28 Ekim 2019 – 4. Gün

Bugün Masai Mara’daki son günümüz. Yine sabah erkenden kalktık. Bu sefer kahvaltımızı kampta yaptık, öğle yemeklerini yine paket yaptırdık. Ayrılırken iki gün boyunca bize yakın ilgi gösteren birkaç görevliyle vedalaştık. Onlara bu güzel sohbetlerin anısına birer nazar boncuğu hediye ettik. Masailer takı ve boncuklara çok meraklı ama nazar boncuğunu daha önce görmemişler. Anlamını söylediğimizde hemen boncukları üstlerindeki kırmızı örtülerine taktılar. Birlikte fotoğraf çekilip vedalaştıktan sonra saat 7 gibi Zebra Plains kampından ayrıldık.

Masai Mara gündoğumu
Gündoğumunda kartalların gölgesi

Masai Mara’daki son günümüzün yarısını yine parkta geçirdik ama bu sefer her zamanki kapıdan değil bir başka bölgeden parka giriş yaptık. Burası Masailerin yaşadığı, hayvanlarını otlattığı bir alan bu yüzden yanımıza bir Masai rehberi aldık. Yerli rehber olmadan bu bölgede gezinmemize izin verilmediğini öğrendik. Güneş doğarken akasya ağaçlarının üstündeki iki kartal günün ilk sürprizi oldu. Siluetleri bütün ayrıntılarıyla güneşin önünde yükseliyordu.

Sırtlan ailesinin sabah kahvaltısı

Masai Marada sırtlanlar
Sırtlanlar sabah kahvaltısında

Bu bölgede aslan olup olmadığına kimse emin değildi ama yine de aramaya koyulduk. Yanımıza aldığımız rehber yol boyunca karşılaştığımız araçlardaki diğer rehberlere aslan görüp görmediğini sordu, bugün kimse görmemiş. Sırtlanların yoğun olduğu bir bölgeye girdik. Çalılar ardında onlarca sırtlan yavrusu dolaşıyordu, tabii anne ve babaları da yanlarındaydı. Bir ara kendi aralarında kavgaya tutuştular. Daha önce hiç duymadığım sesleri duydum, ilk kez sırtlanların birbirleriyle didişmelerine tanık oldum.

Dönüşe geçtiğimizde rehberimizin isteğiyle son bir yere daha gittik. Küçük bir dere kenarındaki çalılıklarda beş aslanla karşılaştık. Bu hiç hesapta yoktu çünkü Masailerin yaşadığı bu bölgeye aslanların pek uğramadığını duymuştuk, yanılmışız. Rehberimiz de aslanları görünce şaşırdı, hatta yanındaki kamerasıyla birkaç fotoğraf çekti.

Parkta 3 saat kadar dolaştıktan sonra kampa gelip rehberi bıraktık, çıkış işlemlerimizi tamamladıktan sonra Masai Mara’dan ayrıldık.

Nakuru Gölü’ne yolculuk

Bir sonraki hedefimiz Nakuru Gölü’ydü ve bu da yine 6 saatlik bir yolculuk anlamına geliyordu. Yol üstünde Narok’ta mola verdik. Masai Mara’ya girişte patlayan lastiğimizi değiştirmek için Joseph bizi bir otele bırakıp ayrıldı. Öğle yemeğimizi burada yedik.

Masai Mara’dan Nakuru Gölü’ne giden turistlerin, yemek için geldiği restoran kalabalıktı. Yemek bittiğinde şehri dolaşmak için otelden ayrılırken hediyelik eşya dükkanlarındaki satıcılar yolumuzu kesti. Kentte dolaşıp geleceğiz dememize rağmen ısrarlarını kıramayıp dükkanlarına girdik ve birkaç hediyelik eşya ve Masai pelerini aldıktan sonra Joseph ile buluştuk. Yeni lastiği taktırmıştı, saat 14:00 gibi Nakuru’ya doğru tekrar yola çıktık.

Nakuru GölüBu yol Masai Mara yolundan daha yeşildi, çevredeki manzara harikaydı ve havadaki bulutlar her an yağmurun yağacağının habercisiydi. Yol boyunca büyük tarım alanlarının içinden geçtik. Joseph’in söylediğine göre bu bölge Kenya’nın sebze ve meyve deposuymuş, ülkede satılan taze sebzelerin tamamına yakını buradan elde ediliyormuş. Yol kenarındaki tezgahlarda patates, soğan, havuç, lahana gibi sebzeler çuvallar halinde satılıyordu. Tabii mısır da… Haşlama ve közde pişirilmiş mısırlar iştah açıcıydı ama yiyip yememek konusunda kararsızdık. Trafiğin sıkıştığı bir sırada mısır kazanlarının önünde durduk. Satıcı cama yaklaştı, Joseph “İster misiniz?” dedi biz cevap verene kadar üç mısır aldı ve ikisini bize uzattı. Teklifini geri çevirmeyip mısırları yedik, bir yandan da ishal durumunu yeni atlatmış turistler olarak bizi neyin beklediğini de kara kara düşünmeye başladık.

Pembe flamingoların vatanı

Nakuru parkına girişte yine mola verdik. Bu kez bir kahvecide durduk. Joseph de benim gibi kahve içmeden yola devam edemeyenlerden. Mola verdiğimiz kafenin bahçesinde kahve ağaçları vardı. Dükkânda bölgede yetişen kahveler satılıyordu. Hem içtik hem bir paket satın alıp yolumuza devam ettik.

Nakuru Gölü görülmesi gereken ilginç bir yer, Büyük Rift Vadisi’nin en güzel göllerinden biri. Yüzlerce farklı tür hayvanı barındırıyor. Kuşların en yakından gözlemlenebileceği bir yer. Derin olmayan bu göl, sıcak sulara beslenmek için gelen milyonlarca pembe flamingoya ev sahipliği yapıyor. Flamingolar bu gölün gözdesi, ancak keşfedilmeyi bekleyen diğer hayvanları da unutmamak lazım. Milyonlarca yıl önce kıtalararası ayrışma yaşandığı zamanlarda, volkanik patlamalarla oluşan bu göl Rift Vadisi’nde Tanzanya’dan Etiyopya’ya kadar uzanan 8 göl zincirinden sadece biri.

Burası flamingoları ve gergedanlarıyla ünlü, tabi aslanlarıyla da. Göl kenarına geldiğimizde saat 17:30 olmuştu. Afrika’daki ilk gergedan sürüsüyle burada karşılaştık. Ailece başlarını kaldırmadan bir şeyler yiyorlardı. Batmaya hazırlanan güneş göle değişik bir hava vermişti. Pembeleşen sulara flamingoların renkleri de eklenince ortaya harika bir manzara çıkıyordu.

Güneşi batırmak için bu gece konaklayacağımız Nakuru Lodge’a geçtik. Burası göl alanı içinde ama dışardan bakıldığında görünmeyecek biçimde kamufle edilmiş tek katlı ahşap binalardan oluşan bir kamp. Odamıza yerleştikten sonra balkonda oturup göl manzarasının keyfini çıkardık. Saat 20:00’de akşam yemeğimizi yiyip biraz dolaştıktan sonra günü sonlandırdık.

SAFARİ FOTOĞRAFLARI