kuruluyor. Katolik din adamlarının planlı politikaları ve İspanyol askerlerin baskısıyla bölgedeki tüm yerli kabileler hıristiyanlığa geçiyor. Bunu izleyen yıllarda isyanlar ve savaşlarla bölgenin kanlı tarihi devam ediyor.</p>
<p>Meksika’nın başımsızlığının ardından Amerikan ordusu bölgeye geliyor fakat savaçmadan eyaleti Meksikalılardan 50 bin dolara satın alıyor. 1880 de bölgeye demiryolu ulaştıktan sonra doğudan başlayan göç dinmek bilmiyor. Batıda varolduğuna inanılan altına hucumun başladığı yıllarda New Mexico, Amerikalılar için öneli bir durak konumunu üstleniyor. 6 Hairan 1912 tarihinde New Mexico 47. Eyalet olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne katılıyor.</p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/losalamos/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ölümün keşfedildiği kasaba'>Ölümün keşfedildiği kasaba</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/gokyuzundeki-koy-beyaz-col-ve-ufolar/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bir Köy, Beyaz Çöl ve UFO&#8217;lar'>Bir Köy, Beyaz Çöl ve UFO&#8217;lar</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/new-mexico-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rio Grande Vadisi</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/rio-grande-vadisi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/rio-grande-vadisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2008 08:33:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[new mexico]]></category>
		<category><![CDATA[rio grande]]></category>
		<category><![CDATA[uzun yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[New Mexico gezimizi planlarken haritada ilginç bir kasaba gözümüze çarptı. Adı Las Vegas’tı bu kasabanın. Bildiğimiz Las Vegas’ın bir adaşını New Mexico’da görmenin ilginç olacağını düşündük. Günün ilk ışıklarıyla yola koyulduk. Fanta Fe’yi Las Vegas’a bağlayan Hwy-25’e çıktığımızda saat 7’yi gösteriyordu. Hafif yağmurlu bir gündü ve yolda azsayıda araç göze çarpıyordu. Las Vegas’a girdiğimizde bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>New Mexico gezimizi planlarken haritada ilginç bir kasaba gözümüze çarptı. Adı Las Vegas’tı bu kasabanın. Bildiğimiz Las Vegas’ın bir adaşını New Mexico’da görmenin ilginç olacağını düşündük. Günün ilk ışıklarıyla yola koyulduk. Fanta Fe’yi Las Vegas’a bağlayan Hwy-25’e çıktığımızda saat 7’yi gösteriyordu. Hafif yağmurlu bir gündü ve yolda azsayıda araç göze çarpıyordu. Las Vegas’a girdiğimizde bu sessizliğin kasabada da hakim olduğunu gördük. Günlerden cumaydı ve kasabanın sokakları bomboştu. Kasabanın merkezine doğru yolaldık. Old Town olarak bilinen bölgeye girdiğimizde Amerika’nın kowboy kültürüne hakim olan bir manzarayla karşı karşıyaydık. Meydanda yer alan beş katlı bir otel dışında diğer yapılar kendi halinde mütevazi ahşap binalardı. Bildiğimiz Las Vegas’tan eser yoktu bu kasabada. Vahşi batıyı vahşi yapan detaylar bu tarihi kasabanın sokakları arasındayı. Bir zamanlar kovboyların silah çektiği, posta arabalarının ve bankaların soyulduğu meydanda dolaşıp kasabanın tarihi ana caddesine yöneldik. Comanche kızılderililerinden kaçıp kendilerine yaşam alanı arayan Amerika’nın ilk öncüleri yaklaşık 200 yıl önce bu kasabayı inşa etmiş. Zaman içinde Santa Fe hattında önemli bir durak olmuş. 1879’da ilk demiryolu kasabaya ulaştığında tren istasyonunun etrafında kasaba yeniden şekillenmeye başlamış ve bugün sokaklarında gezindiğimiz Las Vegas oluşmuş. Aslında bu kasabanın ünü biraz da geçmişteki kanlı çatışmalardan geliyor. Efsanevi Doc Holiday bir zamanlar burada bir bar işletmiş, başı belaya girince de Las Vegas’ı terkedip Dodge City’ye yerleşmiş. Kanun, kural tanımayan kovboyların silahlı çatışmalarının yoğun olduğu dönemlerde kasabada bir ay içinde öldürülenlerin sayısı 30’ları bulmuş.<br />
19. yüzyılın sonunda kasaba New Mexico’nun en önemli yerleşim birimlerinden biri olmuş. Mimari yapısında Victorian döneminin özelliklerini barındıran yapılar o günden bu yana ayakta kalmayı başarabilmiş. Bu özelliğiyle Las Vegas Amerika’nın en otantik kovboy kasabalarından biri unvanını da kazanmış. Las Vegas’ın Center Caddesinde tarihi binaların fotoğrafını çekerek dolaşmaya başladık. Binaların tamamı ticari işlevlerine devam ediyor, kiminde giyim eşyaları, kiminde avukat büroları faaliyet gösteriyor. Sabahın ilk saatlerinde girdiğimiz bu kasabanın her adımında kulaklarımızda eski kovboyların şarkıları, çizmelerindeki demir yıldızların ahşap kaldırımlarda çıkarttığı sesi duyar gibiydik. Caddenin bir ucundan gelen at arabaları hayalden öte birşeydi, barın içinden gelen müziğin ritmiyle arabamıza ilerledik, anahtarı kontağa koyup motoru çalıştırdığımızda sesler ve görüntüler kaybolmuş, New Mexico’nun bir kasabasında verdiğimiz mola son bulmuş ve biz yolda yavaş yavaş hızımızı arttırmaya başlamıştık. 518 nolu karayolu ile kuzeye yöneldik. 25 mil sonra Mora kasabasındaydık. Buradan 434 nolu bir başka yola girip kuzeye olan yolculuğumuza devam ettik. Santa Fe’ye oranla daha yeşil bitki örtüsüne sahip bu bölgede karşılaştığımız manzara şaşırtıcı bir güzelliğe sahipti. Yemyeşil vadilerden, çam ormanlarının gökyüzünü kapladığı yamaçlardan, göl kıyılarından geçip tam karşımızda yükselen doruklarında hala karların olduğu dağlara doğru yol aldık. 64 nolu yol ayrımından batıya yönelip Taos istikametine saptık. <strong>Taos’tayız</strong> Taos, eyaletin sanat başkenti olarak anılıyor. Bu ünü kasabanın girişinde göze çarpıyor. Adobe mimarisinin en detaylı örneklerinden oluşan dar caddeler sanat atölyeleri ve müzelerle dolu. Bir film setini andıran orantısal güzelliği her sokakta karşımıza çıkıyordu. Bu güzelliği arabayla dolaşmanın haksızlık olacağına karar verip arabamızı park ettik ve yürüyerek Taos’u keşfetmeye karar verdik.</p>
<p>Yolumuza çıkan ilk durak Kit Carson’un eviydi. Amerikan tarihine ‘Dağların Adamı’ olarak geçen Kit Carson’un yolu 1826 yılında Taos’a düşmüş. Doğayı yakından tanıyan ve yaşamını doğanın br parçası olarak dağlarda sürdüren Carson, bölgede yapılan keşiflerin vazgeçilmez ismi olmuş. Amerika’nın batıyı keşfinde Carson’un efsanevi adı da büyük rol oynamış. Bölgedeki yerlilerle ilişkisi olan tek beyaz adam ünvanını taşıyan Carson, ünlü kaşif John C. Freemont’un California keşfinde öncü rehber olarak görev almış. İç Savaş yıllarında New Mexico’nun askeri hatlarında da önemli rol oynayan Carson sonraki yıllarında Navajo yerlilerinin en çok korktuğu isim olmuş. Kabile ile arasında süren uzun savaş dönemi sonunda Carson’un birlikleri yerlileri esir almayı başarmış ve Amerikan tarihine geçen 300 millik ‘Long Walk’ sonrası Navajo yerlileri Arizona’daki topraklarından sürülüp New Mexico’da kendileri için belirlenen alanlarda yaşamaya zorlanmışlar. Bu sürgünün başrolü de Kit Carson’muş. Carson’un evinden yaklaşık 10 dakikalık yürüme mesafesinde bölgenin tarihinde önemli bir yere sahip bir başka binayla karşılaştık. Eyalet Valisi Charles Bent’in bir zamanlar yaşadığı ve öldüğü Bent House’tu bu. Amerikan yönetiminin vali olarak Taos’a atadığı Bent, bölgede uygulamaya çalıştığı katı kurallara uymayan yerliler bir gece bu evi basıyor ve valiyi öldürüyor. Kaçmayı başarabilen eşi ve çocukları yerlilerce yakalanıp eve getiriliyor ancak hayatları bağışlanıyor. Bu olay New Mexico’da uzun bir dönem devam edecek kanlı olayların başlangıcını oluşturuyor. Valinin ölümünden yine en zararlı çıkan taraf Taos’un yerlileri oluyor. Çoğu Amerikan askerlerince öldürülüyor ya da evlerinden başka topraklara sürgün ediliyor. Taos’un bugün Amerikanın genelinde tanınmasına neden olan en büyük etken sanat galerileri. Amerikanın en ünlü sanat galerilerini barındıran bu küçük kasaba bir zamanlar ressamların, heykeltraşların, mimarların başkentiymiş. Büyük kentlerden Taos’a başlayan sanat göçünde Ernest L. Blumenschein, Van Vechten-Linebbery, Maria Martinez, Nicholai Fechin isimleri önemli rol oynamış. Taos’taki yürüyüşümüzü kasabanın merkezindeki World Cup adlı sevimli bir cafede noktaladık. Burada içtiğimiz nefis kahve bütün yorgunluğumuzu aldı ve bizi bir sonraki durağımıza hazırladı. <strong>ABD’nin en eski yerleşim birimi: Taos Pueblo</strong> Taos kasabasının 2 mil kadar kuzeyinde bu kasabaya da adını veren Taos Pueblo (Yerlilerin Köyü) bulunuyor. Bugün açıkhava müzesi konumundaki pueblo aynı zamanda Amerika’nın bilinen en eski yerleşim birimlerinden biri. Tiwa dilini konuşan Taos kabilesi, bu bölgedeki Pueblo yerlilerinin günümüzdeki devamı. Kendileriyle birlikte Acoma ve Hopi kabilelerinin atalarının Ancestral Puebloans olarak bilinen kıtanın ilk insanlarına uzandığı yapılan araştırmalarca kanıtlanmış. Amerikanın en eski yerleşim birimlerinden olan Taos’un geçmişi bin yıl öncesine dayanıyor. Hwy-68 ile ulaştığımız köy tamamen yerlilerin denetiminde. Amerikan kanunlarının girmediği özerk bölgelerden biri. Bu yüzden genelde alışık olduğumuz kurallar bu köy sınırları içinde geçerli değil. Kuralları yerli polisler uyguluyor ve bölge yine yerliler tarafından belirlenen bir komite tarafından denetleniyor. Saat 08:00 ile 17:00 arasında köyü ziyaret etmek serbest. Bunun için 20 dolarlık bir ücret ödemek yeterli. Biletlerimizi alıp köy alanına adımımızı attığımızda yüzyıllar öncesine giden bir zaman yolculuğu da başlıyor. Hemen solumuzda yerlilerin mezarlığı bulunuyor. Fotoğraf çekmek ve yaklaşmak yasak. Kutsal bölge konumunda. Dar yolun her iki tarafında tek katlı toprak binalar bulunuyor. Genellikle her cepheye bir küçük pencere düşüyor. Bazı binaların içinde hediyelik eşyalar satılıyor, içeri girip binaların iç yapılarını incelemek serbest. Dikkat etmemz gereken en önemli kuralların başında izinsiz fotoğraf konusu geliyor. Hiçbir yerli fotoğrafının çekilmesini istemiyor, kendi inançlarına göre bir tür uğursuzluk anlamı taşıyor fotoğraf. Köyün belirlenen bir yürüyüş hattı olduğunu öğreniyoruz. Bu hattın dışına çıkıp sokak aralarına girmemiz de yasak. Ayrıca yazılı kural olmasa da yerliler sanki kendileriyle konuşulmasını da istemiyor gibiler. Rio Pueblo de Taos deresi köyü Hlaauma ve Hlaukkwima olarak ikiye ayırıyor. Evlerin tamamının 18 yüzyılın başlangıcındaki ünlü Pueblo Ayaklanması’ndan sonra yapıldığı tahmin ediliyor. Binaların çoğunda kare biçimindeki ikinci katlar bulunuyor ve bu katlara duvarlara dayanan merdivenlerle erişiliyor. Hlaauma adı verilen kuzey bölgesinde 4 – 5 kata varan yükseklikte yapılar gözümüze ilişiyor. Bu yapıların köyün savunmasında savaşçılar tarafından kullanıldığını öğreniyoruz. Pueblo’nun tamamında elektrik ve su kullanılmıyor. Bu binalarda tuvalet bulunmadığını da öğreniyorz. Pueblo su ihtiyacını Rio Pueblo de Taos deresinde sağlıyor. Bir zamanlar 3 bin yerlinin barındığı Pueblo da bugün yaklaşık 10 ailenin yaşadığını öğreniyoruz. Diğerleri Pueblo’yu çevreleyen alanlarda, yeni evlerinde yaşamlarını sürdürüyor. Pueblo’nun güneyinde bulunan San Geronimo kilisesi, ‘beyaz adamın’ köy mimarisine ilk ve son katkısı olarak yükseliyor. Fotoğraf çekilmesine izin verilmeyen kilisede yerliler pazar ayinlerini sürdürüyor. Pueblo’nun etkileyici mimarisi ve doğal güzelliği ne kadar etkileyiciyse tarihinde yaşanan olaylar da o kadar derin ve unutulmaz nitelikte. 1600’lerde Meksika’dan bölgeye ulaşan İspanyolların yıkamadığı ender yerleşim birimlerinde biri olan Taos’ın geçmişi savaşla, kanla yazılmış. Herşey İspanyolların Meksika’nın kuzeyini keşfetmesiyle başlıyor. Yolları Taos’a kadar uzanan savaşçılar (bir anlamda küçük haçlı ordusu) bir yandan yerlileri hıristiyanlaştırıyor bir yandan da topraklarını ellerinden alıp onları köle olarak çalıştırmaya başlıyor. 1630 yılında bir İspanyol rahibin öldürülmesiyle başlayan olaylar sonucu yerliler Taos’u iki yıl boyunca terkediyor. Hemen ardından başlayan Pueblo ayaklanmasında Taos merkez olarak kullanılıyor ve topraklarındaki işgalcilere karşı mücadele kendilerine 13 yıllık bir özgürlük kazandırıyor. Ayaklanmaya Acoma, Zuni, Hopi pueplo yerlilerinin dışında Apache ve Navajo kabileleri de katılıyor. Ayaklanmadan sonra İspanyollar New Mexico’nun güney sınırlarına yerleşiyor. Bölgedeki 33 rahipten 21’i ve 400 kadar İspanyol klolonist yerliler tarafından öldürülüyor. Santa Fe kuşatılıyor ve İspanyol valisi ve beraberindekiler bölge dışına, güneye sürgün ediliyor. 13 yıllık özgürlük yerlilere yaramıyor. Kendi aralarında anlaşamıyorlar ve kabile savaşları başlıyor. Pueblo yerlilerinin geleneksel düşmanları Comanche’ler bölgeyi talan etmeye başlıyor. Karışıklığı fırsat bilen İspanyollar geri döndüklerinde bir zamanlar fetettikleri toprakları yerlilerin elinden geri alıyor. İspanyonların geri dönüşü kanlı oluyor ve Taos tamamen yerle bir edilip yaşayanlar kılıçtan geçiriliyor. 1837 de tekrar ayaklanan yerliler bu sefer de Amerikan yönetimine başkaldırıyor ve Vali Charles Bent’i öldürüyor. Bu olayın ardından Taos’a giren Amerikan ordusu binaları yerle bir etmekle kalmayıp 150 kadar yaşlı çocuk ve kadını bu binalarla birlikte ateşe veriyor. Bütün bu kanlı çatışmalarda Taos merkez konumunda yer alıyor, tabi beyaz adamın intikamı yine burada Taos’ta yoğunlaşıyor. <strong>Rio Grande Puebloları</strong> Taos’taki gezimizi tamamlayıp tekrar yola koyulduk. 68 nolu freewaydan güneye doğru ilerlerken fırtına başladı. Ufuktaki yıldırımlara doğru yol alırken Pilar, Enbudo, Alcalde, San Juan pueblolarını geride bırakıp Espanola’ya vardık. Rio Grande puebloları olarak anılan bu bölgede yol boyunca çok sayıda yerli yerleşim birimi bulunuyor. 500 yıldan bu yana bu pueblolarda yaşayan yerlilerin ortak özelliği hepsinin Tewa dilini konuşuyor olması. Tarihi Puye kalıntıları, Nambe Şelalesi, Pojoaque’siyle ünlübu bölge aynı zamanda yerlilerin yüzyıllarca yaşadığı bir vadi. Rio Grande pueblolarını geçip güneye olan yolculuğumuza devam ettik. Hedefimiz Los Alamos’tu. Espanola’yı Los Alamos’a bağlayan yol ayrımını yağmur nedeniyle kaçırdık ve yolumuzu 20 mil kadar uzatmak durumunda kaldıktan sonra Saat 5 gibi ünlü Los Alamos kasabasına ulaştık.</p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/new-mexico-hakkinda/' rel='bookmark' title='Permanent Link: New Mexico notları'>New Mexico notları</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/rio-grande-vadisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
