Atina’ya yolculuğumuz 28 Mayıs sabahı başladı. İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan saat 07:40’ta kalkan TK1845 sayılı uçağımız yaklaşık 1,5 saat sonra Atina’nın Eleftherios Venizelos Havalimanı’na indi. 4 günümüz ve karşımızda keşfedilmeyi bekleyen Atina vardı.

Yabancısı olmadığımız bir kültürle tanıştık. Sıcak kanlı, konuşkan, yardımsever insanlarla tanıştık. Gördüklerimizi, yediklerimizi ve gezdiğimiz yerleri unutmamak için Atina anılarımızı bir kenara not ettik…

İşte 4 gün boyunca yaşadıklarımız ve aklımızda kalan Atina…

1. Gün

Havaalanından kent merkezine metroyla gittik. Tahminimizden daha kolay ve rahat bir ulaşım oldu. Yaklaşık 45 dakika süren yolculuk Syntagma durağında son buldu.

Otelimize yerleştikten sonra kent turumuza başladık. İlk hedefimiz dünyanın en tanınmış antik bölgesi Akropolis‘ti. Fakat gün ortasında binlerce turistin ziyaret ettiğini duyduğumuzdan Akrapolis’e gitmek yerine aşağıdaki tarihi kalıntılarda, kentin dar sokaklarında zaman geçirmeyi tercih ettik. Akşamüstüne doğru kalabalığın tenhalaştığı saatlerde Akropolis’e ulaşmayı hedefliyorduk.

Otelin yakınlarındaki Evangelismos metro istasyonundan 3 günlük metro biletimizi aldıktan sonra ilk gelen metroya bindik. Nereye gittiğimizi bilmeden seyahat etmenin büyüsünü Atina’da da yaşamak gerekiyordu. Öyle de oldu…

İndiğimiz durağın adı Omonia’ydı. Buradan kentin turistik merkezine doğru yürümeye başladık. Aslında Omonia kentin tam merkezindeydi. Bunu orada haritaya baktıktan sonra öğrendik. Bütün yolların kesiştiği bir yerdeydik. Bu arada yolculuğumuz boyunca en büyük desteği Triposa adlı uygulamadan aldığımızı da eklemeliyim. Cep telefonlarımıza indirdiğimiz bu uygulamayla internete bağlanmadan ulaşma, bulunduğumuz yeri ve çevredeki önemli merkezleri görme imkanımız oldu. Gittiğimiz her yabancı kentte kullanmaya alıştığımız Triposa, yabancı kentlere yolculuk yapacakların yanından ayırmaması gereken bir mobil uygulama. Teknolojinin herşey olmadığını, eski yöntemlerle yol bulma metodlarının da unutulmaması gerektiğinin farkındaydık ve cebimizde birer haritayı da hiç eksik etmedik.

Haritalardan edindiğimiz bilgiye göre bulunduğumuz caddenin Athinas olduğunu öğrendik. Düz devam ederek Atina’nın kalbi Monastiraki meydanına ulaşabilecektik. Caddede biraz yürüdükten sonra ara sokaklardan birine daldık ve bir anda kendimizi Atina’nın “açık hava kasabı”nda buluverdik. Bir sokak boyunca sıralanmış onlarca kasap dükkanında et satıyordu. Kasaplar etleri fükkanlarının önüne koydukları tezgahlarda sergiliyordu. Beyaz önlükleriyle sokaktan geçenlere birşeyler söylüyor, ellerindeki bıçak, satır ve her türlü kesici aletle tezgahtaki etlerle uğraşıyorlardı. Sokakta biraz ilerledikten sonra koku dayanılmaz bir hal almaya başladı. Geri dönmek yerine bir başka sokağa dalıp uzaklaşmaya çalışsak da karşımıza bu sefer de sakatatçılar çıktı. Adımlarımız hızlanırken nefes alma tempomuz yavaşlıyordu. Bir süre sonra kasapların arasından kurtulup kendimizi normal bir sokakta bulduk. Monastiraki yönüne doğru ilerlerken Karaköy Perşembe Pazarı’nı andıran sokaklardan geçtik. Öğle saatleri olmasına rağmen esnafın bir bölümü dükkanlarını yeni açıyordu.

Monastiraki meydanı Atina’nın tarihi bölgelerine açılan bir kapı gibi… Çevrede çok sayıda turistik restorant, alış veriş merkezi var. Bu meydanı görmeden Atina’yı gördüm demek imkansız.

Agora

Atina’nın sokaklarındaki gezimize ara verip tarihe yolculuğun zamanı gelmişti. Atina’nın tarihini öğrenmeden Akropolis’e tırmanmak doğrusu biraz anlamsız olacaktı. Biz de bu tarihi öğrenmek için Agora’daki yürüyüşümüze başladık. Akropolis’in hemen altında, Monastiraki’nin yanındaki Agora’ya Adrianou caddesinden girdik.

Akropolis’le birlikte Antik Agora, Roma Agorası, Zeus Tapınağı, Keramaikos Mezarlığı ve Dionysos Tiyatrosu’nu gezme hakkı tanıyan 12 Euro’luk biletlerden alıp antik bölgeye girdik. Akropolis öncesi gezimize buradan başlamak iyi oldu. Asırlar öncesinde Atina’nın günlük hayatı burada atıyormuş. Şehir konseyinin bulunduğu bu alanda, Atinalılar ticari, politik ve sanatsal aktivitelerini yapıyor, günlük dedikoduların tadını çıkartıyorlarmış.

Antik Agora’nın en göze çarpan yapısı Stoa of Attalos… 1952-1956 yılları arasında Amerikan arkeologları tarafından tamamen yenilen inşa edilen bu bina antik Atina’nın en görkemli yapılarından bir kabul ediliyor. Agora’nın bir başka görkemli yapısı Hephaistos Tapınağı da tam karşıdaki tepede yükseliyor.

Bu iki yapının dışında Agora’da restorasyonu tamamlanmış önemli tarihi bina yok. Ancak her adımımızda yerin altından gelen sesi duyar gibiydik. Bu sesler o dönemin tüccarlarına, filozoflarına aitti. Sokrates’in, Pluton’un bu noktada durup Akropolis’e baktığını hisseder gibiydik.

Akropolis

Yunancada “yukarıda bulunan şehir” anlamına gelen Akropolis aynı zamanda Atina’nın ilk kurulduğu bölge. Şehrin geleceği hakkında alınacak kararlar burada oylanıyormuş, demokrasi burada doğmuş. Dünyanın en tanınmış antik yapısına doğru tırmanışa akşamüstünde başladık. Fakat düşündüğümüzün tersine turist kalabalığı azalmıyor aksine artıyordu. 150 metrelik tepeye doğru tırmanmaya başladık. Merdivenlerden çıkarken önümüzde biriken turistlerden yol bulup geçmek bile ayrı bir hüner isteyen işti. Zirveye varıp Akropolis’in en büyük tapınağı olan Parthenon karşısına geçtiğimizde hayranlıkla karışık hayal kırıklığı hissettik.

Osmanlıların fethinden sonra Parthenon’un içerisine cami yapılarak ibadethane olarak kullanılmış. Sonraları cephaneliğe dönüştürülmüş. Bugün devam eden bitmek tükenmek bilmeyen restorsyon çalışmalarının nedenlerinden biri de bu cephanelik döneminden kaynaklanıyor. Cephanelikte meydana gelen bir patlamanın yaralarını kapatmak için arkeologlar yıllardır uğraşıyor.

Yapının uzun yıllar devam eden restorsyon çalışmalarını duymuştuk ancak bu çalışmaların görsel kirliliğini yakından görmek pek hoş bir durum değildi. Yine de bu yapının karşısında soluklanıp tarihi düşünmek ve bu noktada asırlar öncesi yaşananları tahmin edebilmek oldukça farklı bir deneyim. Zemindeki kayalıklar ziyaretçi akını nedeniyle bir anlamda cilalanmış mermere dönüşmüş. Bu parlak zemine basan pekçok turistin düşme tehlikesi yaşadığını gördük.

Akropolis’teki görkemli Parthenon’un yanı sıra Propilylaia ve Athena Nike tapınağında da onarımlar devam ediyor. Akropolis’in keyfini çıkarmanın en iyi yolu sakin bir köşe bulup uzaktan bu binaları seyretmek ya da kayalığın bir ucundan Atina’yı izlemek. Kendimize zaman sınırlaması koymadan hem Parthenon’u hem de Atina’yı uzun uzun izledik. Bu arada Agora’dan beri farkettiğimiz ancak pek de önemsemediğimiz bir olay vardı. Gökyüzündeki beyaz bulutların rengi griye dönüşüyordu. Uzaktan gelen kara bulutlar yağmurun habercisiydi. Akropolis’te bunu daha iyi anladık. Kara bulutların altındaki Atina birazdan ıslanacak gibiydi. Rüzgar yavaş yavaş etkisini arttırdı ve uzaktaki bulutlar hızla Akropolis’in üstünde toplanmaya başladı. Henüz yağmur başlamamıştı ancak yağarsa burada sığınabilecek hiçbir yer yoktu. Akropolis’in keyfini uzun uzun çıkarttıktan sonra inişe geçtik. Bu sefer çıktığımız yolun ters tarafından müzeye giden yola indik. İnerken yağmur başladı. Kenimizi müzenin kapısından attığımız anda yağmur şiddetini iyice arttırdı ve birkaç dakika içinde Atina sanki dev bir horumdan çıkan suyun altında kalmış gibiydi.

Müzede birkaç saat geçirdikten sonra yine Atina sokaklarına çıktık. Hava kararmaya başlamıştı, akşam yemeği zamanı gelmişti. Yemek için Triposa ve Trip Advisor’dan bulduğumuz Sardelles‘e gitmeye karar verdik. Doğru bir seçim yaptığımızı burada geçen 3 saatlik zamandan sonra daha iyi anladık. Akrapolis civarından biraz uzaktaydı ancak gerek menüsü gerekse çalışanların güleryüzlü davranışları nedeniyle buradan keyif aldık. Bizi karşılayan kadın garson siparişlerimizi aldıktan sonra nereli olduğumuzu sordu. İstanbul cevabını aldığında heyecanlandı. Birkaç kez İstanbul’a gittiğini ve hayran olduğunu söyledi. Masamıza her gelişinde uzun uzun sohbet ettik. Uzo hakkında hiç duymadığımız şeyleri ondan öğrendik. Mezeleri ve deniz ürünleri son derece lezzetliydi. Rahatsız etmeyen bir atmosferde yerel halkın çoğunlukta olduğu ortamda keyifli bir gece geçirdik.

2. Gün

Tarihi kalıntıları gezmeye başlamadan önce güne Benaki Müzesi’nden başladık. Otelden çıkıp Syntagma Meydanı’na giderken karşımıza çıkan bu müze antik Yunan dönemine ait çok sayıda tarihi eseriyle ünlü. Müzede aynı zamanda yakın tarihe ışık tutan önemli eserler de var. Üst katta gezmekten yorulanlara hitap eden kaliteli bir cafe bulunuyor.

Syntagma Meydanı’nın en önemli etkinliği Parlamento Binası önünde yürüyen muhafızlar. Belli aralıklarda yapılan bu yürüyüşler Atina’nın vazgeçilmez turistik etkinliklerinden.

Syntagma’dan sonra dün gezmeye fırsat bulamadığımız Zeus Tapınağı ve Dionysos Tiyatrosu’na girdik. Akropolis’in aksine turistlerin çok fazla ilgi göstermedikleri yerler olsa da her birinin Atina’nın tarihinde ayrı bir yeri var.

Tarihi mekan gezilerimizi akşamüstüne doğru tamamladıktan sonra yolumuz Atina’nın bir başka renkli mekanıyla kesişti: Bit Pazarı… Uzun bir yol boyunca sıralanmış tezgahlarda birbirinden ilginç antika eşyaları görmek, pazarlık yapıp ve satın alma şansınız var.

Hava kararırken Lycabettus (Lykavittós) tepesine çıkmak için yola koyulduk. Buraya ulaşmanın farklı yolları var ama en kolayı metroyla Evangelismos durağına gelmek ve yaklaşık 15 dakikalık merdivenli bir yolu tırmandıktan sonra füniküler benzeri bir araçla zirveye ulaşmak. Meto biletlerimiz bu hat için geçerli değil. Çift yön kişi başı 7 Euro. Ancak finükülerin kapısına gelen herkes seve seve bu parayı verip zirveye kısa yoldan ulaşmayı tercih ediyor. Bu parayı vermeden yürüyerek de tırmanabilirsiniz ama bunun için hazırlıklı ve deneyimli olmak gerekiyor. Atina’nın Akropolis’ten sonra en güzel manzarasına sahip tepesi burası. Hatta Akropolis’i de tam karşıdan gördüğü için en güzel manzaralı yeri de denebilir. Güneşin batışını görmek için buraya gelen turistlerin sayısı çok fazla. Terasta Atina’yı, özellikle de Akropolis’i gören alan fazla geniş değil. Bu nedenle erken gelip yerinizi almakta fayda var. Biz gün batımından hemen sonra buraya geldiğimiz için fazla kalabalıkla karşılaşmadık. Güneşi batıran turistler inişe geçmişlerdi bu nedenle Atina’nın alacakaranlık maviliğini doya doya izleme imkanımız oldu.

Yorgunluğu atmak ve karnımızı doyurma zamanı geldi. Plaka’da yemekten sonra yine aynı bölgede bir gece önce keşfettiğimiz bir kafede soğuk kahvelerimizi içip günün yorgunluğunu attık.

3. gün

Keramaikos Mezarlığı’nı görmeden Atina’dan ayrılmak olmaz! Biz de öyle yaptık ve bu ünlü mezarlığa gittik. Dönüşte Bit Pazarı’nın dün gezemediğimiz bölümünü gezdik. Birşey almasak da alışveriş antremanı fena sayılmazdı.

Monastiraki, Plaka, Thissio, Psyri

Monastiraki’nin en canlı bölgesi meydanı. Bu meydanda aynı zamanda Atina’nın en kalabalık metro istasyonu bulunuyor. Meydana açılan yollarda da yan yana restorantlar var. Plaka olarak anılan bu bölgede Atina’nın kalbi atıyor. Özellikle hava karardıktan sonra… Bu bölgedeki Psiri yine kafe, bar ve canlı müzik tavernalarıyla ünlü.

Atina’da farklı çağlarda farklı kültürlerin nasıl bir arada yaşadığını görmek ve o ruhu hissetmek için Plaka, Thissio, Psyri üçgeninde dolaşmak gerekiyor. Bu gezintiye Ermou caddesinden başlayabilirsiniz. Trafiğe kapalı bu caddede biraz İstiklal Caddesi havası bulabilirsiniz. Ancak daha az kalabalık ve daha dar.

Monastiraki Meydanı’ndan bindiğimiz bir trenle Atina’nın en uç noktalarından biri olan Piraeus limanına gittik. Bu liman Atina’yı Yunan adalarına bağlayan en işlek deniz ulaşım yolunun başlangıcı. Ancak turistik biryer olduğu söylenemez. Yol boyunca geçtiğimiz duraklardan Atina’nın dış semtlerindeki yaşamı da görme imkanımız oldu. Merkezdeki canlılığın aksine buralarda hayat durmuştu. Sokaklar terkedilmiş gibiydi. Graffiti olmayan bina neredeyse yoktu. Piraeus tren istasyonunda inip çevrede biraz dolaştık. Yunan zeytinleri, zeytinyağı, mastika ve uzolarımızı alıp trenle merkeze geri döndük.

Akşam yemegimizin adresi Psaras oldu. Burayı yine Triposa sayesinde keşfettik. Yaz aylarında kalabalık olduğu için önceden rezervasyon yapılması gerekiyor. Rezervasyondan önce restorantı görmek istedik. Merdivenli bir sokağın üstünde bulunan küçük bir meydandaki birkaç binada hizmet veren Psaras’a rezervasyonumuzu yaparken garsonlardan biri bizimle yakından ilgilendi. Deniz ürünlerinden konu açıldı ancak balık mevsiminin geçtiğini biliyorduk. İstanbul’dan geldiğimizi öğrenince taze balık lafından vazgeçip “çiftlik çupra” dedi. O andan sonra “çiflik çupra” anahtar kelimemiz olmuştu. Akşam rezervasyon saatinte restoranta gittiğimizde gündüz “çiftlik çupra” muhabbeti yaptığımız görevliyle karşılaştık. Hemen bizi tanıdı. Terasta güzel bir masayı bizim için ayırmıştı. Burada Akrapolis manzarası eşliğinde Yunan mutfağının lezzettli yemeklerini tadabilirsiniz. Turistik bir mekan olmasına rağmen yiyecekler özellikle mezeler son derece lezzetliydi.

4. gün

Bugün İstanbul’a dönüyoruz. Uçağımız saat 19:00’da. Eşyalarımızı otele bırakıp tekrar Atina sokaklarına çıktık. Ancak kısa bir süre sonra tekrar otele dönmek zorunda kaldık. Odadan ayrılırken pasaportlarımızı kasadan almayı unutmuştuk. Atina’nın büyük parkında zaman geçirdik. Farklı yollardan yürüyerek, bilmediğimiz Atina’yı gördük, az da olsa tanıdık. Havaalanına gidişi de hesapladığımızda öğleden sonra 3 gibi otele dönüp eşyalarımızı almamız gerekiyordu. Bu nedenle günü merkezden uzaklaşmadan geçirmeye karar verdik. Pazar günü Atina’nın en renkli yeri Bit Pazarı’ydı. Biraz dolaştıktan sonra bir kafede oturup etrafı seyrettik.

Atinalılardan Öneriler

Atina’ya gitmeden önce yaptığımız ön hazırlıklarımızda bize bazı önerilerde bulunuldu. Atinalı ya da Atina’yı çok iyi bilen kişilerden aldığımız bu önerileri de burada paylaşmakta fayda var. Atina planı yapanlara belki bir faydası dokunabilir. İşte Atinalılardan aldığımız öneriler…

  • Kafeneio: Plaka bölgesinde Tripodon-Flessa-Scholiou caddelerinin kesişiminde yer alan güzel bir cafe.
  • Black Duck Garden: Sakin ve sessiz bir bahçede güzel şaraplar eşliğinde yemeğinizi yiyebileceğiniz bir mekan. Turistik değil Atinalıların uğradığı bir restorant ancak fiyatlar biraz yüksek. Girmeden önce menüye gözatmanızda fayda var.
  • Numismatiko Müzesi’ndeki cafe: Panepistimiou caddesindekki müzeyi gezdikten sonra yorgunluğunuzu atabileceğiniz bir mekan.Atina’nın en eski mahallelerinden Plaka and Thiseio zaman ayrılması gereken bir bölge. Buradaki cafe ve restorantlar oldukça hareketli ve renkli. Thiseio’daki Kappari restoranta uğramakta fayda var.
  • Saint Eirinis meydanı da gece hayatının oldukça hareketli olduğu mekanlardan biri. Buradaki Tailor Made ve Harvest görülmeye değer.
  • Monastiraki ve Thiseio arasında çok sayıda cafe, bar ve restorant var bunların içinde Osterman’ın ayrıcalıklı bir yeri var.
  • Akropolis manzarası eşliğinde uzo ya da Yunan biralarının tadına bakabileceğiniz bir başka mekan da Dionysos.

Müzeler

  • Arkeoloji Müzesi: Antik Yunan saqnatının eşsiz örnekleri sergileniyor. Akropolis Müzesi Atina’nın en çok turist çeken yerlerinden biri. Akropolis’i gezdikten sonra aşağıdaki bu müzeye uğramadan geçmek neredeyse imkansız. Kazılarda çıkan kalıntıların orjinallleri bu müzede sergileniyor. Ayrıca gün boyu sergilenen video gösterileriyle Acropolis’in geçmişi gayet güzel özetleniyor.
  • Benaki: Ulusal Park’ın kuzeyinde yer alan bu müze kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Yunan tarihini merak edenlerin keyif alarak gezeceği bir müze. Yorgunluğunuzu terastaki cafede atabilirsiniz, kafve ve kekleriyle ünlü bir mekan.
  • Tur otobüsleri şehri gezdiriyor ancak trafik nedniyle bu otobüslerle Atina’yı gezmek her zaman tercih edilen bir yöntem değil. En iyisi her zaman olduğu gibi yürüyerek gezmek.
  • Atina’nın dışında da görülebilecek pekçok yer var. Atina bir deniz kenti ve Atinalıların yaz aylarında sık sık uğradıkları yerlerden biri de Paraliaki. Kentin güneyinde kalan bu bölgede Ege’nin tatlı esintileri eşliğinde hoşça zaman geçirilebilir. Bu bölgenin en ünlü restorantlarından biri Labros. Kaliteli ürünleriyle Yunan mutfağını merak edenlere hitap ediyor ancak fiyatlar biraz yüksek.
  • Atina’dan biraz uzaklaşıp güzel bir yaz tatili yaşayabilirsiniz. Bunun için Mojito koyu ya da yerlilerin deyimiyle Yabanaki ve Vouliagmeni Gölü’ne gidilebilir.
    Biraz daha uzaklaşıp Nafplio ya da Delphi’ye günübirlik turlar yapmak da mümkün.

ATİNA FOTOĞRAFLARIM

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir