Milano’ya Zürih’ten trenle geldik. Bu nedenle kentle ilgili ilk izlenimimiz tren istasyonu Milan Centrale’di. Diğer Avrupa kentlerindeki benzerlerinden bir farkı yok Milano Garı’nın. Gideceği yere ulaşmanın telaşındaki yolcular dört bir yana koşturuyor. Giden ve gelen yolcular istasyonun ana giriş kapısında birbirine karışmış durumda. Kentte 24 saatten az bir zamanımız var. Her anı tasarruflu kullanmak zorundayız.

Santa Maria delle Grazie – Last Supper

Milan denince ilk akla gelen kuşkusuz Leonardo da Vinci. Ünlü heykeltraşın kente en büyük armağanı ise Santa Maria delle Grazie Kilisesi’nin yemekhanesinin duvarına boyadığı ünlü Last Supper tablosu.

Tren garından Last Supper freskinin bulunduğu Santa Maria delle Grazie Kilisesi’ne kırmızı hatta bulunan metroyla ulaşmak mümkün. Arada 7 durak var. Conciliazione istasyonunda indikten sonra 5 dakikalık yürüme mesafesinde bulunuyor kilise.

Leonardo’nun 3 yılda tamamladığı bu çalışması yıllara meydan okuyamamış. Zaman içinde doğal etkenlerle özelliğini yitirmiş. Doğal nedenlere bir de savaşlar eklenince fresk özelliğini tamamen yitirmiş. İtalyan hükümetinin çabalarıyla aslına uygun yenilenen eser günümüzde milyonlarca turistin kentte ilk uğradığı nokta olarak biliniyor.

Kiliseye girebilmek için önceden bilek almak şart. Kapıya gelip içeri girmeniz olanaksız. Burayı ziyaret etmek isteyenler aylar önce rezervasyon yaptırıp bilet alması gerekiyor. Orjinal boya zamana yenik düşüp buharlaşsa da gelenler Leonardo’nun dahi çizimine bakıp büyülenebilir. Burada saatlerce zaman geçirmeniz sözkonusu değil. Ziyaret için 15 dakikanız var. Giriş saatinden 20 dakika önce kapıda olmanız gerekiyor. 25 kişilik gruplar halinde salona girilebiliyor. Fotoğraf ve video çekimi ise kesinlikle yasak.

Kilisenin arka bölümünde Leonardo’nun eşsiz tasarımlarının orjinal çizimleri bulunuyor. Salonun her iki yanında bulunan çizimlerin zarar görmemesi için bütün camlar siyah örtüyle kaplanmış. Da Vinci’nin zamanının ötesinde düşünebilme kabiliyetini bu endüstriyel çizimlerden görmek mümkün. Bu çizimler içinde uçaklar, trenler ve otomobiller, gemiler, radyolar, eski müzik aletleri, bilgisayar, pil, telefon, ilk transatlantik kablo parçaları, interaktif bilim atölyelerinin tasarımları da yer alıyor.

Yaklaşık iki saat süren bu ziyaretlerin ardından kendimizi kentin sokaklarına attık. Havanın güzelliğinin de yardımıyla saatlerce yürüdük. Önce Corso Magenta caddesiyle kent merkezine yöneldik. Hoşumuza giden sokaklara girdik. Elimizde takip etmemiz gereken sabit bir güzergah yoktu ve biz bu hakkımızı en iyi bir biçimde değerlendirdik.

 Luini ve panzerotto

Kentin kalbi sayılan Duomo Meydanı’na ulaştığımızda karşımıza çıkan ilk bina Duomo Katedrali oldu. Ancak katedrali detaylı bir biçimde ziyaret edebilmemiz için önce karnımızı doyurmamız ve biraz dinlenmemiz gerekiyordu. Duomo meydanı yakınlarında daha önceden belirlediğimiz bir mekana uğradık. En az turistler kadar yerlilerin de akınına uğrayan bu fast food cafenin adı Luini’ydi. Milano’ya gelip uğramadan geçilemeyecek bir nokta. Kapıda uzunca bir kuyruk vardı ama hızlı ilerliyordu. Luini’den içeri girdiğimizde siparişimize de hazırdık. Birkaç metrekarelik alanda aynı anda 5 kasadan sipariş verilebiliyor. Burada yenen en ünlü yiyecek panzerotto. Fiyatı 1.5 euro. Tadı ise fiyatıyla karşılaştırılamayacak oranda lezzetli. İçine mozerella konmuş ve yağda kızartılmış pizza hamurunu düşünün. Biraz domates sosuyla tadlandırılmış. En önemli özelliği de sıcak sıcak servis ediliyor olması. Elinize aldığınızda yemeden önce biraz beklemek gerekebilir. Bizim gibi zamanı dar turistler için ideal bir öğle yemeği. Çeşitleri de var. Çilekli, muzlu tatlı örnekleri girişteki menüde ve vitrinde olmasına karşın buraya her giren elinde klasik yağda kızarmış panzerotto ile çıkıyor. Milano’ya yolu düşenler için adresi Via Santa Radegonda, 16 20121 Milano.

İtalya’nın kuzeyindeki Lombardiya bölgesinin başkenti Milano’da yaklaşık 1.5 milyon kişi yaşıyor. Kent, dünya modasının merkezi olarak biliniyor. Aynı zamanda ülkenin bankacılık ve medya sektörünün de merkezi. Kentin önemi yüzyıllar öncesinden geliyor. Milattan önce üçüncü yüzyılda Romalılar buraya yerleşmiş. MS 4. yüzyıla gelindiğinde Roma İmparatorluğu’nun başkenti olmuş. Ortaçağ boyunca ünlü Visconti ve Sforza ailelerinin etkisinde kalan kent Rönesansla Yeni Atina olarak adlandırılmış. 2. Dünya Savaşı’nda ağır bombardımana uğrayan kent, kısa sürede enkaz haline gelmiş. İtalyanların başarılı restorasyon çalışmalarından sonra taş üstünde taş kalmayan kent günümüzdeki halini almış.

 

Milano Katedrali

Kentin en gösterişli yapısı olan katedralin gölgesinde panzerottolarımızı yedikten sonra sıra katedralin içini görmeye geldi. Hava biraz bulutlanmaya başlamıştı. Yağmur her an yağmaya hazır gibi görünüyordu. Bu nedenle ilk tercihimizi yağmura yakalanmadan önce katedralin tepesinde geçirmekten yana kullandık. 5 euro’luk biletlerle katedralin zirvesine asansörle çıkmak mümkün. Dileyen yürüyerek de merdivenleri çıkabiliyor. Biz merdivenlerde harcayacağımız enerjiyi kentin görmediğimiz sokaklarına saklamak için asansörü tercih ettik. 6 kişilik küçük bir asansörle zirveye ulaştık. Kenti ziyaretimiz paskalya tatiline rastladığından çok sayıda İtalyan katedralin tepesindeydi. Yerli ziyaretçilerin sayısı turistlerden fazlaydı.

45 metrelik yükseklikten kenti görmek güzel bir tecrübe olsa da asıl güzellik hemen katedralin önündeki meydanda toplanan insanları izlemekteydi. Milano’nun merkezinde aynı adı taşıyan Piazza Del Duomo meydanında bulunan katedral, Roma’daki Aziz Petrus Bazilikası, Londra’daki Aziz Paulus ve Sevilla kiliselerinden sonra Avrupa’nın dördüncü büyük katedrali ünvanını taşıyor. 11.700 metrekare yüzey alanı ve 10 bin kişilik hacmiyle İtalya Cumhuriyeti’nin en büyük Vatikan’da bulunan Aziz Petrus Bazilikasından sonra İtalya yarımadasının en yüksek ikinci kilisesi olan katedralin zirvesinde yaklaşık 1 saat kaldıktan sonra içini gezmeye başladık. Dini gün olduğundan içerde tören vardı. Turistler sessiz bir şekilde katedrali gezerken ibadet için gelenler de aynı sessizlikte dua ediyorlardı.
Katedralin hemen yanında bulunan cam kubbeli çarşı Galleria Vittorio Emanuele imzasını taşıyor. 1870’lerde İtalyan birleşmesinin şerefine inşa edilen yapı aynı zamanda kentte ilk elektrik ışığının görüldüğü yer olarak da biliniyor. Gösterişli bina, İtalya’nın bu ünlü kentinin pırıltısını yansıtan en önemli yapılardan biri.

Cam kubbeli çarşının diğer kapısından çıktığımızda kendisiyle aynı adı taşıyan meydandaki La Scala opera binasıyla karşılaştık. La Scala (ya da Teatro alla Scala) İtalya’nın ve dünyanın en tanınan opera binalarından biri. 3 Ağustos 1778’de Nuovo Regio Ducal Teatro alla Scala adı altında Salieri’nin Europa riconosciuta operası ile açılmış.

Operanın girişindeki Museo Teatrale alla Scala (La Scala Müzesi) kapalıydı. Müzede operanın tarihine ait izler taşıyan heykellerin, resimlerin, kostümler ve belgelerin sergilendiğini duymuştum. Verdi, Requiem, Toscanini, Riccardo Muti adlarıyla birlikte anılan bu güzel yapıyı gezme imkanımız olmasa da etrafında bir tur attık.

Pietro Verri ve Monte Napeolone

Moda merkezine gelip merkezde neler yaşandığını görmeden dönmek olmaz. Kentin moda merkezi olarak bilinen bölgesi katedralden birkaç dakika yürüme mesafesinde bulunuyor. Quadrilatero d’Oro diye anılıyor. Bölgenin her sokağı başlı başına bir hikaye. Alışverişe meraklıların burada saatler geçirmesi mümkün. En önemli caddeleri Pietro Verri ve Monte Napeolone. Dar sokaklardaki ve caddelerdeki büyük markalar adeta birbirleriyle yarışıyor. Alışverişten ziyade sadece alışveriş edenleri izlemenin keyfine diyecek yok. Ellerindeki marka çantaları birbirlerine gösterme telaşındaki kadınlar kadar erkekler de bu sokakların müdavimlerinden. Burada karşılaştığımız insanların en önemli özelliği de son derece şık olmaları ve giyimlerine özen göstermeleri. Neden acaba?

 

Milano sokaklarında dolaşıp gelatoların tadına bakmamak olmaz. Biz bu kuralı en sık uygulayanlardandık. Her fırsatta değişik gelatoculardan değişik tadları denedik. Sonuç: Tadı damağımızda kaldı!

Sforzesco Şatosu

Son durağımız Castello Sforzesco ve çevresindeki parklar oldu. Sforzesco Şatosu olarak bilinen bu tarihi bölge günümüzde Antik Çağ Sanatları Müzesi, Müzik Aletleri Müzesi ve Resim Galerisi gibi bölümlerde sergilenen çeşitli sanat koleksiyonlarını barındırıyor. Andrea Mantegna, Giovanni Bellini, Fra Filippo Lippi, Correggio ve Pontormo gibi Rönesans ve 17. yüzyıl İtalyan ustalarına ait yapıtların yer aldığı Resim Galerisi’nde, Fransız ve Flamenk yapıtlarından oluşan güzel bir koleksiyon da bulunuyor. Biz şatoya vardığımızda saat 18:00’i geçiyordu ve adını andığımız galeri ve müzelerin hepsi kapalıydı. Zaten Milano’da müze veya galeri gezmek gibi bir amacımız olmadığından bu durum bizi hiç etkilemedi. Şatonun tam arkasında yer alan Parco Sempione dinlenmek ve Milanoluları seyretmek için ideal bir duraktı. Baharın ilk günlerinde kendilerini parkın yeşil çimlerine atan gençler kentin gürültüsü ve trafiğinden uzak birbirlerini keşfetmenin tadını çıkarıyordu.

 

Gay Odin

Dönüşte hava kararmaya başlamıştı. Castello Sforzesco’nun içinden tekrar geçerek geldiğimiz alana çıktık. Saate bakarken dikkatimi bir tabela çekti. Hemen saatin altındaydı ve kahverengi zemine beyaz harflerle (tarihi mekanları gösteren tabelalar bu renk) Gay Odin ve altında sadece ‘cioccolato’ kelimesini anlayabildiğim birşeyler yazıyordu. En altta da adres ve bir ok.

Elimizdeki harita fazla detaylı olmadığından adresi bulamadık ama yakınlarda bir yer olmalıydı. Şansımızı denemekte yarar var diye düşündük ve adresi aramaya başladık. Neyle karşılaşacağımızı bilmiyordum ama tahminim çikolatalarıyla ünlü bir mağaza ya da cafeydi. Girdiğimiz ana caddede uzun süre ilerlememize karşın adrese ulaşamamıştık. Az önce gördüğümüz tabelayı fotoğraf makinamla kaydettiğimden adrese bir kez daha baktım. Yürüdüğümüz cadde uzundu ve şansımızı fazla zorlamadan geri dönerek tabeladaki ok istikametindeki başka sokaklara girmeyi denedik. Aslında neyle karşılaşacağımızı bilmeden bu kadar zamanı boşa harcama riski de kafamızı kurcalıyordu. Şansımızı üzerinde sokak adı olmayan bir caddede kullandık. Biraz ilerde tabelayı bulduk. Doğru yoldaydık. 19 numaraya ulaştığımızda hedefimize varmıştık. Cadde üzerindeki diğer mağazalar kapalı olmasına rağmen Gay Odin açıktı ve vitrininde sergilenen çikolatalar bize ‘merhaba, içeri buyrun’ diyordu. Girdik. Gözlerimiz tezgahtaki ve raflardaki çikolatalardaydı. Görevli kadın içerdeki tek müşteriyle ilgileniyordu. Bu ilgi biraz ileri gitti bize zaman gelmiyordu. Biz de bunu fırsat bilip raftaki bütün çikolataları incelemeye başladık. Önümüzdeki müşteri alışverişini nihayet tamamladı ve kartını tezgahtara uzattı. Kart çalışmadı. Bir süre daha beklemeye başladık, önümüzdeki adam dönüp birşeyler söylese de anlamadık ama ona ‘acele etme, biz bekleriz’ dedik. Bu sırada ikinci tezgahtar alt kattan çıktı ve yanımıza geldi. Gözüme kestirdiğim bir çikolatayı gösterdim ama onun yemeklerde kullanılan şekersiz bir tür olduğunu öğrenince önceden seçtiğim çikolatalardan birine geçtim. İtalyan müşteri hala parasını ödeyememişti. Ürünleri tek tek gözterip neler olduğunu sorduk. Genç tezgahtar sabırla her sorumuzu yanıtladı. Yarım İngilizcesiyle bu mekanın tarihçesini anlattı. Merkezi Napoli’de olan yüz yıllık bir çikolatacıymış. Aldıklarımızı hemen denemeye başladık. Çıkarken, burayı aramaktaki ısrarımızın bu tada değer olduğunu anladık.

Dante caddesinde ilerlerken gözümüze kestirdiğimiz bir restoranda Milano’nun ünlü risotosunun ve pizzalarının tadına baktık.

Hava karardıktan sonra katedralin çevresi hareketleniyor. Zaman geçirmek için yolu buraya düşenlerin yanı sıra, buluşmaya gelenler, spor yapanlar, alışverişten dönenler ve katedralin sütunlarına bakanlar meydanın renkleri arasında yer alıyor.

Milano TOP 10

  1. The Last Supper: Santa Maria delle Grazie Kilisesi’nde da Vinci’nin duvara boyadığı dünyaca ünlü tablosu.
  2. Sacrestia del Bramante: Da Vinci’nin çizimlerinin bulunduğu müze.
  3. Katedral: Milano’nun simgesi. Üst katına çıkıp Duomo Meydanı’nı ve kenti görebileceğiniz en iyi yer.
  4. Panzerotto: Luini’de tadına bakın. Pişman olmayacaksınız.
  5. La Scala Müzesi: Ünlü opera binasının başka bir yerde göremeyeceğiniz ayrıntıları.
  6. Sforzesco Şatosu: Binayı ve içindeki müzeleri kaçırmayın.
  7. Monte Napeolone Caddesi: Moda merkezinin kalbinin attığı cadde.
  8. Gay Odin: Merkezi Napoli’de bulunan çikolata dükkanında zevkinize uygun ürünleri bulabilirsiniz.
  9. Parco Sempione: Kentin gürültüsünden kurtulup dinlenebileceğiniz büyük park.
  10. Cam kubbeli çarşı: Duomo Meydanı’nda café ve mağazalarıyla ünlü çarşıda yürüyüş.

Güzergahımız


Milan

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir