Hüznün soğuk adı
December 28, 2000 tarihinde gezi kategorisinde yayınlandı
Yabancısı olmadığım bir duygu
Ucak havalanirken hic de yabancisi olmadigim o duygu kaplamisti beni. Gidiyordum birkez daha. Yine sonunu bilmedigim bir maceraya dogru ucuyordum. Nedense bu bilinmezlik beni rahatlatiyor. Istanbul’dan uzaklasirken aklimda bu kentte yasadiklarim geliyordu. Gecmis geride kalmisti, yasadigim firtinalar ise yuregimde. Gidiyor olmanin keyfine yasanan huzunlerin tortulari karisiyor. Ucak Turkiye’yi terkederken geride kalanlarin faturasiyla hesaplasiyordum.
Moskova’ya ilk gelisim. Kenti ilk gorusum. Ucak alcaliyor, buyuk beyaz binalar yemyesil bir ortunun arasindan yukseliyor. Aksam oluyor. Adini bilmedigim sokaklari henuz goremiyorum ama birkac yuksek bina gozume ilisiyor.
Gumrukte uzun bir bekleyisten konra kapida Suat beni karsiladi. Eve gitmeden once kisa bir kent turu yaptik. Televizyondan hatirladigim, gazetelerde resimlerini gordugum Kizil Meydan’da yuruduk. Ilk izlenimim ne miydi? Garip ama sanki bu sokaklardan daha once gecmis gibiydim. Kremlin’in kucuk pencerelerinden izliyordum sanki meydandaki yuruyusumu. Sanki ben bu kentte daha once yasamistim ve bu meydani yine bir aksam karanliginda gecmistim.
Yagmur Moskova’ya hosgeldin dedi bana. Birkac gun evden cikamadim. Ortami ve insanlari tanimaya calisiyordum. Kafamda hicbir onyargi yoktu. Anlatilanlari dinliyordum bu kentle ilgili ama son karari yine ben verecektim. Rusya’yi tanimak icin sabirsizlaniyordum.
Kentteki ikinci gunumde cok ilginc bir tesadufle karsilastim. Kizil Meydan’da yururken eski bir dostla karsilastim. Hem de California’dayken tanistigim biriyle… Dunyanin kucuk olusu boyle tesaduflere mi dayaniyor yoksa baska bir aciklamasi mi var. Biraz sohbet ettik.
Ilk kesif gezilerimde Kizil Meydan’I, Gorky Parki, Tverskaya Bulvari’ni kesfettim. Metroyla kentin bir ucundan girip digerinden ciktim. Ilk kez gordugum Rusca harflerin karsiliklarini cikarmaya calistim. Moskova Nehri boyunca yurudum, kentin kucuk pazarlarinda alisveris yapmasam da yapanlari izledim. San Basili Kilisesi’nin onundeki dilek havuzunda dilekte bulunmadim. Bir zamanlar suclularin kafalarinin kesilerek olduruldugu bu tas havuza insanlar bugun bozuk para atiyor. Dileklerinin gerceklesecegine inaniyorlar. Zamaninda kafalari kesilecek insanlarin belki de son dileklerini mirildandiklari bu noktada gunumuz insanlari da ayni gelenegi surduruyor. Arada kucuk bir ayrinti var. Gunesin altinda parildayan celladin keskin kilici degil artik, dilekte bulunan insanlarin bu havuza attiklari paralar…
Hava kolay kolay kararmiyor Moskova’da. Bu sadece yaz gunleri icin gecerli. Karanligin cokmesi 11.00’I buluyor.
Bu yeni durakta ne yasayacagimi, kimlerle karsilasacagimi yolumun beni nereye goturecegini bilmeden yasiyorum. Yani yolumda yuruyorum. Hicbir durak bir oncekine benzemiyor bu yolculukta. Duygular durmadan degisiyor, dus nehirleri akip geciyor ayaklarimin dibinden ve ben bu sonu olmayan yolda yuruyorum. Bu goc belki de benim kaderim. Ustadin dizeleri geliyor aklima. “Siparisi yargicilar tarafindan verilmis bu hayattan ne koku, ne de yanki tasimami yasaklayan bir belge imzaladim ben. Cesur ve onurlu diyecekler, halbuku suskun ve kederliyim.”
Botanisky Sad (13 Eylul 1998)
Yagmur vardi bugun Botanisky Sad’ta. Dusen damlalar degildi, sararmis yapraklardi durmadan yagan. Sonbahar biraz erken geldi Moskova’ya. Alisilmis serinlige burundu kent. Botanisky’de yururken bir an durdum. Yasli bir kayin agacinin dibine oturdum. Yaprak yagmurunu segrettim. Havada ucusan binlerce sari kelebek gibiydiler. Yere dusuyor olmanin sabirsizligini yasiyorlardi. Ait olduklari dallardan kopup ozgur olmanin mutlulugu vardi belki de. Ya da toprak olup kaybolmanin huzursuzlugunu yasiyorlardi.
Varolduklari surece hep yukardan seyretmislerdi dusecekleri yeri. Sadece bir kez gerceklestirebilecekleri bir eylemdi bu yaptiklari. O koca govdeli agaclara bir meydan okumaydi belki de. Parktaki dar yollarda yuruyenler bu yaprak yagmurunun farkindaydi belki ama kimsenin basini kaldirip gokyuzune baktigini gormedim. Huzur icinde yuruyordu herkes. Doganin kendilerine sundugu bu gosteri bu keyifli pazar gununun hediyesiydi. Bunu farkedebilen birkac kisinin gozu dusen sari yapraklardaydi. Moskova’da yazi yasadim. Soguguyla unlu bu kentin daha once hayalimdecanlandirmadigim bir yuzune tanik oldum. Sicak gunlerin gidisi ani oldu. Tipki o uzun beyaz yaz gecelerinin birden grilesmesi gibi. Yaz cabuk gecer derler, bu sozun anlamina Moskova’da vardim nedense. Telasli bir gidisi oldu yazin. Yagmurlu gunlerin ardindan birden bire gelen bu gunesli havanin da omru pek uzun olmayacak gibi..
Vera
Moskova’yi dusundukce gozumun onune gelen yuzlerden biri de Vera. Onu Moskova’ya gittigim ilk gunlerde tanidim. Dergide kullanilacak yazilarin tercumesini yapiyordu.Yillar once basladigi bu meslsgi bugun de surduruyor. Yazarlar Birligi’nin Turkiye sorumlusu gorevindeyken yasadiklarini anlattiginda onu dinledigimi gorunce daha da mutlu oluyor, anlattiklarini bir anlamda kendi dunyasinda yeniden yasiyordu.
8 aylik Moskova maceramda aklimdan kazinmayacak isimlerden biri oldu. Kenti terkederken, birgun biryerde tekrar bulusuruz dedim ona. Benim uzaklarin yolcusu oldugumu iyi bildiginden bu sozume hafif bir gulumsemeyle karsilik verdi, gozleri doldu, “Neden olmasin” dedi.
O simdi Moskova’da. Ben ise Los Angeles’tayim. Tekrar gorurmuyum Vera’yi? Neden olmasin? Onun Turkceye cevirdigi bir siiri geldi aklima. Adi Kagittan Asker…
Bir zamanlar kagittan bir asker vardi
guzel yurekli bir asker
Ama bir oyuncakti o,
yani kagittan bir askerdi
Mutlu olsun diye herkes, yeniden
kurmak isterdi dunyayi
Oysa bir ipin ucundaydi kendisi
Cunku o kagittan bir askerdi
Atese atilmak, olmek sizin icin,
mutluluk verirdi ona
Ama siz alay ettiniz hep
Cunku o kagittan bir askerdi
Acmadiniz hicbiriniz onemli
gizlerinizi ona
Neden?
Cunku o kagitan bir askerdi
Yazgisina lanet okur,
firtinali bir yasam dilerdi,
unutup kagittan oldugunu
“Ates istiyorum” derdi
yanip gitti birgun hic ugruna
Cunku o
kagittan bir askerdi.
Not: 2003 yılında Vera Moskova’daki evinde öldü.
Lenin’i gördüm (23 Eylul 1998)
Fotograflarini cok gordum, hakkinda yazilanlari okudum, heykelleri altinda yurudum. Ama onun canlisiyla karsilasacagimi hic dusunmemistim. Lenin. Ulkenin kaderini, dunyanin duzenini degistiren kisi. Bugun Kizil Meydan’daydi. Mozolesindeki cansiz vucudundan bahsetmiyorum. Kremlin’i goren kucuk bir cafenin plastik sandalyelerinde oturuyordu.
Lenin’in tipatip kopyasi bu kisiyi, Kizil Meydan’i gezenler bilir. Birkac ruble karsiliginda size turistik pozlar verir. Ilk gordugunuzde “Bu kadar benzerlik olamaz” dedirtir size. Cafeye girmeden once elinden tuttugu beyaz posetten bir gazete cikartti. Ruzgar gazeteyi okumasina engel oluyordu. Yola sirtini donmustu. Belli ki ilgi istemiyordu gazetesini okurken. Gizlenir gibi bir hali vardi. Bu arada, her yaptigi hareketi yakindan izleyen benden de habersizdi.
Meydan kalabalikti. Cafeye gelenler hemen onu farkediyor, yanindakilere alayci bir ifadeyle onu gozteriyordu. Birami yudumlayip sigaramdan nefes ceken benden habersiz, yerinden kalkti, radyodaki muzik durmustu, haberler basladi. Kendisinden hic beklemedigim bir ceviklikle haberleri dinlemek icin radyonun basina yerlesti. Bir ara Kremlin’in kulelerinden birine ilisti gozu ama hemen bakislarini baska yone kaydirdi. Gazetesini posetine koydu, sol elini de lacivert pantolonunun cebine. Meydana dogru iki adim atti. Nereye gidecegini bilmiyor gibiydi. Etrafina bakindi. Sonra metro istasyonuna yoneldi….
Mavi gömlekli çocuk (14 Eylul 1998)
Onu dun Komsomolskaya metrosunda gordum. 8 yaslarindaydi. Elinde bir flut uzerinde mavi bir gomlek vardi. Sirtini duvara yaslamisti. Muzigine ara vermisti. Kucuk avuclarindaki teri pantolonuna sildi, iki kez burnunu cekti. Onunden gecen insan selini gormuyor gibiydi.
Bakislarini yere dogrultmustu, gozleri donuktu. Calacagi muzigi dinlemek icin durdum, benden baska duran yoktu. Birkac adim ilerisindeydim ama beni farketmedi. Flutunu agzina goturdugunu metronun icindeki kalabalik farketmedi. Onu izlemeye devam ettim. Bir anda istasyonda huzunlu bir muzik duyuldu. Oyle yuksek bir ses degildi ama sessizligi kesiyiyordu. Gozleri bir noktaya dalmisti. Hareket etmiyor, sadece kucuk cigerlerine yukledigi metronun telasli havasini fulutune aktariyordu. Ve bu nefes flutten ciktiginda inanilmaz guzel bir muzige donusuyordu.
Onundeki sapkasina gecenler birkac ruble koydu. Ama durup kimse bu muzigi dinlemedi. Aklimda yer eden Moskova goruntulerinden biri oldu mavi gomlekli flut calan cocuk, ve metronun telasli kalabaligi. Caldigi parcayi hatirlamiyorum, bir daha dinlesem hatirlayabilecegimi sanmiyorum. Ama nerede mavi gomlekli sarisin bir cocuk gorsem bu sahneyi hatirlayacagimdan eminim…
Park görüntüleri
Moskova Nehri’nin uzerinde bir koprude duruyorum. Karsimdaki parkta bir konser var. Biri Rusca sarkilar soyluyor, dinleyenler dans ediyor ve kente sinsi bir yagmur yagiyor. Parkta yurumeye devam ediyorum. Ilerden country muzigi duyuluyor. Bir cafe’den butun parka yayiliyor, saniyorum Willie Nelson’in bir parcasi. Votkalarini yudumlayan kovboy kiyafetli Ruslar, ne anlama geldigini anlamadiklari bu parcayla huzunleniyor. Gunes gri bulutlarin arasindan arada bir goz kirpiyor ama sinsi yagmurun duracagi yok gibi. Parkin diger ucuna yaklasirken bir gelin ve damat goruyorum. Peslerinde arkadaslari. Onlari az once nehir kiyisinda fotograf cektirirken de gormustum.
Metroyu yavas yavas kesfetmeye basladim su siralar. Artik yeryuzunu kesfetmenin zamani. Onceleri tek bildigim yer Kremlin yakinlarindaki bir istasyondu. Evden cikip bu istasyona kadar gidiyor, sonra da geri donuyordum. Artik isi biraz ierlettim. Birkac muze ve parki artik avucumun ici gibi biliyorum, ama kesfedilmeyi bekleyen o kadar cok yer var ki bu kentte.
Metro
Agustos’un sonu yaklasiyor ve Moskova’da yaz bitiyor. Parklara sari yapraklar yagiyor, yagmur hergun yagiyordu gecen hafta. Yaza olan hasretim simdiden basladi.Her gecen gun bu kente biraz daha isiniyorum. Rusca ogrenme konusundaki tembelligim aynen devam etse de artik metroda kaybolmadan yolculu edebiliyor, elimle sigara paketi gostermeden bufeden sigara satin alabiliyordum.
Dun gece yine metrodaydim, biryerlerden eve donuyordum. Leninskaya istasyonuydu. Klasik muzik sesi geliyordu uzun tunelin derinliginden. Yedi kisi Anna Maria’yi caliyordu. Dinleyen pek yok gibiydi. Herkes telasla gidecegi yere yetismenin derdindeydi. Acelesi olmayan bazilariysa benim gibi durup dinliyordu bu grubu. Grubun yanindaki merdivenlerde muzigi dinleyen yasli bir kadin ilisti gozume. Beyaz sacli, kisa boylu, temiz giyimli bir teyze…Metronun duvarina yaslanmis, basini yana egmis, gozlerini bir noktaya dikmis muzigi dinliyordu. Adi neydi, nerden gelip nereye gidiyordu bilmiyordum. Bildigim tek sey ikimizi bu noktada kesistiren muzikti. O muzigi dinliyor, bense muzigi dinleyenleri dinliyordum. Gelip gecenler, durup dinleyenler, sonra yollarina devam edenler. Ama o kadin yaslandigi duvardan hic ayrilmadi. Elindeki poset doluydu, agirdi belki de ama o bunu hissetmeyecek uzakliktaydi bulundugu ortamdan. Kipirtisizdi, hatta nefes bile almiyor gibiydi. Gunun bu aninda, metronun o istasyonunda yollarimiz kesismisti onunla. Hicbir ortak ozelligi olmaya, birbirinin dilinden hic anlamayan bu iki kisiyi o buyulu muzik tanistirdi.
Ayrılık vakti (29 Kasim 1999)
Bugun gelecegin endiselerinden cok gecmisin huzunleriyleydim. Az once camdan disari bakiyordum. Moskova’nin bir semtinde, birbirine benzeyen yuzlerce apartmanin bir dairesindeyim. 6. kattaki odamin penceresinden seyrettigim goruntu ayni, duygularim ise cok farkli. Bir maceranin daha sonundayim. Bu kentten bende kalanlari dusunuyorum. Burada yasadigim sure icinde bende kalan o kadar cok ani var ki. Anilardan geriye kalan tortu, kentin damagimda kalan tadi sadece.
Kalip yasamakla, gidip kaybolmanin o ince cizgisinde gidip geldim gunlerce. Boyle durumlarda yaptigim seyi yaptim yine. Kalbimin sesine kulak verdim. Gitmemi soyluyordu ses. Duzeni terketmemi, bilinmeyene yurumemi soyluyordu.
Birseyleri tercih ederken, digerlerini kaybetmenin huznu var. Kentin sokaklarindaydim butun gun. Son bir kez doyasiya yurudum, dusundum. “Uzaklara gitmek, sinirlar asmak, insanlari tanimak firsatin varken hic durma.” Bu soz kulagimdaydi bugun.
Amacsizca dolastigim parklari, karsilastigim insanlari, unutulmaz sohbetleriyle Moskova’nin tadini hic unutmayacagim.
No related posts.
» Kategori: gezi
Yorum
Yorumla