26 Ekim 2019 – 2. Gün

Bugünkü planımız sabah saat 7’de başladı. Rehber ve şoförümüz Joseph ile otelde buluşup Masai Mara Ulusal Rezervi’ne doğru yola çıkacak, 5-6 saati bu yolda geçirecektik ancak hesapta olmayan bir sorunla karşılaştık. Dün yediğimiz patates ve tavuk kızartması Yelda’nın midesini bozmuştu. Beklenmeyen bir ishal durumu vardı ve bunu çözmeden yola çıkmamız mümkün değildi. Yanımızda getirdiğimiz ilaçlar işe yaradı. Bir saatlik gecikmeyle saat 8 gibi eşyaları araca yerleştirip yola koyulduk. Bir yandan da yedi gün boyunca içinde olacağımız araca alışmaya çalışıyorduk. Safari kelimesi Svahili dilinde yolculuk anlamına geliyormuş. Bu sözcük Kenya’yla birleşince güzel bir macera anlamına da gelebiliyor.

Safarileri düzenleyen şirketler müşterilerine iki seçenek sunuyor. 4×4 Toyota Land Cruiser ya da Mini Van. Gezinin tamamını yollarda geçireceğimizden seçimimizi Land Cruiser’dan yana yapmıştık. Arazi şartlarına uygun, sarsıntılara dayanıklı ve genişti. Ne kadar isabetli bir seçim yaptığımızı yolda geçirdiğimiz ilk saatlerde anladık. Safari turları için özel olarak tasarlanan bu araç 7 gün boyunca (küçük bir aksilik dışında) bizi hiç üzmedi.

Kenya'da Safari - Masai Mara
Yola çıkıyoruz

Nairobi’nin, karmakarışık, sürekli hareket halinde bir şehir olduğundan bahsetmiş miydim? Safari için gelen turistler genelde bu şehre fazla zaman ayırmıyor, doğa ve hayvan meraklılarının en fazla iki gece ayırdığı Nairobi aslında keşfedildikçe zevk alınabilecek bir yer.

Nairobi, Masai dilinde soğuk su anlamına geliyor.  1800’lerin sonlarında Doğu Afrika tren yolunu kuran İngilizler buraya da bir istasyon yapmış. Kısa sürede gelişen yerleşim merkezi büyük bir şehre dönüşmüş ve o dönemin başkenti Mombasa’yı geçip Kenya’nın yeni başkenti olmuş. Şehrin tamamında bir isim çok yaygın kullanılıyor: Kenyatta. Ülkenin kurucusunun adı bütün büyük bulvarlarda ve devlet binalarında bulunuyor, Kenya’nın bugünkü devlet başkanı da Kenyatta’nın oğlu. Kenyatta Bulvarı’nın ikiye böldüğü Nairobi’nin kuzeyinde Milli Müze, ağırlıkla yabancıların yaşadığı Westlands, oteller ve çarşılar yer alıyor, güneyde ise iş merkezleri ve ofisler bulunuyor.

Rift Vadisi’yle tanışma

Rift Vadisi
Rift Hatırası

Nairobi’nin kent merkezinden çıkarken trafik de rahatlamaya başladı. Yol boyunca karşılaştığımız her benzincide durduk, ek ilaç takviyeleriyle Yelda’nın problemini çözmeye çalıştık. Ben de her durakta Kenya’nın ünlü kahvesini denedim. Sonuçlarını bir başka yazıda anlatmaya çalışacağım.

Nairobi artık geride kalmıştı. Çift şeritli otoyol bir süre sonra bitti ve yolculuğumuzun geri kalan bölümünü Kenya’nın tek şeritli yollarındaki kuralsız trafiğinde geçireceğimiz heyecanlı anlar başladı. Bu arada Joseph ile konuşup birbirimizi daha yakından tanımaya çalışıyorduk. Konuşkan ve her fırsatta bilgi vermekten hoşlanan Joseph’in anlattıklarıyla yolculuk keyifli geçiyordu ama bizle konuşurken bir yandan da kamyonları sağlayıp (trafik bize göre tersten gidiyor) bazen de sağlayamayıp ortada kaldığımız durumlar da oluyordu. Bir otomobille çarpışmamız bizim açımızdan sorun olmayabilirdi belki, aracın önündeki tamponlara güveniyorduk ama yolda otomobilden çok kamyon ve otobüs vardı.

Rift Vadisi Kenya
Rift Vadisi Kenya

İki saati geride bıraktıktan sonra ünlü Rift Vadisi’ne geldik ve vadiyi gören güzel bir seyir terasında mola verdik. Hediyelik eşya mağazalarından çıkan satıcılar önümüzü kesti ve bizi dükkanlarına davet etti. 7 gün boyunca bu manzarayla sık sık karşılaşacaktık. Alışverişlerde tecrübeli olduğumuzdan satıcılardan kurtulma yolunu da biliyorduk. İstedikleri fiyatın çok altında bir teklif verip onların pazarlık heveslerini ortadan kaldırıyor, peşimizi bırakmalarını sağlıyorduk. Hala pazarlık yapmaya çalışanlara verdiğimiz teklifin son olduğunu söyleyince genellikle kendi dillerinde birkaç kelime işitir olduk. Ne anlama geldiğini Joseph’e sormaya gerek yoktu.

Yol manzaraları da ilginç bir o kadar da keyifliydi. Kenya’nın bu kadar yeşil olduğunu tahmin etmiyordum. Muhteşem bir doğaya sahip yolda ilerliyorduk ama yol boyunca yoksulluğun her aşaması da göze çarpıyordu. Yol kenarındaki otel, bar, market gibi yerler tek katlı gecekondu benzeri derme çatma yapılardan oluşuyordu. Her biri canlı renklere boyanmıştı ama çoğunda tabela bile yoktu. Duvarlara yazılmış yazılardan işletmenin ne olduğunu anlayabiliyorduk. Kasaba ve köylerde yol kenarlarında gruplar halinde bekleyen ya da sohbet edenlere sık sık rastladık. Aralarında bir şeyler konuşuyorlardı, tek başına dolaşan ya da bekleyen biriyle karşılaşmak neredeyse imkansızdı. Narok adı verilen şehirde bu manzaralar arttı. Yol üstünde ellerinde yiyecek ve su şişeleriyle bekleyen satıcılar trafiğin kasaba girişinde yavaşlamasını fırsat bilip yol ortasında yan yana dizilmiş giden ve gelen araçların şoförlerine bir şeyler satmaya çalışıyordu.

Masai Mara’da ilk sürpriz

Kenya'da Safari - Masai Mara
Masai Mara’nın Kenya sınırları içinde kalan bölümü

Ololulunga kasabasını geçtikten sonra ana yoldan ayrıldık. Bundan sonraki yolculuğumuzun tamamını toprak yolda yapacaktık. Lafın gelişi toprak yol diyorum çünkü yolda topraktan çok taş ve küçük kaya parçaları vardı. Joseph’in deyimiyle bu noktadan sonra “Afrika masajı” başlamıştı. Aracın içindeki her şey hareket halindeydi. “Arazi şartları kötüyse yolda yavaş gidilir” diye biliyordum. Bu yolculukta bunun tam tersine tanık oldum. Otoyolda trafik nedeniyle hız yapamayan Joseph arazide coştu, gaza bastıkça bastı. Ne motosiklet ne de hayvan sürüleri onun hızına engel olamadı. Hep böyle miydi yoksa bizi Masai Mara’ya erken götürmeye mi çalışıyordu anlayamadım ama bu hızla gidersek başımıza bir şeyler geleceğini tahmin etmek zor değildi. Tam bunları düşünürken Joseph arkaya dönüp, “camı açar mısın dışardan bir ses geliyor sanki” dedi. Ses, arka sol lastikten geliyordu, patlamıştı.

Masai Mara'da ilk gün
Masai Mara’ya girişte tekerlek patladı

Joseph aracı yol kenarına çekip patlak lastiği değiştirmeye başladı. Bizi gören birkaç çocuk yanımıza geldi. Konuşamasak da işaret diliyle anlaştık, birlikte fotoğraflar çektik ve ayrılırken yanımıza aldığımız sakız, şeker, fındık, çikolata gibi yiyecekleri onlara verdik. Bir saatlik gecikmeden sonra tekrar yoldaydık.

Ana yoldan çıkıp Masai bölgesine girdikten sonra yol kenarında gördüğümüz yaban hayvanlarının sayısı da artmaya başlamıştı. Zebra, ceylan, antilop gibi hayvanlar park alanına yaklaştıkça çoğaldı, yol kenarındaki köyler, ev ve ahırların sayısı azaldı.

Afrika düzlüklerinde hayvan göçü

Kalacağımız Zebra Plains kampına vardığımızda saat üçe geliyordu. Kayıt işlemlerimizi tamamlayıp eşyalarımızı yerleştirdikten sonra Masai Mara Parkı’na hareket ettik.

Masai Mara uçsuz bucaksız bir doğa cenneti. Kenya denince safari, safari denince de akla gelen ilk yerlerden… Bir ucu Tanzanya’da, adı Serengeti. Kenya’da kalan bu bölüm yaklaşık 1500 kilometrekare genişliğinde. İçinde her tür hayvana rastlamak mümkün. Doğal ortamlarında yaşıyor ve avlanıyorlar. Bölgeye adını veren kabile olan Masailer parkın çevresinde, bazı yerlerde de içinde yaşıyorlar. 1961 yılında kurulan efsanevi Masai Mara Ulusal Rezervi’ni ünlü yapan en önemli özelliklerden biri de büyük hayvan göçü.

Yaz aylarında Tanzanya’dan Kenya’ya geçen antilop, zebra, yaban sığırı gibi hayvanlar sonbaharda geldikleri gibi tekrar Mara Nehri üzerinden geri dönüyor. Büyük göç olarak adlandırılan bu durum, doğanın en önemli gösterilerinden biri. Bu gösterileri izlenebilecek en iyi yerlerden biri de Masai Mara, diğeri Tanzanya’daki Serengeti. Fil, gergedan, bufalo, aslan, leoparın yanı sıra diğer hayvanların olağanüstü serüveni burada gözlerimizin önünde sergileniyor. Bu rezervin en çok merak edilen gösterisi ise “Büyük Beşli” diye bilinen hayvanları izlemek. Bu kategorideki hayvanlar bufalo, fil, leopar, aslan ve gergedandan oluşuyor.

Kenya’da en uygun safari zamanı

Ekim ayı Kenya’da safari için en doğru zamanlardan. Temmuz ayından itibaren güneyde, Tanzanya sınırlarındaki Serengeti’den kuzeye Masai Mara’ya göç eden hayvanlar doğanın eşsiz mucizelerinden birini gerçekleştiriyor. Yüzbinlerce hayvan her yıl Serengeti ile Masai Mara arasında yer değiştiriyor ve bu göçe tanık olmak isteyen bizim gibi turistler bölgeye akın ediyor. Masai Mara’da göçü izlemek için en ideal zaman Ekim ayı. Mara nehrini geçerek güneye inen hayvanların bu göçüne tanık olanlar unutulmaz anılarla dönüyor.

Kenya'da safari zamanı
Beş Kardeşler’den üçü av öncesi dinleniyor

Biz bu göç sezonunun sonlarına denk geldik. Bilerek böyle bir seçim yapmıştık çünkü ekim ayının başlarında kalabalıktan safarinin tadına varılamayacağını duymuştuk. Hayvanların peşinden giden turist konvoylarından ne doğanın ne de hayvanları keyfini çıkartmak mümkün olmayacağından turistlerin bölgeyi terk ettiği ekimin son haftasını seçmiştik. Güneye göç eden sürüler birkaç gün önce Masai Mara’dan ayrılmıştı ama hala küçük gruplar halinde göç devam ediyordu. Turist yoğunluğu ve hayvanların peşinde koşan araçların sayısı azalınca Masai Mara sanki bir anlamda hayvanlarla bize kalmıştı.

Vahşi yaşam görüntülerine hazır mıyız?

İlk günkü turumuza Talek kapısından başladık. Kayıt işlemlerimiz yapılırken hediyelik eşya satan Masaili kadınların hedefi olduk. Gelen her aracı çevirip bir şeyler satmak istiyorlardı. Joseph işlemlerimizi yapmak için kapıya gittiğinde çevrede bizden başka turist olmadığını fark ettik. Çoğunluğu kadın olan satıcıların tamamı bize doğru koşuyordu.

 

Gösterdikleri takılardan almak istiyordum ama camı açtığımda karşılaşacağım manzarayı hayal etmemiştim. Hepsi bir anda ellerindeki kolye, anahtarlık, bilezik benzeri ürünleri içeri uzattı, bazıları küpeleri içeri atmaya başladı. Hangi biriyle nasıl konuşup anlaşabileceğimi bilemediğimden hepsini geri çevirdim ama gitmediler, sonunda birilerinden 5-10 tane hediyelik eşya aldım. Sonra ellerindeki dolarları Kenya Şilini’yle değiştirmek isteyenler geldi. Onları da kıramayıp her birine beşer dolar karşılığında şilin verdim. Bazen “hayır” demeyi bilmek lazım derler, ben bugüne kadar bu kuralı sokak alışverişlerinde hiç uygulayamadım. Kayıt işlemleri bittikten sonra parkın içine girdik.

Kenya'da Safari

Masai Mara’ya girişte hediyelik eşya satıcılarıGösterdikleri takılardan almak istiyordum ama camı açtığımda karşılaşacağım manzarayı hayal etmemiştim. Hepsi bir anda ellerindeki kolye, anahtarlık, bilezik benzeri ürünleri içeri uzattı, bazıları küpeleri içeri atmaya başladı. Hangi biriyle nasıl konuşup anlaşabileceğimi bilemediğimden hepsini geri çevirdim ama gitmediler, sonunda birilerinden 5-10 tane hediyelik eşya aldım. Sonra ellerindeki dolarları Kenya Şilini’yle değiştirmek isteyenler geldi. Onları da kıramayıp her birine beşer dolar karşılığında şilin verdim. Bazen “hayır” demeyi bilmek lazım derler, ben bugüne kadar bu kuralı sokak alışverişlerinde hiç uygulayamadım. Kayıt işlemleri bittikten sonra parkın içine girdik.

Safari'de gün batıyor
Afrika düzlüklerinde gün batıyor

Güneş batana kadar düzlüklerde dolaştık. Sık sık zürafalarla karşılaştık. Buradaki hayvanlar aleminin ünlülerinden çitaları gördük. Masai Mara’nın Beş Kardeş’i olarak bilinen bu çita ailesini uzun uzun seyrettikten sonra günün en ilginç manzarasıyla karşılaştık. İki aslan bir süre önce avladığı bir bufaloyu yemiş, yiyemediği parçanın yanına uzanmıştı. Çevreyi saran akbaba ve sırtlanlar aslandan izin bekler gibiydi, ziyafet sırasının kendilerine gelmesini bekliyorlardı. Ama aslan buna izin vermedi. Yakaladığı avı çatlayana kadar yemeye kararlı görünüyordu. Aslanların birkaç metre yanına sokulmak heyecan vericiydi ama bir o kadar da ürkütücüydü. Hiçbir hayvanın araçlara saldırmadığı garantisini defalarca okusak da onların nefeslerini hissedebilecek uzaklıkta, güvenlik önlemi olmadan durmak pek akıl karı bir iş değil.

Uçsuz bucaksız düzlükler, akasya ağacı ve günbatımı

Park akşamları ziyarete kapanıyor. Saat 18:00’de tüm turistlerin parkı terk etmesi gerekiyor. Geldiğimiz kapıdan çıktığımızda saat 18:15’i gösteriyordu. Bugün geç başladığımız park turumuzu sonlandırıp kampa geri döndük. Güneş batımını çadırımızdan izledik. Önümüzde zebralar, yaban inekleri ve antiloplar otlanıyordu. Bizi onlardan ayıran hiçbir engel ya da duvar yoktu. Masai Mara’da ilk gün tanık olduğumuz gün batımı harikaydı. Uçsuz bucaksız düzlükte tek tük beliren akasya ağaçlarının ardından güneş yavaşça battı.

Hava karardıktan sonra çadırımızdan yemek yiyeceğimiz alana tek başımıza gitmemize izin verilmiyordu. Kampın en önemli kurallarından biri de buydu. Her çadırın önünde bir Masai bekliyor ve dışarı çıkmaya hazır turistlere lobiye kadar eşlik ediyordu. Akşam olunca kamp alanına yaklaşan çakal ve sırtlan türü hayvanlardan (bazen de aslanlardan) onların sayesinde korunuyorduk. Bize eşlik eden görevliye kamp alanına aslan ya da kaplanları girip girmediğini sorduk. Sorumuzu geçiştirdi sadece yanımızda bir Masainin olması durumunda hiçbir tehlike yaşamayacağımızın garantisini verdi.

Kenya'da Safari
Çadırdan manzaramız

Akşam yemeği 19:30’da başlıyor. Menüdeki yemekleri önce bir Masai gelip anlatıyor, sonra servis başlıyor. Kampın tüm çalışanları çevre köylerde yaşayan yerli halktan oluşuyor. Kamp alanı da dahil çevredeki bütün topraklar onlara ait. Safari için bazı bölgeleri şirketlere kiralamışlar ama hiçbir alanın satışı yapılmamış. Diledikleri an kampı kapatıp el koyma hakları var. Otelde karşılaştığımız her Masai son derece sıcakkanlı ve konuşkandı. Hepsi turistlere yardımcı olabilmek, onların sorularını yanıtlamak için hazır bekliyordu. Biz de her fırsatta bu görevlilerle konuştuk. Bazen sohbetlerimiz uzadı, uzadıkça da hiç bilmediğimiz konuların kapıları aralandı. Bu eski kültürü yerinde öğrenmek güzel bir deneyim oldu. Yemekten sonra kamp ateşi yakıldı, ateş etrafında toplanıp biraz zaman geçirdikten sonra çadırımıza döndük.

Bugün çok uzun bir gündü, erken yatıp yarın sabah 6’da başlayacak programımıza hazır olmamız gerekiyordu.

SAFARİ FOTOĞRAFLARI