İtalyan Riveria’sının incisi, Akdeniz’in ılık esintisiyle Alpler’den gelen rüzgârların buluştuğu bir liman kenti Cenova. Bir zamanlar dünyayı keşfetmek için bir avuç denizciyle uzak ufuklara yelken açan kâşiflerin şehri…

Yolunuz buraya düşerse Porto Antico’nun martılarını dinleyin. Garibaldi Sokağı’nın kaldırım taşlarında yürüyün. Palazzo San Giorgio’nun karanlık mahzenlerine girin ve gözlerinizi kapayın. Derin bir nefes çekin. Tarihi soluyacaksınız. Ardından cevabı olmayan soruların peşine takılacaksınız. Kâşiflerin merakına ortak olacaksınız.

Limanda yükselen deniz fenerinin bazen limanın dar sokaklarını aydınlattığını göreceksiniz. Bazen de Akdeniz’in dalgalarında boğuşan denizcilerin gözbebeği olduğunu anlayacaksınız. İstikamet önemli değil. Limana yaklaşan ya da uzaklaşan her denizci bu fenere yüzyıllar boyu selam durdu. Kimi sevdalarını, yaşamlarını geride bırakıp hayallere yelken açtı. Kimi geçmişini uzak iklimlerde unutup yola çıktığı noktaya dönmenin keyfini yine bu fenerin gölgesinde yaşadı. Kimler yoktu ki bu yolcular arasında. Kristof Kolomb doğduğu bu kentten batıya yelken açarken, doğudan gelen Marko Polo yine bu kentin zindanlarında tutuklu kaldı. Dar sokakların güneş girmeyen kaldırımları Charles Dickens’a, Çehov’a malzeme oldu.

Kentin en ünlü mekânı kuşkusuz liman bölgesi. Hayal gücünüzü biraz zorlarsanız limanda hazırlıklarını tamamlayıp uzak ufuklara yelken açan gemileri görebilirsiniz. Kentin dar sokaklarına girerseniz, hele bir de yolunuz Garibaldi Caddesi’ne düşerse bu eski kentin neden UNESCO Dünya Mirası listesinde yer aldığını anlarsınız. Bu sokaklarda haritaya ihtiyacınız olmayacak. Hiçbir harita bu karmaşık sokaklarda izinizi sürdürmeye yetmeyecek. Yolunuzu bulmakta zorlanabilirsiniz. Zaten kentin yabancılara sunduğu en güzel armağanı bu kaybolmuşluk duygusu. Güneşin girmeye zorlandığı sokaklarda kendinizi zaman tünelinde hissedeceksiniz. Bilmediğiniz bir kentte kaybolmanın heyecanını burada sonuna kadar yaşayabilirsiniz.

Kenti ilk görenler burada alışıldık şehir planı anlayışına aykırı bir şeyler olduğunu hissedebilir. Diğer kentlerdeki şehir merkezi Cenova’da yok ama sizi büyüleyebilecek birden fazla ilgi odağı var. Liman ve yamaçlardaki mahalleler kadar kentin tarihi bölgesi de Cenova’nın mistik geçmişini bugünün sahnesinde sergiliyor. Kentin birkaç meydanından en ünlüsü Piazza de Ferrari. Havuzuyla ünlü bir alan burası. Havuza yaklaşıp etrafınızdaki yapıları uzaktan izleme imkânınız olacak. Meydanın limana inen sokaklarından birine girerseniz bu yol sizi Cattedrale di San Lorenzo’ya çıkarır. Siyah beyaz mermerlerin karışımıyla yükselen 1500 yıllık yapı, cephesindeki ayrıntılar ve girişteki aslanlarıyla ünlü. Katedralin girişindeki bombayı da unutmamak lazım. 2. Dünya Savaşı’nın anısı olan bu bomba katedralin üstüne düşmüş ancak patlamamış. O günden bu yana bu tarihi yapının en ilginç eserlerinden biri olarak sergileniyor.

Cenova hâlâ gelişen bir liman kenti. Uzun süren restorasyondan sonra Porto Antico, Cenovalıların sıkça ziyaret ettiği bir yer. Limandaki eski depolar, alışveriş ve eğlence merkezi olarak yeniden düzenlenmiş. Liman çevresinde yürürken Avrupa’nın en büyük akvaryumu Acquario di Genova karşınıza çıkacak. Zamanınız varsa uğrayın. Paris’teki ünlü Pompidou’yu inşa eden mimar tarafından yapılan binada 71 tankta 500’ün üzerinde deniz türü bulunuyor. İtalya bir çizmeyse, Liguria bölgesinin en eski şehirlerinden Cenova çizmenin diz kapağı olarak tanınır. Akdeniz’deki pek çok kente ilham kaynağı olan kent, İstanbul’daki Galata’nın da mimarisine damgasını vurmuş.

Yüzyıllar boyu Akdeniz’deki ticaretin merkezi olduktan sonra bugünlerde eski heybetini gizleyen mütevazı bir görüntüye bürünmüş. Sıra dışı ve gizemli bir mütevazılık bu. Siz bakmayın kentin bu sakin haline. Dar sokaklarında, yokuşlu mahallelerinde ya da limanında yüzyılların sırlarını saklamaya devam ediyor.
Fotoğraflar

10 Haziran 2012 günü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlandı.




Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir