“Farklı yolculuklarda, bilinmeyen duraklarda yollarımızın tekrar kesişmesi dileğiyle…”

Beş yıl önce Zürih’ten ayrılırken dostlarımla böyle vedalaşmıştım. Dört buçuk yıl yaşadığım kenti terk etmek kolay olmadı, araya taşınma telaşı girdi. Alplerin soğuk rüzgârlarından sonra soluğu İstanbul’da aldım. Doğup büyüdüğüm kentimde kendimi buldum. Eski düzene kısa sürede alıştım ama kafamı kurcalayan o ses de peşimi hiç bırakmıyordu:

“Hayat, uzun bir yolculuktur… ”

Bu uzun yolculukta, hangi durağa, ne zaman uğrayacağımız belli değil. Bildiğimiz tek şey, her yolculuğun yeni bir başlangıcı, farklı bir heyecanı beraberinde getirmesi.

Değişik kültürleri keşfetmek, farklı kentlerden geçmek, bilinmeyen lezzetleri tatmak, kendinden ve kentinden uzaklaşmak…

Çok gezmenin, farklı kentlerde yaşamanın kazandırdıkları kadar kaybettirdikleri de var. Bir kente alışmaya başlarken terk etmek bu kayıpların en büyüğü olsa gerek.

Tercihlerimiz bizi değişik seçimler yapmaya zorluyor. Verdiğimiz kararlar farklı yolların kapılarını aralıyor. Hiç beklemediğimiz bir anda kendimizi yeni bir düzenin içinde bulabiliyoruz. Sahip olduğumuz hayatı riske atmadan yaşamak mı yoksa iflah olmaz bir merakla yeni dünyaları keşfetmek mi?

Beş yıl önce Zürih’in sessiz bir parkında düşündüğüm, İstanbul’un bin yıllık kaldırımlarında yanıtını aradığım bu soruyla Dubai’nin gökdelenleri arasında yürürken tekrar karşılaştım.

Dubai, son yılların en hızlı değişen kentlerinden biri. 40 yıl öncesinin küçük bir kasabasının bugünlere uzanan hikâyesini anlamak da zor, anlatmak da… Burayı görmeden anlatılanlara inanmak ise neredeyse imkânsız.

Dubai maceram yeni başladı. Çölün sıcağında, kum tepeciklerinin ardında yükselen masal dünyasındayım. Hayallerin gerçekle buluştuğu Dubai’yi tanımaya çalışıyorum. Henüz Dubai’yi keşfedemedim ama tanışma faslı geçtiğinde Bastakiya mahallesinin dar sokaklarına gideceğim, Deira’nın baharat kokan caddelerinde dolaşacağım. Birbirleriyle yarışan gökdelenleri izlemek yerine, eski kentin labirentlerde kaybolacağım. Alışveriş merkezlerinden çıkmayı becerebilsem kendimi çölün ıssız kumlarına atacağım. Yerleşme telaşından kurtulabilsem kış ortasında serinlemek için denize gireceğim.

Kente renk katan bin bir çeşit milletin birbirinden değişik misafirleriyle tanışmak için sabırsızlanıyorum. Dubai’nin gizli yüzüyle karşılaşmak için gün sayıyorum. Bütün bunları yapabilmek için kenti görmek, turistik rotalarda dolaşmak, gezi rehberlerini takip etmek yetmiyor; şehri hissetmek, ruhunu keşfetmek de gerekiyor. Dünyanın en hızlı büyüyen, en hassas bölgesindeki, en güvenli kentini anlamak ve anlatmak zaman alacak…

Lüksün sınır tanımadığı, paranın hesapsız harcandığı, her köşesinde rekorlara imza atan binaların yükseldiği bu kentte bilinmez bir maceranın içindeyim.

Her şeyin hızla değiştiği bu şehirde yaşarken, geride bıraktığımız mekânların anıları da peşimi bırakmıyor.

Bir yanda yeni bir kentle tanışma heyecanı, diğer yanda terk edilen şehirlerden gelen tatlı esintiler…

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi…

“Hayat kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı duyulan arzudur. Geçmiş her zaman bizimle olacaktır, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz.”




Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir