O gun yolum Beyoglu’na dusmustu. Kasim ayiydi. Gazeteden erken cikmistim. Mimarlar Odasi’nin Taksim’deki merkezine gidiyordum. Beyoglu Belediyesi’nin onunden gecerken iceri girdim. Eger yerindeyse Beyoglu Belediye Baskani Huseyin Aslan ile yapacagim bir haber konusunu gorusebiliriz diye dusundum. Yerindeydi. Sohbete basladik. Ne konustugumuzu tam olarak hatirlamiyorum. Bir ara kapi acildi, iceri bir bayan girdi. Tanidigi, yasli bir kadinin cok zor durumda oldugunu anlatti. Biz konusmamiza ara vermistik. Konu benim de ilgimi cekmisti.

Mimarlar Odasina gidip teknik konulari konusmaktan daha cazipti. Belediyenin bir zabita arabasiyla Tarlabasi’nin ara sokaklarinda yardima muhtac bu yasli kadini aramaya koyulduk. Onu ilk kez orada gordum. Kapisini acti ve bizi evine davet etti. Onula yaklasik uc saat bas basa sohbet ettik. Yasam hikayesi beni cok etkilemisti. Anlattiklarini ben de yasamistim sanki onunla birlikte. Gazeteye dondum. Hava coktan kararmisti. Gece mesaisindeki birkac arkadasin disinda kimse yoktu. Cay ocagindan demli bir cay aldim ve daktilonun basina oturdum.

Bazi haberler vardir, kurguyu yapmadan parmak uclarinizdan kagida akar dusunceleriniz. Bu da onlardan biriydi. Duygularim kagida akiyordu. Yazma islemi bittiginde gozden gecirdim yazdiklarimi. Ekleyecegim ya da cikartacagim hicbirsey yoktu. Haber yayinlandiginda izinliydim, gazeteye gitmemistim. Ertesi gun gazeteye gittigimde calisma arkadaslarim bana matmazeli soruyordu. Daha sonra masadaki telefonum gunboyu matmazel icin caldi. haberi okuyanlar matmazele nasil ayrdim edebileceklerini soruyordu. Diger gazetelerde calisan arkadaslarim matmazelin adresini istiyordu. Birkac televizyon kanali ona nasil ulasabileceklerini sordu. Yani haber hedefine ulasmisti.

19 Kasim 1992 gunu Cumhuriyet’in arka sayfasinda yayinlandığında, bu yazının hem matmazalin hem de benim hayatimda önemli değişiklikler yapacağından habersizdim…

——————————————-

Son sahneyi oynuyor matmazel

Yasam oykusu tipki bir film gibi. Oyuncu oynar, oysa o yasiyor. Yillari cok ozel bir cumleyle ozetliyor. Ne hayat…

Ne hayat…

Kucagindaki beyaz posetten bir tomar fotograf cikariyor. Beyazlari sararmis koseleri kivrilmis. Fotograflarin arkasinda ne bir not, ne de bir tarih… Yillar once birinin kamerasina takilmis bir an hepsi. Yasanan guzel gunlerden geriye kalan bir esinti. 80 yasinda bir kisinin titreyen ellerinde o gunlerin birer taniklari olan fotograflar…

Ve bu fotograflara bakarken o gunlere donen ihtiyar bir kadinin agzindan cikan iki kelime. Yasanan yillari ozetleyen cok ozel bir cumle.

Ne hayat…

Fotograftaki kosk coktan yikilmis. Yerinde beton binalar var artik. Tebessum eden diger kisiler de yasamiyor bugun. Sadece o var. Anilariyla yasayan, gelecekten umutsuz, her gun karnini doyuracak sicak bir yemek icin son gucunu sokaklarda tuketen yasli bir kadin.

Adı Eurosini Ispiroglu. “Matmazel” diyenler de var ona. Ama kimse onun bir zamanlar Buyukada’da “La Princess de Monte Carlo” olarak anildigini bilmiyor.

Guzelligiyle hayran birakti

1940’li yillarin Istanbul’unda guzelligiyle herkesi hayran birakan Eurosini, simdi Istanbul”un bir kosesinde herkesten uzak yasama karsi direniyor. Bazen buldugu bir ekmekle gununu geciriyor. Ac kalmamak icin her gun Tarlabasi’ndaki evinden Beyoglu’na cikip posetleri karistiriyor. Buldugu yiyecegi isitacak ne ocagi var ne de tasi. Masasi, ortusu, herseyi elindeki beyaz poseti. Tarlabasi’nin dar sokaklari arasindaki uc katli evinde yalniz yasiyor Matmazel Eurosini.

Son gunlerdeki tek dostu tiyatro sanatcisi Gunhan Yilmaz. Iki yil once baslayan bu dostluk anne kiz iliskisine donmus. Matmazel’e yardim eli uzatan Gunhan Hanim, onun daha iyi bir ortamda yasayabilmesi icin Beyoglu Belediyesi’ne basvuruyor. Baskan Yardimcisi Nusret Avci konuyla yakindan ilgileniyor. Gunesli bir kasim gunu hep beraber matmazeli ziyarete gidiyoruz.
Kilitli olan kapisini defalarca caliyoruz. Komsulari balkondan sesleniyor. Ses yok… Matmazeli kapida beklerken sokagin bir kosesinde beliriyor. Elinde bastonu, kambur vucuduyla yurumeye calisiyor.

Bizi evine davet ediyor. Curuyen merdiven basamaklarinin bazilari cokmus. Matmazelin koydugu uzun bir tahtaya basarak, sallanan korkuluklara tutunarak ust kata, onun yasadigi odaya cikiyoruz.

Uc katli evinin en ust katinda, evlerin catilarina nazir bir balkonu var odanin. Soguk gecelerini yataginda geciriyor Eurosini. Bos makarna kutularinin ustunde duran sunta yataginda. Sobasi var, ama yakacagi yok. Herkesin esirgedigi sicakligi gunes esirgemiyor ondan. Penceresinden sizan isinlarla isinmaya calisiyor.

Icecek suyunu komsularindan sagliyor. Raki sisesinin agzindaki mumla aydinlaniyor odasi. Odanin sivalari dokulmus, tuglalar gorunuyor. Orumcek aglari matmazelin boyunun seviyesine kadar iniyor. Tahta zemin her adim atisinda sallaniyor. Tavandan damlayan sulari toplayan plastik legenler var her yerde. Esyalarin uzerinde ise kalin bir toz tabakasi.

Nusret Avci, boyle bir manzara karsisinda duygularini gizleyemiyor. “Boylesine bir yasami kimse hakedemez. Utaniyorum.” diyor.
Butun dunyasi bu dort duvar arasinda matmazelin. Yillar sonra kapisini calan bu misafirleri icin yatagini duzeltiyor. Bizden rahat davranmamizi istiyor. Biz de ondan yasam hikayesini anlatmasini istiyoruz.

Hayati tipki bir film senaryosu gibi. “Artist oynar, ama ben yasadim. Daha kac senem var ki… Ama hayat cok guzel.” diyor ve anlatmaya basliyor.

1912 dogumlu

1912 yilinda Bakirkoy Yenimahalle’de doguyor. Babasi Senefon’un bir porselen magazasi var o yillarda. Annesi Maria ise uc cocugunu yetistiriyor. 1921 yilinda Senefon Bey’in olumunden sonra dukkan ve icindekiler 500 altina satiliyor. Maria uc cocuguyla birlikte Yenikapi’ya tasiniyor ve dukkandan elde edilen geliri erkek kardesi Yani’ye emanet ediyor. Yani bu parayla Buyukada’da bir ev satin aliyor. Eve kardesi Maria ve uc cocuguyla birlikte yerlesiyorlar. Yani evleniyor. Evin yeni gelini ile Maria arasinda tatsizliklar yasaniyor. Bu arada Eurosini Buyukada St. Antuan Fransiz Lisesi’ni bitiriyor.

O yillarda Buyukada’da adindan sik sik bahsediliyor Eurosi’nin. Guzelliginin yani sira genel kulturu, uc yabanci dili cok iyi konusabilmesi ilgi odagi halinbe getiriyor onu. Adanin delikanlilari pesini birakmiyor. Evinin onunde onun bahceye cikisini bekleyenlerden, carsida gezinirken laf atanlara, plajda rontgene yatanlardan Dil Burnu’nda yuruyuse davet edenlere… Eurosini hicbirine yuz vermiyor.

Evde yasanan gerginlik de giderek buyuyor. Dayisi, annesiyle birlikte iki kardesini bir gece kapinin onune koyuyor. Maria’nin rahat yasami o gunden sonra degisiyor, cocuklarina bakabilmek icin gunubirlik islerde calisiyor. Eurosini bu duruma cok uzuluyor. Hastalaniyor, doktorlar hastaligin adini verem olarak teshis ediyor. Zengin bir Rum ile evlenip Atina’ya yerlesen ablasinin yanina tedaviye gidiyor. Uc yil kaldigi Atina’da hem iyilesiyor, hem de bir pilota asik oluyor. O gunleri Eurosini, “ Sevdigim adam her gun evimizin ustunden ucuyordu. Beni cok severdi. Ancak benim aklim Istanbul’da annemdeydi. Onu yalniz basina birakamazdim.” diye anlatiyor.
Eurosini, Atina’daki askini birakip 1936 yilinda Istanbul’a donuyor. Evin gecimine yardim olabilmek icin calismaya karar veriyor ve dikis kurslarina basliyor.

Artik Eurosini evin gecimini ustlenmistir. Yillardir calistirip biriktirdigi paralarla 1950’li yillarin en gozde semtlerinden Tarlabasi’nda bir ev aliyor. Hayatta en cok sevdigi varligi, annesini 1951 yilinda kaybediyor. Su anda yasadigi odanin pencere yanindaki yataginda annesi oluyor. Eurosini icin yasamin tadi kalmiyor artik. Duvarlar arasindaki dunyasinda yasama karsi mucadele ediyor.

Gezmeyi seviyor

Birkac yil oncesine kadar cok sevdigi seyi gezmeyi ihmal etmiyor. Bir gun Bakirkoy’e giderken bir arac carpiyor Eurosini’ye. Balikli Rum Hastanesi’ne kaldiriliyor. Ancak hastane tedavi masraflarina karsilik evini ipotek etmesini istiyor. Kabul etmeyen Eurosini’yi Taksim Ilkyardim Hastanesi’ne sevkediyorlar. Ve burada onun icin hayatinin en aci gunleri basliyor. Bakacak kimsesi olmadigindan tuvalete tek basina gidemeyen matmazelin yatagini islatmasi cok agirina gidiyor. Bu arada Eurosini’ye carpan sofor mahkemenin verdigi tazminat cezasini odemeden kayiplara karisiyor. Hastaneden taburcu olan Eurosini artik eskisi gibi yuruyemiyor. Ama Balikpazari’nda gezinmeyi, Istiklal Caddesi’nde yurumeyi de ihmal etmiyor.
Eurosini’nin tek geliri uc ayda muhtardan aldigi 600 bin liralik fakirlik yardimi. Bir de kendisine aciyip arada sirada avucuna para sikistiranlar var.
Son gunlerini huzur icinde gecirmek, bu kisi da atlatip ilkbahari bir kez daha yasamak istiyor matmazel. Akan dami akmayan suyu, olan sobasi olmayan yakacagi, curuyen basamaklari bos odalariyla Eurosini son sahneyi oynuyor.
Balkonundan Tarlabasi’nin damlarini seyrediyor. Bir garip oluyor ici. Yalniz kaldigi bu hayatta onu yalniz birakmayan fotograflarina bakiyor her sabah. Derin bir ic cekiyor. Kirisik yuzunde bir tebessum beliriyor. Dilinin ucunda ise iki kelime.

Ne hayat…
—————————–

… 19 Kasım 1992 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayinlanan bu haber bekledigimin ustunde ilgi gormustu. Matmazel 80 yillik yasami boyunca aradigi sefkati son sahnede bulmustu. Haberden sonra kendisini ziyarete gelen misafirlerin sayisi artti. Beyoglu Belediyesi, evinde yogun bir temizlik calismasina basladi. Boya islemleri yapildi, elektrigi baglandi, curuk basamaklar onarildi, akan dam tamir edildi. Matmazel butun bu calismalari yattigi yatagindan izliyordu. Kendisine birden bire gosterilen bu ilgiden saskindi. Ancak huzunlu yuzunde ister istemez bir tebessum beliriyordu. 3 yil aradan sonra ilk kez odalarda isik vardi. Matmazel icin karanlik geceler geride kalmisti. Birkac gun icinde komsularindan su tasima islemi de son buldu.

Bunu izleyen gunlerde bir yandan da askerlik islemlerimle ugrasiyordum. Matmazel’e de firsat budukca ugruyordum. Aradan birkac ay gecmisti. Tuzla Piyade Okulu’nda bir pazar gunu nereden buldugumu hatirlamiyorum ama bir Cumhuriyet Gazetesi (30 Haziran 1993) gecti. Sayfalarini karistirirken bir haber dikkatimi cekti. Matmazel ile ilgili bir haberdi ve baslik “Matmazel perdeyi kapatti” olarak verilmisti. Matmazelin olum haberiydi bu. Aylardan mayisti. Matmazelin son isteginin gerceklestiginin farkina vardim. Olmeden once Istanbul’da bahari bir kez daha gormek istiyordu ve istegi gerceklesmisti…

19 Kasım 1992 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlandı.

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir