Pakistan, Hindistan gerginliğinde ABD’nin rolü

Pakistan ile Hindistan arasında yaşanan gerginlik Güney Asya’nın belki de dünyanın geleceğini değiştirebilecek gelişmeleri de gündeme getiriyor. 13 Aralık günü Pakistan kaynaklı terror örgütünce Hindistan parlementosuna düzenlenen saldırının ardından savaş sürecine girilen bölgedeki gelişmeler Washington’u da yakından ilgilendiriyor.
Muhtemel bir savaş tehlikesinde ABD’nin takınacağı tavrı, Pakistan Devlet Başkanı Müşerref’in savaş sonrası Afganistan’dan kaçarak Pakistan’a sığınan Taliban ve El Kaide üyeleriyle ilgili vereceği karar büyük ölçüde etkiliyecek. Müşerref ya ABD’ye verdiği destek sözünü gerçek anlamda uygulamaya sokacak ya da sorunlu komşusu Hindistan’la gireceği sıcak savaşta ABD’yi karşısına alacak. Pakistan’ın iç dengeleri hesaba katıldığında ilk ihtimalin gerçekleşme olasılığının zayıf olduğu ABD yetkililerince de bilinen bir gerçek. Afganistan’a uygulanan ve Taliban’ın varlığını sona erdirmeyi hedefleyen hava harekatı sırasında bu ülkeyi terkeden ve Pakistan’a sığınan binlerce Taliban ve dolayısıyla El Kaide üyelesinin varlığı şu günlerde Washington’u rahatsız eden konuların başında geliyor. Afganistan sınırı içinde yürütülen operasyonda Taliban’ın varlığı silinse de tam anlamıyla yok edilmediği gerçeği yeni planları ve dolayısıyla yeni dengeleri yapılandırıyor. ABD’nin yürüttüğü bu operasyonda Taliban etkisiz hale getirildi. Ancak örgütün üst düzey yönetim kadrosuyla birlikte ortalıktan kaybolan bin Ladin faktörü dikkatlerin Pakistan’a çevrilmesine neden oluyor.

11 Eylül’ün hemen ardından Başkan Bush’un teröre destek veren ülkelerin kara listeye alınacağı yolundaki açıklaması da bu aşamada Pakistan’ı yakından ilgilendiriyor. Bir süre öncesine kadar Washington’un Afganistan’dan sonra vuracağı ülkeler listesinde bulunmayan Pakistan özellikle Bin Ladin’in en son yayınlanan görüntülerinden sonra muhtemel hedef ülkeler listesinde yerini aldı. Bu ülkelerden bugüne dek en çok dikkati çekenler Irak, Sudan ve Yemen’di. ABD, bu ülkelere yapılacak bir müdahale olmaksızın El Kaide’nin, dolayısıyla uluslararası terörün kökünün kazınamayacağını tezini savunuyor. Ancak Yemen ya da Sudan’a yapılacak saldırıdan önce Pakistan’a çeki düzen verilmesi de Washington’un gözardı etmediği bir gerçek.

11 Eylül’den 7 Ekim’e giden süreçte yaşanan gelişmeler hatırlandığında ABD ile Pakistan arasındaki ilişkiler zoraki dans olarak yorumlanabilir. Başkan Bush’un Taliban’a verdiği ultimatom sırasında dünyanın ilgisi Afganistan ile yakın ilişkileri olan, aynı zamanda ABD ile stratejik ilişkileri bulunan Pakistan’a çevrilmişti. Ýlk planlara göre ABD’nin Pakistan’da askeri bir üs kurması ve buradan Afganistan’a müdahalesi düşünüldü. Ancak Pakistan’ın iç dengeleri gözönüne alındığında plan değişti ve ABD’nin kara birlikleri için seçtiği ülkeler Tacikistan ve Özbekistan oldu. ABD, askeri güçlerini göndermeye çekindiği Pakistan’a istihbarat birimlerini sızdırdırmayı ihmal etmedi. Bu birimlerden gelen ilk bilgiler Pakistan’da Taliban yanlısı bir altyapının varlığına dikkat çekiyordu. Pakistan ile Afganistan arasındaki ilişkiler dostluk ve kardeşlik havası çerçevesinde devam ediyor, Pakistan diğer komşusu Hindistan ile olan kötü ilişkileri nedeniyle batı sınırını tehlikeye sokabilecek girişimlerden uzak duruyor, Taliban da Afganistan’da El Kaide’ye kucak açarken Pakistan’la da ilişkilerini bozmadan devam ediyordu. El Kaide faktörü uzun zamandır Pakistan tarafından biliniyor hatta ülkenin gizli servisi öncülüğünde Taliban ile ilişkiler aksatılmadan devam ettiriliyordu. Bir başka deyişle Pakistan Gizli servisi ISI, Taliban’ın saygı gösterdiği ve sözünü dinlediği bir yapılanma özelliğini hiç bir sorun yaşamadan yıllardır sürdürdü. Ta ki 11 Eylül’de Washington ve New York saldırılarına kadar. Pakistan’ın 11 Eylül sonrası ABD yanında yer alan tavrı Güney Asya’daki savaşın dengesini ve şartlarını değiştirdi. Washington potansiyel tehlike olarak tanımladığı Pakistan’ı yanına alıp gerçek düşmana, Taliban’a yöneldi. Bunu yapmadan önce de Başkan Müşerref’ten kendi yanında olduğunu gösteren bir adım atmasını, kabinesindeki Taliban sempatizanlarını temizlemesini istedi. Bu isteği hemen yerine getirildi. Ancak Washington’un Pakistan üzerindeki baskısının dozu ülkenin dolayısıyla bölgenin geleceşi açısından önemliydi. Aşırı baskı ülkede bir kaosa neden olabir ve radikal dinci grup iktidarı ele geçirebilirdi. Bu nedenle El Kaide sorunu bitene kadar Pakistan’ın istikrarı ABD’nin bölgedeki çıkarlarının başında geliyordu.
ABD’nin Afganistan’a başlattığı yoğun hava saldırısından sonra binlerce Talibanın sınırı geçip Pakistan’a sızdığı ve hatta Pakistan gizli servisince korumaya alındığı bölgedeki CIA yetkilileri tarafından Washington’ a iletildiğinde Pakistan ABD ile sürdürdüğü iyi ilişkilerini bozmamak için bazı girişimlerde bulundu ve birkaç Taliban medya karşısına çıkartılıp Pakistan’ın verdiği sözü tuttuğu ve ülkesinde Taliban’a yaşam hakkı tanınmadığını açıkladı. Ancak bu girişimin ne derece samimi olduğu soru işaretiydi. Ülkede Taliban’a duyulan aşırı bir sempatinin varlığı ABD tarafından biliniyordu.

El Kaide’yi imha etmek isteyen ve bunun için her yola başvuracağı açık olan ABD’nin Yemen, Sudan ya da Irak’tan önce hedef alması gereken ülkenin Pakistan olduğu Washington’un kurmaylarınca yüksek sesle konuşulmaya başlandı. ABD, kendi elini bulaştırmadan Pakistan sorununu dolayısıyla bu ülkeye sızan binlerce Taliban ve El Kaide üyelerinin yakalanıp gereğinin yapılması konusunda Başkan Müşerref’ten olumlu bir adım bekledi. Ancak bu isteğe Müşerref’in ne derece uyacağı, uysa da sözünü istihbarat güçlerinbe ne derece geçireceği akıllara takılan bir başka soru işareti.

13 Aralık’ta Hindistan parlementosuna yapılan kanlı saldırını arkasında Pakistanlı islami militanların bulunduğu ortaya çıktı. Hindistan, parlamento saldırısından Pakistan’daki Leşker-i Tayba ve Ceş-i Muhammed örgütlerini sorumlu tuttu. Pakistan ise Leşker-i Tayba’nın hesaplarını dondurulduğunu açıkladı. Bu saldırı ile Pakistan’ın gelecekte bölgede ve ABD’nin dış ilişkilerinde potansiyel bir tehlike olacağı izlenimini bir kez daha ortaya koydu. Saldırı sadece Pakistan ve Hindistan arasındaki ilişkileri gerginleştirmekle kalmadı aynı zamanda ABD için de stratejik bir krizin ortamını yarattı.

Afganistan’a benzemeyecek

Taliban ve El Kaide’ye yönelik operasyonun uzantısında Pakistan’a yapılabilecek olası bir ABD müdahalesi Afganistan planlarına benzemeyecek. Pakistan’ın nükleer gücü ABD’nin öncelikle hesaba kattığı bir konu. Bu nedenle direkt bir müdahale yerine başka planların uygulanması muhtemel. Bu planın ilk adımı 13 Aralık’ta belki de kendliğinden ortaya çıktı. Pakistanlı militanlarca Hindistan parlementosduna düzenlenen saldırı bölgenin iki nükleer gücünü karşı karşıya getirdi. Hidistan sözkonusu saldırıya dayanarak yıllarca iki ülke arasında sorun olan Kaşmir’i de aşıp tarihi sorunları masaya yatırdı. Ancak Pakistan’ın 11 Eylül’den sonra ABD ile yakınlaşması Hindistan’ın muhtemel bir savaşı ABD’ye rağmen göze alıp alamayacağını bilinmiyor. Ancak ABD’nin bu ortamda gözardı edemeyeceği bir gerçek de Pakistan’ın Taliban ve El Kaide’ye yataklık yapıyor olması. Başkan Bush’un deyimiyle bunun cezası kara listeye alınmak. ABD Pakistan’a yönelik bir saldırıyı Hindistan’ın yardımı olmadan gerçekleştirmeyi göze alamayabilir.
Bu nedenle 13 Aralık saldırısı bu ülke ile yakınlaşmanın ortamını yarattı. Hindistan’ın baştan beri ilettiği terörizmle micadele teklifini şu anda ABD daha dikkatli bir şekilde değerlendirmek durumunda. Washington Hindistan ile Pakistan arasında muhtemel bir savaşa karşı çıkıyor ancak terör ile mücadele kampanyasında Pakistan’ın etkisiz hale getirilmesi için de böyle bir ihtimalin sorunu kendiliğinden çözebileceğine inanıyor. Pakistan için bu savaş ABD’yi karşısına almak ve mücadeleyi tek başına sürdürmek anlamına geliyor. Bu aşamada Başkan Müşerref’e büyük rol düşüyor. Ya ABD’ye verdiği sözü tutacak ve Taliban ile El Kaide’nin peşine düşecek ya da olası bir savaşta Hindistan ile birlikte karşısında ABD’yi bulacak.

Bu noktada bölgedeki bir başka gücün, Çin’in varlığı ortaya çıkıyor. Başkan Müşerref’in geçtiğimiz günlerde Pekin’e yaptığı ziyaret de bu anlamda önem kazanıyor. Çin, 11 Eylül’den sonra terörle mücadele konusunda ABD’ye destek sözüne bugüne kadar bağlı görünüyor, ancak bu Hindistan ile olan geleneksel soğukluğu ve Pakistana duyduğu sempatisini değiştirmeye yetecek mi.

Güney Asya’da yeni bir döneme giriliyor. Afganistan’dan sonra Taliban’ın izini süren ABD’nin karşısına çıkan adres Pakistan. Bu ülkeye tek başına yapılabilecek müdahaleden çekinen ABD’nin bölgedeki en önemli kozu Hindistan. Ancak Pakistan’ın yanındaki Çin kendi sınırlarında yaşanacak böylesi bir gelişmeye vereceği yanıt Pakistan Hindistan çatışmasından daha büyük bir sorunu gündeme getirebilir.

2 Ocak 2002

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir