<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Remzi Gökdağ &#187; Los Angeles</title>
	<atom:link href="http://www.remgo.com/11/tag/los-angeles/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.remgo.com/11</link>
	<description>sıradan yazılar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Jan 2012 16:00:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Sarı-Mor</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/sari-mor/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/sari-mor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:45:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=73</guid>
		<description><![CDATA[Kentimizin takımı yine sampiyon. Lakers bugün NBA kupasını üst üste üçüncü kez Los Angeles’a getirdi. Zaferlerine bir yenisi eklendi. Kırılması güç bir rekora gidiyor Lakers. Takımın bu başarısı da kentin altını üstüne getirmeye yetiyor. Hidayet Türkoğlu’nun da oynadığı Sacremento Kings’i, ardından New Jersey Nets’i zorlanmadan dize getiren Lakers için bu yılki şampiyonluk pek zor olmadı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kentimizin takımı yine sampiyon. Lakers bugün NBA kupasını üst üste üçüncü kez Los Angeles’a getirdi. Zaferlerine bir yenisi eklendi. Kırılması güç bir rekora gidiyor Lakers. Takımın bu başarısı da kentin altını üstüne getirmeye yetiyor. <span id="more-73"></span></p>
<p>Hidayet Türkoğlu’nun da oynadığı Sacremento Kings’i, ardından New Jersey Nets’i zorlanmadan dize getiren Lakers için bu yılki şampiyonluk pek zor olmadı. Kobe’li, Shaq’lı ekip için bugün düzenlenen kutlamalar günler öncesinden hazırlanmıştı bile. Çarşamba günkü son maçı New York’ta kazanan Lakers için bugün Los Angelas’ta karnaval vardı.</p>
<p>Kent tarihi günlerinden birini daha yaşadı bugün. Yaklaşık 1 milyon kişi kutlamaları yapılacağı şehir merkezindeydi. Kent mor ve sarı renklere boyandı. Belediye başkanı bugünü Lakers Günü ilan etti. Kentteki resmi kuruluşlar da Lakers tatili nedeniyle kapalıydı.</p>
<p>Lakers oyuncularının da katıldığı kutlamalara sadece Los Angeles’ta yaşayanlar değil ABD’nin çeşitli kentlerinden çok sayıda taraftar katıldı. Farklı dilleri konuşan, farklı dinlere inanan bir kültür mozağiyi vardı kent merkezinde. 1 milyon kişi bir nefes oldu, ‘Go Lakers&#8230;’ sloganları kentte yankılandı.</p>
<p>Basketbolcuları üstü açık bir otobüste kent sokaklarında gezerken, Lakers kızları da bir başka araçtan taraftarları çoşturmaya devam etti. Yediden yetmişe herkesin üzerinde Lakers forması vardı. Bu formalarda dikkat çeken ortak bir özellik 34 numaraydı. Shaq’ın yıllardır giydiği bu forma Los Angeles’ın icat ettiği yeni bir moda oldu.</p>
<p>Pizzacılar biber ve domatesleri mor ve sarı renklere boyayıp müşterilerine Lakers pizzası sunarken, seks skandalından bir türlü kurtulamayan kilisede Lakers vaazları verildi. Barlarda Lakers kokteyleri en çok satan içki oldu. Ýşyerlerine yeni bulaşan Lakers hastalığı günlük iş yaşamını aksattı. Otobüs ve metronun hatlarının yazılı olduğu elektronik panolarda kalkış ve varış istikametleri Lakers olarak göründü. Otoyollarda arka arkaya seyreden altı araçın tavanına yazdıkları harfler yine Lakers’tı. Palmiyelerden Lakers yaprakları döküldü, okyanusun dalgaları sahile Lakers yazıdı.</p>
<p>Basketbolun kalbinin attığı kıtada basketbolseverlerin kalbi bugün Los Angeles’ta atıyordu. Lakers’ın bu tarihi başarasının kutlamaları önümüzdeki günlerde de sürecek. Film endüstrisiyle iç içe olan bu kentin basketbol takımı için dev sütüdyolar da boş durmayacak. Beyazperde yakında Lakers’ı dünyaya kendi dillerinde pazarlayacak. Herkes bir uğraş içinde yani.</p>
<p>Futbol kültüründen gelen yabancılar olarak biz de Laker’s’ı alkışladık. Bu olağanüstü takımın performansına ve başarısına yabancı kalmak imkansız. Her ne kadar Kore ve Japonya’daki dünya şampiyonasına odaklanıp gecelerimizi TV karşısında uykusuz geçirsek de basketbol ile yatıp kalkan bu kentin bir sakini olarak Lakers’ın başarısıyla bir anda kendimizi sokakta kutlamaların ortasında bulduk.</p>
<p><em>14 Haziran 2002</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/sari-mor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düş ile gerçeğin Hollywood’taki buluşması</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/dus-ile-gercegin-hollywood%e2%80%99taki-bulusmasi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/dus-ile-gercegin-hollywood%e2%80%99taki-bulusmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 04:40:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[75. Oscar Törenleri son anda bir aksilik olmazsa savaşın gölgesinde bu akşam başlayacak. Oscar heykelcikleri, film dünyasının önde gelen isimlerini Hollywood Bulvarı’ndaki Kodak Tiyatrosu’nda bir araya getirecek. Irak ile başlayacak savaşın bu gece yapılacak töreni yakından etkileyeceği beklense de törenlerin ertelenmeyeceğine dikkat çekiliyor. Yıldızlar bu akşam muhtemelen kırmızı halıdan yürüyerek salona giremeyecek. Güvenlik önlemleri çerçevesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>75. Oscar Törenleri son anda bir aksilik olmazsa savaşın gölgesinde bu akşam başlayacak. Oscar heykelcikleri, film dünyasının önde gelen isimlerini Hollywood Bulvarı’ndaki Kodak Tiyatrosu’nda bir araya getirecek. Irak ile başlayacak savaşın bu gece yapılacak töreni yakından etkileyeceği beklense de törenlerin ertelenmeyeceğine dikkat çekiliyor. Yıldızlar bu akşam muhtemelen kırmızı halıdan yürüyerek salona giremeyecek. Güvenlik önlemleri çerçevesinde gösterişten uzak bir törene sahne olacak Hollywood. Herşeye rağmen bu akşam şov devam edecek ve Hollywood bir başka Oscar gecesini de geride bırakacak. Törenin ardından film yıldızlarını taşıyan limuzinler Hollywood Bulvarı’ndan uzaklaşırken, cadde bilinen kimliğine yeniden kavuşacak. <span id="more-69"></span></p>
<p>Hollywood, Los Angeles’ın kuzeyinde kalan bir bölgenin adı değil sadece. Film dünyasının kalbi, Amerikan reklam piyasasının beyni aynı zamanda. Kente tepeden bakan bir yamaç ve etrafındaki vadiye yayılan sütüdyolarıyla Amerikan düşünü yıllardır dünyaya yayan bu bölgeye Oscar’ın kalbi Golden Globe’un başkenti de diyebiliriz.</p>
<p>Burası aynı zamanda Los Angeles’ın dünyaca tanınmış caddelerinin de kesiştiği noktası. Sunset, Beverly Hills, Melrose bu caddelerin sadece birkaçı. Bölgeye adını veren Hollywood Bulvarı’nı da unutmamak lazım.</p>
<p>Kentin doğu-batı yakası boyunca uzanan bu cadde aynı zamanda bir sembol. Turistlerin görmek için akın ettiği bir yandan da düş kırıklığı yaşadıkları bir cadde. Hollywood imajının dünyaya yansıttığı parıltıya bu caddede rastlamak mümkün değil. Bulvarın doğu yakası Ermeni Mahallesi’nin ortasından başlıyor. Küçük esnafın yaşam mücadelesi verdiği, Los Angeles standartlarına göre ortalamanın altında kalan bu bölgeden batıya doğru yapılacak yolculuk sosyal manzarayı da hemen değiştiriyor. Gündüzleri turistlerin akınına uğrayan cadde hava karardıktan sonra başlarını sokacak mekanı olmayan, sokakta yaşayan yoksulların mekanı oluyor.</p>
<p>101 nolu otoyolun üstünden devam eden caddede ilk göze çarpan yapı Capitol Records’un silindir şeklindeki binası ve yaındaki Pantages tiyatrosu. Turistik alışveriş mağazalarının yan yana sıralandığı caddenin kaldırımlarındaki ünlü yıldız sembolleri de bu noktadan itibaren başlıyor. Amerikan eğlence dünyasına emeği geçmiş sanatcılara bir saygı sembolü olan ve üstlerinde isimlerinin yazılı olduğu yıldızlar caddenin iki yakası boyunca devam ediyor.</p>
<p>Wax Museum ve Guiness Museum gibi mekanlarda gelen turistlere yönelik aktiviteleri izlemek mümkün. Tarihi Roosevelt Hotel de yine bu caddenin renkli yapılarından. Film starlarının oturduğu evleri gösteren hediyelik haritalar cadde boyunca yer alan turistik mağazaların en çok satılan ürünleri arasında yer alıyor. Bunları yıldızların posterleri ve tişörtleri izliyor.</p>
<p>Çoğunluğu bakımsız ve kirli vitrinlerden oluşan görüntü caddenin merkezindeki Kodak Tiyatrosu’na kadar devam ediyor. 2001 yılında açılan ve geçtiğimiz yıl Oscar törenlerine ev sahipliği yapan bu merkez Hollywood imajını az da olsa kurtarmaya yetiyor. 75. Oscar’ların dağıtılacağı Kodak Tiyatrosu’nun da içinde bulunduğu bu alışveriş merkezi çok sayıda restoran ve mağazayı da tek çatı altında topluyor. Hollywood Bulvarı’nın gururunu kurtaran bu yapının hemen yanında bir başka tarihi mekan bulunuyor. Çin Tiyatrosu. Girişindeki zeminde ünlü aktör ve artistlerin el ve ayak şekillerinin yer aldığı beton kaldırım caddeyi ziyaret eden turistlerin de ilgi noktası. Gary Grant’ın ayak izleri üzerinde durup bir başka yıldızın el izlerine değebileceğiniz özel bir kaldırım burası.</p>
<p>Hollywood Bulvarı bu noktadan itibaren yerleşim merkezlerinin bulunduğu bir bölgeden geçerek sona eriyor.</p>
<p>Los Angeles’a gelen turistlerin bilmediği, tanımadığı çoğunun da keşfedemediği gerçek Hollywood, bulvarın sona erdiği bu noktadan itibaren başlıyor. Tepeye doğru kıvrılan dar sokaklarda çok sayıda film yıldızı, prodüktör ve yönetmen yaşıyor. Yeni film projelerinin ilk adımları bu dar sokaklarda, Los Angeles’a tepeden bakan yamaçlardaki gösterişli evlerde atılıyor, yakın mesafedeki dev sütüdyolarda da hayata geçiriliyor ve Hollywood Bulvarı’ndaki Kodak Tiyatrosu’nun sahnesindeki Oscar törenlerinde son buluyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/dus-ile-gercegin-hollywood%e2%80%99taki-bulusmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Melekler kentinin sokaklarında</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/melekler-kentinin-sokaklarinda/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/melekler-kentinin-sokaklarinda/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2006 08:22:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[Bu kentin caddelerine palmiyelerin gölgesi düşer. Bir kenarı Mojave Çölü&#8217;nün sıcağıyla kavrulur, diğeri Pasifik Okyanusu&#8217;ndan gelen esintiyle serinler. 14 milyona yakın insanın yaşadığı kenti saran otoyollar günün her saati kalabalıktır. Güneş dört mevsime saltanat kurmuştur. Burada her ırkın insanlarını görmek, farklı dillere kulak misafiri olmak sıradandır. Çin mahallesi, Meksika mahallesine komşudur. Hemen yanında Ermeni mahallesinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu kentin caddelerine palmiyelerin gölgesi düşer. Bir kenarı Mojave Çölü&#8217;nün sıcağıyla kavrulur, diğeri Pasifik Okyanusu&#8217;ndan gelen esintiyle serinler. 14 milyona yakın insanın yaşadığı kenti saran otoyollar günün her saati kalabalıktır. Güneş dört mevsime saltanat kurmuştur. Burada her ırkın insanlarını görmek, farklı dillere kulak misafiri olmak sıradandır. Çin mahallesi, Meksika mahallesine komşudur. Hemen yanında Ermeni mahallesinin sokakları başlar. Etnik marketlere ziyaret insanı başka coğrafyalara götürür.</p>
<p>Kent gece hayatıyla ünlüdür. Barların sayısı bilinmez. 18 yaşından küçükler giremez, 21 yaş altına içki servisi yapılmaz.</p>
<p>Film sektörünün kalbi burada atar. Aktör ve aktris adayları bu stüdyoların kapılarını aşındırır. Onları bir restoranın köşesinde otururken ya da kafelerde sohbet ederken görebilirsiniz. Trafikte solladığınız aracın içindeki kişinin Jack Nicholson olduğunu son anda fark edebilirsiniz.</p>
<p>Bu kentin bulunduğu eyalet üzüm ve portakallarıyla ünlüdür. Bir de peynirleriyle&#8230; Þarabın iyisi burada içilir. Balığın tazesi burada yenir. Portakalın kırk çeşidine rastlanır.</p>
<p>Her mahallenin kapalı spor salonu, yeşil alanı vardır. Basketbol revaçtadır. Kentin takımı üç NBA kupasını aralıksız müzesine taşımıştır. Beyzbol sevilir, sayılır. Takımları dünya şampiyonudur. Voleybolu salonda oynamaz buradakiler. Plaj turnuvalarına ülkenin her yerinden katılım olur. Okyanus boyunca uzayan caddelerinde koşanlara, bisiklete binenlere sıkça rastlanır. Kimileri okyanusun dalgalarında sörf yapar, kimi karlı dağların tepelerindeki pistlerde kayak.</p>
<p>Kentin caddelerinden geçmeye cesaret edemeyeceğiniz mahalleleri vardır. Polisin giremediği bölgelerde çete kanunları geçerlidir. Uyuşturucu ticareti buralarda başlar, diğer bölgelere halka halka yayılır. Yolunuz yanlışlıkla birine düşerse hareketleriniz sizi ele verir. Yolunuz her an kesilebilir. Þanslıysanız cüzdanınıza el konulabilir, aksi halde kaybedeceğiniz sadece cüzdanınız olmayacaktır.</p>
<p>Bu kentin zengin semtleri aynı zamanda evsizlerin de mekânıdır. Yiyeceklerini kiliseler ya da gönüllü kuruluşlar karşılar. Amerika&#8217;nın en zengin kentinin anlaşılmaz trajedisidir onlar. Bu kenti hakkıyla yaşamak para ister. Ev kiraları yüksektir. Ülkenin en pahalı benzini burada satılır. Vergiler yüksektir.</p>
<p>Her şeye rağmen bu kentte yaşamak güzeldir. Birçok kişinin hayalini süsler. Bu kentin adı Los Angeles&#8217;tır. &#8216;Melekler Kenti&#8217;&#8230; Ýki harfle simgelenir: L.A.</p>
<p>Evdeki ofislerin sayısı artıyor</p>
<p>Geçtiğimiz haftalarda New York&#8217;ta yaşanan toplu taşıma grevi ilginç bir konuyu gündeme getirdi. Dünyanın en hareketli kentini felç eden grev nedeniyle işlerine gidemeyen New York&#8217;luların imdadına internet yetişti. Pek çok şirket çalışanı geçici de olsa işlerini internet aracılığıyla evden yapma mutluluğuna erişti. Aslında evden çalışma şansını yakalayabilmiş Amerikalıların sayısı azımsanacak gibi değil.</p>
<p>Bu rakam ülkede 4 milyona ulaşıyor. Haftanın bazı günlerinde evden çalışanların sayısı ise 20 milyonu buluyor. Bu mutlu azınlığa dahil olmak isteyenlerin sayısı ise henüz bilinmiyor.<br />
<em>3 Ocak 06</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/melekler-kentinin-sokaklarinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Melekler kentinin evsizler ordusu</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/melekler-kentinin-evsizler-ordusu/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/melekler-kentinin-evsizler-ordusu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2006 08:15:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[radikal]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[Elinde büyük bir çanta, gözünde kocaman güneş gözlükleri vardı. Otobüs durağındaki bankta ters oturmuştu. Beklediği bir otobüs değildi ya da gideceği yer yoktu. 60 yaşlarındaydı. Saati sordu. 09.45 olduğunu o an fark ettim. Teşekkür edip sırtını döndü. Belediye otobüsü geldiğinde kıpırdamadı. Long Beach Caddesi&#8217;ndeki durağın bu yaşlı müdavimini o günden sonra hep aynı bankta otururken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Elinde büyük bir çanta, gözünde kocaman güneş gözlükleri vardı. Otobüs durağındaki bankta ters oturmuştu. Beklediği bir otobüs değildi ya da gideceği yer yoktu. 60 yaşlarındaydı. Saati sordu. 09.45 olduğunu o an fark ettim. Teşekkür edip sırtını döndü. Belediye otobüsü geldiğinde kıpırdamadı. <span id="more-52"></span>Long Beach Caddesi&#8217;ndeki durağın bu yaşlı müdavimini o günden sonra hep aynı bankta otururken gördüm. Sabah geldiği bu durakta akşama kadar oturuyordu. Elindeki çanta aynıydı, güneş gözlüğünü gece-gündüz gözünden çıkarmıyordu. Onun eviydi sanki 37 numaralı durak. Kapısı, penceresi, odası olmayan bir mekânda yaşıyordu.</p>
<p>Aradan bir yıl geçti. 37 No&#8217;lu durağın bu vazgeçilmez yolcusunu hâlâ aynı durakta otururken görüyorum. Tek başına, kimseyle konuşmadan sırtını döndüğü caddeden kimin gelip kimin geçtiğine bakmadan oturuyor. Onun gidecek bir evi yok. Bu ülkenin evsizler ordusunun bir neferi. Melekler kentinin yapayalnız bir üyesi&#8230;<br />
Geçenlerde yapılan bir araştırmada evsizlerin yaşamak için en çok tercih ettiği kentin Los Angeles olduğu yazıyordu. Haberde bir de sayı göze çarpıyordu: 90 bin. ABD&#8217;nin sadece bir kentinde evi olmadan yaşayanların, kentin sokaklarında sabahlayanların sayısı 90 bini geçiyor.</p>
<p>Kentte son bir yılda evsizlerin oranında yüzde 13&#8242;lük artış olduğu söyleniyor. Bu sayı, devletin yıllardır çözemediği sorunun artarak büyüdüğünü gösteriyor. Hiçbir geliri olmadan sokakta yaşayanların barınmaları amacıyla yapılan mekânlar, evsizler ordusunun sayısı göz önüne alındığında ihtiyacı karşılamaktan çok uzak. Los Angeles&#8217;ın uçsuz bucaksız caddeleri, parkların elverişli ortamı ve ılık iklimi evsizleri bu kente çeken en önemli etkenlerin başında geliyor. Devletin 90 bin kişilik evsizler ordusu için ayırdığı yıllık bütçe ise 50 milyon dolar.</p>
<p>Los Angeles&#8217;taki evsizlerin yoğun olarak yaşadığı bölge &#8216;Evsizler Mahallesi&#8217; olarak anılıyor. Bu mahallenin sokaklarında kaldırımlarda şu yazılar dikkat çekiyor: &#8216;Yayaların yürümesine ayrılmış kaldırımlarda ve cadde kenarlarında oturmak, yatmak ve barınmak yasaktır.&#8217; &#8216;Çadırınızı kaldırıma kurmayın.&#8217; Los Angeles&#8217;ın yöneticileri bu uyarılarla bölgeyi evsizlerden arındırmayı hayal etse de uygulama henüz başarıya ulaşabilmiş değil. Gidecek yerleri olmayan evsizler, polisin vereceği cezaya zaten razı. En azından geçici bir süre hapishanede kalıp, karınlarını doyurmayı planlıyorlar.</p>
<p>Þehir merkezine yakın bir bölge olmasına karşın Los Angeles&#8217;ın ününe yakışmayan bir görüntü sergileniyor burada. Kentin cazibesi, şanı, şöhreti bu mahallenin sokaklarına giremiyor. Turistik haritalarda sıradan cadde isimleriyle anılsa da, kenti yakından tanıyanlar bu bölgenin evsizler ordusu egemenliğinde olduğunu biliyor. Yabancıların, hatta bu kentte oturanların çoğunun farkında olmadığı bir yaşam var burada. Caddelerinden çöp eksik olmuyor örneğin. Her yerde yükselen palmiyeler burada yok. Starbucks&#8217;ın şube açmadığı ender yerlerden biri burası. Duvar diplerinde oturan insanlar, günün büyük kısmını böyle geçiriyor. Kilise ve yardım kuruluşlarının desteğiyle yaşıyorlar. Gönüllü yardımseverlerin her sabah dağıttığı süt ve kahveyle güne başlıyorlar. Öğle ve akşam dağıtılan yemeği alabilmek için saatler öncesinden kuyruğa giriyorlar. Amerikan hayatının her anında yaşamaya alıştığımız çelişkiler Los Angeles&#8217;ın bu mahallesinde suratımıza çarpıyor.</p>
<p>Bush, Nixon&#8217;ı aratmıyor</p>
<p>Amerikan halkının Başkan Bush&#8217;a sabrı azalıyor. Başkanlığının ikinci dönemine büyük vaatlerle giren, halkının refah düzeyini artıracağını söyleyen, sağlık, eğitim ve enerji politikalarında reform sözleri veren Bush, zor bir dönemden geçiyor. Kamuoyu yoklamaları halkın Bush&#8217;a duyduğu güvenin her geçen gün azaldığını gösteriyor. Son yapılan anketlerde Amerikan halkının yüzde 58&#8242;i başkanın dürüstlüğünden şüphe duyuyor. Bu rakam George W. Bush&#8217;u Amerikanın en az güvenilen ikinci başkanı yaptı. Birinci sırada kim mi var? Ýkinci dönem başkanlığı sırasında istifa etmek zorunda kalan Nixon&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/melekler-kentinin-evsizler-ordusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Los Angeles’ın güneydoğusu</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/los-angeles%e2%80%99in-guneydogusu/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/los-angeles%e2%80%99in-guneydogusu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 05:06:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[Los Angeles ya da bilinen adıyla “Melekler Kenti”. Kaliforniya’nın kalbi, sinema dünyasının başkenti. Los Angeles’a yakıştırılan sıfatlar saymakla bitmiyor. Kimileri hayalini kuruyor bu kentin, kimileri hayal ettiklerini yaşıyor bu kentte. Melekler kentinde yaşayanlar buranın dışardan göründüğü kadar masum bir yer olmadığını biliyor, bilinmeyen bu görüntüsünde yaşamlarını sürdürüyor. Suç oranının her geçen gün arttığı, çete savaşlarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Los Angeles ya da bilinen adıyla “Melekler Kenti”. Kaliforniya’nın kalbi, sinema dünyasının başkenti. Los Angeles’a yakıştırılan sıfatlar saymakla bitmiyor. Kimileri hayalini kuruyor bu kentin, kimileri hayal ettiklerini yaşıyor bu kentte.</p>
<p>Melekler kentinde yaşayanlar buranın dışardan göründüğü kadar masum bir yer olmadığını biliyor, bilinmeyen bu görüntüsünde yaşamlarını sürdürüyor. Suç oranının her geçen gün arttığı, çete savaşlarının ortalığı kasıp kavurduğu, etnik kökenleri farklı grupların birbirlerine diş bilediği bir görüntü bu. Dışardan bakıldığında Hollywood ışıklarının ya da okyanus boyunca uzanan sahillerin görüntüsü ilk plana çıksa da Los Angeles’in karanlık sokaklarında insanların hayatı kendi çizdikleri sınırlar içinde sürüyor. Kurallar, yasalar bu sınırların içine giremiyor.</p>
<p>Kentin bu kendine özgü bölgelerinden biri, yani en ünlüsü “Southeast Division” ya da güneydoğu bölgesi. A.B.D.’nin iç dinamiklerini keşfederken ortaya çıkan bu isim ister istemez bazı kıyaslamalar yapmaya itiyor insanı. Dünyanın iki farklı ucundaki iki farklı bölgenin isim benzerliklerinin dışında kesiştiği noktaları düşündürüyor insanı.</p>
<p>Sinemanın başkenti Hollywood’tan yarım saat, film yıldızlarının yaşadığı gösterişli Beverly Hills’ten 45 dakika uzaklıktaki bu bölgede insanlar sokakta yürümeye cesaret edemiyor. Kaliforniya’nın ya da tüm A.B.D.’nin en tehlikeli mahallesi ünvanına layık bu mekan New York’un ünlü Harlem’inin pabucunu da dama atıyor. Burada yaşamın kuralı, mahallenin kurallarına bağlı. Hava karardıktan sonra zorunlu olmadıkça insanların evlerinden çıkmadığı, polisin bile akşam saatlerinde devriye gezmeye çekindiği bu mahallede şiddet günlük yaşamın iliklerine işlemiş durumda. Mahalle sakinlerinin deyimiyle “Burada insanlar kişiliklerini bulamadan kurşun onları buluyor.”<br />
Polis kayıtlarına göz atarsak Southeast Division’ın tehlikesini daha kolay anlayabiliriz. Geçtiğimiz yıl 76 kişi sokak çatışmalarında yaşamını yitirdi, 146 kişi yaralandı, öldürülenlerin tamamına yakınının yaşları 21’i geçmiyordu. Bu sayılar A.B.D. ortalamalarının çok üstünde. Yani burada birşeylerin yolunda gitmediği kesin ama çözüm biraz zor.</p>
<p>Uzmanlar Güneydoğu Bölgesi’ndeki sorunun temelinde o bölgenin sosyo-ekonomik yapısının yattığı konusunda birleşiyor. A.B.D.’nin en kozmopolit kentlerinden biri olarak bilinen Los Angeles’in bu bölgesinin de etnik yapısı tamamen farklı. Bölgede siyah nufus çoğunlukta. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Güney eyaletlerden göçüp bölgeye yerleşen siyahlara en büyük rakip Meksika asıllı Amerikalılar. Her iki grubun bölgedeki egemenliği ele geçirme savaşları Güneydoğu Bölgesi’ni kan gölüne çevirmeye yetiyor.<br />
Yapılan istatistikler Los Angeles’in bu mahallesinde siddetin nedenlerini anlamaya yetiyor. Burada yaşayanların yarısına yakınını işsizler oluşturuyor, sağlık sigortası olmayanların sayısı yüzde 60’ı buluyor. Olumsuzluklar ister istemez çocukları da etkiliyor. Çocukların yüzde 80’ini devlet “standartlara uymayan yaşam şartları” nedeniyle yurtlara yerleştiriyor. Geçtiğimiz yıl çete çatışmalarında öldürülenlerin 58’ini siyahlar, 17’sini Meksika asıllılar oluşturuyor.</p>
<p>Hollywood’a yakın bu bölgede film sahnelerini andıran gerçek çete savaşlarında kurşunlar havada uçuşurken birileri caddenin ortasına yığılıyor, polis olay yerine gelene kadar birileri olay yerini terkediyor, bu arada çocuklar okullarına gidiyor, postacı mektup kutularını dolduruyor. Yani günlük yaşam bölgenin kuralları içinde devam ediyor. Cesetler kaldırımların dekoru, kanlar caddelerin izi oluyor. Korku, şiddet ve ölüm Güneydoğu Bölgesi’nde hayatın bir parçası olarak devam ediyor.</p>
<p>Dışardan birinin bu bölgeye yapacağı ziyaret, hayati risk taşıyor. Yabancıların araçlarının her an durdurulup, çete üyeleri tarafından sorgulanma yada adresi belli olmayan bir kurşuna hedef olma ihtimali oldukça yüksek. Bunları göze alıp Güneydoğu bölgesine girenlerin sayısı ise aynı oranda düşük. Bölgenin ününü bilenler bu ihtimalleri bilerek rotalarını yeniden düzenliyor. Yanlış yola sapanların kaderleri ise bir anda değişiveriyor.</p>
<p>Los Angeles’in Güneydoğu Bölgesi’nde dolaşan bir Türk olarak ister istemez dünyanın diger ucundaki Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde geçirdiğim günleri düşünüyorum. Kıyaslamayı isim benzerliğinden yola çıkarak yapsam da karşılaştığım tablonun benzerliklerine şaşırıp kalıyorum. Nedenler sonuçlar farklı olsa da dünyanın iki ayrı coğrafyasındaki benzerlikleri düşünüyorum. Hava kararırken bu düşüncelerime noktayı koyma zamanının geldigini anlayarak Los Angeles’ın Güneydoğu bölgesinden ayrılıp Long Beach’in huzur veren caddelerine doğru yola çıkıyorum.</p>
<p><em>5 Şubat 2002</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/los-angeles%e2%80%99in-guneydogusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hank ile randevu</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/hank-ile-randevu/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/hank-ile-randevu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 05:04:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[bukowski]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[Onunla ne zaman tanıştığımı tam olarak hatırlamıyorum. Mekanın Beyoğlu olma ihtimali yüksek. Kitapçının raflarındaki yüzlerce kitap arasında gözüm onun kitabına takılmıştı. Rafların üst katında, göze hemen çarpmayan bir noktadaki kitabı elime aldım. Ýlk sayfalarına hızla göz attıktan sonra kasaya yönelip kitabı satın aldım. Yağan yağmurla birlikte Taksim’e doğru yürürken iç cebime sakladığım kitapla birlikte onu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Onunla ne zaman tanıştığımı tam olarak hatırlamıyorum. Mekanın Beyoğlu olma ihtimali yüksek. Kitapçının raflarındaki yüzlerce kitap arasında gözüm onun kitabına takılmıştı. Rafların üst katında, göze hemen çarpmayan bir noktadaki kitabı elime aldım. Ýlk sayfalarına hızla göz attıktan sonra kasaya yönelip kitabı satın aldım.</p>
<p>Yağan yağmurla birlikte Taksim’e doğru yürürken iç cebime sakladığım kitapla birlikte onu okuyabilmenin heyecanını da taşıyordum. Kitabın adı Büyük Zen Düğünü’ydü yazarı ise Charles Bukowski ya da onu tanıyanların ifadesiyle Hank’tı.</p>
<p>Bukowski’nin diğer kitaplarını zaman içinde bir bir okudum, hakkında yazılanları gözden kaçırmadım. Aradan yıllar geçti. Beyoğlu’nun yağmurlu bir akşam saatinde tanıştığım yazar ile yollarımız Los Angeles’ın ıssız bir köşesinde yine bir araya geldi. Bu sefer mekan inanılmaz derecede sakin, hava güneşliydi. Etrafta ne kitap ne kitapçı ne de başka birileri vardı. Okyanusa bakan yamaçlarında yaşlı ağaçların gölgelendirdiği Green Hills mezarlığındaydım. Yazarın ölüm yıldönümünde onun mezarı başındaydım.<br />
Los Angeles limanının Vincent Thomas köprüsüne bakan bu mekanı bulmak zor olmadı. Mezarlığın Okyanus Manzarası adlı bölümünü kısa bir araştırmadan sonra keşfettim. Ancak Charles Bukowski’nin mezarını bulmak için bir hayli uğraşmam gerekecekti. Uzun süren araştırmama rağmen onun adının yazılı olduğu mezar taşını bulamadım. Bukowski’yi birlikte ziyaret ettiğim arkadaşım onun sanki bizden saklandığını söylüyordu. Charles Bukowski hayatta olduğu zamanlarda olduğu gibi yeni yüzlerle karşılaşmaktan kaçıyordu sanki.</p>
<p>Dünyanın öbür ucundan gelen iki ziyaretçi onu bulmakta kararlıydı. Mezarı rastgele taşlara bakarak bulamayacağımıza karar verip mezarlık görevlilerinden yardım istedik. Yaşlı kadın görevliye onun adını söylediğimizde yüzünde bir gülümseme belirdi. ‘Demek Bukowski’yi arıyorsunuz. Onu bulmak pek kolay değildir, yardıma ihtiyacınız olacak’ deyip bize bir kroki uzattı. Þekilde Bukowski’nin mezarına nasıl ulaşacağımız ayrıntılı bir şekilde açıklanıyordu. Haritayı alıp tekrar Okyanus Manzarası adlı bölgeye gittiğimizde onun mezar taşını bulmamız zor olmadı. Okuduğum romanları ve şiirlerini tekrar hatırladım. Mezarının köşesinde oturduğum yerden onun yaşadığı hayatı gözümde canlandırmaya çalıştım.<br />
Mutlu bir çocukluk dönemi geçirmemişti. Almanya’da doğmuş iki yaşındayken ailesiyle birlikte ABD’ye göç etmişti. Babasının baskısı yazarın sonraki yıllardaki yaşamına damgasını vuracak, onu toplumdan uzaklaştıracak, arkadaşlık ilişkilerini diğerleri gibi sürdüremeyecekti. Yaşamın kenarında, dışlanmışların arasında bir hayatın zorluklarına yazarak karşı koymaya çalıştı. Yazdıkları kısa sürede dilden dile ulaştı, kitapları elden ele ülkeyi dolaştı. ABD dışında da tanınmaya başlamıştı. Yazdığı kısa öyküler ve şiirler sıradan insanların her gün karşılaştıkları benzer deneyimleri içeriyordu. Onu ünlü kılan, kitaplarının Amerikan halkı arasında tutulmasını sağlayan özellik Hank’ın kendine özgü yalın ve sade üslubuydu. Bu üslup onu kısa sürede diğer yazarlardan farkı kıldı. O konuşulan dilde yazıyordu ve yazdıklarını anlamak için kimse sözlüğe bakmıyordu. Barları, kadınları, hayatın kenarında dolaşanları bir de Los Angeles’ı yazdı. Bu kenti bir kadını sever gibi seviyor, caddelerini bir bardak soğuk birayı içer gibi yaşıyordu. Yaşadığı deneyimleri, anıları en ince ayrıntılarına kadar yazmaya devam etti. Halkın onun yazılarını ve şiirlerini beğenmesine karşın elebiyat eleştirmenlerinin gözüne giremedi. Aslında onlar da Hank’ın umurunda değildi. Hayatı boyunca hiçbir zaman çok satanlar listesine giremeyen Hank’ın eserleri öldükten sonra kıymete bindi. Edebiyat çevreleri onun farklı üslubunun çağdaş Amerikan edebiyatında yer alması gerektiğine inandıklarında yazar hastanede ölüme meydan okuyordu.</p>
<p>Başaramadı&#8230;</p>
<p>1994 yılının 9 Mart günü Los Angeles’ın San Pedro kentinde öldüğünde beş kıtaya yayılan hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıştı. Aslında onun ölüme meydan okuyuşu genç yaşlarda alkole olan bağımlılığıyla başlamıştı. Hayatının bir bölümünün anlatıldığı Barfly adlı filminin galasında kendisine yöneltilen soruyu şöyle yanıtlamıştı: ‘Ben aslında içerek intihar ediyorum. Bunu da seviyorum. Kimi bir kutu hap içip bunu yapar kimi benim gibi kendini içkiye vurur. Bu bir anlamda uzun vadeli intihar teşebbüsüdür’. Bukowski’yi tanıyanlar onun içkiyi ne kadar çok sevdiğini de iyi biliyorlardı. O bu tutkusundan hayatının son günlerine dek vazgeçmedi. Almanya’da başlayan macera Los Angeles’ta noktalandı.</p>
<p>Yazar ile buluşmamızın mekanı olan Green Hills Mezarlığı’nın yamaçlardaki yüzlerce mezar taşı birbirine benziyordu. Siyah mermer üzerine yazılmış tarihler, isimler ve notların dışında. Charles Bukowski’nin mezar taşında da onun yaşadığı yıllar 1920-1994 tarihleriyle belirlenmişti. Ýsminin altında onun lakabı ‘Hank’ yazılıydı. En altta eldivenlerni giymiş, gardını almış bir boksörün profilden görüntüsünü andıran bir şekil vardı. Bu şeklin altında ise ‘Don’t Try’ Türkçe karşılığıyla ‘Deneme Yapma’ yazılıydı. Ölümünden sonra yazarın eşi Linda tarafından yapılan bir açıklamada mezar taşındaki bu mesaja da açıklık getirilmişti. Hank’ın geride bıraktığı sevenlerine son mesajı ‘Deneme yapma, amacını gerçekleştir’ olmuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/hank-ile-randevu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın Marsa açılan kapısı: JPL</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/dunyanin-marsa-acilan-kapisi-jpl/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/dunyanin-marsa-acilan-kapisi-jpl/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2004 17:02:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[500 milyon kilometrelik yolculuk Uzaklar.com sitesine yazmaya başladığımda gezdiğim mekanları, yaşadıklarımı ve izlenimlerimi aktaracağımı biliyordum. Yazacaklarımın konusunun her zaman ‘uzaklara dair&#8217; olacağını bildiğim gibi&#8230; Kentler, ülkeler, dağlar, okyanuslar bu yazıların çerçvesi olacaktı. Ama hiç bu kadar uzağı yazacağımı düşünmemiştim. Uzak sıfatının belki de hiç bu kadar yakışmadığı bir yerden bahsedeceğim. Bu dünyaya ait olmayan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
500 milyon kilometrelik yolculuk</strong><br />
Uzaklar.com sitesine yazmaya başladığımda gezdiğim mekanları, yaşadıklarımı ve izlenimlerimi aktaracağımı biliyordum. Yazacaklarımın konusunun her zaman ‘uzaklara dair&#8217; olacağını bildiğim gibi&#8230;<span id="more-134"></span></p>
<p>Kentler, ülkeler, dağlar, okyanuslar bu yazıların çerçvesi olacaktı. Ama hiç bu kadar uzağı yazacağımı düşünmemiştim. Uzak sıfatının belki de hiç bu kadar yakışmadığı bir yerden bahsedeceğim.</p>
<p><strong>Bu dünyaya ait olmayan bir mekan:Mars.</strong></p>
<p>Mars&#8217;ı pekçok kişi gibi ben de filmlerden, yazılardan tanıdım. Hakkında çok şey yazılıp çizilmişti. Orada nasıl bir gezegen olduğu aslında beni çok fazla ilgilendirmiyordu. Bu dünyadaki gerçeklerle boğuşmak yeter de artardı, buna bir de Mars&#8217;ı katmanın hiç anlamı yoktu. Bu düşüncelerim yaklaşık üç hafta önce 2004 yılının 3 Ocak tarihinde değişti.</p>
<p>Her yerde Mars konuşuluyordu. Kızıl gezegene dünyadan gönderilen bir robotun çektiği görüntüleri insanlar büyük bir şaşkınlıkla, biraz da merakla izliyorlardı. Ben de onlardan biriydim. Başka bir gezegene ait bu derece net ve yakın belgeleri izlemek, insanı ister istemez karmaşık düşüncelere sokuyor. Herşeyden önce farklı bir gezegende yaşamın izlerini arayan insan yapımı bir robotun varlığını bilmek bu heyecanı daha da arttırıyordu.</p>
<p>NASA&#8217;nın Mars&#8217;a gönderdiği Spirit adlı uzay aracıyla ilgili bilgileri Ocak ayının başından itibaren kaçırmadan izlemeye başladım. Böylesine ayrıntılı bir porjenin arkasındaki ekibi merak edip durdum. Spirit, çektiği fotoğrafları yeryüzüne göndermeye devam ettikçe ben de bu fotoğrafların görünen yüzündeki görünmeyen sırrını kendi çapımda sorgulamaya başladım.</p>
<p>Mars&#8217;a olan merakımın doruk noktaya ulaştığı günlerde ilginç bir mesaj aldım. Spirit&#8217;in fotoğrafları göndermeye devam ettiği ve insanların bu fotoğraflardan duvar kağıdı yaptığı günlerdi. Los Angeles&#8217;ta bulunan ve yabancı gazetecilerin üye olduğu Foreign Press Center&#8217;dan (FPC) geliyordu mesaj. Beni NASA&#8217;nın Los Angeles yakınlarındaki Pasadena&#8217;ya, Mars Misyonu&#8217;nun yönetildiği uzay merkezine davet ediyorlardı. Daveti hiç düşünmeden kabul ettim.</p>
<p>İki gün sürecek bu özel geziye Amerika&#8217;daki yabancı uyruklu 20 gazeteci katılıyordu. Bu şanslı grubu oluşturan kişilerden biri de ben olacaktım. Gezinin en ilginç yanı kuşkusuz Jet Propulsion Laboratory (JPL) olacaktı.<br />
<strong><br />
Dünyanın Mars&#8217;a açılan kapısında</strong></p>
<p>Grubun buluşma yeri Pasadena&#8217;daki Westin Oteli&#8217;ydi. Sabah 8:15&#8242;te otelin lobisinde toplandıktan sonra JPL&#8217;e hareket edilecekti. Sıkı güvenlik önlemleri nedeniyle uzay merkezine toplu halde gidecektik. 11 Eylül saldırılarından sonra kapılarını ziyaretçilere kapatan bu merkezde güvenlik doruk noktasındaydı.</p>
<p>Günün 24 saati hareketli olan Los Angeles&#8217;ın kalabalık otoyollarındaki sıkışıklığı gözönüne alıp Pasadene&#8217;ya hareket ettim. Kendime yol için iki saat zaman ayırmıştım. Normal şartlarda bir saatte ulaşabileceğim Pasadena&#8217;ya bu iki saat yeter de artardı. Ancak, yola çıktığımda düşündüğümden yoğun bir trafikle karşılaştım. Saat henüz sabah 6:30&#8242;du ve sanki bütün kent 710 nolu otoyolda seyahat ediyor gibiydi. Trafik adım adım ilerliyor, zaman geçiyor, buluşma yerine ulaşamam halinde yaşayacağım hayal kırıklığını direksiyon başında yaşıyordum.</p>
<p>Buluşma yerine ulaştığımda saat 8:16&#8242;yı gösteriyordu. Gazetecileri NASA&#8217;nın merkezine götürecek özel otobüs otel önündeydi. Diğer gazeteciler otobüsteki yerini çoktan almıştı. Geziyi düzenleyen Amerikan Dışişleri Bakanlığı&#8217;nın görevlisini otobüsün kapısında gördüm ve iki dakika içinde arabamı parkedip otobüste olacağımı söyledim. 20 kişilik grup benim yüzümden 5 dakikalık bir gecikmeyle NASA&#8217;nın Jet Propulsion Laboratory (JPL) merkezine hareket etti.</p>
<p>Yaklaşık 15 dakikalık bir yolculuktan sonra JPL&#8217;in dış kapısında otobüsten indik. Geniş bir ağaçlık arazinin ortasında, oldukça sıkı korunan güvenilir bir yerde kurulan JPL&#8217;ın güvenlik bariyerini aşmaya gelmişti sıra.</p>
<p><strong>Sıkı Güvenlik</strong></p>
<p>JPL&#8217;in bekleme salonunda 20 gazeteci ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı görevlilerinden oluşan grubumuz, yetkililerin güvenlik işlemlerini tamamlamasını beklemeye başladı. NASA&#8217;nın hepimize özel olarak gönderdiği bilgi formlarını birkaç gün öncesinden doldurulup iade etmiştik. Buna rağmen kapıdaki güvenlik önlemleri içinde bulunduğumuz mekanın özel bir konumda olduğunu gösteren ilk işaretti.</p>
<p>Merkezin girişinde beklerken bize birer form daha dolduracağımız söylendi. Her iki formu geri toplayan görevliler yandaki odaya girip verdiğimiz bilgleri tekrar tekrar kontrol etti. Eksik bilgi verenlerin formlarını geri getiren görevliler sorulan soruların tamamına cevap vermemiz gerektiğini bir kez daha tembih etti. Bütün bu işlemler yaklaşık 1.5 saat sürdü. Formlar kontrol edildikten sonra üst aramasından geçen grup üyelerinin yakalarına birer kart takıldı. Üzerinde bağlı bulunduğumuz basın kuruluşlarının adı, isimlerimiz, saç rengimiz, boyumuz, kilomuz ayrı ayrı yazılmış en altına da kırmızı harflerle ‘Özel Ziyaretçi&#8217; damgası vurulmuştu.</p>
<p><strong>Gerçek bir Uzay Üssü</strong></p>
<p>NASA&#8217;ya bağlı JPL Uzay Üssü (bu ‘uzay üssü&#8217; tanımını çok kullanmıştım ama ilk kez doğru anlamında kullanıyorum sanırım) Los Angeles şehir merkezine yaklaşık bir saat uzaklıktaki Pasadena kentintinde yeralıyor. Los Angeles dağlarına bakan bir yamaçta, kent trafiğinden izole bir alanda bulunan merkez, 11 Eylül saldırılarından sonra son derece sıkı güvenlik önlemleriyle korunuyor. Ziyaretçilere kapalı araştırma merkezinin amacı insanlık tarihi kadar eski ‘Başka gezegenlerde hayat var mı?&#8217; sorusuna yanıt bulmak.</p>
<p>Mars çalışmalarının yürütüldüğü JPL Uzay Üssü&#8217;nden gezegenler arası yapılan uzay yolculukları yönetiliyor. Mars&#8217;ın yanı sıra diğer gezegenlerle ilgili gözlemlerin yapıldığı merkezdeki bilim adamları diğer gezegenlerde varolduğuna inanılan hayatın izlerini araştırıyor. Bu alanda yapılan çalışmalar JPL Uzay Üssü&#8217;nde değerlendirildikten sonra NASA tarafından kamuoyuna açıklanıyor. (açıklanmayan bilgiler de oluyor!)</p>
<p>Dışardan bakıldığında bir üniversite kampüsünü andıran uzay merkezinin içinde yeralan her binada farklı bir çalışma yürütülüyor. Birbirinden bağımsız binalarda farklı gezegenlerle ilişkin operasyonlar yönetiliyor.</p>
<p><strong>Spirit&#8217;in ikizi</strong></p>
<p>Uzay üssünün bahçesinde bizi karşılayan bir görevli JPL hakkında kısa bir özet bilgi verdikten sonra bizi bir çadıra aldı. Çadırın içinde şu anda Mars&#8217;ta bulunan Spirit adlı uzay robotunun bir benzeri duruyordu. Televizyondan defalarca izlediğim bu esrarengiz uzay aracıyla burun buruna gelmiştim. Tam karşımda duruyordu. Küçük bir araçtı. Ya da onu gözümde biraz büyütmüştüm. Güneş enerjisi panelleri, kameraları, anteni ve robot koluyla Spirit&#8217;in dünyadaki benzeriydi.</p>
<p>Spirit&#8217;in ikizinin bulunduğu beyaz çadırda bizi karşılayan uzay mühendisi Rendii Wessen, önce robot ve Mars misyonu hakkında özet bir açıklama yaptıktan sonra sorularımızı yanıtlamaya başladı. Gruptaki 20 gazetecinin 20&#8242;si de neredeyse aynı anda ilk sorularımızı sormaya başladık. Heyecanlı olan sadece ben değildim. Gruptaki herkes Mars&#8217;ın dünyaya açılan kapısında bulunmanın zevkini yaşıyordu. Aklımıza gelebilecek her türlü soruyu sorduk Rendii Wessen&#8217;e. O da hiç yorulmadan, usanmadan ve hatta bizim ilkokul çocuklarını andıran heyecanımızı dikkate almadan en anlaşılır bir üslupla bu karmaşık operasyonu bize anlatmaya çalıştı. Soru ve cevap bölümü bittikten sonra çadırı terketmeye hazırlanırken Spirit&#8217;in ikizine daha yakından bakma fırsatı buldum. Robotun bulunduğu ve Mars&#8217;ın zeminini andıran platforma çıkmak için bize eşlik eden görevlilerden izin istedim. Onay alır almaz araca yaklaştım. Üzerindeki her detayı incelemeye başladım. Anlamadığım o kadar karmaşık şekiller vardı ki yardım için Rendii Wessen&#8217;e seslendim. Bana robotun üzerinde bulunan 9 kameranın yerini, güneş panellerini, Mars ile dünya arasında iletişimi sağlayan (Bu kısmı hala anlayabilmiş değilim) anteni ve fotoğrafları ileten radarı tekrar gösterdi. Araçla hatıra fotoğrafı çektirdikten sonar JPL&#8217;in en hassas noktasına, Mars misyonunun yürütüldüğü Komuta Merkezi&#8217;ne geçtik.</p>
<p><strong>NASA&#8217;nın mutlu günleri </strong></p>
<p>JPL Uzay Üssü&#8217;nde görev alan NASA&#8217;ya bağlı bilimadamları kendi deyimleriyle ‘hayatlarının en mutlu günlerini&#8217; yaşıyorlar. 3 Ocak tarihinde Mars yüzeyine inen Spirit adlı uzay robotu bilimsel anlamda bir başarıya imza atmakla kalmayıp aynı zamanda NASA&#8217;nın Colombia faciasından sonar yıkılan umutlarını da yeniden canlandırdı.</p>
<p>Spirit&#8217;in başarılı inişi ve bunu izleyen günlerdeki sorunsuz gelişmeler bilim dünyasının yanı sıra Amerikan siyasetinin de bir parçası oldu. Geçtiğimiz günlerde Spirit&#8217;in başarısını kutlayan ABD Başkanı George Bush, Mars&#8217;a insan gönderme projesini de desteklediğini açıkladı.</p>
<p>Uzay çalışmaları için bütçenin yüklüce bir miktarını harcayan NASA, Başkanın da desteğiyle gelecek misyonların çalışmalarına büyük bir moralle yürütüyor.</p>
<p>Spirit&#8217;in gönderdiği detaylı fotoğrafların heyecanı aradan üç hafta geçmesine karşın tüm JPL çalışanlarının yüzlerinde görünüyor. Bu başarıyı sadece kendi aralarında kutlamakla yetinmeyen NASA, Amerikan kamuoyunu da Mars&#8217;taki gelişmeler konusunda hergün bilgilendiriyor.</p>
<p><strong>Film stüdyosunu andıran Basın Merkezi</strong></p>
<p>NASA&#8217;nın Mars operasyonu ile ilgili açıklamaları yine California&#8217;daki JPL merkezinden yapılıyor. Bunun için büyük bir binayı Basın Merkezi olarak yeniden düzenleyen NASA, yaklaşık 150 kişi kapasiteli bu merkezden günlük duyurularıyla Amerikan kamuoyunu Mars&#8217;taki son gelişmeler hakkında bilgilendiriyor. Bu duyurular NASA&#8217;ya bağlı çalışan bilimadamlarınca hergün düzenli olarak yapılıyor Dr. Ray Albertson ve Jeniffer Trosper JPL Uzay üssünün günlük basın duyurularını yapan görevlileri. Her sabah düzenlü olarak düzenlenen bu duyurular Ameriakan basınında da geniş yer alıyor.</p>
<p>Büyük bir film stüdyosunu andıran basın merkezinde kapalı devre canlı yayın yapılabiliyor. CNN, ABC, NBC gibi ulusal ve kablolu yayın yapan televizyon kanalları izleyicilerine bu merkezden ulaşıyor. Bunun için her türlü altyapı sistemi bulunan Basın Merkezi&#8217;ne ziyaretimiz saat 11.00&#8242;e denk geldi. Günlük açıklamaların yapıldığı anda salona girdik. Salondan CNN canlı yayın yapıyordu ve sessiz olmamız için defalarca uyarıldık. Bize ayrılan koltuklara oturduktan sonra iki bilimadamının Spirit tarafından gönerilen son resimler konusundaki açıklamalarını dinlemeye başladık. Sıra soru cevap bölümüne geldiğinde herkes kafasına takılan, merak ettiği soruları sormaya başladı. Spirit&#8217;in 90 günlük ömrü dolduktan sonra ne olacağı, Mars&#8217;ta hayatın izine rastlanıp rastlanılmadığı, kızıl gezegenin gerçekten kızıl olup olmadığı ve daha pekçok soru grubumuzdaki gazeteciler tarafından sorulmaya başlandı. Açıklamaları yapan bilim adamları sorulan her soruyu bütün ayrıntılarına kadar titiz bir biçimde yanıtlandırmaya özen gösterdi.</p>
<p>Mars çalışmalarıyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Dr. Ray Albertson, misyonun beklentilerinin üzerinde bir başarı oranıyla devam ettiğini açıkladı. Mars yüzeyinden gelen bilgilerin değerledirmesinin zaman alacağını kaydeden Albertson, Mars&#8217;ta hayat olup olmadığı konusundaki sorularımızı şöyle yanıtladı:</p>
<p>‘Bunun cevabını vermek için henüz çok erken. Çalışmalarımızın başlangıç aşamasındayız diyebilirim. Her çalışma aslında bizim için yeni bir başlangıç anlamı taşıyor. Şu anda Mars yüzeyinde bulunan iki robot araç bu merkezdeki bütün çalışanların beklentisinin üstünde bir başarıya imzasını attı. Doğrusunu söylemek gerekirse bu kadar sorunsuz br misyon olacağını beklemiyorduk. Özellikle Spirit&#8217;in gönderdiği son derece detaylı fotoğraflar, insanoğlunun bir başka gezegen hakkında ulaştığı en detaylı görsel malzemeyi oluşturuyor. Mars yüzeyinde çalışmaları yürüten bu iki araç bizlerin birer bebeği gibi. İlgi ve alaka bekliyorlar ve bizden hassas davranmamızı istiyorlar. Bizlerin bu robotlara yaklaşımı onların bize olan bakışını da etkileyecek.&#8217;</p>
<p>JPL&#8217;de mekanik mühendis olarak görev yapan ve aynı zamanda günlük brifinglerle çalışmaları Amerikan kamuoyuna duyuran Jennifer Trosper ise Mars misyonu hakkında şunları dedi:</p>
<p>‘Mars&#8217;a gönderdiğimiz araçlardaki ölçüm aygıtlarının hiçbiri iniş sırasında zarar görmemesi bizim için çok önemli bir başarı. Bu başarının altında 3.5 yıldır yapılan titiz bir çalışma var. Daha önceki şanssız denemelerimizde yaşananlar bizim için tecrübe oldu ve alınan derslerden yola çıkarak geliştirdiğimiz metodlar sayesinde Mars2a gönderilen iki araç başarıyla inişi gerçekleştiridi. Gönderdiği fotoğraflar ve Mars yüzeyine ilişkin bilgiler son derece önemli. Bu veriler sayesinde Mars&#8217;ta bir zamanlar yaşam olup olmadığı yolundaki sorunun yanıtına yaklaşıyoruz. Bu çalışmanın başarısı yeni çalışmalarımızın ve projelerin de kapısını araladı.&#8217;</p>
<p>Basın Merkezine yaptığımız ziyaretten sonra Mars&#8217;la ilgili bir başka çalışmanın yapıldığı binaya geçtik. Burada 2005 yılında Mars yörüngesine yerleştirilmesi planlanan uydunun çalışmaları yapılıyordu. Mars üzerinde belirlenen farklı bölgelerin detaylı haritasını çıkaracak bu uydu, sonraki çalışmalarda gezegene inmesi planlanan insanlı uzay aracı için zemin hazırlayacak. Bu projede çalışan iki bilimadamının ayrıntılı açıklamalarını dinledikten sonra. JPL&#8217;in farklı görevlileriyle de sohbet etme fırsatı bulduk.</p>
<p>Yaklaşık 4 saat süren gezinin sonlarına geldiğimizde bizlere girişte verilen özel izin kartlarımız geri toplandı. Dört görevlinin eşliğinde çıkış kapısına doğru hareket ettik ve gezinin ikinci böümünü oluşturan The Planetary Society&#8217;ye hareket ettik.</p>
<p><strong>Uzay Yolu dizisinin ‘Doktor&#8217;u</strong></p>
<p>The Planetary Society, merkezi Pasadena&#8217;da bulunan ve dünyanın en çok üye sayısına sahip bağımsız bir dernek, ya da sivil toplum örgütü de diyebiliriz. Amacı uzay çalışmalarını desteklemek. 1980 yılında Dr. Carl Sagan, Bruce Murray ve Louis Friedman tarafından kurulan derneğin 125 ülkede temsilciliği bulunuyor. Mars&#8217;taki çalışmaları yakından izleyen dernek, yayınlarıyla uzay konularında insanları bilgilendirmeye çalışıyor.</p>
<p>Derneğin şu anki ilgi noktası Mars ve gezegene gönderilen iki uzay robotu. NASA ile çok yakın ilişkileri bulunan ve Washington&#8217;da üst düzey lobi çalışmaları yürüten The Planetary Society Mars ile ilgili bi rile de imzasını atmış. Dernek tarafından hazırlanan bir CD, Spirit aracılığıyla şu anda Mars topraklarında bulunuyor. Bu bidiğimiz boyutta bir CD. Ancak yapımı için özel radyoaktif maddeler kullanılmış ve yaklaşık 100 bin dolara malolmuş. Yani bugüne dek yapılan en pahallı CD. CD&#8217;nin içinde 4 milyon kişinin ismi bulunuyor. Bir başka özelliği de CD&#8217;nin üzerine yerleştirilen bir kod. Bu kodun amacı insanların ilgisini Mars&#8217;a çekmek. CD&#8217;nin üzerinde bulunan bu kodu ilk çözen kişi dernek tarafından ödüllendirilecek. Dernek yöneticilerinden Bruce Betts&#8217;e ısrarımıza rağmen CD&#8217;nin üzerindeki kodla ilgili bir ipucu alamadık. Ancak CD&#8217;yle ilgili ayrıntılı fotoğrafları çekmeyi başardık. Bu da kodun çözümü için gereken en önemli adım. Çünkü Derneğin internet sayfasındaki fotoğraflar kodun çözümünü zorlaştırmak için net görüntüler değil. (Bu konuya ilgisi olan ve kodu çözmeye çalışanlara bir desteğimiz olabilir!)</p>
<p>The Planetary Society&#8217;nin bir başka girişimi de bugünlerde sonuçlandı. Dünya genelinde yapılan bir elemeden sonra belirlenen 16 genç, eğitim için şu anda California&#8217;da bulunuyor. Farklı ülkelerden belirlenen bu öğrenciler NASA merkezinde iki haftalık eğitimlerini tamamladıktan sonra ülkelerine dönecekler.</p>
<p>Derneğin en önemli üyelerinden biri de Robert Picardo. İsmi hatırlamayanlara ipucu: Uzay Yolu dizisinin doktoru. The Planetary Society&#8217;nin iletişim kampanyasını yürüten Picardo aynı zamanda dernekle ilgili yapılan açıklamalarda sık sık kamuoyunun gündemine geliyor. ‘Doktor&#8217; ile yaptığımız uzun ve keyifli söyleşiden sonra The Planetary Society&#8217;den ayrılıyoruz.</p>
<p><strong>10 milyon dolarlık kol</strong></p>
<p>Gezinin ikinci gününde Spirit ve Opportunity&#8217;ye robot kolları hazırlayan ASI adlı şirketi gezdik. Şirketin kurucularından Rene Fradet&#8217;ten yaptıkları çalışma hakkında detaylı bilgiler aldık. Şu anda Mars&#8217;ta bulunan iki uzay robotu farklı parçalardan oluşuyor. Anten, kamera, tekerlekler ve robotik kol. Hepsi birbirinden önemli bu farklı parçaların ortak misyonu birbiriyle uyumlu çalışmaları. Robotun belki de en hayati paçası kolu. Mars&#8217;ın zemininden ve kayalarından örnekler üzerinde araçtırma yapan bu kolu üreten şirket de ASI. Kuruluş amacı uzay araçlarına robot kol üretmek. Birkaç yılda bir müşterisi çıkan (şu anki tek müşterileri NASA) bu şirket NASA için şu ana kadar 4 adet robotik kol üretmiş. Dördü de birbirinin aynı olan kollardan ikisi şu anda Mars&#8217;ta ikisi de NASA&#8217;nın elinde. Sadece bu iç için NASA&#8217;dan aldıkları bütçe 10 milyon dolar. Aslında ‘sadece&#8217; deyip yapılan çalışmayı hafife almamak gerekiyor. Kolların üretimi için 4 yıl harcayan şirket 5 uzay mühendisini bu iş için görevlendirmiş. Yaklaşık 800 parçadan oluşan ve insan kolunun işlevleri programlanan robotik kollar şu ana kadar problemsiz çalışıyor ve bu şekilde çalışmaya devam etmesi halinde gelecek ihaleler için ASI&#8217;ye öncelik kazandırıyor.</p>
<p><strong>Hayat var mı?</strong></p>
<p>Spirit ve Opportinity&#8217;nin 90 gün sürecek Mars macerasının sonunda bilimadamları aradıkları yanıta ulaşabilecek mi?</p>
<p>Mars&#8217;ta bir zamanlar hayat olduğuna yönelik iddialar bilimsel olarak kanıtlanabilecek mi?<br />
NASA&#8217;ya bağlı bilimadamlarına bu konuda yönelttiğimiz sorulara biz net bir yanıt alamadık, ancak yakın bir gelecekte insanlığın geleceğini değiştirebilecek bu sorunun yanıtına California Eyaleti&#8217;nde yer alan NASA&#8217;ya bağlı JPL Uzay Üssü&#8217;ndeki çalışanlar aracılıyla ulaşacağımız kesin.</p>
<p><strong>Buz Gezegeni</strong></p>
<p>Bilinen eski adıyla kızıl gezegen, bir zamanlar uzmanların yakıştırdığı dingin çorak arazi görüntüsünden çağlarla ölçülecek kadar farklı -ki buna buz çağları da diyebilirsiniz. Yeni iniş araçlarıyla birlikte şu önemli soru gündemde: Acaba sıvı su ve onunla birlikte yaşam belirtileri olabilir mi?</p>
<p><strong>Mars Misyonu</strong></p>
<p>Yaklaşık 500 milyon kilometrelik uzay yolculuğundan sonra 3 Ocak tarihinde Mars&#8217;ın Gusev Krateri&#8217;ne inen Spirit&#8217;in çektiği ilk fotoğraflarda gezegenin yüzeyi hakkında ayrıntılı bilgilere ulaşıldı. Uzay robotunun yüzeydeki kayalar üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçları halen JPL Uzay Üssü&#8217;ndeki bilimadamlarınca inceleniyor.</p>
<p>Spirit robotu yaptığı her hareket için gereken enerjiyi aracın gövdesindeki güneş panellerince sağlıyor. Toplam maliyeti 820 milyon doları bulan uzay robotunun 90 günlük öalışma süresi bulunuyor.</p>
<p><strong>‘Kızıl Gezegen&#8217;</strong></p>
<p>Güneşe olan uzaklık sıralamasında 4. sırada yeralan ve 6780 kilometre çapındaki Mars dünyanın yaklaşık yarsı kadar. Yüzey yapısı dünyanın kayalık bölgelerindeki yapıya benziyor. Yerçekimi dünyaya göre yüzde 38 oranında daha az. Kendi yörüngesindeki turunu 24 saat, 39 dakika, 35 saniyede tamamlayan Mars&#8217;ın güneş etrafındaki yörüngesinde dönüşü 687 gün sürüyor. 25 derece egime sahip Mars&#8217;ın dünyadakine benzer dört mevsimi bulunuyor. Hava sıcaklığı dünyayla karşılaştırıldığında son derece düşük. Mars&#8217;ın gece ile gündüz arasındaki ısı farkı son derece büyük. Ortalama gece ısısı -53 ile -128 derece olan gezegende günlük hava ısısı 27 derece. Ortalama fırtına: Saatte 120 kilometre. Kızıl gezegenin atmosferinde yüzde 94.3 karbondioksit, yüzde 2.7 nitrojen, yüzde 1.6 argon bulunuyor.</p>
<p>En yüksek noktası Olympus Mons&#8217;ın yüzeyden yüksekliği 26 kilometre, çapı ise 600 kilometreyi buluyor. Marineris adı verilen kanyonları güneş sisteminin en derin yüzey şekilleri olarak biliniyor. 4000 kilometre uzunluğundaki bu kanyonların en derin noktasından tepeye olan yüksekliği 10 kilometre.</p>
<p>Marsın birbirinden farklı büyüklükteki iki ayı bulunuyor. Phobos ‘korku&#8217; ve Deimos ‘terör&#8217; adı verilen iki ay Mars&#8217;ın yörüngesinde birbirine zıt yönlerde hareket ediyor.</p>
<p><strong>Gelecek Misyonlar</strong></p>
<p><strong>Mars Uydusu (2005):</strong> Mars&#8217;taki yüzey şekilleri ve yapısıyla ilgili detaylı bilgilere ulaşmak amacıyla planlanan uydunun yapım aşaması JPL Uzay Üssü&#8217;nde devam ediyor. Marsın yüzeysel haritasını belirleyecek olan uydu gelecek yıllarda Mars yüzeyine gönderilecek araçlar için de önemli bilgiler toplayacak. Uydudaki radar sistemi sayesinde yüzeyin altındaki su kaynaklarının yeri belirlenecek. Uydu, Marsın atmosfer yapısıyla ilgili olarak da detaylı bilgiler toplayacak.</p>
<p><strong>Phoenix Projesi (2007):</strong> Gezegenin kuzeyindeki buzul bölgeye inecek olan uzay aracı gezegendeki su yapısıyla ilgili çalışmaları yürütecek. Marstaki yaşam ile ilgili en önemli bilgilere bu misyonda ulaşılacağına inanılıyor.</p>
<p><strong>İletişim Uydusu (2009):</strong> Gezegenler arası ilk iletişim uydusu özelliğine sahip olacak uydunun önceki uydulara oranla daha yüksek yörüngeye yerleşecek. Bu uydu aracılığıyla mars yüzeyinde yapılan çalışmaların daha sağlıklı bir biçimde dünyaya iletilmesi planlanıyor.</p>
<p><strong>Spirit ve Opportunity&#8217;nin özellikleri</strong></p>
<p>1.6 metre uzunluğunda 174 kilo ağırlığında. Üç aylık misyon sresince üç futbol sahası büyüklüğündeki alanda inceleme yapması bekleniyor. Araçların ana yapısı yüksek teknolojide üretilen aerogel adlı maddeden oluşuyor. Aracın üzerinde güneş enerjisini kullanmak için kurulan solar paneller üç anten ve kamera kontrol merkezinden oluşuyor. Güneş enerşisini elektrik enerjisine çeviren paneller günlük 900 watt enerji üretecek. Üç aylık sğrenin dolmasıyla bu oran 600 wattia kadar düşecek. Mevsim değişikliği ve toz enerji üretiminin azalmasına neden olacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/dunyanin-marsa-acilan-kapisi-jpl/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

