<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Remzi Gökdağ &#187; cumhuriyet</title>
	<atom:link href="http://www.remgo.com/11/tag/cumhuriyet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.remgo.com/11</link>
	<description>sıradan yazılar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Jan 2012 16:00:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Günleri</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gunleri/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gunleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 05:02:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde muhabir olarak calistigim gunleri unutmayacagim. Hatirladiklarim sadece yasanmis guzellikler degil. Gazetenin ustunde dolasan kara bulutlu gunlere de tanik oldum. Ozellikle 1992 yilinda patlak veren tatsiz gelismeler o yillarda Cumhuriyet ile yakindan, uzaktan ilgisi olan herkesi etkilemisti. Ama saniyorum kimse calisanlar kadar etkilenmedi bu olaydan. Zirvede yasanan cekismeler sonucunda Cumhuriyet agir yara aldi. Yaranin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-545" title="emecodulu1" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2006/12/emecodulu1.jpg" alt="" width="299" height="753" align="right" />Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde muhabir olarak calistigim gunleri unutmayacagim. Hatirladiklarim sadece yasanmis guzellikler degil. Gazetenin ustunde dolasan kara bulutlu gunlere de tanik oldum. Ozellikle 1992 yilinda patlak veren tatsiz gelismeler o yillarda Cumhuriyet ile yakindan, uzaktan ilgisi olan herkesi etkilemisti. Ama saniyorum kimse calisanlar kadar etkilenmedi bu olaydan. Zirvede yasanan cekismeler sonucunda Cumhuriyet agir yara aldi. Yaranin izlerini bugun hala tasidigina inaniyorum. Olaylar nedeniyle okur protestosuyla karsilasmistik ve trajda ciddi bir dusus yasaniyordu.</p>
<p>Hersey, gazetenin sahibi Nadir Nadi’nin olumunden sonra basladi. Ic cekismeler yillardir suruyordu ancak Nadir Nadi hayattayken kimsenin boyle bir hesaplasmayi goze alamayacagini biliyordu.</p>
<p>Hasan Cemal Genel Yayin Yonetmeniydi. Fakat bir de Yayin Kurulu adi altinda bir yapilasma vardi. Bu kurul Cumhuriyet’in temel politikasini belirliyordu, kurulun en guclu ismi de hic kuskusuz Ilhan Selcuk’tu. Cemal’in amaci yetkilerini daha rahat kullanacagi bir ortam hazirlamakti, ancak Selcuk ve grubunun buna izin vermeyecegini de biliyordu. Bu temel cekisme, Osman Ulagay&#8217;in bir yazisinin yayinlanip yayinlanmamasi tartismasiyla patlak verdi. Bu aslinda sorunun cok kucuk bir parcasiydi ve iki grup arasindaki gorus ayriligini gidermesi beklenen, gazetenin Nadir Nadi’nin olumunden sonra en buyuk hisse sahibi olan Emine Usakligil tavrini Hasan Cemal’den yana kullandi. Ilhan Selcuk ve grubu bunun uzerine istifa etti. Olay, detaylarina girmeden genel olarak buydu.</p>
<p>Hasan Cemal gazeteyi daha yenilikci bir yapiya donusturmek, kadroyu degistirmek, mizanpaji yenilemek istiyordu. Ilhan Selcuk ile birlikte diger yazar ve calisanlar ise bunun Cumhuriyet&#8217;in cizgisini degistirmek anlamina geldigini, kimsenin buna gucunun yetmeyecegi gorusundeydi.</p>
<p>Tepede patlak veren bu kavganin gelismeleri gazetenin koridorlarinda kulaktan kulaga yayiliyordu. Herkes olaylarin ne gibi zararlar yaratacaginin farkindaydi. Kadronun  tamamini olusturan bir bolumu istifa karari aldiginda olayin ciddiyetini herkes daha iyi anladi. Bir gun icinde gazete bosaldi. Cumhuriyet ile ismi ozdeslesmis pekcok yazar, muhabir, teknik kadro Hasan Cemal ve grubunun tavrina boyle cevap verdi.</p>
<p>Toplu istifa olayini ogrendigimde ISKI’de donemin baskani Ergun Goknel ile bir roportajdaydim. Dondugumde neredeyse kimse kalmamisti. Gordugum birkac kisi ise raflarindaki esyalari kutulara yukluyordu.</p>
<p>Ben istifa etmeyip calismaya devam eden gruptaydim. Zirvede yasanan bu kavga dogal olarak beni de etkileyecekti. Istifa ederek bir gruba bagli olarak toplu bir hareketin icinde bulunmak istemiyordum. Ayrilanlarin hemen tumu yakindan tanidigim cok da sevdigim kisilerdi. Benim meslege baslamama neden olan Yalcin Bayer’den sefim Kemal Kucuk’e kadar saygi duydugum, guvendigim herkes Cumhuriyet’ten bir gun icinde ayrilmisti ve benim calismaya devam etmem onlarla aramada bir soguklugun yasanmasina neden olmustu. Adi konmamis bir tavirdi bu. Onlara ihanet ettigimi hissetmiyordum, arkadasliklar, dostluklar devam edecekti bugune dek de devam etti. Istifa ederek ayrilmamin Cumhuriyet’e yapilacak asil ihanet olacagini dusunuyordum. Bu karsit grubun bir neferi oldugum anlamina da gelmiyordu. Tek dusuncem o gunlerde benim icin hayati onemi olan Cumhuriyet’i terkedemeyecegim, ona ihanet edemeyecegimdi.</p>
<p><img class="alignright size-full wp-image-544" title="emec_odulu" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2006/12/emec_odulu.jpg" alt="" width="251" height="356" align="right" />Istifa olayindan sonra Cumhuriyet belki de tarihinin en karanlik gunlerini yasiyordu. Hergun yazisini gormeye alistigim Ugur Mumcu’nun “Gundem”i , Ilhan Selcuk’un “Pencere”si yoktu, severek okudugum yurtdisi muhabirlerinin pazar yazilari yayinlanmaz oldu. Karikaturistlerin o cizgilerinin yerine hic de tanidik olmayan yeni goruntuleri gorur olduk. Sayfa duzeni degismisti, bu bana gore olumlu bir degisimdi ve benim gozume daha iyi gorunuyordu ama icerik bombostu. Herkes onlarsiz Cumhuriyet’in Cumhuriyet olamayacagini biliyordu. Bu durum okur tepkisiyle de butunlesti. Gazete okumama kampanyalari baslatildi. Traj cok komik rakamlara dusmustu. Cumhuriyet okuru gucunu burada cok aci bir bicimde gosterdi. Gazetenin gercek sahipleri onlardi aslinda. Sonralari calistigim hicbir ortamda rastlamadim boyle bir okur kitlesine. Haberde bir imla hatasi gorduklerinde ararlardi. Katilmadiklari gorus oldugunda gazeteyi telefon yagmuruna tutarlardi. Kapalicarsi’dan Eminonu’ne yururken ugrayip cay icen hal hatir soran okurlarla cok karsilastim. Bu kitlenin tutumu yeni yoneticilerini de korkutuyordu.</p>
<p>Ilk gunlerde her zamankinden daha fazla calismamiz gerekiyordu. Kadronun tamamina yakinin ayrilmasi nedeniyle herkes her isi yapiyordu. Cok gecmeden yeni isimler gelmeye basladi. Bir sure sonra sistem rayina oturdu. Gazeteyi yapiyorduk ancak satacak kimse yoktu.</p>
<p>Bu durum birkac ay boyle devam etti. Hissedarlar arasinda yeni bir yonetim olustu ve yetkiler Emine Usakligil’in elinden alindi. Bu “yenilikci” grubun da sonu oluyordu. Toplu istifa, boykot ise yaramisti. Gazeteyi birkac ay yoneten bu grubun artik gitme zamani gelmisti.</p>
<p>Birgun masama oturdugumda bir zarf gordum. Ayni zarftan her masanin uzerinde vardi. Emine Usakligil imzali bir veda notu vardi icinde. Ozetle yonetimde devir teslim zamaninin geldiginden bahsediyordu ve istifa edip ayrilan grubun yonetime geri donecegini yaziyordu. O gun kendisinden hic de gormeye alisik olmadigimiz bir tavirla calisanlarla tek tek vedalasti, ardindan digerleriyle vedalastik. Yeni bir devir teslim toreni gibi birseydi bu yasadiklarimiz. Birkac ay once gazeteden ayrilan grup Cumhuriyet’e girdiginde hemen hepsinde savas kazanmis yurekli komutan havasi vardi. Bir anda gidenlerden bosalan masalar kapildi, gorev dagilimi kisa surede yapildi. Cumhuriyet eski kimligine burunmustu ancak aldigi darbeyi uzerinden atmasi mumkun olmadi. Kaybolan traj bir daha hic tutturulamadi. Ciddi gelir kaybi yasaniyordu. Zaten istifa olayindan sonra yasanan mali bunalim nedeniyle maaslarimizi alamiyorduk, bu durum devam etti. Bes parasiz aylarca calistik. Bu arada istifa eden kadronun tamami donmemisti. Bir bolumu baska yerlerde ise baslamisti, donen ekip yarali donmustu bir anlamda.</p>
<p>Birkac ay bu durumda devam ettim calismaya ama huzursuzdum, eskisi gibi yaptigim ise konsantre olamiyordum. Yasanan tatsizliklar gazeteye ve kadroya olan guvenimi yikmisti. Cumhuriyete bu kadar zarar verdikten sonra yonetime gecip batan gemiyi kurtarma girisimlerine burunmek bana samimi gelmiyordu.</p>
<p>Careyi askere gitme karari almakta buldum. Askerlik subesine gidip islemlere basladigimda gazetecilige 1.5 yillik bir ara veriyordum.</p>
<p><strong>“Unutmayacağız…”</strong></p>
<p>Gazetede yasadigim tatsiz gunler sadece bundan ibaret degil. Yasadigim bir gun, 24 Ocak 1993, herkes gibi bende de cok derin bir iz birakti.</p>
<p>Ugur Mumcu’nun olduruldugu gundu bu. Pazar gunuydu. Her zamanki gibi gazete sessizdi. Birkac kisinin disinda kimse yoktu ortalikta. Ben istihbarat servisinde tektim ve gazetelerin Pazar eklerini okuyup bir yandan da polis telsizini dinliyordum. Ogle saatleri olsa gerek haber merkezi calisanlari ortalikta yoktu. Yazi isleri kati garip bir sessizlik icindeydi. Arada bir telefon caldikca ben haber merkezi masasina gidip cevap veriyordum. Haber merkezindeki kirmizi telefonlardan biri yine caliyordu. Arayan Ankara burosundandi. Sesindeki panigi hatirliyorum. Once Haber Muduru Mustafa Balbay’i sordu yerlerinde olmadigini soyleyip kendimi tanittim. “Ugur Mumcu’ya suikast yapildigini ogrendik az once” dedi. Soru soramadan telefonu kapatti. Sokla karisik bir panik duygusuydu o an yasadiklarim. Tek bildigim Ankara’dan gelen bu mesaji gazetenin yoneticilerine duyurmam gerektigiydi. Etrafta kimse yoktu, yemekhaneye dogru kosarken, teleks servisinden “flas” haber gecildiginde makinalarin cikarttigi ozel zil sesini duydum. Anadolu Ajansi olayi tek cumleyle geciyordu. Olayi duyan herkes bir anda haber merkezinde toplandi, cok kalabalik degildi gazete ama teknik calisanlardan gazetenin bekcilerine kadar o anda herkes ikinci kattaydi. Ankara ile baglantilar kuruldu. Insanlarin yuzunde sok vardi, kimse konusamiyordu. Genel Yayin Yonetmeni Ozgen Acar, haberin dogru oldugunu ve Ugur Mumcu’nun yasamini yitirdigini soyledi bize. Uzunca bir sure oturdugumuz yerde kaldik, gozleri dolanlar oldu, hickira hickira aglayanlar vardi.</p>
<p>Ilk soku yasiyorduk ve Ozgen Acar gazetenin yeniden hazirlanacagini herkesin bu konuda calismasi gerektigini soyledi. Mumcu’nun arsivden yazilarini cikarma isi bana verilmisti. Kisa surede calisanlar Cagaloglu&#8217;ndaki merkeze geldi. Her gelenin yuzunde ayni sok ifadesi vardi, kimse konusmuyordu.</p>
<p>Arsivden dondugumde gazetenin yazi isleri katinda buyuk bir kalabalik vardi, olayi duyan herkes Cumhuriyet’in Cagaloglu’ndaki merkezine geliyordu, vali, belediye baskani, sanatcilar, okurlardan olusan buyuk bir kalabalik vardi ikinci katta. Gelenler bahcede toplanmaya basladi. Kimse olayin dogru olduguna inanmak istemiyordu.</p>
<p>Aksam oluyordu ve gazetenin bahcesini okurlar doldurmustu. Kucuk bir cocuk dikkatimi cekti o kalabaligin icinde. Babasinin elinden tutmustu. Gazete binasinin bahcesindeki eski konagin ahsap cephesine elindeki tebesirle birseyler yazdi.</p>
<p><em>“Unutmayacagiz”</em></p>
<p><em></em>Kucuk kizin yazdigi bu tek kelime ertesi gunku gazetenin mansetiydi. Gelenler gitmiyordu, gecenin gec saatlerinde bu kalabalik gazetede kalmaya karar verdi. Ertesi gun hava agirirken koltuklarda, merdivenlerde oturan insanlar birkac gun gazeteyi terketmedi.</p>
<p>Ugur Mumcu ile ne yazik ki cok yakin bir iliskim olmadi. Yalova’daki bir tarikatin haberini yaparken onu birkac kez aramistim, bana haberde adi gecen tarikatla ilgili bir dosya verdi, gecmiste bu konuyla ilgili yazilarini okumami isterdi. Yine “Islami Kardesler Orgutu”nun kasasi olarak anilan bir kisiyle yaptigim roportajdan sonra beni arayip adi gecen kisi hakkinda bilgi istemisti. Bir de kuran kurslariyla ilgili bir haberimi kosesinde kullanmisti, bu telefon konusmalarimizin disinda Istanbul’a geldiginde birkac kez yemekhanede karsilasip selamlasmistik. Onun yazilarini araliksiz okuyan biriydim. Gazeteyi ilk elime aldigimda yaptigim ilk is kosesini okumak olurdu. Onun olumunden sonra cok sey degisti.</p>
<p>1993 yilinin nisan ayinda askerdim. Cumhuriyet’ten izinli ayrildim. Bu ayrilik askerlik bittiginde de devam etti. Dondugumde gazetede daha fazla calisamayacagima karar verdim.</p>
<p>12 Eylul 1994 gunu Cumhuriyet&#8217;in Genel Yayin Koordinatoru Hikmet Cetinkaya ile konustuktan sonra istifa dilekcemi personel mudurlugune verdim. Kolay olmamisti Cumhuriyet’ten ayrilisim. Baska bir ortamda gazetecilik yapmayi hic dusunmemistim. Eminim Cumhuriyet’i bir sekilde birakmaya karar veren digerleri de bu duyguyu yasamislardir. Orasi bir okuldu, evimizdi bir anlamda. Ama yasanan tatsiz olaylar o guzel gunleri sildi goturdu.</p>
<p>Artik yeni bir yasam basliyordu yeni bir adreste, bu adresin adi Yeni Yuzyil gazetesiydi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gunleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Matmazelin hüzünlü bakışları artık yok</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/matmazelin-huzunlu-bakislari-artik-yok/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/matmazelin-huzunlu-bakislari-artik-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 05:08:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[matmazel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=28</guid>
		<description><![CDATA[Artist oynar ama ben yaşadım. Filmi yaşadım. Daha kaç sene daha yaşayacağım ki. Ama hayat çok güzel. 81 yaşındaki kimsesiz bir kadının ağzından çıkan bu sözlerin üzerinden 8 ay geçti. Bir zamanlar Büyğkada&#8217;da La Prensess de Monte Carlo namıyla anılan Eurosini İspiroğlu zorlu yaşam mücadelesini geçtiğmiz günlerde noktaladı. Son sahneyi oynayan matmazel, Tarlabaşı&#8217;ndaki evinin boş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Artist oynar ama ben yaşadım. Filmi yaşadım. Daha kaç sene daha yaşayacağım ki. Ama hayat çok güzel. 81 yaşındaki kimsesiz bir kadının ağzından çıkan bu sözlerin üzerinden 8 ay geçti. Bir zamanlar Büyğkada&#8217;da La Prensess de Monte Carlo namıyla anılan Eurosini İspiroğlu zorlu yaşam mücadelesini geçtiğmiz günlerde noktaladı. Son sahneyi oynayan matmazel, Tarlabaşı&#8217;ndaki evinin boş odalarında öldü.</p>
<p>Bu ne ilk ölümdü ne de ölümlerin en zorlusu. İçlerinden biriydi sadece. Siyah tabutu taşıyan birkaç kişi ve üzerine örtülen toprakla 1912 yılında başlayan bir yaşam Şişli&#8217;deki Rum mezarlığında sona erdi.</p>
<p>Acılarla dolu yaşamı onun da dediği gibi tıpkı bir film gibiydi.</p>
<p>1940&#8242;ların İstanbul&#8217;unda güzelliğiyle herkesi peşinden koşturan matmazel, üst üste gelen acılara karşın yaşam mücadelesini tek başına sürdürmüştü. Önce babasını yitirdi. Annesini ve kız kardeşlerini bekleyen zorlu günler başlamıştı. Babasından kalan mirasa annesi sahp olamadı. Zor yılların başlangıcıydı o günler. Dikiş dikerek, evlere temizliğe giderek geçen yıllar La Prensess de Monte Carlo&#8217;nun yaşama küsmesine neden oldu. Herşeyi annesiydi. Aşklarını sevgililerini annesi uğruna reddetti. 1951&#8242;de bu dünyadaki son varlığını, annesini yitirdi. Yaşamın ne anlamı vardı artık.<br />
Zamanın hızlı akışında yaşlandı. Çalışacak gücü yoktu. Bakacak kimsesinin olmadığı gibi. Birkaç komşusu ilgilendi önceleri matmazelle. Zamanla onlar da kayboldu. Önce evinin elektrikleri kesildi, sonra suyu&#8230;</p>
<p>Gün geldi, İstanbul&#8217;u peşinden koşturan matmazel bir zamanlar başı dik yürüdüğü İstiklal Caddesi&#8217;nde karnın doyuracak artıklar için poşetleri karıştırdı. Örmcek ağlarıyla kaplı odasında soğuk kış gecelerini tahta yatağının üzerinde geçirdi. Sobasında ne yakacak odunu, ne de gücü vardı.</p>
<p>Evinin tahta basamakları çürümüş tavanı eleğe dönmüştü. Soğuk, karanlık gecelerini, sıcak, aydınlık günlerin umuduyla geçirdi.</p>
<p>Güneşli bir kasım günü tanıştık matmazelle. Kambur vucudu, titrek elleriyle bizi ağırladı. Yıllar sonra kendisini ziyaret eden bu misafirlere karşı nazikti. Tozlu bir sandıktan sararmış fotoğraflar çıkarttı. Her resmi anlatırken o anı yaşadı. Bir gazete haberinin yaşamını değiştirebileceğini nereden bilebilirdi. Herkesin yıllardır esirgediği ilgiyi son sahnede buldu. Artık istediği tek şey baharı birkez daha görebilmekti. İlkbaharı Tarlabaşı&#8217;ndaki evinde yaşadı. İlk yaz günlerini de&#8230;</p>
<p>Son gücüyle İstiklal Caddesi&#8217;ne birkaç kez daha çıktı. Bu kez yiyecek aramak için değil. Beyoğlu&#8217;nun havasını, Çiçek Pasajını koklamak için.</p>
<p>Bu yaz matmazel Beyoğlu&#8217;nda gezinemeyecek. Çok sevdiği Balıkpazarı&#8217;na gidemeyecek. Kilisenin pazar ayinleri de onsuz olacak. İstiklal Caddesi&#8217;nden gelip geçenler, bir yaz sıcağında ihtiyar kadını göremeyecek.</p>
<p>Simdi matmazelin Tarlabaşı&#8217;ndaki evinde La Prensess de Monte Carlo olarak anıldığı yılların fotoğrafı canlanacak.</p>
<p>Komşuları, yokuşların kesiştiği bu sokakta, elinde bostonuyla onu göremeyeceğini biliyor. Eski beton binanın perdesiz pencerelerinden Tarlabaşı&#8217;na birdaha bakamayacağını bildikleri gibi.</p>
<p>Onu geç tanıdık, sevdik, kaybettik. 81 yaşındaki bir insana ihtiyacı olan ilgiyi son sahnede verebildik. Oysa onun herşeyden çok ihtiyacı olan bu değilmiydi.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2006/12/matmazel1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-713" title="matmazel1" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2006/12/matmazel1.jpg" alt="" width="792" height="632" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/matmazelin-huzunlu-bakislari-artik-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Matmazel</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/matmazel/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/matmazel/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 05:07:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[matmazel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[O gun yolum Beyoglu’na dusmustu. Kasim ayiydi. Gazeteden erken cikmistim. Mimarlar Odasi’nin Taksim’deki merkezine gidiyordum. Beyoglu Belediyesi’nin onunden gecerken iceri girdim. Eger yerindeyse Beyoglu Belediye Baskani Huseyin Aslan ile yapacagim bir haber konusunu gorusebiliriz diye dusundum. Yerindeydi. Sohbete basladik. Ne konustugumuzu tam olarak hatirlamiyorum. Bir ara kapi acildi, iceri bir bayan girdi. Tanidigi, yasli bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>O gun yolum Beyoglu’na dusmustu. Kasim ayiydi. Gazeteden erken cikmistim. Mimarlar Odasi’nin Taksim’deki merkezine gidiyordum. Beyoglu Belediyesi’nin onunden gecerken iceri girdim. Eger yerindeyse Beyoglu Belediye Baskani Huseyin Aslan ile yapacagim bir haber konusunu gorusebiliriz diye dusundum. Yerindeydi. Sohbete basladik. Ne konustugumuzu tam olarak hatirlamiyorum. Bir ara kapi acildi, iceri bir bayan girdi. Tanidigi, yasli bir kadinin cok zor durumda oldugunu anlatti. Biz konusmamiza ara vermistik. Konu benim de ilgimi cekmisti.</p>
<p>Mimarlar Odasina gidip teknik konulari konusmaktan daha cazipti. Belediyenin bir zabita arabasiyla Tarlabasi&#8217;nin ara sokaklarinda yardima muhtac bu yasli kadini aramaya koyulduk. Onu ilk kez orada gordum. Kapisini acti ve bizi evine davet etti. Onula yaklasik uc saat bas basa sohbet ettik. Yasam hikayesi beni cok etkilemisti. Anlattiklarini ben de yasamistim sanki onunla birlikte. Gazeteye dondum. Hava coktan kararmisti. Gece mesaisindeki birkac arkadasin disinda kimse yoktu. Cay ocagindan demli bir cay aldim ve daktilonun basina oturdum.</p>
<p>Bazi haberler vardir, kurguyu yapmadan parmak uclarinizdan kagida akar dusunceleriniz. Bu da onlardan biriydi. Duygularim kagida akiyordu. Yazma islemi bittiginde gozden gecirdim yazdiklarimi. Ekleyecegim ya da cikartacagim hicbirsey yoktu. Haber yayinlandiginda izinliydim, gazeteye gitmemistim. Ertesi gun gazeteye gittigimde calisma arkadaslarim bana matmazeli soruyordu. Daha sonra masadaki telefonum gunboyu matmazel icin caldi. haberi okuyanlar matmazele nasil ayrdim edebileceklerini soruyordu. Diger gazetelerde calisan arkadaslarim matmazelin adresini istiyordu. Birkac televizyon kanali ona nasil ulasabileceklerini sordu. Yani haber hedefine ulasmisti.</p>
<p>9 Kasim 1992 gunu Cumhuriyet&#8217;in arka sayfasinda yayinlandığında, bu yazının hem matmazalin hem de benim hayatimda önemli değişiklikler yapacağından habersizdim&#8230;</p></blockquote>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<h2>Son sahneyi oynuyor matmazel</h2>
<h3>Yasam oykusu tipki bir film gibi. Oyuncu oynar, oysa o yasiyor. Yillari cok ozel bir cumleyle ozetliyor. Ne hayat…</h3>
<h1>Ne hayat…</h1>
<p>Kucagindaki beyaz posetten bir tomar fotograf cikariyor. Beyazlari sararmis koseleri kivrilmis. Fotograflarin arkasinda ne bir not, ne de bir tarih… Yillar once birinin kamerasina takilmis bir an hepsi. Yasanan guzel gunlerden geriye kalan bir esinti. 80 yasinda bir kisinin titreyen ellerinde o gunlerin birer taniklari olan fotograflar…</p>
<p>Ve bu fotograflara bakarken o gunlere donen ihtiyar bir kadinin agzindan cikan iki kelime. Yasanan yillari ozetleyen cok ozel bir cumle.</p>
<p>Ne hayat…</p>
<p>Fotograftaki kosk coktan yikilmis. Yerinde beton binalar var artik. Tebessum eden diger kisiler de yasamiyor bugun. Sadece o var. Anilariyla yasayan, gelecekten umutsuz, her gun karnini doyuracak sicak bir yemek icin son gucunu sokaklarda tuketen yasli bir kadin.</p>
<p>Adı Eurosini Ispiroglu. “Matmazel” diyenler de var ona. Ama kimse onun bir zamanlar Buyukada’da “La Princess de Monte Carlo” olarak anildigini bilmiyor.</p>
<p><strong>Guzelligiyle hayran birakti</strong></p>
<p>1940’li yillarin Istanbul’unda guzelligiyle herkesi hayran birakan Eurosini, simdi Istanbul”un bir kosesinde herkesten uzak yasama karsi direniyor. Bazen buldugu bir ekmekle gununu geciriyor. Ac kalmamak icin her gun Tarlabasi’ndaki evinden Beyoglu’na cikip posetleri karistiriyor. Buldugu yiyecegi isitacak ne ocagi var ne de tasi. Masasi, ortusu, herseyi elindeki beyaz poseti. Tarlabasi’nin dar sokaklari arasindaki uc katli evinde yalniz yasiyor Matmazel Eurosini.</p>
<p>Son gunlerdeki tek dostu tiyatro sanatcisi Gunhan Yilmaz. Iki yil once baslayan bu dostluk anne kiz iliskisine donmus. Matmazel’e yardim eli uzatan Gunhan Hanim, onun daha iyi bir ortamda yasayabilmesi icin Beyoglu Belediyesi&#8217;ne basvuruyor. Baskan Yardimcisi Nusret Avci konuyla yakindan ilgileniyor. Gunesli bir kasim gunu hep beraber matmazeli ziyarete gidiyoruz.<br />
Kilitli olan kapisini defalarca caliyoruz. Komsulari balkondan sesleniyor. Ses yok… Matmazeli kapida beklerken sokagin bir kosesinde beliriyor. Elinde bastonu, kambur vucuduyla yurumeye calisiyor.</p>
<p>Bizi evine davet ediyor. Curuyen merdiven basamaklarinin bazilari cokmus. Matmazelin koydugu uzun bir tahtaya basarak, sallanan korkuluklara tutunarak ust kata, onun yasadigi odaya cikiyoruz.</p>
<p>Uc katli evinin en ust katinda, evlerin catilarina nazir bir balkonu var odanin. Soguk gecelerini yataginda geciriyor Eurosini. Bos makarna kutularinin ustunde duran sunta yataginda. Sobasi var, ama yakacagi yok. Herkesin esirgedigi sicakligi gunes esirgemiyor ondan. Penceresinden sizan isinlarla isinmaya calisiyor.</p>
<p>Icecek suyunu komsularindan sagliyor. Raki sisesinin agzindaki mumla aydinlaniyor odasi. Odanin sivalari dokulmus, tuglalar gorunuyor. Orumcek aglari matmazelin boyunun seviyesine kadar iniyor. Tahta zemin her adim atisinda sallaniyor. Tavandan damlayan sulari toplayan plastik legenler var her yerde. Esyalarin uzerinde ise kalin bir toz tabakasi.</p>
<p>Nusret Avci, boyle bir manzara karsisinda duygularini gizleyemiyor. “Boylesine bir yasami kimse hakedemez. Utaniyorum.” diyor.<br />
Butun dunyasi bu dort duvar arasinda matmazelin. Yillar sonra kapisini calan bu misafirleri icin yatagini duzeltiyor. Bizden rahat davranmamizi istiyor. Biz de ondan yasam hikayesini anlatmasini istiyoruz.</p>
<p>Hayati tipki bir film senaryosu gibi. “Artist oynar, ama ben yasadim. Daha kac senem var ki… Ama hayat cok guzel.” diyor ve anlatmaya basliyor.</p>
<p><strong>1912 dogumlu</strong></p>
<p>1912 yilinda Bakirkoy Yenimahalle’de doguyor. Babasi Senefon’un bir porselen magazasi var o yillarda. Annesi Maria ise uc cocugunu yetistiriyor. 1921 yilinda Senefon Bey’in olumunden sonra dukkan ve icindekiler 500 altina satiliyor. Maria uc cocuguyla birlikte Yenikapi’ya tasiniyor ve dukkandan elde edilen geliri erkek kardesi Yani’ye emanet ediyor. Yani bu parayla Buyukada’da bir ev satin aliyor. Eve kardesi Maria ve uc cocuguyla birlikte yerlesiyorlar. Yani evleniyor. Evin yeni gelini ile Maria arasinda tatsizliklar yasaniyor. Bu arada Eurosini Buyukada St. Antuan Fransiz Lisesi’ni bitiriyor.</p>
<p>O yillarda Buyukada’da adindan sik sik bahsediliyor Eurosi’nin. Guzelliginin yani sira genel kulturu, uc yabanci dili cok iyi konusabilmesi ilgi odagi halinbe getiriyor onu. Adanin delikanlilari pesini birakmiyor. Evinin onunde onun bahceye cikisini bekleyenlerden, carsida gezinirken laf atanlara, plajda rontgene yatanlardan Dil Burnu’nda yuruyuse davet edenlere… Eurosini hicbirine yuz vermiyor.</p>
<p>Evde yasanan gerginlik de giderek buyuyor. Dayisi, annesiyle birlikte iki kardesini bir gece kapinin onune koyuyor. Maria’nin rahat yasami o gunden sonra degisiyor, cocuklarina bakabilmek icin gunubirlik islerde calisiyor. Eurosini bu duruma cok uzuluyor. Hastalaniyor, doktorlar hastaligin adini verem olarak teshis ediyor. Zengin bir Rum ile evlenip Atina’ya yerlesen ablasinin yanina tedaviye gidiyor. Uc yil kaldigi Atina’da hem iyilesiyor, hem de bir pilota asik oluyor. O gunleri Eurosini, “ Sevdigim adam her gun evimizin ustunden ucuyordu. Beni cok severdi. Ancak benim aklim Istanbul’da annemdeydi. Onu yalniz basina birakamazdim.” diye anlatiyor.<br />
Eurosini, Atina’daki askini birakip 1936 yilinda Istanbul’a donuyor. Evin gecimine yardim olabilmek icin calismaya karar veriyor ve dikis kurslarina basliyor.</p>
<p>Artik Eurosini evin gecimini ustlenmistir. Yillardir calistirip biriktirdigi paralarla 1950’li yillarin en gozde semtlerinden Tarlabasi’nda bir ev aliyor. Hayatta en cok sevdigi varligi, annesini 1951 yilinda kaybediyor. Su anda yasadigi odanin pencere yanindaki yataginda annesi oluyor. Eurosini icin yasamin tadi kalmiyor artik. Duvarlar arasindaki dunyasinda yasama karsi mucadele ediyor.</p>
<p><strong>Gezmeyi seviyor</strong></p>
<p>Birkac yil oncesine kadar cok sevdigi seyi gezmeyi ihmal etmiyor. Bir gun Bakirkoy&#8217;e giderken bir arac carpiyor Eurosini&#8217;ye. Balikli Rum Hastanesi&#8217;ne kaldiriliyor. Ancak hastane tedavi masraflarina karsilik evini ipotek etmesini istiyor. Kabul etmeyen Eurosini&#8217;yi Taksim Ilkyardim Hastanesi&#8217;ne sevkediyorlar. Ve burada onun icin hayatinin en aci gunleri basliyor. Bakacak kimsesi olmadigindan tuvalete tek basina gidemeyen matmazelin yatagini islatmasi cok agirina gidiyor. Bu arada Eurosini&#8217;ye carpan sofor mahkemenin verdigi tazminat cezasini odemeden kayiplara karisiyor. Hastaneden taburcu olan Eurosini artik eskisi gibi yuruyemiyor. Ama Balikpazari&#8217;nda gezinmeyi, Istiklal Caddesi&#8217;nde yurumeyi de ihmal etmiyor.<br />
Eurosini&#8217;nin tek geliri uc ayda muhtardan aldigi 600 bin liralik fakirlik yardimi. Bir de kendisine aciyip arada sirada avucuna para sikistiranlar var.<br />
Son gunlerini huzur icinde gecirmek, bu kisi da atlatip ilkbahari bir kez daha yasamak istiyor matmazel. Akan dami akmayan suyu, olan sobasi olmayan yakacagi, curuyen basamaklari bos odalariyla Eurosini son sahneyi oynuyor.<br />
Balkonundan Tarlabasi&#8217;nin damlarini seyrediyor. Bir garip oluyor ici. Yalniz kaldigi bu hayatta onu yalniz birakmayan fotograflarina bakiyor her sabah. Derin bir ic cekiyor. Kirisik yuzunde bir tebessum beliriyor. Dilinin ucunda ise iki kelime.</p>
<p><em>Ne hayat&#8230;</em><br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<blockquote><p>… Gazetede yayinlanan bu haber bekledigimin ustunde ilgi gormustu. Matmazel 80 yillik yasami boyunca aradigi sefkati son sahnede bulmustu. Haberden sonra kendisini ziyarete gelen misafirlerin sayisi artti. Beyoglu Belediyesi, evinde yogun bir temizlik calismasina basladi. Boya islemleri yapildi, elektrigi baglandi, curuk basamaklar onarildi, akan dam tamir edildi. Matmazel butun bu calismalari yattigi yatagindan izliyordu. Kendisine birden bire gosterilen bu ilgiden saskindi. Ancak huzunlu yuzunde ister istemez bir tebessum beliriyordu. 3 yil aradan sonra ilk kez odalarda isik vardi. Matmazel icin karanlik geceler geride kalmisti. Birkac gun icinde komsularindan su tasima islemi de son buldu.</p>
<p>Bunu izleyen gunlerde bir yandan da askerlik islemlerimle ugrasiyordum. Matmazel&#8217;e de firsat budukca ugruyordum. Aradan birkac ay gecmisti. Tuzla Piyade Okulu&#8217;nda bir pazar gunu nereden buldugumu hatirlamiyorum ama bir Cumhuriyet Gazetesi gecti. Sayfalarini karistirirken bir haber dikkatimi cekti. Matmazel ile ilgili bir haberdi ve baslik <a href="http://www.remgo.com/11/matmazelin-huzunlu-bakislari-artik-yok/">&#8220;Matmazel perdeyi kapatti&#8221; </a>olarak verilmisti. Matmazelin olum <a href="http://www.remgo.com/11/matmazelin-huzunlu-bakislari-artik-yok/">haberiydi</a> bu. Aylardan mayisti. Matmazelin son isteginin gerceklestiginin farkina vardim. Olmeden once Istanbul&#8217;da bahari bir kez daha gormek istiyordu ve istegi gerceklesmisti…</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/matmazel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Los Angeles’ın güneydoğusu</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/los-angeles%e2%80%99in-guneydogusu/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/los-angeles%e2%80%99in-guneydogusu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 05:06:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[Los Angeles ya da bilinen adıyla “Melekler Kenti”. Kaliforniya’nın kalbi, sinema dünyasının başkenti. Los Angeles’a yakıştırılan sıfatlar saymakla bitmiyor. Kimileri hayalini kuruyor bu kentin, kimileri hayal ettiklerini yaşıyor bu kentte. Melekler kentinde yaşayanlar buranın dışardan göründüğü kadar masum bir yer olmadığını biliyor, bilinmeyen bu görüntüsünde yaşamlarını sürdürüyor. Suç oranının her geçen gün arttığı, çete savaşlarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Los Angeles ya da bilinen adıyla “Melekler Kenti”. Kaliforniya’nın kalbi, sinema dünyasının başkenti. Los Angeles’a yakıştırılan sıfatlar saymakla bitmiyor. Kimileri hayalini kuruyor bu kentin, kimileri hayal ettiklerini yaşıyor bu kentte.</p>
<p>Melekler kentinde yaşayanlar buranın dışardan göründüğü kadar masum bir yer olmadığını biliyor, bilinmeyen bu görüntüsünde yaşamlarını sürdürüyor. Suç oranının her geçen gün arttığı, çete savaşlarının ortalığı kasıp kavurduğu, etnik kökenleri farklı grupların birbirlerine diş bilediği bir görüntü bu. Dışardan bakıldığında Hollywood ışıklarının ya da okyanus boyunca uzanan sahillerin görüntüsü ilk plana çıksa da Los Angeles’in karanlık sokaklarında insanların hayatı kendi çizdikleri sınırlar içinde sürüyor. Kurallar, yasalar bu sınırların içine giremiyor.</p>
<p>Kentin bu kendine özgü bölgelerinden biri, yani en ünlüsü “Southeast Division” ya da güneydoğu bölgesi. A.B.D.’nin iç dinamiklerini keşfederken ortaya çıkan bu isim ister istemez bazı kıyaslamalar yapmaya itiyor insanı. Dünyanın iki farklı ucundaki iki farklı bölgenin isim benzerliklerinin dışında kesiştiği noktaları düşündürüyor insanı.</p>
<p>Sinemanın başkenti Hollywood’tan yarım saat, film yıldızlarının yaşadığı gösterişli Beverly Hills’ten 45 dakika uzaklıktaki bu bölgede insanlar sokakta yürümeye cesaret edemiyor. Kaliforniya’nın ya da tüm A.B.D.’nin en tehlikeli mahallesi ünvanına layık bu mekan New York’un ünlü Harlem’inin pabucunu da dama atıyor. Burada yaşamın kuralı, mahallenin kurallarına bağlı. Hava karardıktan sonra zorunlu olmadıkça insanların evlerinden çıkmadığı, polisin bile akşam saatlerinde devriye gezmeye çekindiği bu mahallede şiddet günlük yaşamın iliklerine işlemiş durumda. Mahalle sakinlerinin deyimiyle “Burada insanlar kişiliklerini bulamadan kurşun onları buluyor.”<br />
Polis kayıtlarına göz atarsak Southeast Division’ın tehlikesini daha kolay anlayabiliriz. Geçtiğimiz yıl 76 kişi sokak çatışmalarında yaşamını yitirdi, 146 kişi yaralandı, öldürülenlerin tamamına yakınının yaşları 21’i geçmiyordu. Bu sayılar A.B.D. ortalamalarının çok üstünde. Yani burada birşeylerin yolunda gitmediği kesin ama çözüm biraz zor.</p>
<p>Uzmanlar Güneydoğu Bölgesi’ndeki sorunun temelinde o bölgenin sosyo-ekonomik yapısının yattığı konusunda birleşiyor. A.B.D.’nin en kozmopolit kentlerinden biri olarak bilinen Los Angeles’in bu bölgesinin de etnik yapısı tamamen farklı. Bölgede siyah nufus çoğunlukta. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Güney eyaletlerden göçüp bölgeye yerleşen siyahlara en büyük rakip Meksika asıllı Amerikalılar. Her iki grubun bölgedeki egemenliği ele geçirme savaşları Güneydoğu Bölgesi’ni kan gölüne çevirmeye yetiyor.<br />
Yapılan istatistikler Los Angeles’in bu mahallesinde siddetin nedenlerini anlamaya yetiyor. Burada yaşayanların yarısına yakınını işsizler oluşturuyor, sağlık sigortası olmayanların sayısı yüzde 60’ı buluyor. Olumsuzluklar ister istemez çocukları da etkiliyor. Çocukların yüzde 80’ini devlet “standartlara uymayan yaşam şartları” nedeniyle yurtlara yerleştiriyor. Geçtiğimiz yıl çete çatışmalarında öldürülenlerin 58’ini siyahlar, 17’sini Meksika asıllılar oluşturuyor.</p>
<p>Hollywood’a yakın bu bölgede film sahnelerini andıran gerçek çete savaşlarında kurşunlar havada uçuşurken birileri caddenin ortasına yığılıyor, polis olay yerine gelene kadar birileri olay yerini terkediyor, bu arada çocuklar okullarına gidiyor, postacı mektup kutularını dolduruyor. Yani günlük yaşam bölgenin kuralları içinde devam ediyor. Cesetler kaldırımların dekoru, kanlar caddelerin izi oluyor. Korku, şiddet ve ölüm Güneydoğu Bölgesi’nde hayatın bir parçası olarak devam ediyor.</p>
<p>Dışardan birinin bu bölgeye yapacağı ziyaret, hayati risk taşıyor. Yabancıların araçlarının her an durdurulup, çete üyeleri tarafından sorgulanma yada adresi belli olmayan bir kurşuna hedef olma ihtimali oldukça yüksek. Bunları göze alıp Güneydoğu bölgesine girenlerin sayısı ise aynı oranda düşük. Bölgenin ününü bilenler bu ihtimalleri bilerek rotalarını yeniden düzenliyor. Yanlış yola sapanların kaderleri ise bir anda değişiveriyor.</p>
<p>Los Angeles’in Güneydoğu Bölgesi’nde dolaşan bir Türk olarak ister istemez dünyanın diger ucundaki Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde geçirdiğim günleri düşünüyorum. Kıyaslamayı isim benzerliğinden yola çıkarak yapsam da karşılaştığım tablonun benzerliklerine şaşırıp kalıyorum. Nedenler sonuçlar farklı olsa da dünyanın iki ayrı coğrafyasındaki benzerlikleri düşünüyorum. Hava kararırken bu düşüncelerime noktayı koyma zamanının geldigini anlayarak Los Angeles’ın Güneydoğu bölgesinden ayrılıp Long Beach’in huzur veren caddelerine doğru yola çıkıyorum.</p>
<p><em>5 Şubat 2002</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/los-angeles%e2%80%99in-guneydogusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hank ile randevu</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/hank-ile-randevu/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/hank-ile-randevu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 05:04:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[bukowski]]></category>
		<category><![CDATA[Los Angeles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[Onunla ne zaman tanıştığımı tam olarak hatırlamıyorum. Mekanın Beyoğlu olma ihtimali yüksek. Kitapçının raflarındaki yüzlerce kitap arasında gözüm onun kitabına takılmıştı. Rafların üst katında, göze hemen çarpmayan bir noktadaki kitabı elime aldım. Ýlk sayfalarına hızla göz attıktan sonra kasaya yönelip kitabı satın aldım. Yağan yağmurla birlikte Taksim’e doğru yürürken iç cebime sakladığım kitapla birlikte onu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Onunla ne zaman tanıştığımı tam olarak hatırlamıyorum. Mekanın Beyoğlu olma ihtimali yüksek. Kitapçının raflarındaki yüzlerce kitap arasında gözüm onun kitabına takılmıştı. Rafların üst katında, göze hemen çarpmayan bir noktadaki kitabı elime aldım. Ýlk sayfalarına hızla göz attıktan sonra kasaya yönelip kitabı satın aldım.</p>
<p>Yağan yağmurla birlikte Taksim’e doğru yürürken iç cebime sakladığım kitapla birlikte onu okuyabilmenin heyecanını da taşıyordum. Kitabın adı Büyük Zen Düğünü’ydü yazarı ise Charles Bukowski ya da onu tanıyanların ifadesiyle Hank’tı.</p>
<p>Bukowski’nin diğer kitaplarını zaman içinde bir bir okudum, hakkında yazılanları gözden kaçırmadım. Aradan yıllar geçti. Beyoğlu’nun yağmurlu bir akşam saatinde tanıştığım yazar ile yollarımız Los Angeles’ın ıssız bir köşesinde yine bir araya geldi. Bu sefer mekan inanılmaz derecede sakin, hava güneşliydi. Etrafta ne kitap ne kitapçı ne de başka birileri vardı. Okyanusa bakan yamaçlarında yaşlı ağaçların gölgelendirdiği Green Hills mezarlığındaydım. Yazarın ölüm yıldönümünde onun mezarı başındaydım.<br />
Los Angeles limanının Vincent Thomas köprüsüne bakan bu mekanı bulmak zor olmadı. Mezarlığın Okyanus Manzarası adlı bölümünü kısa bir araştırmadan sonra keşfettim. Ancak Charles Bukowski’nin mezarını bulmak için bir hayli uğraşmam gerekecekti. Uzun süren araştırmama rağmen onun adının yazılı olduğu mezar taşını bulamadım. Bukowski’yi birlikte ziyaret ettiğim arkadaşım onun sanki bizden saklandığını söylüyordu. Charles Bukowski hayatta olduğu zamanlarda olduğu gibi yeni yüzlerle karşılaşmaktan kaçıyordu sanki.</p>
<p>Dünyanın öbür ucundan gelen iki ziyaretçi onu bulmakta kararlıydı. Mezarı rastgele taşlara bakarak bulamayacağımıza karar verip mezarlık görevlilerinden yardım istedik. Yaşlı kadın görevliye onun adını söylediğimizde yüzünde bir gülümseme belirdi. ‘Demek Bukowski’yi arıyorsunuz. Onu bulmak pek kolay değildir, yardıma ihtiyacınız olacak’ deyip bize bir kroki uzattı. Þekilde Bukowski’nin mezarına nasıl ulaşacağımız ayrıntılı bir şekilde açıklanıyordu. Haritayı alıp tekrar Okyanus Manzarası adlı bölgeye gittiğimizde onun mezar taşını bulmamız zor olmadı. Okuduğum romanları ve şiirlerini tekrar hatırladım. Mezarının köşesinde oturduğum yerden onun yaşadığı hayatı gözümde canlandırmaya çalıştım.<br />
Mutlu bir çocukluk dönemi geçirmemişti. Almanya’da doğmuş iki yaşındayken ailesiyle birlikte ABD’ye göç etmişti. Babasının baskısı yazarın sonraki yıllardaki yaşamına damgasını vuracak, onu toplumdan uzaklaştıracak, arkadaşlık ilişkilerini diğerleri gibi sürdüremeyecekti. Yaşamın kenarında, dışlanmışların arasında bir hayatın zorluklarına yazarak karşı koymaya çalıştı. Yazdıkları kısa sürede dilden dile ulaştı, kitapları elden ele ülkeyi dolaştı. ABD dışında da tanınmaya başlamıştı. Yazdığı kısa öyküler ve şiirler sıradan insanların her gün karşılaştıkları benzer deneyimleri içeriyordu. Onu ünlü kılan, kitaplarının Amerikan halkı arasında tutulmasını sağlayan özellik Hank’ın kendine özgü yalın ve sade üslubuydu. Bu üslup onu kısa sürede diğer yazarlardan farkı kıldı. O konuşulan dilde yazıyordu ve yazdıklarını anlamak için kimse sözlüğe bakmıyordu. Barları, kadınları, hayatın kenarında dolaşanları bir de Los Angeles’ı yazdı. Bu kenti bir kadını sever gibi seviyor, caddelerini bir bardak soğuk birayı içer gibi yaşıyordu. Yaşadığı deneyimleri, anıları en ince ayrıntılarına kadar yazmaya devam etti. Halkın onun yazılarını ve şiirlerini beğenmesine karşın elebiyat eleştirmenlerinin gözüne giremedi. Aslında onlar da Hank’ın umurunda değildi. Hayatı boyunca hiçbir zaman çok satanlar listesine giremeyen Hank’ın eserleri öldükten sonra kıymete bindi. Edebiyat çevreleri onun farklı üslubunun çağdaş Amerikan edebiyatında yer alması gerektiğine inandıklarında yazar hastanede ölüme meydan okuyordu.</p>
<p>Başaramadı&#8230;</p>
<p>1994 yılının 9 Mart günü Los Angeles’ın San Pedro kentinde öldüğünde beş kıtaya yayılan hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıştı. Aslında onun ölüme meydan okuyuşu genç yaşlarda alkole olan bağımlılığıyla başlamıştı. Hayatının bir bölümünün anlatıldığı Barfly adlı filminin galasında kendisine yöneltilen soruyu şöyle yanıtlamıştı: ‘Ben aslında içerek intihar ediyorum. Bunu da seviyorum. Kimi bir kutu hap içip bunu yapar kimi benim gibi kendini içkiye vurur. Bu bir anlamda uzun vadeli intihar teşebbüsüdür’. Bukowski’yi tanıyanlar onun içkiyi ne kadar çok sevdiğini de iyi biliyorlardı. O bu tutkusundan hayatının son günlerine dek vazgeçmedi. Almanya’da başlayan macera Los Angeles’ta noktalandı.</p>
<p>Yazar ile buluşmamızın mekanı olan Green Hills Mezarlığı’nın yamaçlardaki yüzlerce mezar taşı birbirine benziyordu. Siyah mermer üzerine yazılmış tarihler, isimler ve notların dışında. Charles Bukowski’nin mezar taşında da onun yaşadığı yıllar 1920-1994 tarihleriyle belirlenmişti. Ýsminin altında onun lakabı ‘Hank’ yazılıydı. En altta eldivenlerni giymiş, gardını almış bir boksörün profilden görüntüsünü andıran bir şekil vardı. Bu şeklin altında ise ‘Don’t Try’ Türkçe karşılığıyla ‘Deneme Yapma’ yazılıydı. Ölümünden sonra yazarın eşi Linda tarafından yapılan bir açıklamada mezar taşındaki bu mesaja da açıklık getirilmişti. Hank’ın geride bıraktığı sevenlerine son mesajı ‘Deneme yapma, amacını gerçekleştir’ olmuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/hank-ile-randevu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A.B.D ye göç dalgası</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/abd-ye-goc-dalgasi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/abd-ye-goc-dalgasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 05:03:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=24</guid>
		<description><![CDATA[Yüzyıl once “Amerikan Rüyası”na erişmek amacıyla başlayan Yeni Kıta”ya göç bugün de milyonlarca insanın umudu. Ülkelerindeki yaşam standartlarını bu rüyayı gerçekleştirmeye tercih edenlerin sayısı rekor noktaya ulaştı. ABD eski Başkanı Bill Clinton’ın imzaladığı ve yasal vatandaşlık haklarını kolaylaştıran yasa ABD pasaportu bekleyen onbinlerce yabancıda ümit ışığı oldu. Yaklaşık 3 yıl süren bürokratik işlemlerin kısaltılması ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzyıl once “Amerikan Rüyası”na erişmek amacıyla başlayan Yeni Kıta”ya göç bugün de milyonlarca insanın umudu. Ülkelerindeki yaşam standartlarını bu rüyayı gerçekleştirmeye tercih edenlerin sayısı rekor noktaya ulaştı.</p>
<p>ABD eski Başkanı Bill Clinton’ın imzaladığı ve yasal vatandaşlık haklarını kolaylaştıran yasa ABD pasaportu bekleyen onbinlerce yabancıda ümit ışığı oldu. Yaklaşık 3 yıl süren bürokratik işlemlerin kısaltılması ve vatandaşlık hizmetlerinin hızlandırılmasını amaçlayan yasanın imzalanmasıyla işlemleri askıya alınan 1 milyona yakın göçmene gündoğdu.</p>
<p>ABD Nufus Ýşleri Ofisi”nin geçtiğimiz günlerde kamuoyuna sunduğu istatiki bilgiler bu ülkeye göçün cazibesini yitirmediğini gösteriyor. Son verilere göre 281 milyon nufuslu ABDde 28.4 milyon yabancı yaşıyor, yani her 10 Amerikalıdan birini bir başka ülkede doğduktan sonra bu ülkeye göç edenler oluşturuyor. Yetkililer bu sayının onümüzdeki yıllarda daha da artacağını belirtiyor.</p>
<p>Yapılan istatistiklerde göçten en fazla nasibini alan eyelet Kaliforniya, kent ise Los Angeles.</p>
<p>Geçtiğimiz ay Los Angeles te 200 bin kişi daha ABD vatandaşlığına kabul edildi. Bu sayının artacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Arastırmalar ABD”ye yerleşmek amacıyla göç eden insanların yaşamak için Kaliforniya eyaletini tercih ettiğini gösteriyor. Ülkede yaşayan yabancı nufusun üçte biri Kaliforniaéda yaşıyor. Göçü onlemek amacıyla her yıl güncelleşen yasalara karşın Kaliforniada 8.8 milyon yabancı yaşıyor. Bu sayı ilkedeki toplam yabancı nufusun yüzde 40ını buluyor.</p>
<p>ABD Nufus Ofisinin rakamlarına gore ülkede 28.4 milyon yabancı bulunuyor. Başka bir deyimle ABDde yaşsyan 10 kişiden 1i yabancı ülkeden gelmiş ve burada yaşamını sürdüren göçmen.</p>
<p>Yapılan son istatistikler yabancı nufusun ilk tercihinin Kalifornya eyaleti olduğunu gösteriyor. Resmi verilere gore bu nufusun son 10 yılda 2.9 milyon arttığı ifade ediliyor.</p>
<p>Ülkenin çekim alanı haline gelen eyalettin en gözde kenti Los Angeles. Yaklaşık 13 milyon nufuslu kentin 4.7 milyonu başka bir ülkede doğup yaşamak için Los Angelesi tercih edenlerden oluşuyor. Kentin cazibesi iş alanlarının verimliliğinden kaynaklanıyor. Tarımdan endüstriye, teknolojiden sanata pek çok alan yeni fikirlere ve yeni ufuklara açık. Alanında deneyimli bir kişinin Los Angelesite iş bulma imkanın yüksek oluşu ve gelen yabancıların başarı hikayeleri yeni göçmenlere de ilham kaynağı oluyor.<br />
Los Angeles örneği ABDnin genel göç olayına yaklaşımını özetliyor. Polis yasadışı göç eden kişilerle mücedelede yetersiz kalırken bir şekilde ABDye göç etmiş olanlar kiltürel farklılığın faydalarını saymakla bitiremiyor. 65 yaşındaki Quan Pham farklı kültürlerin bir arada yaşamasının toplumu ayakta tutan etken olduğunu iddia ediyor. 1990 yılında Vietnamdaki yaşamını noktalayıp ABDye göç eden Pham “Farklı kültürlerle biararada yaşamak bir bahçede aynı anda değişik türden çiçek koklamaya benziyor” diyor.</p>
<p>Merkezi Washington da bulunan Göç Araştırma Merkezi Başkanı Steven Camorota, geçtimiz günlered yapıtığı açıklamayla yasal yollardan ABDye gelen ve vatandaslık hakkı kazanan kişilerin işlemlerinin hızlandırılması kararını olumlu karşıladı. Yasadışı göçü özendirdiği yolunda kendisine yöneltilen eleştrilerin haksız olduğunu iddia eden Camorota, “Politik hatalar bu konuda doğru adım atmamızı engelledi. Doğru uygulamalar yaparsak yasal göçün kalitesini arttırabilir yasadışı göçle daha geniş çapta mücadele edebiliriz.” dedi. Ulusal Göç Forumu adlı örgütün başkanı Angela Kelley de ABDye yeni göç eden insanların eskilere oranla farklı bir tutum içinde olmadıklarını, çalışarak emeklerinin karşılığını kazandıklarını belirtti. Los Angeles Kültür Ofisi Genel Müdürü Adolfo Nodala gore kültürel farklılık kentin geişmesinde olumlu bir etken. Kentle ilgili alınacak bir kararın değişik boyutlarda incelendiğine dikkat çeken Nodal, “Bu karar alım sürecini yavaşlatıyor ancakö bu kadar farklı kültürü bir potada eritmeyi başarmış bir kent buna değer” dedi.</p>
<p>6 yıl once Meksikadan kaçan 22 yaşındaki Maria Solis e gore ABD cocuklarının geleceği.</p>
<p>1987 yılında ABDye göç eden Üran asıllı Sia Soli “Tabanığızda farklı yiyeceğe benziyor farklı kültürlerle bir arada yaşamak. Gerri dönmeyi düşünmüyorum. Burada hayat daha rahat ve herşey düzenli” diyor.<br />
Farklı kültürlerin göç ile ilgili görüşleri aynı. Herkes ABDnin sunduğu imkanlardan hoşnut.</p>
<p>Yasadışı yaşayanların sayısı 4.6 milyon<br />
ABDiye her yıl göçedenlerin sayısı 1.2 milyon<br />
Göçedenlerin %51i Meksika ve Güney Amerika ülkelerinden<br />
%67 lise eşitimi almış<br />
Yüzde 36sının yıllık geliri 20 bin dolar<br />
Los Angeles bölgesindeki okullarda okuyan ögrenciler 83 yabancı dil konuşuyor<br />
Mahkemelerde çalışan 675 tercuman 91 farklı dil konuşuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/abd-ye-goc-dalgasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Gazetesi</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gazetesi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gazetesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 05:02:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=23</guid>
		<description><![CDATA[Doğum günlerinde tanıdıklara birşeyler yazmak, ya da kart göndermek geleneğine pek bağlı olduğum söylenemez. Günleri ve isimleri hatırlama özelliği zayıf olanlar sınıfından olduğum için belki. Ama insanın hayatında unutmadığı bazı özel günler vardır. Kafamızı kurcalayan binlerce detaya rağmen o günler geldiğinde diğerlerinden farklı olduğu bellidir. Bugün de öyle bir gündü&#8230; Sabah televizyondan bugünün 7 Mayıs [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum günlerinde tanıdıklara birşeyler yazmak, ya da kart göndermek geleneğine pek bağlı olduğum söylenemez. Günleri ve isimleri hatırlama özelliği zayıf olanlar sınıfından olduğum için belki. Ama insanın hayatında unutmadığı bazı özel günler vardır. Kafamızı kurcalayan binlerce detaya rağmen o günler geldiğinde diğerlerinden farklı olduğu bellidir. Bugün de öyle bir gündü&#8230;</p>
<p>Sabah televizyondan bugünün 7 Mayıs olduğu hatırlatıldığında kimin doğum günü olduğunu kavramam uzun sürmedi. Yıllardır görmediğim eski bir dostu, Cumhuriyet Gazetesi’ni hatırladım.</p>
<p>Dünyanın bir ucunda Los Angeles kentinin okyanusa paralel uzanan bir kaldırımında yürürken bu dostluğun başladığı günlere gittim. Havadaki gri bulutlara ve rüzgara rağmen içimin ısındığını farkettim, yüzümde bir tebessümün belirdiğini hissettim.</p>
<p>Cağaloğlu’ndaki eski konağın bahçesindeki 7 Mayıs’ta bir araya gelenlere buradan bir selam göndermek istedim.</p>
<p>Gazetenin bahçesinde yapılan bu mütevazi kutlamalara en son 1992 yılında katılmıştım. Bira ve döner eşliğinde yapılan sohbetler gazetenin eski ve yeni çalışanlarını okurlarla bir araya getiren anlamlı bir olaydı.</p>
<p>Gazeteyi oluşturan her bireyin yılda bir kez de olsa böyle bir ortamda bir araya gelip sadece haberi değil anıları ve geleceği paylaşmalarının keyfi farklıydı. Ama 1992 yılının o toplantısında konuşulanlar geçmişin güzel anıları ya da günün basın dedikodularından çok ay sonunu nasıl getiremediğimizin farklı anlatımlarıydı.</p>
<p>Gazetenin yönetiminde patlak veren görüş ayrılığıyla başlayan gelişmeler ve bu olaylara paralel gelişen maddi problemler o günkü toplantının ana temasıydı. Bir yanda düşen traj, diğer yanda Ýmar Bankası’nın baskısı&#8230;<br />
Bu olumsuzlukların ortasında ise bizler. Bir sonraki maaşı alıp alamayacağımız belli olmayan, Basın Ýlan Kurumu’ndan aldığımız üç kuruşluk borca göz dikerek gazeteye haber yetiştirmeye çalıştığımız günler. O günlerden bu yana Cumhuriyet Gazetesi’nin maddi dünyasında yaşadığı fırtınalar bitmedi.</p>
<p>Gazeteyi ayakta tutmak için uğraşanlar birbirinden ağır eleştirilere uğradı. Ýdeolojisine bağlılıkta dozu kaçırdığı için hedef alındılar, gazeteyi holdingleştirmemek için aranan yollar karalandı, Cumhuriyet’e desteği olanlara çamur atıldı. Dışardan izlediğim bu gelişmelerde ayrıntılara girildiğinde suyun bulanması doğal, ama bir adım geri çekilip gazetenin yaşadıklarına tarafsız bakmaya çalıştığımda Cumhuriyet’in yaklaşık 10 yıl önce verdiği ayakta kalma mücadelesinin sadece farklı bir boyutta devam ettiğini görüyorum ve bu mücadelenin desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.</p>
<p>1994 yılının 12 Eylül günü istifamı gazetenin Genel Yayın Koordinatörü Hikmet Çetinkaya’ya verdiğimde gazeteyle yollarımızın artık ayrıldığını, belki de bir daha 7 Mayıs’larda bahçede olamayacağımı tahmin ediyordum. Yanılmamışım&#8230;</p>
<p>Aradan geçen yıllarda değişik gazetelerde çalıştım. Ama Cumhuriyet’ten sonra çalıştığım hiçbir gazetenin ya da derginin doğum gününü hatırlamıyorum. Açıkçası hatırlamayı da pek istemiyorum.</p>
<p>Bugün 7 Mayıs. Eski bir dostun doğum günü. Binlerce kilometre uzakta kalbim Cumhuriyet Gazetesi ile. Cağaloğlu’ndaki ahşap konağa bakan pencerelerinden, bahçedeki ağaca, turuncu daktilolarından o çatı altında kurduğum dostluklara uzanıyorum. Hava kapalı, okyanus azgın. Gri bulutların altında Hikmet Çetinkaya’nın Pazar yazılarında yazdığı o bembeyaz martılar var. Anılar önümdeki yol gibi uzun ve keyifli.</p>
<p>Dünyanın bir başka ucundan bu eski dosta selam gönderiyorum.</p>
<p><em>7 Mayıs 2002</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gazetesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sessizliğin Doyumsuz Tadı: Adatepe</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/sessizligin-doyumsuz-tadi-adatepe/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/sessizligin-doyumsuz-tadi-adatepe/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 05:01:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=22</guid>
		<description><![CDATA[Adı Adatepe. Küçük bir köy. 50 ev var yok. Terkedilmiş. Ege’nin bu esrarengiz kçyünde zaman sanki durmuş. Sırtını dağlara dayamış iki tepe arasından şarap kadehi görünümündeki denizi gören köy, Ayvacık-Edremit yolu üzerinde. Yol üzerinde köyü gösteren ne bir işaret ne de bir hareket var. Karayolundaki sarı üzerine siyah yazılı ‘Zeus Altarı’ yasını görüp tarihi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adı Adatepe. Küçük bir köy. 50 ev var yok. Terkedilmiş. Ege’nin bu esrarengiz kçyünde zaman sanki durmuş. Sırtını dağlara dayamış iki tepe arasından şarap kadehi görünümündeki denizi gören köy, Ayvacık-Edremit yolu üzerinde.</p>
<p>Yol üzerinde köyü gösteren ne bir işaret ne de bir hareket var. Karayolundaki sarı üzerine siyah yazılı ‘Zeus Altarı’ yasını görüp tarihi bir mekanın yolunu tutanlar bilmeden bu köyün ziyaretçilerinden oluyor.<br />
Ege’nin hayat veren yeşili içinde taş evler görünüyor uzaktan. Sokaklarında kimsenin yürümediği, kuş seslerinin bile zorlukla duyulabildiği bu köyün büyüsüne bırakıyorsunuz bir anda kendinizi.</p>
<p>Köyün dayanılmaz cazibesi yaklaştıkça artıyor. Uzayan toprak yolun ucunda köy meydanı görünyor. Meydana girdiğinizde sessizlik içinde kayboluyorsunuz. Evlerin kapı ve camları kapalı. Ýçlerinde hiçbir yaşam belirtisi yok. Kapalı kapılar ardındaki sessizlik köy meydanına yansıyor.<br />
Köyün dar sokaklarına dalıyorsunuz. Boö sokakların sessizliğini ayak seslerinz bozuyor. Bir anda karşınızda bir köylü beliriyor. Kapısı kilitli bir evin gölgesinde yürüyor. Omuzları düşmüş kamburu çıkmış yaşlı bir adam. Ona doğru yaklaştığınızı hissettiğinde dönüp size bakıyor. Kısa sürede başlayan sohbet sırasında adının Ali olduğunu öğreniyorsunuz. Konuştukça çekingenliği kayboluyor. Hatta bir süre sonra sohbetin kahkahalar eçliğinde devam ettiğinin farkına varıyorsunuz.</p>
<p>Köyün 500 yıllık bir gçmişi olduğunu ondan öğreniyorsunuz. Kurtuluş Savaşı sonrası köy halkının tamamını oluşturan Rumların nasıl ayrıldığını, gidenlerin torunlarının zaman zaman buraya gelerek köyü uzaktan izlediklerini köye yerleşen Türklerin de son 10 yıl kapılarına kilit vurup kasaba ve kentlere göç ettiklerini anlatıyor Ali Dede.</p>
<p>Son yıllarda Zeus Altarı işaretini takip edip tesadüfen köyü gören yerli turistlerin boş evleri sahiplerinden satın aldıklarını, restore ettikten sonra yerleştiklerini öğreniyorsunuz.</p>
<p>Köyün biraz dışına çıktığınızda çayırlarda daha önce rastlamadığınız kır çiçeklerini görüyorsunuz. Yorgunluğunuzu atmak için yere uzanıp gözlerinizi gökyüzünün mavi sonsuzluğuna dikiyorsunuz. Ya da köyü tepeden seyrediyorsunuz. Manzaranın güzelliğiyle bir kez daha büyüleniyorsunuz. Dalları tomurcuklanmış ağaçlar, yeşilin cümbüşünde danseden çayırlar, karşınızda Zeus Altarının bulunduğu tepe ve uzaktaki adalar. Bütün bunlar biraraya geldiğinde sizi yaşadığınız dünyadan uzaklaştırmaya yeten bir rüyaya daldığınızı sanıyorsunuz. Birazdan gneş Ege’nin üzerinde batmaya hazırlanıyor. Kızıllık köyün taş duvarlarına yansıyor, sokak aralarına vuruyor. Gün batarken köyden ayrılıyorsunuz. Köyün sessizliğini arkanızda bırakıyorsunuz. Yol alırken yaşadıklarınızı canlandırıyorsunuz bir kez daha.</p>
<p><em>(21 Sep 2003)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/sessizligin-doyumsuz-tadi-adatepe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amerikan düşü</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/amerikan-dusu/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/amerikan-dusu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Dec 2006 04:36:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[Amerika kıtasının keşfi, dünyanın çeşitli ülkelerinde baskı altında yaşayan insanlar için o dönemde yeni bir umut olmuştu. Kimi din baskısından, kimi yaşama şartlarının ağırlığından, bazıları da güç kullanılarak bu kıtaya göç etti. Bu insan mozayiğinin meydana getirdiği ABD, dünya coğrafyasında yerini alırken farklı kültürleri bu yeni kıtaya taşıyan insanlar kendilerine sığınabilecekleri bir toprak bulmanın sevincindeydi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Amerika kıtasının keşfi, dünyanın çeşitli ülkelerinde baskı altında yaşayan insanlar için o dönemde yeni bir umut olmuştu. Kimi din baskısından, kimi yaşama şartlarının ağırlığından, bazıları da güç kullanılarak bu kıtaya göç etti. Bu insan mozayiğinin meydana getirdiği ABD, dünya coğrafyasında yerini alırken farklı kültürleri bu yeni kıtaya taşıyan insanlar kendilerine sığınabilecekleri bir toprak bulmanın sevincindeydi. Göç yıllarca sürdü, bugün de sürüyor.</p>
<p>Tarihten gelen bir özellik olsa gerek, ABD günümüzde dünyanın en çok göç alan ülkelerinin başında geliyor. Yasal yollardan bu ülkenin vatandaşlığını seçen insanların dışında illegal olarak ABD&#8217;de yaşamayı tercih edenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Amaç eskisinden biraz farklı olsa da bu topraklara ayak basan umut yolcuları güzel bir yaşamın hayalini kuruyor. Ancak bu farklı dile, farklı dine sahip insanlardan hiçbiri Meksikalılar kadar bu düşe yakın görünmüyor. Ýki ülke düşünün, biri dünyanın süper gücü olsun, diğeri yoksulluğun yarattığı sorunların üstesinden gelemesin. Birinde yaşam standartları tavana vururken diğerinde ekonomik sorunlar ülkeyi kasıp savursun. Ve bu iki ülke birbirine sınır komşusu olsun. Sözünü ettiğimiz ülkeler, ABD ve Meksika. Ýki ülke arasındaki komşuluk ilişkilerinde gözle görünür problemler yaşanmasa da ABD ve Meksika&#8217;nın &#8221;hasıraltı&#8221; ettiği göç sorunu çığ gibi büyümeye devam ediyor.</p>
<p>Konuyu rakamlarla anlatmak gerekirse bu sorunun büyüklüğünü daha kolay anlamak mümkün olacak. Her ay ortalama 10 bin Meksikalı yasadışı yollardan ABD&#8217;ye giriş yapıyor. Bu sayı yılda 250 bin kişiyi buluyor. 270 milyonluk ABD&#8217;nin 55 milyonu illegal olarak bu ülkede yaşıyor. ABD&#8217;ye yasadışı yollardan yapılan girişlerde genellikle Meksika sınırı tercih ediliyor. Sayının büyüklüğü göz önüne alındığında bazı istenmeyen olaylar da meydana gelebiliyor, yani ABD&#8217;de özellikle bu göçmenlerin toplu halde yaşadıkları bölgelerde suç oranı sürekli yükseliyor.</p>
<p>Ýşte bu noktada Amerikan halkı da sesini yükseltiyor. Ancak sorunun çözümlenememesine kimse doyurucu bir yanıt veremiyor ve bu durum biraz zihinleri karıştırıyor. Dünyanın en gelişmiş güvenlik sistemlerini kullanan bir ülkenin sınır geçişlerini nasıl olup da önleyemediği zihinleri kurcalıyor. Bu noktada pek çok Amerikalının içinden mırıldandığı konuyu isterseniz biz size aktaralım. Ýllegal geçişler istenildiği takdirde engellenebilir, ancak bu yapılmıyor, çünkü ABD bu yolla ucuz işgücü kullanıyor. Ülkede kimsenin yapmaya yanaşmadığı pek çok iş Meksikalı göçmenler tarafından yapılıyor. Bu ucuz işgücü sosyal güvenlik de istemiyor. Onlar için önemli olan bir saat başına alacakları 5 dolarlık asgari ücret. Teksas, Arizona ve California, ABD&#8217;nin Meksika&#8217;yla sınırını oluşturan üç eyaleti. Teksas ve California eyaletlerinin son yıllarda aldığı geniş güvenlik önlemleri nedeniyle Meksikalı göçmenler Arizona sınırına yakın bölgelerde karşı tarafa geçecekleri en uygun zamanı kolluyor. 350 mil uzunluğundaki bu sınırda devriye gezen polislerin dışında herhangi bir güvenlik önlemi yok. Çöldeki bu alanda dikenli teller ya da buna benzer herhangi bir fiziki engel bulunmuyor. Meksika sınırında hazır bekleyen göçmenler özellikle sınır polisinin nöbet değişim saatlerinde geçişleri yapıyor. Sınırlı geçmeyi başaran göçmenler en yakın karayoluna ulaşıp ülkenin çeşitli eyaletlerine dağılabiliyor, yakalananlar ise sınır dışı ediliyor. Ancak bu insanlar hiçbir zaman umutlarını yitirmiyor ve ilk fırsatta sınırı tekrar geçmeyi deniyor. Sınır geçişlerini sağlamak amacıyla Meksika&#8217;daki yasadışı örgütler kişi başına 1000 dolar karşılığında göçmenlere sınırı geçirme sözü veriyor. Bu grupların ABD topraklarındaki uzantıları da sınırı geçenleri istedikleri yere ulaştırmakla yükümlü.<br />
Geçmişte Meksika&#8217;nın sınırları içinde bulunan Teksas, Arizona ve California&#8217;da nüfusun büyük bölümünü &#8221;Hispanic&#8221; ler yani Meksika ve diğer orta ve güney Amerika ülkelerinden göçen insanlar oluşturuyor. Hatta bazı bölgelerde Hispanic&#8217;lerin yoğunluğu yerli Amerikalıların sayısını geçiyor. Devlet dairelerinden bankalara, restoranlardan alışveriş merkezlerine kadar herkes Ýspanyolca konuşuyor, yazıyor. Bölgedeki sokak işçileri ve mahalle adları dahil Ýspanyolca. Bu üç eyaletteki Meksikalı nüfusun gücü, Meksikalı siyasilerin de rüyâlarını süslüyor. Geçen günlerde ilk yurtdışı gezisini California&#8217;ya yapan Meksika Başbakanı, Los Angeles&#8217;ta kalabalık bir gruba hitaben yaptığı konuşmasında Meksikalılara kendisini seçtikleri için teşekkür edebiliyor.</p>
<p>İllegal sınır geçişleri ABD için ciddi bir sorun olarak algılanmasa da Amerikalılar bu duruma hiç de sıcak bakmıyorlar. Özellikle Meksikalı nüfusun yoğun olduğu bölgelerde harcamaların büyük bölümünü Amerikalıların evlerine, işyerlerine aldıkları güvenlik önlemleri oluşturuyor. Doğal olarak bu durum bazılarının da işine geliyor. Bölgede adı konulmamış bir işgücü hüküm sürüyor. Her şeyin parayla ölçüldüğü bir toplumda daha çok insan, daha çok ticaret anlamı taşıyor. Son günlerde Arizona&#8217;nın sınır kasabası Douglas bu söylediklerimize güzel bir örnek oluşturuyor. Tam anlamıyla yol geçen hanına dönen bu sınır kasabasında ticaretle uğraşan Amerikalılar hallerinden bir hayli memnun görünüyorlar. Ulaşım, konaklama ve yiyecek sektörlerinde göçmenler sayesinde bir patlama yaşanıyor. Hatta işyeri sahipleri kendi aralarında yaptığı bir ankette önümüzdeki yıl 200 bin göçmenin kasabalarına geleceğini tahmin ederek iş durumlarını bu sayıya göre ayarlıyor.<br />
İki yıl öncesine kadar 2 otobüs şirketi bulunan kasabada bugün 30&#8242;un üzerinde otobüs şirketi ağırlıklı olarak göçmenlere hizmet veriyor. Motellerde üçüncü sınıf odaların fiyatları 40 ila 100 dolar arasında değişiyor. Yani her yıl binlerce Meksikalı, sağlam bir gelecek umuduyla bu topraklara bir şekilde giriyor. Kimi tutunuyor, kimi tutuklanıyor. Kendilerine böylesine riskli bir maceranın nedeni sorulduğunda ağızlarından iki kelime çıkıyor. &#8221;Por trabajo&#8221;, yani bizdeki karşılığıyla &#8221;ekmek parası&#8221;.</p>
<p>13 Haziran 1999</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/amerikan-dusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kimler geldi kimler geçti&#8230;</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/kimler-geldi-kimler-gecti/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/kimler-geldi-kimler-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Oct 2005 05:38:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=155</guid>
		<description><![CDATA[Yalçın Bayer&#8217;in 23 Ekim 2005 tarihli köşesinden alıntıdır&#8230;. CUMHURİYET Gazetesi&#8217;nin 82 yıl sonra tarihi ‘Pembe Konak&#8217;tan Şişli&#8217;ye taşınması nedeniyle ‘Cağaloğlu öksüz kaldı&#8217; (16.10.2005) yazımızda gazetenin geçirdiği son 40 yılını anlatırken, bazı büyüklerimizin ve çalışma arkadaşlarımızın isimlerinden söz ettik. ‘Hatırlayabildiğimiz kadarıyla&#8217; dememize karşın aynı odalarda, masalarda omuz omuza çalıştığımız dostlarımızdan ‘Beni nasıl unutursun?&#8217; sitemleri aldık. Cumhuriyet&#8217;te [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><em>Yalçın Bayer&#8217;in <a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3425144">23 Ekim 2005</a> tarihli köşesinden alıntıdır&#8230;.</em></span></p>
<p>CUMHURİYET Gazetesi&#8217;nin 82 yıl sonra tarihi ‘Pembe Konak&#8217;tan Şişli&#8217;ye taşınması nedeniyle ‘Cağaloğlu öksüz kaldı&#8217; (16.10.2005) yazımızda gazetenin geçirdiği son 40 yılını anlatırken, bazı büyüklerimizin ve çalışma arkadaşlarımızın isimlerinden söz ettik. ‘Hatırlayabildiğimiz kadarıyla&#8217; dememize karşın aynı odalarda, masalarda omuz omuza çalıştığımız dostlarımızdan ‘Beni nasıl unutursun?&#8217; sitemleri aldık.</p>
<p>Cumhuriyet&#8217;te yetişip emek verenlerden her biri dün ve bugün medyada ve çeşitli iş kollarında çalışıp da, o gün yer nedeniyle yazamadığımız (yine hatırladığımız kadarıyla) isimler o kadar çok ki&#8230;</p>
<p><strong>SON 45 YILDA YOLLARI CUMHURİYET&#8217;TEN GEÇEN İSİMLER</strong></p>
<p><em>(Cumhuriyet&#8217;te şu anda çalışanlar dahil değildir)</em></p>
<p>Yaşar Kemal, Altan Öymen, Fikret Otyam, Ertuğrul Özkök, Mehmet Yaşin, Ayşe Sözeri Cemal, Umur Talu, Enis Berberoğlu, Necati Doğru, Tayfun Devecioğlu, Yener Süsoy, Reha Öz, Necdet Doğan, Ümit Gürtuna, Müfit Alaçalı, Fatma Karaali, Ayşegül Dora, Güman Birincioğlu, Ergin Konuksever, Leyla Umar, Doğan Katırcıoğlu, Aykut Sağanak, İhsan Onur, Sadettin Ateş, Tuncer Benokan, Abdullah Gelgeç, Orhan Karaveli, Bülent Bilgiç, Halil Özer, Gürcan Bilgiç, Vedat Yenerer, Tarık Ersoy, Fatih Güllapoğlu, Şenay Kalkan, Cengiz Turan, Murat Köprü, Yurdagül Erkoca, Nihal Aydoğan, Anna Turay, Lale Filoğlu, Deniz İncediken, Erhan Çayhan, Ara Güler, Şahin Alpay, Dinç Tayanç, Reha Erus, Atilla Dorsay, Tuncay Özkan, Hüseyin Avuç, Serdar Akinan, Turgut Güngör, Muhittin Sirer, Mert Ali Başarır, İdris Akyüz, Mehmet Tezkan, Nihat Bük, Mustafa Sağlamer, Fikret Eser, Ceyda Tufan, Havva Can, Kerem Ilgaz, Sanlı Ergin, Asena Özkan, Tayfun Gönüllü, Doğan Akın, Gülçin Çaylıgil, Turhan Gürkan, Uygar Gürkan, Hülya Karadeniz, Şevki Adalı, Fikret Ekinci, Tayfun Talipoğlu, Ayşenur Arslan, Cevher Kantarcı, Celal Uster, Turgay Renklikurt, Cevat Eren, Nurgün Erdinç, Şahin Alpay, Yalçın Çakır, Celal Demirbilek, Bülent Ön, Erol Erkut, Hüseyin Gürer, Naci Yener, Gülcan Bilgiç, Altuğ İstanbulluoğlu, Jülide Gülizar, Hasan Çakalkurt, Yavuz Şimşek, İdris Adil, Fehmi Özgüler, Orhan Önal, Melih Şabanoğlu, Ahmet Arpad, Mehmet Ataberk, Ercan Karakaş, Gülderen Koşar, Kemal Gökhan Gürses, Necdet Şen, Nazan Tacer, Erbil Tuşalp, Dilek Zaptçıoğlu, Tuba Çandar, Haluk Bakır, Kemal Küçük, Halim Bahadır, Ayten Göletli, Nuri Özdeniz, Mehmet Saraç, Uygar Eremektar, Gürsel Göncü, Dost Kip, Aslı Aydıntaşbaş, Esin Sungur, Semih İdiz, Zafer Aknar, Emine Algan, Fikret İlkiz, Evren Değer, Semih İdiz, Serdar Turgut, Halil Nebiler, Ergun Aksoy, Metin Tükenmez, Mehmet Güç, Deniz Teztel, Mustafa Dağıstanlı, Turgut Kazan, Muharrem Aydın, Mürşit Balabanlılar, Fehmi Köfteoğlu, Nihal Ün, Hakan Aygün, Naim Arabacılar, Derviş Akyıldız, Lale Tayla, Burhan Arpad, Zülkani Sirmen, Nilay Karaelmas, Mahmut Şenol, Şenol Konukçu, Turan Yılmaz, Rıza Ezer, Hasan Uysal, Sina Koloğlu, Koray Düzgören, Erdoğan Köseoğlu, Tamer Çerci, Türker Alkan, Selim Yalçıner, Zeki Saral, Ümit Aslanbay, Yasemin Çongar, Kandemir Konduk, Erdoğan Arıpınar, Piyale Madra, Vural Ahı, Bülent Soylan, Ali Tevfik Berber, Süleyman Sarılar, Kerem Alkin, Osman Ataman, Osman Şenkul, İpek Çalışlar, Ülker Pınarbaşı, Remzi Gökdağ, Esat Pala, Yusuf Özkan, Fuat Kozluklu, Suat Kozluklu, Behzat Şahin, Hürriyet Uymaz, Banu Güven, Nurettin Malkoçoğlu, Ali Öz, Nazire Kalkan, Temaşa Dural, Deniz Şahin, Yekhan Demirkuş, Mustafa Kemal, Ayhan Atakol, Kenan Mortan, Ümit Alemdaroğlu, Dursun Gürler, Şaziye Karlıklı, Ercan Turcan, Güner Sungurtekin, Pertev Atasay, Nihat Halıcı, Ahmet Şık, Reşit Aşçıoğlu, Öner Ciravoğlu, Güner Yüreklik, Metin Hakyeri, Mustafa Kemal Çolak, Arzu Çakır, Tamer Kayaş, Handan Şenköken, Mehmet Ceylan, Mehmet Aycan, Oktay Şimşek, Alaattin Bilgi, Göksun Yener, Ertum Öcal, Adalet Can, Serpil Gündüz, Tamer Kayaş, Ruşen Çakır, Ender Erkek, Asiye Uysal, Kadir Can, Ulya Uçer, Mustafa Kutlay, Ragıp Duran, Erhan Key, Cüneyt Koryürek, Sinan Gökçen, Nuran Çakmakcı, Erdal Güven, Faruk Bildirici, Edip Emil Öymen, Yurdakul Fincancı, Haluk Şahin, Demir Özlü, Haluk Özdalga, Nazlı Eray, Nuran Fıratlı, Barış Kudar, Gündüz İmşir, Selçuk Aybatar, Beysun Gökçin, Aykut Poturoğlu, Bülent Kızanlık, Işık Yurtçu, Abdurrahman Yıldırım, Ruhsan Sekmen Tezkan, Nermi Karacabeyli, Stelyo Berberakis, Yonca Özkaya, Engin Karadeniz, Metin Kalkavan, Kürşat Akyol, Kadri Gürsel, Nilgün Uysal, Nazım Güvenç, Erol Toy, Şiar Yalçın, Şükran Kurdakul, Yurtsan Atakan, Güldal Kızıldemir, Azmi Özgür, Uğur Ergan, Metin Gür, Semra Somersan, Kürşat Akyol, İsmail Gülgeç, Ahu Antmen, Ali İhsan Çaltı, Alpay Kabacalı, Bahri Savcı, Bilal Çetin, Burak Eldem, Canan Gedik, Cem Hamuloğlu, Deniz Gökçe, Dikmen Gürün Uçarel, Faruk Beşkisiz, Ferruh Yılmaz, Gencay Şaylan, Günseli Önal, İlber Ortaylı, İlhan Tekeli, İlker Maga, Kıymet Coşkun, Levent Gürses, Necati Aygın, Nedim Gürsel, Sadettin Davran, Semra Çetin, Hilal Çetin, Ülker Göktürk, Mehmet Akif, Mehmet Basutçu, Mehmet Yazıcı, Suat Taşpınar, Ömer Fethi Gürer, Ali Haydar Nergis, Remzi Gökdağ, Kutlu Esendemir, İsmet Demirdöğen, Mustafa İstemi, Barış Bil, Metin Dorbek, İdil Gürsel, Serkan Demirtaş ve Yalçın Bayer.</p>
<p><strong>Kaybettiklerimiz</strong></p>
<p>UĞUR Mumcu, Hıfzı Velded Velidedeoğlu, Muammer Aksoy, Vedat Günyol, Bülent Tanör, Mustafa Ekmekçi, Cavit Orhan Tütengil, Ergun Balcı, Ahmet Taner Kışlalı, Metin Toker, Aydın Emeç, Sofu Tuğrul, Engin Karadeniz, Rafet Genç, Soner Girgin, Nihat Türel, Mahmut Tali Öngören, Necla Seyhun, K. Edip Sakarya, Necdet Saraç, Selahattin Giz, Selahattin Güler, Ali Alakuş, Vecdi Altıntaş, Hakkı Erdem, Betül Uncular, Ali Doruk, Vural Saygılı, Yavuz Okayben, İbrahim Köseoğlu, Tulay Divitçioğlu, Taygun Türe, Mücahit Beşer, Barbaros Gençak, Turhan Aytul, Taner Kutlay, Rauf Mutluay, Yener Ölmez, Ayhan Başoğlu, Raif Ertem, Yılmaz Gümüşbaş, Oğuz Şeren, Nevzat Kızılcan, Atilla Özkırımlı, Erhan Akyıldız, İzzet Rıza Yalın (Kıbrıs), Ömer Güner (Trabzon), Çoban Yurtçu (Adana), Rıza Ataktürk (Edirne), Hayri Ünlütürk (Zonguldak), Naim Örü (Tekirdağ), Hakkı Merdivenci (Afyon), Günay Şimşek (İzmir), İlhan Uygun (Sakarya), Nihat Can (Kdz.Ereğli), Nezih İzmiroğulları, Hüsnü Turcan</p>
<p><strong>Yurt muhabirleri</strong></p>
<p>Bülent Ecevit (Antalya), Necati Mumay (Siirt), Cengiz Mumay (Siirt, Diyarbakır ve Adana), Turan-Aynur-Işık Narler (Çanakkale), Ümit Otan (İzmir) Lütfi Yiğenoğlu (Adana), Mehmet Mercan (Diyarbakır, Adana), Semir Yalçın (Adana), Mehmet Yapıcı (Adana), Cemil Ciğerim (Samsun), Salim Sürmeli (Samsun) Faik Bakoğlu (Rize), Ziya Aksoy (Diyarbakır), Yaşar Yıldırım (Elazığ), Cengiz Yıldırım (Sinop), Sabit Horasan (Konya), Mehmet-Mustafa Gültekin (Erzurum), Ahmet Kurt (Kocaeli), Tayfun Ünlü (Bilecik), Seyfi Çelikkaya (Yozgat), Baki Karakol (Kars), Erdal Özcan (Çorlu) Özcan Özgür (Muğla), Nüvit Tokdemir (İzmir), Ender Uslu (Bodrum), Naci İpek (Urfa), Reşat Zorbaş (Gaziantep) Emel Gül (Gaziantep), Yüksel Gördes (Manisa), Basri Atılganer (Bandırma) Özer Öztep (İstanbul, Adana), Recep Bulut (Kayseri), Vahap Şehitoğlu (Mersin), Ali Adalıoğlu (Mersin), Lütfi Karakaş (Edirne), Murat Uygun (Sakarya), Osman Karakaş (Malatya), Nazif Karaçam (Kırklareli), Tahir Mayda (Kırklareli), Zekai Komsuoğlu (Sakarya), Ufuk Tekin (Adana), Yücel Sezer (Kars), Salim Sürmeli (Samsun)</p>
<p><strong>(Not: Listenin ilk bölümü <a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3397020&amp;yazarid=42">16.10.2005</a>&#8216;te bu köşede yayınlanmıştır.) Liste <a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3413642&amp;yazarid=42">20.10.2005</a>&#8216;te tekrar yayınlandı</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/kimler-geldi-kimler-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

