Yerden bakildiginda gorunen guzelligi tanimlamak zor degildi ama gokyuzunde neler hissediliyordu. Bunu ogrenmenin tek yolu parasutun iplerine tutunarak, gokyuzunun derinliklerine yapilacak bir yolculuktan geciyordu. Ucak penceresinden defalarca seyretmistim gokyuzunu, yuksek bir dagin dorugunda o sinirsiz duyguyu cokca yasamistim, ya bir kus gibi ucmak nasil bir duyguydu. Gokyuzunun derinliklerinde sinirsizligi yasamak…

Ozgurlugu sinirlayan ne varsa kaldirip atmak…

Iste bu duygulari yasamaya artik bir adim kalmisti. Yarim saatlik bir yolculuktan sonra Oludeniz’in sicak kumsalindan Babadag’in 1900 metre yuksekli zirvesine ulastigimizda, artik donusu olmayan bir macera baslamisti. Asagida Kelebekler Vadisi’nden Fethiye’nin Oniki adalarina kadar uzanan bir guzellik vardi ki bu guzelligin ortasinda Oludeniz’in o kartpostal goruntusu uzaniyordu. Turkuaz rengi bir deniz, bembeyaz bir kumsal ve yesil daglar. Insana ‘bu kadari da fazla’ dedirten bir goruntu…

Hazir ol gokyuzu

Babadag’in zirvesinde ayaklarimin altinda uzanan bu goruntunun buyusunden, ucusu birlikte yapacagimiz Muzaffer Hoca’nin sesiyle uyandim. “Ucus takimlarini giymek icin hazir misin?” diye soruyordu. Hemen ardindan da kaski, tulumu ve kusamdan olusan usus takimini gosterdi. Bunlari giyerken ucusa nezaret eden diger pilotlar da parasutu piste seriyorlardi. Ruzgar kuzeyden esiyordu ve parasutu sisirecek guce henuz ulasmamisti. Bu arada Muzaffer ile birlikte beklerken onun talimatlarini dinliyordum. Yanlislik yapmamam konusunda beni defalarca uyardi. Pistin ucuna kadar durmadan kosmam gerektigini soyluyordu herseferinde. Soyledikleri teknik olarak yapilmasi gerekenlerdi ama 1900 metre yukseklikte bir dagin zirvesinden ucurumun kenarina, bosluga dogru kosmak garip bir duyguydu. Parasute baglanmistik ama yine de kendimi ucurumun kenarina kadar kosarken dusunemiyordum. Ruzgar yeterli guce eristiginde Muzaffer’in kos talimatiyla harekete gectik. Gercekten de urperti verici bir durumdu ve birlikte ucuruma dogru kosuyorduk. Kayalarin dibini gormeye birkac adim kala parasutumuz ruzgarla doldu. Korku ve soku ayni anda yasiyordum ve bu duygularin bileskesinde bir karanlik duruyordu, cunku gozlerimi acamiyordum. Actigimda ise gordugum manzarayi kavramakta biraz zorluk cektim. Bosluktaydik. Bizi hayata baglayan tek sey parasutun incecik ipleriydi. Altimizda herhangi bir tehlike aninda bizi asla affetmeyecegini tahmin ettigim kayaliklar uzaniyordu. “Cennet buymus” diye dusundum ve hemen arkasindan gulumsedim.

Birkac marti yamaclardan esen ruzgarla oynasiyor, birkaci ise guneye dogru ufkun uzerinde ucuyorlardi. Onlari gordugumde “En yuksek ucan marti en uzagi gorendir” sozu aklima geldi ve basimi kaldirip bizden yuksekte ucan bir marti aradim. Yoktu…

Ruzgarin elleri arasinda

Gokyuzunde suzulmek unutmakla animsamak arasinda bir cizgiydi ve biz zamanla tum bagimizi koparmistik. Altimizda kivilcimlanan kayaliklarin arasinda kivrilan bir sahil, mavi bir deniz vardi. Muzaffer hoca neler hissettigimi soruyordu. Bir bas donmesiydi hissettigim. Ucuyor olmanin, bu guzelliklerin tadina varmanin yarattigi mutlulugun basdondurucu zevkiydi bu.

Ruzgarin elleri ve dudaklari arasindaydik, suyun yuregi ve bulutlarin kamp yeri yani basimizdaydi. Gozlerimi ovusturdum. Yuz gunun ruzgariydi bu ve sakaklarimi kampiciliyordu, gozkapaklarimi kavuruyordu. Ruzgarin girdabina girmistik ve donuyorduk.

Parasut gokyuzunde sanki belli bir noktaya asili kalmisti ve biz sadece kendi eksenimiz etrafinda donuyorduk. Dusuncelerim kadar gercek disiydi hersey.

Mavi bir gokte mavinin tonlarini gordum. Kayalarin, agaclarin, denizin, kuslarin dunyaya yaslanisini gordum. Insan bir kum tanesi ise eger bu dunyada, sahildeki kum tanelerini gordum. Tek basina bir gunesin saydamliklar kumasinin ardina saklanisini gordum.

Simdi zaman kipirtisizdi.

Ucmak varolmakla yok olmak arasinda bir cizgiydi ve bu cizgiyi yakalayanlarin gercek ozgurlugun tadina varabileceklerini dusundum. Havada oldugum surece bu duyguyu sonuna kadar yasadim. Bizi hayata baglayan tek sey parasutun ince ipleriydi ve varolmamizin kaynagi ruzgarin kendisiydi.

Butun bu karmasik duygular bir saat boyunca surdu. Ilk adimlarimizda biraz yalpaladik. Sahile inise gectigimizde, ucmanin sarhoslugu gercek dunyaya yeniden donmenin huznune donusmustu.

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir