Java Adası’nda 7 gün

Ada deyince aklınıza ne gelir? Deniz, kumsal, güneş… Ben Java Adası’nda ilk ikisini pek göremedim ama güneşin, nemin ve büyüleyici bir yeşilin her tonuna şahit oldum.

Java’nın batısında başlayan doğusunda biten yolculuğum 7 gün sürdü. Tropik ormanlarda, volkanik dağlarda, karanlık mağaralarda dolaştım. Uzun bir süre sonra ilk kez, tek başıma çıktığım bu yolculukta bilmediğim bir ülkenin, tanımadığım bir kültürün derinliklerinde kayboldum.

Yola çıktığımda sadece görmek istediğim yerlerin adını biliyordum. Bu farklı mekanlar hakkında detaylı bilgiye sahip değildim. Nerede kalacağımı, ne ile karşılaşacağımı, oralara nasıl ulaşacağımı bilmiyordum. Bunu öğrenmek de istemedim aslında… Esen rüzgara göre yön değiştirecektim. Detaylı planları bu gezide bir kenara bırakıp yanıma sadece sırt çantamı aldım ve yola çıktım. Sürprizlere açık bir yolculuk oldu ve ben bundan çok keyif aldım.

Aslında birkaç hafta öncesine kadar böyle bir seyahat planı yoktu. Kenya’da safariden yeni dönmüştük. Dinlenip günlük işleri bitirme telaşındaydım. Her şey Yelda’nın bitiremediği yıllık tatil günlerini hesaplamasıyla başladı. Aralık sonuna kadar bu günleri kullanamazsa hepsi yanacaktı. Haritayı önümüze koyup “nereye gitsek acaba?” diye kara kara düşünmeye başladık. Türkiye’den kolaylıkla ulaşabileceğimiz yerleri listeden çıkartmıştık. Sıcak bir yer olmalıydı ve haritada Afrika ve Uzakdoğu gözümüze takılıyordu. Önce Madagaskar dedik, ardından Vietnam’a gitmeye karar verdik, sabah uyandığımızda rotamız Endonezya olmuştu.

9 günlük tatilimizi kullanmak için Bali’yi seçtik. 2019’un yorgunluğunu atmak için güzel bir seçimdi ama Bali hakkında okuduklarımız kafamızı karıştırdı. Bizi bekleyen abartılmış bir turistik tatil merkeziyle karşılaşma ihtimalini bir kenara not ettik. Tam bunları konuşurken gözüme bir anda Java Adası takıldı. Yelda’nın sadece 9 günü vardı ve Java ile Bali’yi bu kadar kısıtlı bir zamana sığdırmamız imkansızdı. Hemen bir B planı yaptık. Buna göre ben bir hafta önce yola çıkıp Java’yı gezecektim. Yolculuğun sonunda Bali’de Yelda’yla buluşup geri kalan zamanımızı deniz, kum, güneş tadında geçirecektik. Eğer Java gezisi verimli olursa ilerde aynı yerleri birlikte gezecektik. Hatta bu plana Sumatra, Kalimatan, Sulawesi ve Timor adalarını da ekledik. Böylece B planımız şekillendi.

Java hakkında bilgileri okudukça bu adayı 7 günde gezmenin çok zor olacağını fark ettim. Hızlı ve yorucu bir gezi olacaktı. Önce görmek istediğim yerleri belirledim; Cakarta, Jomblang Mağarası, Yogyakarta, Bromo ve Ijen yanardağları, kahve çiftlikleri, pirinç tarlaları… Ardından mesafeleri hesapladım. Uçak ve trenleri doğru zamanlarda yakalayabilirsem istediğim yerleri görebilecektim.

Bu planı 22 Kasım 2019’da uygulamaya koyduk, daha doğrusu planın ilk ayağını ben uyguladım. Dubai’den kalkan bir uçakla Endonezya’nın başkenti Cakarta’ya uçtum. Yanımda acil durumlarda ihtiyacım olabilecek şeyleri taşıdığım küçük bir sırt çantası vardı. Sürekli yolda olacağımdan gereksiz hiçbir şey almamıştım.

Bir hafta boyunca Java’da uçak, tren ve otobüslerle batıdan doğuya doğru hareket ettim. Hedefim 29 Kasım’da Bali’de Yelda’yla buluşmaktı.

Keyifli ama bir o kadar da zor bir yolculuk oldu. Dinlenme fırsatı bulamadan bir sonraki gün başlıyor, bazen geceler sabahlara karışıyordu. Bir hafta boyunca sadece iki gün sabah 6’ya kadar uyuyabildim. Diğerlerinde ya gece yarısı ya da sabaha karşı kalkıp yola koyuluyordum. Bu tempoyla görmek istediğim her yeri görmeyi başardım.

Gezi sırasında yaşadıklarımı hatırlamak ve ilerde yapacağımız Büyük Endonezya Turu‘na hazırlık amacıyla bu yazıyı bir kenara not etmek istedim.

İşte benim Java maceram…

264 milyon kişi, 17 bin ada

Sumatra ve popüler Bali’nin ortasında bulunan Java, volkanik dağları, pirinç tarlaları, kumsalları ve gelenekleriyle görenleri büyülüyor. Java, irili ufaklı 18 bin adadan oluşan bu ülkenin en kalabalık adası. Aslında burası ada değil, küçük bir kıta gibi. Bir ucundan diğerine 15 saatlik araba yolculuğundan sonra ulaşabiliyorsunuz. Dünyanın en kalabalık 4 ülkesinden biri olan Endonezya’nın başkenti Cakarta’da bu adada bulunuyor.

Endonezya’nın topraklarının büyük bölümü Borneo Adası’nda. Bu adayı Brunei Sultanlığı’yla paylaşıyor. Sumatra, Borneo ve Java nüfusun en yoğun olduğu diğer adalar. Ekonomisi pirinç ağırlıklı tarım, kahve ve kauçuk üretimi, ormancılık ve balıkçılığa dayalı. Özellikle Bali Adası’nda gelişen turizm önemli gelir kaynağı. 264 milyon kişi sayıları 17 bini aşan, ama neredeyse ancak yarısı oturulan adalarda yaşıyor. Tarih boyunca bu adalarda birbiri ardına çok sayıda yanardağ patlaması yaşanmış. En unutulmayanları 1711 yılındaki Awu, 1815 yılındaki Tambora, 1822 yılındaki Galunggung, 1883 yılındaki Karakatoa ve son olarak 1919 yılındaki Kelut patlamaları. Cakarta bunlardan en az etkilenen kent. 1815 patlamasında alevlerin 3-4 kilometreye, dumanların ise 40 kilometreye çıktığı, aylarca güneşi maskelediği, ekolojik felakete yol açtığı biliniyor.

Merhaba Cakarta

Cakarta | 22 Kasım 2019 (1.Gün)

22 Kasım Cuma günü saat 04:35’te Dubai’den Cakarta’ya uçtum. 8 saatlik bir yolculuktu ve rahat geçti. Havaalanında bir miktar para bozdurup otele gitmek için otobüse (DAMRI) bindim. Şehrim merkezindeki Merdeka Meydanı’nda indim. Meydan ve çevresinde biraz dolaştıktan sonra hava karardı. Otele trenle gitmeye çalıştım ama başaramadım. Gideceğim istasyona kalkan treni sorduğum her görevli beni başka bir noktaya yönlendirdi. Uzun bir uğraştan sonra bulunduğum Gambir İstasyonu’ndan gideceğim Cikini İstasyonu’na tren seferi olmadığını, bir önceki ya da bir sonraki durağa yürümem gerektiğini söylediler. Aslında taksiye binip otele gidebilirdim ama sırt çantamın hafif olmasına güvenip yürümeye karar verdim. Bu tercihimle Endonezya’da yaya yürümenin imkânsız olduğunu öğrendim. Yollarda kaldırım yok, olanlar da motosikletliler tarafından kullanılıyor. Onların olmadığı kaldırımlar da seyyar büfeler tarafından işgal edilmiş. Zaten kentte yürüyen yok, insanlar motosikletleriyle bütünleşmiş. Her yer iki tekerlek, bir kask. Caddeden karşıya geçmek ise başlı başına bir dert. Araçları atlatıp bir şerit aşılabiliyor ama ya sonra… O motosikletleri aşmak özel beceri isteyen cambazlık… Sırt çantamı siper edip İstanbul trafiğinin verdiği tecrübeye de güvenerek trafiği durdurmayı da göze alıp birkaç kez bu caddeleri geçtim. Ben bunu yaşadım ama tekrar bu riski alır mıyım, bilmiyorum…

Cikini’ye geldiğimde havadaki neme hızlı ve tehlikeli bir yürüyüş de eklendiğinde terden sırılsıklam olmuştum. Otelde biraz dinlenip çevreyi görmek için tekrar dışarı çıktım ama kaldırımlardaki seyyar satıcılar dışında ortalıkta pek fazla kalabalık olmadığını gördüm. Saat 22:00’ye yaklaşırken tren istasyonunun çevresindeki dükkanlar kapanmaya başladı. Otele dönüp bu uzun ve yorucu günü noktalama zamanı gelmişti.

Hoşça Kal Cakarta

Cakarta'nın tarihi Kota Tua meydanı
Cakarta’nın tarihi Kota Tua meydanı

Cakarta | 23 Kasım 2019 (2.Gün)

Bugün Cakarta’yı öğreneceğim. Saat 17:00’de geziyi tamamlayıp otele dönmem gerekiyor çünkü 19:00’da Yogyakarta’ya uçuyorum. Sırt çantamı otelde bırakıp trenle kentin turistik merkezine doğru yola çıktım. İstasyondan aldığım kartla buradaki bütün tren yolculuklarımı yapabileceğim. 6 durak sonra Cakarta’nın kuzeyindeki tarihi Kota Tua’ya ulaştım. Özellikle Hollanda sömürgesi döneminde 17. ve 18. yüzyıldan kalma asırlık yapılarıyla Avrupa limanlarını anımsatan ve yerel dilde “eski şehir” anlamına gelen Kota Tua, ülkenin ve başkentin önemli turistik bölgelerinden biri. Geçmişte Sunda Krallığı ve Banten Sultanlığı döneminin yanı sıra özellikle Hollanda sömürgesi zamanında gelişen yapısıyla günümüze kadar Cakarta’nın merkezi olarak öne çıkan bu bölgenin en önemli etkinliği Fatahillah Meydanı’nında dolaşmak. Sunda Krallığı’ndan Japon işgaline kadar olan süreçte Sunda Kelapa, Jayakarta, Batavia ve en son olarak Cakarta adının verildiği eski idari bölge Kota Tua, zamanla ekonomik faaliyetlerin yürütüldüğü bir merkez olmuş. Kota’nın ilk yerleşim planları Portekiz ve Hollandalılar tarafından yapılmış.

Fotoğraf çektirmeye bayılıyorlar
Yabancılarla fotoğraf çektirmeye bayılıyorlar

Kota’nın en büyük ve işlek caddesi Taman Fatahillah, şehrin birçok müzesinin üzerinde bulunduğu bir bulvar. Tarihi binaların bir kısmı müze, kafe, lokanta ve sergi alanı gibi çeşitli kültürel aktiviteler için kullanılıyor. Fazlaca turistik görünen ve ilgimi pek çekmeyen bu binaları hızlıca geçtikten sonra Fatahillah Meydanı’ndaki kalabalığı izlemeye koyuldum. Meydan kalabalıktı ama turistlerden çok Endonezyalılar vardı. Çocuklar pembe ve maviye boyanmış bisikletlerle meydanda tur atıyor, aileleri fotoğraflarını çekiyor, meydanın bir köşesi birazdan yapılacak bir etkinliğe hazırlanıyor, müzelere giren çıkan kalabalık her zamanki gibi telaşlı adımlarla bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Bu ritmi izlerken yanıma bir çift yaklaştı. Öğrenci olduklarını, bir yabancıyla röportaj yapıp Endonezya hakkında soru sormak istediklerini söylediler. Cakarta’nın ortasında birileri benim yıllarca yaptığım işi yapmak için beni seçmişti. Sorular soruldu, konuşmamız videoya kaydedildi ve röportaj sonunda grupla fotoğraflar çekildi. Hava nemli ve sıcak olduğundan meydandaki turumu tamamlayıp diğer yerleri görmeyi planlıyordum ama olmadı. Bir başka öğrenci daha yolumu kesti. Yanındaki iki arkadaşıyla birlikte bana birkaç soru sormak istediklerini söylediler. Az önceki grupla aynı sınıftan olduklarını sandım ama bunlar daha gençti. Benzer sorulara yanıt verdim. Cakarta’ya ilk gelişim olduğunu, burada sonra gideceğim yerleri, ilk izlenimlerimi anlattım. İstanbul’dan geldiğimi duyunca yüzlerindeki heyecan görülmeye değerdi. Video kayıt işlemi bittikten sonra grup fotoğrafı çekilip yoluma devam edecekken, az önceki yaşadığım olayın bir benzeri daha tekrarlandı. Yine bir başka grup benimle konuşmak istiyordu. Artık “Gizli kamera nerede?” düşünmeye başladım. Önüme çıkan herkes bana mikrofon uzatmaya başlamıştı. Ünlü olmanın nasıl bir duygu olabileceğini ilk kez bu meydanda hissettim. Bu röportaj ve fotoğraf çekim işlemleri o gün tam 8 kez tekrarlandı. Hiçbirinin isteğini kırmadım, hepsinin ödevlerine yardımcı olmak için sorularına yanıt verdim. Aslında onların sorularından çok ben onlara soru sorup kendilerini ve Cakarta’yı tanımak istiyordum. Böyle bir karşılıklı tanışma seansıyla karşılaşacağımı hiç tahmin etmemiştim. Bu fotoğraf çektirme merakıyla Java gezisi boyunca sık sık karşılaştım. Endonezyalıların kendilerine benzemeyen her turistle fotoğraf çektirmek gibi bir alışkanlığı olduğunu bu gezide öğrendim. Yarım saat süreceğini tahmin ettiğim Kota Tua turu 1,5 saatte bitti. Artık kimseye görünmeden hızlıca meydandan uzaklaşma zamanı gelmişti.

Merdeka Meydanı

Cakarta Merdeka Meydanı
Cakarta Merdeka Meydanı

Şehrin tam kalbinde yer alan büyük bir meydan var. Trafiğe kapalı bu meydanın adı Merdeka. Çok sayıda tarihsel olaya tanıklık eden bu meydanın ortasında Endonezya Ulusal Anıtı bulunuyor. 1975’te tamamlanan 132 metrelik bu anıt ülkenin bağımsızlığını temsil ediyor. Meydanın batı kısmında yer Ulusal Müze’de ülke tarihinin tamamını görmek mümkün. Meydanın bir başka ünü binası da Mesjid Istiqlal (İstiklal Mescidi). Frederich Silaban tarafından tasarlanan ve 1978 yılında ibadete açılan cami, 97 metre yüksekliğindeki minaresiyle ünlü. Güneydoğu Asya’nın en büyük İslam mabedinin karşısında 1091 yılından kalma iki kuleli katedral var.

Yoğun trafiği, karmaşık tren yapısı ve kalabalık nüfusunu düşününce gezimi noktalayıp otele dönmeye karar verdim. Merdeka’ya en yakın tren istasyonu Gambir’di ama buradan otele giden trenlerin durmadığını dün öğrenmiştim. Gambir’den bir önceki durağa yürüyüp trenle Cikini’ye geldim. Otelde biraz soluklanıp çantamı aldıktan sonra havaalanına doğru yola koyuldum.

Tren hattı boyunca Cakarta’nın turistik olmayan yüzünü görmek mümkün. Bu manzarada ülkenin övünebileceği pek bir şey yok çünkü manzaranın tamamı yoksulluğu, sefaleti ve kötü yaşam şartlarını simgeliyor. Derme çatma barakalardan oluşan mahalleler tren yolu boyunca uzanıyor ve ardı arkası kesilmiyor. Devletin bu insanlara yardım uzatacak hali olmadığı belli, onların da yaşadıkları şartları çoktan kabul ettiği anlaşılıyor.

Cakarta’ya bir gün yetti de arttı. Daha çok zamanım olsaydı eminim bu şehirden keyif alabilirdim ama görmesem ne kaybederim diye düşündüğümde yanıtım “çok fazla şey değil” oluyor.

Hava alanına dönüş

Otelden sırt çantamı aldıktan sonra tekrar Cikini istasyonuna gelip trenle Manggarai istasyonuna geçtim. Burada havaalanına gideceğim hattı bulmak zor oldu. Karmakarışık bir istasyondu ve görevlilerden yardım istedim. Bana indiğim trene tekrar binip devam etmem gerektiğini söylediler, oysa elimdeki harita farklı bir hattı gösteriyordu. Resmi istasyon görevlilerinin sözüne inanıp kalkmak üzere olan trene son anda bindim. Tren, tahmin ettiğim gibi hava alanının aksi istikamete doğru hareket etmeye başladı. Bir sonraki istasyonda inip tekrar Manggarai’ye geri döndüm. Bu sefer istasyonda bekleyen yolculardan yardım istedim. Haritayı gösterdiğim bir öğrenci grubu beni 8 numaralı platforma götürdü. Havaalanına gideceğim trenin bu platformdan hareket edeceğini söylediler. Tahmin ettiğim gibi gruptakiler benimle hatıra fotoğrafı çektirmek istediklerini söyledi. Fotoğraf çekiminden sonra biletimi alıp treni beklemeye başladım. Bu istasyonu bulana kadar 45 dakikam geçti ama sonunda doğru trene binip havaalanına ulaştım.

Adanın ortasındaki cennet Yogyakarta

Prambanan Tapınağı
Prambanan Tapınağı

Başkent Cakarta’nın bulunduğu Java Adası aynı zamanda Endonezya nüfusunun büyük çoğunluğuna ev sahipliği yapıyor. Ada deyip geçmeyin bir ucundan diğerine ulaşmak için uzun yolculukları göze almanız gerekiyor. Ben bu ada için sadece 7 gün ayırdım ve şu ana kadar bu sürenin iki gününü harcadım. Geriye kalan beş günde görebildiğimi görüp Bali’ye geçeceğim.

Yogyakarta‘ya Cakarta‘dan uçakla gelmiştim, aslında tren yolculuğunu tercih ediyordum ama yedi saatlik yolculuk bu kısa gezi programında fazla geldi. Adanın ortasındaki bu kentten doğuya doğru yapacağım gelecek yolculuklarım için treni kullanacağım.

Yaklaşık bir saat süren yolculuktan sonra uçak Yogyakarta havaalanına indi. Java’nın batı bölgesini aşıp adanın ortasındaki bu tarihi kentten yolculuğuma devam edeceğim. Havaalanı çıkışında beni otele götürecek şoförü bulmam zor olmadı. Dün whatsapp üzerinden yazışıp fotoğraflarını göndermişti. Yus bu kentte iki gün boyunca yapacağım yolculuklarımda beni gezdirecek kişiydi. Pondok Ijo Guesthouse adında bir otelde kaldım. Şehir merkezine uzak, sessiz sakin bir bölgedeydi ve otelde sadece birkaç saat uyku ihtiyacım dışında zaman harcamayacaktım.