<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Remzi Gökdağ &#187; anılar</title>
	<atom:link href="http://www.remgo.com/11/tag/anilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.remgo.com/11</link>
	<description>sıradan yazılar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Jan 2012 16:00:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Benim bir askerliğim vardı!</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/benim-bir-askerligim-vardi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/benim-bir-askerligim-vardi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2008 06:39:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[tuzla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[Askere gitme kararı aldığımda nedenini bilmediğim bir rahatlık vardı içimde. Bir değişiklik olacaktı benim için, farklı bir ortamda, yeni bir yaşam tarzının inceliklerini öğreneceğimi düşünüyordum. Rahatlığımın bir nedeni de askerliğimi 8 ay kısa dönem olarak yapacağıma inanmamdan kaynaklanıyordu. Uzun dönem askerlik yapacağımı aklımdan geçirmiyordum. Tuzla Piyade Okulu&#8217;nda sonuçların açıklandığı gün yedek subay olacağımı öğrendim. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Askere gitme kararı aldığımda nedenini bilmediğim bir rahatlık vardı içimde. Bir değişiklik olacaktı benim için, farklı bir ortamda, yeni bir yaşam tarzının inceliklerini öğreneceğimi düşünüyordum. Rahatlığımın bir nedeni de askerliğimi 8 ay kısa dönem olarak yapacağıma inanmamdan kaynaklanıyordu. Uzun dönem askerlik yapacağımı aklımdan geçirmiyordum. Tuzla Piyade Okulu&#8217;nda sonuçların açıklandığı gün yedek subay olacağımı öğrendim. Bu 12 ay askerlik anlamına geliyordu. Bütün planlarım alt üst olmuştu. Artık bu sürenin nasıl geçeceğini düşünmeye başlamıştım.</p>
<p>Piyade okuluna arkadaslarim Oya ve Adnan ile gitmistik, uzerimdeki kiyafetlerimin disinda yanimda hicbir sey yoktu. Yuzlerce kisi avluda bekliyorduk. Birileri saga sola kosusturuyor, durmadan emirler yagdiriyor, bizler de bu emirlere uyup siraya giriyor, siradan cikiyor, yere oturuyor, ayaga kalkiyorduk. Ilk gun buradaki egitimimi komando olarak yapacagim soylendi bana. Bu benim acimdan surprizdi. Sol ayagimdaki telin ve dizimdeki sorunun basima bela olacagini biliyordum, ancak yaptigim itirazlarin hic biri kabul edilmedi. Doktor kontrolunden gecmeme izin verilmedi. Sol dizimi bir uctan bir uca kaplayan dikis izi de revirdekilerin umrunda degildi. Tuzla Piyade Okulu’nda uc ay surecek egitiminin ilk gunleri de boyle baslamisti.</p>
<p>Dusundugumden cok daha farkli ve kati kurallarla karsilastim. Kisiligimizi kapidan iceri girdigimizde unutmamiz gerektigi soylenmisti bize. Bu emire ister istemez uyduk. Adimiz yoktu orada, sadece 5 rakamli numaradan ibarettik.</p>
<p>65-70 kisilik bir kogusta kaliyorduk, kucucuk bir yerdi ve bir turlu uyuyamiyordum, uykusuz kalan sadece ben degildim kogusta, o ortama kimsenin alisacagini sanmiyordum. Sular akmiyordu cogu zaman. Sabahlari tras olabilmemiz her muslugun basina 17 kisi dusuyordu. Gec kalirsak bizi agir cezalar bekliyordu. Birinin ufak bir hatasi hepimizi etkiliyordu. Karisinin ozlemiyle yanip tutusan bir arkadasimiz vardi. Bir gun atesi cikti ve onu revire kaldirdilar, egitime katilmayacagi icin sansliydi. Aksam saatlerinde revire dondugumuzde uzaktan alay komutanimizin aracini gorduk, birligimizin yaninda durdu, sinirli bir sekilde aracindan inip yuzbasiya bagirip cagirmaya basladi. Yuzbasi bizi yaklasik bir saat yemekhanenin onunde bekletti. Diger birliklerin hepsi yemegini yeyip koguslarina cekilirken biz ayakta, hazir ol pozisyonunda bekliyorduk. Hava karardiginda da beklemeye devam ettik. Sonra yuzbasi geldi ve neden bekledigimizi ve daha uc saat niye bu noktada beklemeye devam edecegimizi bize anlatti. Sabah revire giden arkadasimiz bizim birlik icin calistigi ozel radyo kanalindan bir parca caldirmis. Alay komutani da odasinda otururken bu radyoyu dinliyormus ve &#8220;Ic istihbarati radyo yoluyla aciklamak&#8221; sucuna giriyormus arkadasimizin bu yaptigi. Once bu arkadasimizin egitim suresince tum izinlerinin iptal edildigini ogrendik. Ayni sekilde biz de iki hafta boyunca ziyaretci yasagina carptirildik ve Tuzla Piyade Okulu&#8217;nun calilarinin temizlenmesi gorevine tabi olduk. Uc ay boyunca her hafta sonu binlerce metrekarelik egitim alanindaki calilari ellerimizle koparttik.</p>
<p>Ilk gunden baslayan agir egitimlerden yuruyecek halimiz kalmiyordu ve ranzaya uzandigimda basimi yastiga bile koyamadan uyumaya basliyordum.</p>
<p>Gun saat 4.30’da “kalk” komutuyla basliyordu. Bir saat suren sabah egitiminden sonra “Ye” komutuyla kahvaltiya basliyor, “istirahat” komutuyla bir sigara icimlik zamanda oturdugumuz yerde dinleniyor, aksamlari “Yat” komutuyla da yatagimiza yatiyorduk. Sabah ciktigimiz kogusa aksam girdigimizde gozlerimi kapatip gecen bir gune seviniyor, baslayacak bir gunu dusunmeye cesaret edemiyordum. Tatbikatlarda, agir egitimlerde cevremde benim hissettiklerimi paylasan kisiler olmasina ragmen yalnizligimi iliklerime kadar hissediyordum. Oradan gitme dusuncelerimin imkansizligini anliyor, caresizligimi farkediyordum. Kamuflaj uniformam, siyah agir botlarim ve gun boyu tasidigim tufegin agirligina dayanamadigim anlarda, gunun birinde bu ortamdan kurtulacagimi ve olup bitenleri arkadaslarima gulerek anlatacagim gunleri hayal ediyordum. Gece nobetlerimde kulagimda kalmis eski sarkilari fisildiyordum, ilk kez tanimadigim onca insanla ayni ortamda bulunuyor, anilarimizi sevinclerimizi birbirimize anlatiyor, uc aylik bu egitim doneminin bitecegi gunu iple cekiyorduk.</p>
<p>Egitimimizin bitimine yakin kura cekme gunu yaklastikca o gune dek hissetmedigim bir heyecani yasiyordum. Uc ay icinde savas sanatinin tum detaylari ogretilmisti bize, artik bu bilgilerimizi kullanmamiz isteniyordu. Piyade okulunun kapali spor salonunda askerligimizin geri kalan bolumunu tamamlayacagimiz yerlerin belirlenmesi sirasinda herkeste heyecan doruktaydi. Az sonra cekecegimiz kura bir anlamda yasamimizi degistirecek nitelikteydi.Oyle de oldu&#8230;</p>
<p>Kuralar iki bolgeye ayriliyordu, olaganustu hal bolgesi ya da Turkiyenin diger illeri. Benim bulundugum basin yayin mezunlarinin olusturdugu grup 7 kisiydi. Adlarimiz okundugunda masanin onunde tek siraya dizildik. Sag kolumuzun dirsege kadar olan bolumunu kaplayan uniformamizin kivrilmasi emredildi. Bize kura torbasini gosteren yarbay icinde 5 OHAL, 2 Ankara gorevi oldugunu soyledikten sonra hepimize sans diledi. Sansa gercekten de ihtiyacim vardi o an. Kurayi ilk ceken Ankara’lardan birini yakaladi ve sevincten sapkasini havaya firlatti. Geride 6 kisiydik ve ben sondan bir once kura cekecektim. Ankara cekme sansim cok zayifti. Onumdeki uc kisi OHAL kuralari cekti. Sira bendeydi ve cekecegim kura arkamdaki arkadasimin da kaderini etkileyecekti. Torbada iki kucuk kagit duruyordu ve birinin uzerinde Ankara yaziliydi. Sag elimi derin siyah torbanin icine soktum, gozum spor salonunun tepesindeki kucuk pencerelerden birine ilisti. Bir guvercin duruyordu pencerede. Cektigim kurayi yarbaya verdim. Okuma islemini o yapiyordu. Mikrofona yaklasti. “Hayirli olsun astegmen adayi, OHAL, Hakkari…..” gerisini duyamadim ya da duymak istememistim. Sol elimde tuttugum sapkayi basima gecirdim “Sagol komutanim” deyip kura alanindan uzaklasirken arkamda bekleyen arkadasimin yuzundeki sevinci gormustum, beni teselli edercesine omuzuma vurdu. Ankara kurasi ona kalmisti. Birkac adim sonra salonda yarbayin sesi yankilandi, sert ve tok bir tonla emrediyordu. “Astegmen adayi sana cekilmeni emreden oldu mu?”. Onune gidip basimla selamimi verdim ve “Ne cektigini gormek istemiyor musun” dedikten sonra mikrofona “Cektigin kura Ankara, komutanin cekilmeni emretmeden karsisinda beklemeyi ogren” dedi. Salondaki arkadaslarimin sevincini gordum, kendi sevincimi hissedemeyecek kadar saskindim, basimi gokyuzune kaldirip haykirmak istedim, ama salonun tavanindan baska bir sey gorememistim. Bu essek sakasi benden sonra kura icin bekleyen astegmende tam bir yikim oldu. OHAL’in yeni bir neferiydi o artik. Sonraki aylar Tuzla’da kurulan arkadasliklariiz da devam etti. Birbirimizle telefonlasiyor arada bir kura sirasinda birliket bekledigimiz arkadaslarimdan mektuplar aliyordum. Bir gun o grupta birlikte kura cektigim arkadaslarimdan birinin guneydoguda bir catisma sirasinda oldugu haberini aldigimda o kura gununu dusundum. Insanlarin hayatini belirleyen o siyah derin torbayi gordum, bir de spor salonunun tepesinde sanki bana bakarcasina duran o guvercin geldi aklima, gozlerime ise yas.</p>
<p><img title="tuzla_piyade_okulu" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2008/06/tuzla_piyade_okulu.jpg" alt="tuzla piyade okulu" /></p>
<p><strong>Hava Kuvvetleri Komutanlığı</strong></p>
<p>Askerligimin kalan bolumunu Ankara&#8217;da gecirdim. Birligim Hava Kuvvetleri Komutanligi Karargahi&#8217;ydi. Merkez Daire Baskanligi&#8217;na bagli olarak gorev yapacaktim. Yeni komutanimla ilk karsilasmam beni biraz rahatlatmisti. Tuzla&#8217;da gormeye alistigim kati disiplin kurallari uygulayan birine benzemedigini farkettim. Kendimi tanitirken sozumu hic kesmeden dinledi. Sonra bana uymam gereken kurallari soyledi. Gorevimiz karargahta yayinlanan aylik bir derginin sorumluluguydu. Sonraki gunlerde onun kisiligini kesfettigimde uniformasinin altinda dunya tatlisi bir insan buldum. Benim gozumde komutandan daha ote bir yerdeydi, bir abiydi. Cok gizli sirlarimizi bile paylastigimiz, birlikte gulup birlikte uzuldugumuz bir dosttu. Askeri kisiligi her zaman on plandaydi dogal olarak ama ast-ust iliskisinin bittigi saatten itibaren, yani uniformalarimizi cikartip sivillerimizi giydigimiz mesai bitiminden sonra aramizda bu hiyerarsi kalmiyordu. Ona her zaman &#8220;komutanim&#8221; diye hitap ediyordum, aramizdaki saygi cercevesinde kurulan dostlugun en keyifli bolumlerini merkezde birlikte calistigimiz diger astegmenlerin de katildigi sohbet anlarinda yasiyorduk. Benimle birlikte 4 astegmen daha calisiyordu ayni dairede. Digerleriyle kaynasmamiz cok kolay oldu. Ozellikle birisi kafama cok uygundu. O gunlerde baslayan askerlik arkadasligimiz bugunku sivil hayatimizda da devam ediyor Omer ile. Tuzla&#8217;dan Ankara&#8217;ya birlikte geldigimiz uc arkadasimla birlikte karargaha yakin bir yerlerde, Buklum Sokak&#8217;ta bir ev kiraladik. Gunduz kati kurallarin egemen oldugu bir ortamdaydik, aksamlari ise bambaskaydi. Alper ve Ahmet ile zamanimizin hemen tamamina yakin bolumunu birlikte geciriyorduk. Keyifli bir askerlik donemiydi bu benim icin ve gunler anlamadan geciyordu.</p>
<p><strong>7 numaralı koltuk</strong></p>
<p>Nobetimin olmadigi her hafta sonu solugu Istanbul&#8217;da aliyordum. Artik bu yolculuklar benim icin iki kisa durak arasi mesafeler gibiydi. Ancak bunlardan birinde olumun soguk nefesini ilk kez o kadar yakindan hissettim. Yine bir cuma gunu Istanbul&#8217;a gitmek icin evimizin yakinindaki bir seyahat sirketnin burosuna gidip bir bilet istedim. Saat 7 otobusunde bir kisilik yer ayirttim. Koltuk numaram da 7 idi. Otobuste fazla kalabalik yoktu. Hareketi beklerken bir arkadasimi gordum. O da Istanbul&#8217;a gidiyordu. Birlikte oturmak istedik, konusacak cok seyimiz vardi. Yanimdaki yolcuya durumu anlattim ve 5-6 sira arkadaki arkadasim ile yer degistirip degistiremeyecegini sordum. Kabul etmedi. Otobusun en arkasindaki bes kisilik koltuklarda iki bos yer oldugunu farkettim ve birlikte bu koltuklara oturduk. Arka siralardan bir kisi de benim bosalttigim 7 nolu koltuga gidip oturdu. Otobus Bolu yakinlarina geldiginde korkunc bir patlama sesiyle sallandi. On taraftan kirilan camlar bize kadar geldi. Barut ve agir bir duman kokusu vardi, bir de herkesteki panik, Insanlar kapiya dogru kosmaya basladi, on taraftan cigliklar geliyordu. Disari ciktigimizda valiz boslugunda acilan deligi gorduk. Bunun bir parca tesirli bomba oldugunu ogrendik. On iki sirada oturanlar cesitli yerlerinden yaralanmisti. Benden bosalan 7 nolu koltuga gecen kisinin dizinden kanlar akiyordu. Yaninda arkadasimla yer degistirmesini rica ettigim kisinin yuzu kan icindeydi. Polis ve istihbaratin otobuse ulasmasi yarim saati buldu. Yaklasik iki saat otobuste incelemeler yapildi ve hepimizin tek tek ifadesi alindiktan sonra baska bir otobusle Istanbula sabaha dogru gitmemize izin verildi. Ertesi gun teroristlerin sivil hedeflere duzenledigi sehir saldirilarinin basladigi haberleri vardi televizyon ekranlarinda. Bu saldirilarin ilk hedefi benim de icinde bulundugum 4 otobusten biriydi. Hareket etmeden once otobusun bagajina zaman ayarli, parca tesirli bir bomba konmustu. Ayni saatlerde 4 ayri otobuse yerlestirilen bombalardan bir benim bulundugum otobuse denk gelmisti. Diger otobustekiler bizim kadar (hele benim kadar) sansli degillerdi. Saldirilarda toplam uc kisi hayatini kaybetmis cok sayida kisi agir bir sekilde yaralanmisti. Ben ise tesaduf ya da sans kelimeleriyle aciklamaya calistigim bu olaydan bir cizik almadan kurtulmustum. Sonraki yolculuklarimda 7 numarali koltukta nedense hic yer ayirtmadim.</p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2008/06/hkk_sml.jpg"><img class="alignright alignnone size-full wp-image-163" style="float: right;" title="hkk_sml" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2008/06/hkk_sml.jpg" alt="" width="200" height="367" /></a><strong>Özgürlüğe 25 kala</strong></p>
<p>Askerligimin bitimine cok az bir sure kala sivil hayata geri donme hazirliklarina baslamistim. Uzerimde 12 ay tasidigim uniformamdan kurtuluyordum yakinda. Bu kati disiplin ortamini terkedip alistigim yasam duzenine gecmeme 25 gun kalmisti.</p>
<p>Yine bir hafta sonu tatillerinden biriydi. Istanbul&#8217;daydim, Rumelihisari&#8217;nda arkadaslarimla sohbet ediyorduk. Karsimda oturan bir kisinin elindeki gazetenin mansetini okumustum ama ne anlam ifade ettigini birkac dakika sonra kavrayabildim. Gazetenin mansetinde &#8220;Terhisler ertelendi.&#8221; basligi vardi. O an bulundugum sivil ortamdan olsa gerek kendi uzerime hic almadim bunu. Yani asker oldugum bir an icin aklima gelmedi. Olayi kavradigimda soguk bir ter kavradi bedenimi, gazeteyi isteyip haberi okudum. PKK ile yurutulen operasyonlar nedeniyle o donem askerligini yapanlarin terhislerinin 5 ay sureyle ertelendigi kararini iceren bu haberin satirlarini defalarca okudum. Dogru olmamasi icin dua ediyordum.</p>
<p>Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde aldim solugu. Belki de abartiliyor diye dusundum. Belki de boyle bir karar vardir ama henuz uygulamaya girmemistir dedim kendi kendime. Ama butun bunlar bos bir avuntuydu. Gercegi farkettigimde 25 gun sonra baslayacak sivil yasamim, planlarim, cikacagim tatil, yapmayi hayal ettigim seyler, hersey ertelenmisti. Yikilmistim&#8230;</p>
<p>Boyle bir kararin askerligimin bitmesine 25 gun kala alinmasinin ne anlama geldigini sorup durdum kendime, sorularimin hepsi cevapsizdi. Tegmen rutbesine yukselmistim, bir de plaket vermislerdi bize, &#8220;Bu olaganustu sartlarda gosterdigimiz ozveri ve sadakate&#8221; TSK&#8217;nin bir tesekkuruydu bu plaket. Bundan sonra 5 ay suren uzatmali askerlik donemim basladi. 8 ay dusuncesiyle geldigim, elimi verip kolumu kaptirdigim, bir turlu bitecegine kendimi inandiramadigim 17 aylik bu uzun askerlik donemim 1994&#8242;un eylulunde sona erdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/benim-bir-askerligim-vardi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Günleri</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gunleri/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gunleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 05:02:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde muhabir olarak calistigim gunleri unutmayacagim. Hatirladiklarim sadece yasanmis guzellikler degil. Gazetenin ustunde dolasan kara bulutlu gunlere de tanik oldum. Ozellikle 1992 yilinda patlak veren tatsiz gelismeler o yillarda Cumhuriyet ile yakindan, uzaktan ilgisi olan herkesi etkilemisti. Ama saniyorum kimse calisanlar kadar etkilenmedi bu olaydan. Zirvede yasanan cekismeler sonucunda Cumhuriyet agir yara aldi. Yaranin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-545" title="emecodulu1" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2006/12/emecodulu1.jpg" alt="" width="299" height="753" align="right" />Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde muhabir olarak calistigim gunleri unutmayacagim. Hatirladiklarim sadece yasanmis guzellikler degil. Gazetenin ustunde dolasan kara bulutlu gunlere de tanik oldum. Ozellikle 1992 yilinda patlak veren tatsiz gelismeler o yillarda Cumhuriyet ile yakindan, uzaktan ilgisi olan herkesi etkilemisti. Ama saniyorum kimse calisanlar kadar etkilenmedi bu olaydan. Zirvede yasanan cekismeler sonucunda Cumhuriyet agir yara aldi. Yaranin izlerini bugun hala tasidigina inaniyorum. Olaylar nedeniyle okur protestosuyla karsilasmistik ve trajda ciddi bir dusus yasaniyordu.</p>
<p>Hersey, gazetenin sahibi Nadir Nadi’nin olumunden sonra basladi. Ic cekismeler yillardir suruyordu ancak Nadir Nadi hayattayken kimsenin boyle bir hesaplasmayi goze alamayacagini biliyordu.</p>
<p>Hasan Cemal Genel Yayin Yonetmeniydi. Fakat bir de Yayin Kurulu adi altinda bir yapilasma vardi. Bu kurul Cumhuriyet’in temel politikasini belirliyordu, kurulun en guclu ismi de hic kuskusuz Ilhan Selcuk’tu. Cemal’in amaci yetkilerini daha rahat kullanacagi bir ortam hazirlamakti, ancak Selcuk ve grubunun buna izin vermeyecegini de biliyordu. Bu temel cekisme, Osman Ulagay&#8217;in bir yazisinin yayinlanip yayinlanmamasi tartismasiyla patlak verdi. Bu aslinda sorunun cok kucuk bir parcasiydi ve iki grup arasindaki gorus ayriligini gidermesi beklenen, gazetenin Nadir Nadi’nin olumunden sonra en buyuk hisse sahibi olan Emine Usakligil tavrini Hasan Cemal’den yana kullandi. Ilhan Selcuk ve grubu bunun uzerine istifa etti. Olay, detaylarina girmeden genel olarak buydu.</p>
<p>Hasan Cemal gazeteyi daha yenilikci bir yapiya donusturmek, kadroyu degistirmek, mizanpaji yenilemek istiyordu. Ilhan Selcuk ile birlikte diger yazar ve calisanlar ise bunun Cumhuriyet&#8217;in cizgisini degistirmek anlamina geldigini, kimsenin buna gucunun yetmeyecegi gorusundeydi.</p>
<p>Tepede patlak veren bu kavganin gelismeleri gazetenin koridorlarinda kulaktan kulaga yayiliyordu. Herkes olaylarin ne gibi zararlar yaratacaginin farkindaydi. Kadronun  tamamini olusturan bir bolumu istifa karari aldiginda olayin ciddiyetini herkes daha iyi anladi. Bir gun icinde gazete bosaldi. Cumhuriyet ile ismi ozdeslesmis pekcok yazar, muhabir, teknik kadro Hasan Cemal ve grubunun tavrina boyle cevap verdi.</p>
<p>Toplu istifa olayini ogrendigimde ISKI’de donemin baskani Ergun Goknel ile bir roportajdaydim. Dondugumde neredeyse kimse kalmamisti. Gordugum birkac kisi ise raflarindaki esyalari kutulara yukluyordu.</p>
<p>Ben istifa etmeyip calismaya devam eden gruptaydim. Zirvede yasanan bu kavga dogal olarak beni de etkileyecekti. Istifa ederek bir gruba bagli olarak toplu bir hareketin icinde bulunmak istemiyordum. Ayrilanlarin hemen tumu yakindan tanidigim cok da sevdigim kisilerdi. Benim meslege baslamama neden olan Yalcin Bayer’den sefim Kemal Kucuk’e kadar saygi duydugum, guvendigim herkes Cumhuriyet’ten bir gun icinde ayrilmisti ve benim calismaya devam etmem onlarla aramada bir soguklugun yasanmasina neden olmustu. Adi konmamis bir tavirdi bu. Onlara ihanet ettigimi hissetmiyordum, arkadasliklar, dostluklar devam edecekti bugune dek de devam etti. Istifa ederek ayrilmamin Cumhuriyet’e yapilacak asil ihanet olacagini dusunuyordum. Bu karsit grubun bir neferi oldugum anlamina da gelmiyordu. Tek dusuncem o gunlerde benim icin hayati onemi olan Cumhuriyet’i terkedemeyecegim, ona ihanet edemeyecegimdi.</p>
<p><img class="alignright size-full wp-image-544" title="emec_odulu" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2006/12/emec_odulu.jpg" alt="" width="251" height="356" align="right" />Istifa olayindan sonra Cumhuriyet belki de tarihinin en karanlik gunlerini yasiyordu. Hergun yazisini gormeye alistigim Ugur Mumcu’nun “Gundem”i , Ilhan Selcuk’un “Pencere”si yoktu, severek okudugum yurtdisi muhabirlerinin pazar yazilari yayinlanmaz oldu. Karikaturistlerin o cizgilerinin yerine hic de tanidik olmayan yeni goruntuleri gorur olduk. Sayfa duzeni degismisti, bu bana gore olumlu bir degisimdi ve benim gozume daha iyi gorunuyordu ama icerik bombostu. Herkes onlarsiz Cumhuriyet’in Cumhuriyet olamayacagini biliyordu. Bu durum okur tepkisiyle de butunlesti. Gazete okumama kampanyalari baslatildi. Traj cok komik rakamlara dusmustu. Cumhuriyet okuru gucunu burada cok aci bir bicimde gosterdi. Gazetenin gercek sahipleri onlardi aslinda. Sonralari calistigim hicbir ortamda rastlamadim boyle bir okur kitlesine. Haberde bir imla hatasi gorduklerinde ararlardi. Katilmadiklari gorus oldugunda gazeteyi telefon yagmuruna tutarlardi. Kapalicarsi’dan Eminonu’ne yururken ugrayip cay icen hal hatir soran okurlarla cok karsilastim. Bu kitlenin tutumu yeni yoneticilerini de korkutuyordu.</p>
<p>Ilk gunlerde her zamankinden daha fazla calismamiz gerekiyordu. Kadronun tamamina yakinin ayrilmasi nedeniyle herkes her isi yapiyordu. Cok gecmeden yeni isimler gelmeye basladi. Bir sure sonra sistem rayina oturdu. Gazeteyi yapiyorduk ancak satacak kimse yoktu.</p>
<p>Bu durum birkac ay boyle devam etti. Hissedarlar arasinda yeni bir yonetim olustu ve yetkiler Emine Usakligil’in elinden alindi. Bu “yenilikci” grubun da sonu oluyordu. Toplu istifa, boykot ise yaramisti. Gazeteyi birkac ay yoneten bu grubun artik gitme zamani gelmisti.</p>
<p>Birgun masama oturdugumda bir zarf gordum. Ayni zarftan her masanin uzerinde vardi. Emine Usakligil imzali bir veda notu vardi icinde. Ozetle yonetimde devir teslim zamaninin geldiginden bahsediyordu ve istifa edip ayrilan grubun yonetime geri donecegini yaziyordu. O gun kendisinden hic de gormeye alisik olmadigimiz bir tavirla calisanlarla tek tek vedalasti, ardindan digerleriyle vedalastik. Yeni bir devir teslim toreni gibi birseydi bu yasadiklarimiz. Birkac ay once gazeteden ayrilan grup Cumhuriyet’e girdiginde hemen hepsinde savas kazanmis yurekli komutan havasi vardi. Bir anda gidenlerden bosalan masalar kapildi, gorev dagilimi kisa surede yapildi. Cumhuriyet eski kimligine burunmustu ancak aldigi darbeyi uzerinden atmasi mumkun olmadi. Kaybolan traj bir daha hic tutturulamadi. Ciddi gelir kaybi yasaniyordu. Zaten istifa olayindan sonra yasanan mali bunalim nedeniyle maaslarimizi alamiyorduk, bu durum devam etti. Bes parasiz aylarca calistik. Bu arada istifa eden kadronun tamami donmemisti. Bir bolumu baska yerlerde ise baslamisti, donen ekip yarali donmustu bir anlamda.</p>
<p>Birkac ay bu durumda devam ettim calismaya ama huzursuzdum, eskisi gibi yaptigim ise konsantre olamiyordum. Yasanan tatsizliklar gazeteye ve kadroya olan guvenimi yikmisti. Cumhuriyete bu kadar zarar verdikten sonra yonetime gecip batan gemiyi kurtarma girisimlerine burunmek bana samimi gelmiyordu.</p>
<p>Careyi askere gitme karari almakta buldum. Askerlik subesine gidip islemlere basladigimda gazetecilige 1.5 yillik bir ara veriyordum.</p>
<p><strong>“Unutmayacağız…”</strong></p>
<p>Gazetede yasadigim tatsiz gunler sadece bundan ibaret degil. Yasadigim bir gun, 24 Ocak 1993, herkes gibi bende de cok derin bir iz birakti.</p>
<p>Ugur Mumcu’nun olduruldugu gundu bu. Pazar gunuydu. Her zamanki gibi gazete sessizdi. Birkac kisinin disinda kimse yoktu ortalikta. Ben istihbarat servisinde tektim ve gazetelerin Pazar eklerini okuyup bir yandan da polis telsizini dinliyordum. Ogle saatleri olsa gerek haber merkezi calisanlari ortalikta yoktu. Yazi isleri kati garip bir sessizlik icindeydi. Arada bir telefon caldikca ben haber merkezi masasina gidip cevap veriyordum. Haber merkezindeki kirmizi telefonlardan biri yine caliyordu. Arayan Ankara burosundandi. Sesindeki panigi hatirliyorum. Once Haber Muduru Mustafa Balbay’i sordu yerlerinde olmadigini soyleyip kendimi tanittim. “Ugur Mumcu’ya suikast yapildigini ogrendik az once” dedi. Soru soramadan telefonu kapatti. Sokla karisik bir panik duygusuydu o an yasadiklarim. Tek bildigim Ankara’dan gelen bu mesaji gazetenin yoneticilerine duyurmam gerektigiydi. Etrafta kimse yoktu, yemekhaneye dogru kosarken, teleks servisinden “flas” haber gecildiginde makinalarin cikarttigi ozel zil sesini duydum. Anadolu Ajansi olayi tek cumleyle geciyordu. Olayi duyan herkes bir anda haber merkezinde toplandi, cok kalabalik degildi gazete ama teknik calisanlardan gazetenin bekcilerine kadar o anda herkes ikinci kattaydi. Ankara ile baglantilar kuruldu. Insanlarin yuzunde sok vardi, kimse konusamiyordu. Genel Yayin Yonetmeni Ozgen Acar, haberin dogru oldugunu ve Ugur Mumcu’nun yasamini yitirdigini soyledi bize. Uzunca bir sure oturdugumuz yerde kaldik, gozleri dolanlar oldu, hickira hickira aglayanlar vardi.</p>
<p>Ilk soku yasiyorduk ve Ozgen Acar gazetenin yeniden hazirlanacagini herkesin bu konuda calismasi gerektigini soyledi. Mumcu’nun arsivden yazilarini cikarma isi bana verilmisti. Kisa surede calisanlar Cagaloglu&#8217;ndaki merkeze geldi. Her gelenin yuzunde ayni sok ifadesi vardi, kimse konusmuyordu.</p>
<p>Arsivden dondugumde gazetenin yazi isleri katinda buyuk bir kalabalik vardi, olayi duyan herkes Cumhuriyet’in Cagaloglu’ndaki merkezine geliyordu, vali, belediye baskani, sanatcilar, okurlardan olusan buyuk bir kalabalik vardi ikinci katta. Gelenler bahcede toplanmaya basladi. Kimse olayin dogru olduguna inanmak istemiyordu.</p>
<p>Aksam oluyordu ve gazetenin bahcesini okurlar doldurmustu. Kucuk bir cocuk dikkatimi cekti o kalabaligin icinde. Babasinin elinden tutmustu. Gazete binasinin bahcesindeki eski konagin ahsap cephesine elindeki tebesirle birseyler yazdi.</p>
<p><em>“Unutmayacagiz”</em></p>
<p><em></em>Kucuk kizin yazdigi bu tek kelime ertesi gunku gazetenin mansetiydi. Gelenler gitmiyordu, gecenin gec saatlerinde bu kalabalik gazetede kalmaya karar verdi. Ertesi gun hava agirirken koltuklarda, merdivenlerde oturan insanlar birkac gun gazeteyi terketmedi.</p>
<p>Ugur Mumcu ile ne yazik ki cok yakin bir iliskim olmadi. Yalova’daki bir tarikatin haberini yaparken onu birkac kez aramistim, bana haberde adi gecen tarikatla ilgili bir dosya verdi, gecmiste bu konuyla ilgili yazilarini okumami isterdi. Yine “Islami Kardesler Orgutu”nun kasasi olarak anilan bir kisiyle yaptigim roportajdan sonra beni arayip adi gecen kisi hakkinda bilgi istemisti. Bir de kuran kurslariyla ilgili bir haberimi kosesinde kullanmisti, bu telefon konusmalarimizin disinda Istanbul’a geldiginde birkac kez yemekhanede karsilasip selamlasmistik. Onun yazilarini araliksiz okuyan biriydim. Gazeteyi ilk elime aldigimda yaptigim ilk is kosesini okumak olurdu. Onun olumunden sonra cok sey degisti.</p>
<p>1993 yilinin nisan ayinda askerdim. Cumhuriyet’ten izinli ayrildim. Bu ayrilik askerlik bittiginde de devam etti. Dondugumde gazetede daha fazla calisamayacagima karar verdim.</p>
<p>12 Eylul 1994 gunu Cumhuriyet&#8217;in Genel Yayin Koordinatoru Hikmet Cetinkaya ile konustuktan sonra istifa dilekcemi personel mudurlugune verdim. Kolay olmamisti Cumhuriyet’ten ayrilisim. Baska bir ortamda gazetecilik yapmayi hic dusunmemistim. Eminim Cumhuriyet’i bir sekilde birakmaya karar veren digerleri de bu duyguyu yasamislardir. Orasi bir okuldu, evimizdi bir anlamda. Ama yasanan tatsiz olaylar o guzel gunleri sildi goturdu.</p>
<p>Artik yeni bir yasam basliyordu yeni bir adreste, bu adresin adi Yeni Yuzyil gazetesiydi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gunleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Gazetesi</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gazetesi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gazetesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 05:02:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=23</guid>
		<description><![CDATA[Doğum günlerinde tanıdıklara birşeyler yazmak, ya da kart göndermek geleneğine pek bağlı olduğum söylenemez. Günleri ve isimleri hatırlama özelliği zayıf olanlar sınıfından olduğum için belki. Ama insanın hayatında unutmadığı bazı özel günler vardır. Kafamızı kurcalayan binlerce detaya rağmen o günler geldiğinde diğerlerinden farklı olduğu bellidir. Bugün de öyle bir gündü&#8230; Sabah televizyondan bugünün 7 Mayıs [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum günlerinde tanıdıklara birşeyler yazmak, ya da kart göndermek geleneğine pek bağlı olduğum söylenemez. Günleri ve isimleri hatırlama özelliği zayıf olanlar sınıfından olduğum için belki. Ama insanın hayatında unutmadığı bazı özel günler vardır. Kafamızı kurcalayan binlerce detaya rağmen o günler geldiğinde diğerlerinden farklı olduğu bellidir. Bugün de öyle bir gündü&#8230;</p>
<p>Sabah televizyondan bugünün 7 Mayıs olduğu hatırlatıldığında kimin doğum günü olduğunu kavramam uzun sürmedi. Yıllardır görmediğim eski bir dostu, Cumhuriyet Gazetesi’ni hatırladım.</p>
<p>Dünyanın bir ucunda Los Angeles kentinin okyanusa paralel uzanan bir kaldırımında yürürken bu dostluğun başladığı günlere gittim. Havadaki gri bulutlara ve rüzgara rağmen içimin ısındığını farkettim, yüzümde bir tebessümün belirdiğini hissettim.</p>
<p>Cağaloğlu’ndaki eski konağın bahçesindeki 7 Mayıs’ta bir araya gelenlere buradan bir selam göndermek istedim.</p>
<p>Gazetenin bahçesinde yapılan bu mütevazi kutlamalara en son 1992 yılında katılmıştım. Bira ve döner eşliğinde yapılan sohbetler gazetenin eski ve yeni çalışanlarını okurlarla bir araya getiren anlamlı bir olaydı.</p>
<p>Gazeteyi oluşturan her bireyin yılda bir kez de olsa böyle bir ortamda bir araya gelip sadece haberi değil anıları ve geleceği paylaşmalarının keyfi farklıydı. Ama 1992 yılının o toplantısında konuşulanlar geçmişin güzel anıları ya da günün basın dedikodularından çok ay sonunu nasıl getiremediğimizin farklı anlatımlarıydı.</p>
<p>Gazetenin yönetiminde patlak veren görüş ayrılığıyla başlayan gelişmeler ve bu olaylara paralel gelişen maddi problemler o günkü toplantının ana temasıydı. Bir yanda düşen traj, diğer yanda Ýmar Bankası’nın baskısı&#8230;<br />
Bu olumsuzlukların ortasında ise bizler. Bir sonraki maaşı alıp alamayacağımız belli olmayan, Basın Ýlan Kurumu’ndan aldığımız üç kuruşluk borca göz dikerek gazeteye haber yetiştirmeye çalıştığımız günler. O günlerden bu yana Cumhuriyet Gazetesi’nin maddi dünyasında yaşadığı fırtınalar bitmedi.</p>
<p>Gazeteyi ayakta tutmak için uğraşanlar birbirinden ağır eleştirilere uğradı. Ýdeolojisine bağlılıkta dozu kaçırdığı için hedef alındılar, gazeteyi holdingleştirmemek için aranan yollar karalandı, Cumhuriyet’e desteği olanlara çamur atıldı. Dışardan izlediğim bu gelişmelerde ayrıntılara girildiğinde suyun bulanması doğal, ama bir adım geri çekilip gazetenin yaşadıklarına tarafsız bakmaya çalıştığımda Cumhuriyet’in yaklaşık 10 yıl önce verdiği ayakta kalma mücadelesinin sadece farklı bir boyutta devam ettiğini görüyorum ve bu mücadelenin desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.</p>
<p>1994 yılının 12 Eylül günü istifamı gazetenin Genel Yayın Koordinatörü Hikmet Çetinkaya’ya verdiğimde gazeteyle yollarımızın artık ayrıldığını, belki de bir daha 7 Mayıs’larda bahçede olamayacağımı tahmin ediyordum. Yanılmamışım&#8230;</p>
<p>Aradan geçen yıllarda değişik gazetelerde çalıştım. Ama Cumhuriyet’ten sonra çalıştığım hiçbir gazetenin ya da derginin doğum gününü hatırlamıyorum. Açıkçası hatırlamayı da pek istemiyorum.</p>
<p>Bugün 7 Mayıs. Eski bir dostun doğum günü. Binlerce kilometre uzakta kalbim Cumhuriyet Gazetesi ile. Cağaloğlu’ndaki ahşap konağa bakan pencerelerinden, bahçedeki ağaca, turuncu daktilolarından o çatı altında kurduğum dostluklara uzanıyorum. Hava kapalı, okyanus azgın. Gri bulutların altında Hikmet Çetinkaya’nın Pazar yazılarında yazdığı o bembeyaz martılar var. Anılar önümdeki yol gibi uzun ve keyifli.</p>
<p>Dünyanın bir başka ucundan bu eski dosta selam gönderiyorum.</p>
<p><em>7 Mayıs 2002</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/cumhuriyet-gazetesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sessizliğin Doyumsuz Tadı: Adatepe</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/sessizligin-doyumsuz-tadi-adatepe/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/sessizligin-doyumsuz-tadi-adatepe/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2006 05:01:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=22</guid>
		<description><![CDATA[Adı Adatepe. Küçük bir köy. 50 ev var yok. Terkedilmiş. Ege’nin bu esrarengiz kçyünde zaman sanki durmuş. Sırtını dağlara dayamış iki tepe arasından şarap kadehi görünümündeki denizi gören köy, Ayvacık-Edremit yolu üzerinde. Yol üzerinde köyü gösteren ne bir işaret ne de bir hareket var. Karayolundaki sarı üzerine siyah yazılı ‘Zeus Altarı’ yasını görüp tarihi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adı Adatepe. Küçük bir köy. 50 ev var yok. Terkedilmiş. Ege’nin bu esrarengiz kçyünde zaman sanki durmuş. Sırtını dağlara dayamış iki tepe arasından şarap kadehi görünümündeki denizi gören köy, Ayvacık-Edremit yolu üzerinde.</p>
<p>Yol üzerinde köyü gösteren ne bir işaret ne de bir hareket var. Karayolundaki sarı üzerine siyah yazılı ‘Zeus Altarı’ yasını görüp tarihi bir mekanın yolunu tutanlar bilmeden bu köyün ziyaretçilerinden oluyor.<br />
Ege’nin hayat veren yeşili içinde taş evler görünüyor uzaktan. Sokaklarında kimsenin yürümediği, kuş seslerinin bile zorlukla duyulabildiği bu köyün büyüsüne bırakıyorsunuz bir anda kendinizi.</p>
<p>Köyün dayanılmaz cazibesi yaklaştıkça artıyor. Uzayan toprak yolun ucunda köy meydanı görünyor. Meydana girdiğinizde sessizlik içinde kayboluyorsunuz. Evlerin kapı ve camları kapalı. Ýçlerinde hiçbir yaşam belirtisi yok. Kapalı kapılar ardındaki sessizlik köy meydanına yansıyor.<br />
Köyün dar sokaklarına dalıyorsunuz. Boö sokakların sessizliğini ayak seslerinz bozuyor. Bir anda karşınızda bir köylü beliriyor. Kapısı kilitli bir evin gölgesinde yürüyor. Omuzları düşmüş kamburu çıkmış yaşlı bir adam. Ona doğru yaklaştığınızı hissettiğinde dönüp size bakıyor. Kısa sürede başlayan sohbet sırasında adının Ali olduğunu öğreniyorsunuz. Konuştukça çekingenliği kayboluyor. Hatta bir süre sonra sohbetin kahkahalar eçliğinde devam ettiğinin farkına varıyorsunuz.</p>
<p>Köyün 500 yıllık bir gçmişi olduğunu ondan öğreniyorsunuz. Kurtuluş Savaşı sonrası köy halkının tamamını oluşturan Rumların nasıl ayrıldığını, gidenlerin torunlarının zaman zaman buraya gelerek köyü uzaktan izlediklerini köye yerleşen Türklerin de son 10 yıl kapılarına kilit vurup kasaba ve kentlere göç ettiklerini anlatıyor Ali Dede.</p>
<p>Son yıllarda Zeus Altarı işaretini takip edip tesadüfen köyü gören yerli turistlerin boş evleri sahiplerinden satın aldıklarını, restore ettikten sonra yerleştiklerini öğreniyorsunuz.</p>
<p>Köyün biraz dışına çıktığınızda çayırlarda daha önce rastlamadığınız kır çiçeklerini görüyorsunuz. Yorgunluğunuzu atmak için yere uzanıp gözlerinizi gökyüzünün mavi sonsuzluğuna dikiyorsunuz. Ya da köyü tepeden seyrediyorsunuz. Manzaranın güzelliğiyle bir kez daha büyüleniyorsunuz. Dalları tomurcuklanmış ağaçlar, yeşilin cümbüşünde danseden çayırlar, karşınızda Zeus Altarının bulunduğu tepe ve uzaktaki adalar. Bütün bunlar biraraya geldiğinde sizi yaşadığınız dünyadan uzaklaştırmaya yeten bir rüyaya daldığınızı sanıyorsunuz. Birazdan gneş Ege’nin üzerinde batmaya hazırlanıyor. Kızıllık köyün taş duvarlarına yansıyor, sokak aralarına vuruyor. Gün batarken köyden ayrılıyorsunuz. Köyün sessizliğini arkanızda bırakıyorsunuz. Yol alırken yaşadıklarınızı canlandırıyorsunuz bir kez daha.</p>
<p><em>(21 Sep 2003)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/sessizligin-doyumsuz-tadi-adatepe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

