Cennetin Işıkları

Jomblang Mağarası
Jomblang Mağarası

Yogyakarta | 24 Kasım 2019 (3.Gün)

Yogyakarta, Endonezya’nın en çok ziyaret edilen kentlerinin başında yer alıyor. Bunun nedeni kente yakın Borabodur ve Prambanan tapınakları. Ancak benim amacım biraz farklıydı. Java ziyaretimde en çok görmeyi istediğim yerlerden biri olan Jomblang Mağarası’na bu kentten ulaşılıyordu.

Jomblang Mağarası sadece Yogyakarta’nın değil Endonezya’nın en etkileyici doğal hazinelerinden biri. Şehir merkezine yaklaşık 1,5 saatlik uzaklıktaki mağaraya vardığımızda saat 9’a yaklaşıyordu. Bu mağarayı görmek için en geç 9:30’da kapıda olmak gerekiyor ve günde 75 kişinin inmesine izin veriliyor. Yani geç kaldıysanız ya da kapasite dolduysa bir sonraki gün tekrar gelmeniz gerekiyor.

Mağaraya iniş sırası
Mağaraya iniş sırası

Kayıt yaptırıp bileti aldıktan sonra mağaraya ineceğimiz gruba çizme ve kasklar dağıtıldı. Mağaraya her seferinde ikişer kişi iple sarkıtılıyor. Yaklaşık 50 metrelik yükseklikte ip dışında sizi hayata bağlayacak hiçbir şey yok. Her seferinde “güvenli” olduğu söylense de uçurumun dibine gelip aşağıya bakmak her şeyi unutturabiliyor. İpe bağlanabilmek için vücudunuza göre ayarlanan kemerler takıldıktan sonra aşağıdaki ormana inmek için sıramızı beklemeye başladık. Bileti alan son kişi olduğumdan mağaraya bir Yunanlıyla birlikte en son inenlerdendim. İkimizin toplam ağırlığı bizden önce inen altı Asyalı turiste bedeldi. Görevlileri bu konuda uyarıp dikkatli olmalarını istedim. Java’nın ıssız bir bölgesinde mağaraya inmek isteyen bir Türk ve bir Yunanlının kaza haberi manşetleri süsleyebilirdi. Girişin dibindeki ormana ulaştıktan sonra grubun geri kalanının aşağıya inmesi bekleniyor ama biz indiğimizde grubun tamamı tünele girmişti. Onlara yetişmek için plastik çizmelerle çamur deryasını aşıp tünele girdim.

Tünelin girişi
Tünelin girişi

Mağaraya girdikten sonra zifiri karanlıkta yürümek kolay olmadı. Zemin çamur, bazen de sert kilden oluşuyordu ve çamurun içinde göremediğim ama adım attıkça hissettiğim sert kaya parçaları vardı. Bu şartlarda dengeyi bozmadan yürümek zordu çünkü yanlış bir adımda tutunacak hiçbir şey yoktu. Bazen dize kadar gömüldüğüm bazen düşmemek için birkaç metre tek ayak üstünde kaydığım oldu ama yaklaşık 40 dakikalık zorlu mücadeleden sonra mağaranın içindeki muhteşem ışığın süzüldüğü devasa deliğe ulaşabildim.

Mağaranın sonunda mucize var!
Mağaranın sonunda mucize var!

Hayatımda ilk kez bir mağaraya girdim. Uçurumdan ilk defa bir iple sarkıtıldım. Dizime kadar çamurda yarım kilometre yürüdüm fakat yaşadığım bütün zorlukları o inanılmaz manzarayı görünce unuttum. Doğanın zaman zaman bize yüzünü gösterdiği mucizelerden biriydi bu. Gökyüzünden süzülen ışınlar yukarıdaki delikten geçip karanlık içinde mağaranın zeminine ulaşıyordu. Yaklaşık 100 metrelik bu mesafede hiç kırılmadan devam eden güneş ışınları olağanüstü bir ortam yaratıyordu, saatlerce bu manzarayı gözümü kırpmadan izleyebilirdim, hatta bıraksalar bütün günü bu mağarada geçirebilirdim. O anı önce aklıma sonra da fotoğraf makinama kaydettim. Bazen yukarıdaki ağaçlardan kopan yapraklar havada ağır ağır süzülüyordu. Karanlığı aydınlatan bir ışık kütlesi ve çok ağır bir hareketle zemine doğru hareket eden sarı yapraklar… Yaprakların aşağıdaki zemine düştüğü an çıkarttığı ses bile duyulabiliyordu.

Cennetin ışıkları mı?
Cennetin ışıkları mı?

Jomblang aslında tek bir mağara değil, Gunung Kidul‘un tamamını kapsayan mağara sisteminin bir parçası. Mağaraların tamamı kilometrelerce uzunluğunda bir sistem ve içinde bazen orman bazen de yeraltı nehirleri barındırabiliyor. Jomblang bu garip doğal oluşumun sadece üç bölümüne verilen ad. İlk bölüm az önce 50 metre derinliğe indiğimiz 25 metre genişliğindeki mağaranın çatısı, ikincisi çamur ve kayalık zeminde yürüdüğümüz tünel, üçüncüsü de kutsal ışığın süzüldüğü Grubog deliği.

Prambanan Tapınağı

Mağaradaki yorucu maceradan sonra Prambanan Tapınağı’na doğru yola koyulduk. Hedefim gün batımını bu tapınaktan izlemekti. 1,5 saatlik bir yolculuktan sonra Yogyakarta’nın kuzeydoğusunda bulunan tapınağa ulaştım. Yus’la çıkışta buluşacağımız yeri belirleyip tapınağa girdim. İlk kez böyle bir yapıyla karşılaşıyordum. Dün internette bulduğum bilgiler dışında burası hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Bu bilgilerde anlatılan ortak konu tapınağın Endonezya’daki en büyük Hindu ibadethanesi olması, UNESCO Dünya Kültür Varlıkları Listesi’nde bulunması ve ülkenin en geniş alana sahip, aynı zamanda Güneydoğu Asya’daki en büyük Hindu tapınağı unvanını taşıması…

8. yüzyılda inşa edilen yapı Hindu inanışına göre üç tanrı (Trimurti) sembolleri ile donatılmış. Tapınak kompleksi içerisinde 3 tane Trimurti tapınağı (Brahma, Vishnu ve Shiva), 3 tane Vahana tapınağı (Nandi, Garuda, Hamsa), 2 tane Apit tapınağı, 4 tane Kelir tapınağı, 4 tane Patol tapınağı ve 224 tane Pervara tapınağı var. 47 metre yüksekliği ile en büyük olan ve dikkatleri üzerinde toplayan tapınak tanrı Shiva’ya adanmış.

Tapınağı gezen kalabalık bir turist grubu vardı ve çoğunluk Endonezyalılardan oluşuyordu. Özellikle ortadaki en yüksek tapınağın merdivenlerinden iniş çıkışlar bir hayli zordu. Gün batımına birkaç saat vardı ve bu süreyi birkaç kilometre uzaklıktaki Lumbung, Bubrah ve Sewu tapınaklarına yürüyerek geçirdim. Prambanan’a döndüğümde güneş batmaya hazırlanıyordu. Havadaki bulutlar yavaş yavaş kızıllaşmaya başlayınca az önce gördüğüm manzara daha da etkileyici oldu. Hava karardığında tapınaktan çıkıp Yus’la buluşacağım noktaya geldim. Sabah 7’de başlayan gün akşam 9’da otelde son buldu. Biraz dinlendikten sonra yattım. Yarın güne 03:00’te başlayacağım.