Ve kavga bittiği zaman
Ne çiftlik sahibi oldu ne apartman
Kavgadan önce Kartal’da bahçıvandı
Kavgadan sonra Kartal’da bahçıvan

Nazım Hikmet

Bugünlerde Cumhuriyet’te yine fırtınalar kopuyor. Ortalık toz duman… Bu karmaşada yazılanları, hakaretleri, karalamaları hayretler içinde okuyorum. Gelenler gidenleri, ya da gidenler gelenleri değil, sıklıkla Cumhuriyet’le uzaktan yakına ilgisi olmayanlar, Cumhuriyet’in felsefesini anlayamayanlar gazete ve yönetimi bombalıyor, ateş püskürüyor. Bugüne dek adını Cumhuriyet’le birlikte anamayacağınız kişiler gazetenin mirası üstünde tepinip duruyor. Sosyal medyanın kuralları anlaşılan böyle işliyor. Ne kadar hakaret o kadar “like”, ne kadar küfür o kadar “retweet” durumu…

Kim doğruyu söylüyor, kim atıp tutuyor anlamak bizler için kolay ama neler olup bittiğini kavramaya çalışanların işi zor.

Vakıf tartışmaları konusunu merak edenler bugüne dek yazılmış en titiz ve objektif yazıyı buradan okuyabilir.

Gazetede bugün yaşananları anlamak için 5 Kasım 1991’de başlayan, 1992’de sonuçlanan kavgayı da hatırlamakta fayda var. Özgen Acar’ın yazısı o depremi özetliyor. O dönemi baştan sona yaşayan eski bir Cumhuriyet çalışanı olarak bildiğim ve öğrendiğim en önemli ders şu:

Biz çalışanlar, yöneticiler, gazeteye emeği geçen herkes gelip geçici, aslolan Cumhuriyet. Bunun için gereken fedakarlıklar  zamanında yapıldı, bundan sonra da yapılacak. Müdahalelerle yolundan saptırılmak istense de Cumhuriyet kurulduğu felsefede yayınına devam edecek. Bunu değiştirmek isteyenler geçmişte olduğu gibi bugün de unutulup gidecek.

Bugün gazeteye dönen ekip büyük bir enkaz devraldı. Benzer durum 1992’de de yaşanmıştı. O günkü kadro krizi aşmayı başardı. Şimdi o günleri yaşayanların benzer çabalarıyla ve en önemlisi okur desteğiyle bu kriz de atlatılacak.

Fabrika ayarlarına dönen Cumhuriyet’in yolu açık olsun…

Arşivde Uğur Mumcu’nun 3 Mayıs 1992’de yazdığı “Gazeteci” başlıklı yazısını buldum. Mesleğin çamura bulaştığı bu günlere örnek olabilir, aynı zamanda 1991 kavgasını hatırlamayanlara yardımcı olabilir.

***

GAZETECİ

Gazeteciyi nasıl tanımlarsınız? Kimdir gazeteci, ne yapar? İşlevi nedir? Gazeteci, her konuda fikir ileri süren, her şeyi bilen insan demek midir? Hayır. Nereden bilecek gazeteci her şeyi?
Ben kendime göre bir tanım yapayım:
– Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir.
Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.
Günümüzde sarı basın kartlarının ardına gizlenip devlet kapılarında ve belediyelerde “ihale takip eden”, bankalardan aldıkları kredilerle milyarlar vuran, düzmece belgelerle gazetelerini ve devleti dolandıranlar da var.
Hem bunlar var, hem Osmanlı İmparatorluğu’ndaki “mabeyn katipleri” gibi, gazetecilik adına hükümetlere, konutlara ve köşklere tutanak katiplikleri yapanlar da!
Türkiye’de gazete okuru sayısı da pek parlak bir grafik çizmiyor. Okur sayısını dünya ölçeklerine vurduğunuz zaman, iç karartıcı tablolar ile karşılaşıyorsunuz. UNESCO, bir ülkenin gelişmiş sayılabilmesi için her 1000 kişiden 100 kişinin gazete okuru olması ölçüsünü getiriyor. Bizde bu sayı, binde 58’dir.
Bu oran İngiltere’de binde 373, Danimarka’da 360, Almanya’da 342. Fransa’da 179, İtalya’da 146 ve komşumuz Yunanistan’da da binde 133’tür.
Üstüne üstlük, Türk basını “tekelcilik” tehlikesi ile karşı karşıyadır. İngiltere’de, sahip değiştirecek bir gazetenin tirajı 500 bini geçiyorsa, satış işlemleri “Monopolies and Mergers Commission” adlı komisyonca onanmadan kesinleşmez. Almanya’da “Federal Kartel Dairesi”, yıllık 25 milyon marklık iş yapan bütün şirketleri olduğu gibi, devredilecek bu gazete işletmelerini de denetler.
Fransa’da 1986 yılında çıkarılan “Basının Yasal Rejiminde Reform” adlı yasa, bir yıl içinde toplam tirajın yüzde 30’unu geçen gazetelerin satış işlemleri ile ilgili kayıtlayıcı kurallar getirmiştir. ABD’de “Federal Communications Commission”, bir büyük yayın organının, aynı alandaki bir yayın kuruluşunu almasını yasaklamıştır.
Türkiye’de bu konuda hiçbir kural yok; gazete dergi ve televizyon kanalları ile tam bir tekelleşme sürecine giriyoruz.
“Star 1” devlet desteği ile açıkça Anayasaya ve yasalara aykırı olarak yayın yapıyor. Böylece, yayın ve reklam dünyasında “haksız rekabet” devlet eliyle yaratılıyor.
Böyle bir ortamda Cumhuriyet gazetesinden, bir grup arkadaşımızla birlikte ayrılma zorunluluğu duymuştum. Cumhuriyet gazetesinden içi kan ağlaya ağlaya ayrılanların, emeklerinden başka geçim kaynakları yoktu. Hiçbirinin bankada birikmiş parası da yoktu. Ayrılırken de hiçbir yasal hakkımız verilmemişti. Ayrılan arkadaşlar aramızda yaptığımız toplantıda “1 Şubat gününe kadar beklemeye”, daha sonra da herkesin kendi yolunu seçmesine karar vermiştik.
Bu arada, bin bir engele karşın Cumhuriyet gazetesini yaşatabilmek için gazeteye yeni sermaye ve yeni ortak arama çalışmalarını da sürdürüyorduk.
Milliyet gazetesi, haber çeşitliliği ve yorum özgürlüğü ilkelerini amaç bilmiş bir “düşünce forumu”ydu. Milliyet gazetesi, bu güç günlerimizde bana ve arkadaşlarıma kucak açtı. Üç aydır, Milliyet gazetesinde karınca kararınca, olaya, habere, belgeye ve bilgiye dayanan yazılar yazmaya çalıştım. Bunda ne ölçüde başarıya ulaştım, bilemiyorum.
Bu üç ayda, Milliyet gazetesinin çağdaş anlamı ile tam bir “gazetecilik ortamı” olduğunu, bu ortamın güven duygusuna dayalı arkadaşlık ve dostluk ilişkileri ile geliştiğini, gazetelerde hep yakındığımız “tek adam yönetimleri” yerine; gazetenin, haber zenginliği ve yorum özgürlüğüne dayanan demokratik ve çağdaş bir anlayış ile yönetildiğini yaşayarak gördüm.
Cumhuriyet gazetesini dramatik serüvene sokan grup, gazeteyi milyarlık borç batağına sürükleyip kaçtıktan sonra benim görevim, güç durumda olan eski gazeteme koşmaktır.
Milliyet gazetesinden bu nedenle ayrılıyorum. Umarım, beni anlayışla karşılarsınız.
Nazım Hikmet’in en çok sevdiğim şiirlerinden biri “Ve kavga bittiği zaman / Ne çiftlik sahibi oldu ne apartman / Kavgadan önce Kartal’da bahçıvandı / Kavgadan sonra Kartal’da bahçıvan” diye biter.
Cumhuriyet gazetesindeki “kavgadan sonra” ben, yine eski görevime kaldığım yerden devam edeceğim. Borç batağına sokulan ve tirajı 40 binlere inen gazetede, ellerimize dikenler de batsa, görevimiz; okurlarımıza, yediveren bağımsızlık güllerini sunmaktır.
Binlerce teşekkürler, hoşça kalın…

UGUR MUMCU(Milliyet, 3 Mayıs 1992)

Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir