<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Remzi Gökdağ</title>
	<atom:link href="http://www.remgo.com/11/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.remgo.com/11</link>
	<description>sıradan yazılar</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Aug 2010 13:24:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>İspanya&#8217;nın arka sokaklarında</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/ispanyanin-arka-sokaklarinda/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/ispanyanin-arka-sokaklarinda/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 13:15:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[ispanya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=618</guid>
		<description><![CDATA[7-15 Ağustos&#8217;ta İspanya&#8217;daydık. Madrid, Toledo, Valencia ve Barcelona&#8216;nın arka mahallelerini yokladık. Bu süre içinde gezilebilecek her yeri gezdik. Geriye yine fotoğraflar ve unutulmaz anılar kaldı. Benzer Yazılar:New York Sokaklarında Melekler kentinin sokaklarında]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>7-15 Ağustos&#8217;ta İspanya&#8217;daydık. <a href="http://photo.remgo.com/2010/08/madrid/" target="_blank">Madrid</a>, <a href="http://photo.remgo.com/2010/08/toledo/" target="_blank">Toledo</a>, <a href="http://photo.remgo.com/2010/08/valencia/" target="_blank">Valencia</a> ve <a href="http://photo.remgo.com/2010/08/barcelona/" target="_blank">Barcelona</a>&#8216;nın arka mahallelerini yokladık. Bu süre içinde gezilebilecek her yeri gezdik. Geriye yine <strong><a href="http://photo.remgo.com/" target="_blank">fotoğraflar</a></strong> ve unutulmaz anılar kaldı.</p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/new-york-sokaklarinda/' rel='bookmark' title='Permanent Link: New York Sokaklarında'>New York Sokaklarında</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/melekler-kentinin-sokaklarinda/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Melekler kentinin sokaklarında'>Melekler kentinin sokaklarında</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/ispanyanin-arka-sokaklarinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>New York 2010</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/new-york-2010/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/new-york-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 09:42:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[gezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=597</guid>
		<description><![CDATA[Zürih&#8217;in sessiz ve tenha sokaklarından sonra New York&#8217;un kalabalık caddeleri iyi geldi. Manhattan, Central Park, Brooklyn, ve Times Sq&#8230;. Herşey görmeğe değer. Fotoğraflar burada. (Haziran 2010) Benzer Yazılar:New York Sokaklarında İspanya&#8217;nın arka sokaklarında]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zürih&#8217;in sessiz ve tenha sokaklarından sonra New York&#8217;un kalabalık caddeleri iyi geldi. Manhattan, Central Park, Brooklyn, ve Times Sq&#8230;. Herşey görmeğe değer. <em>Fotoğraflar <a href="http://photo.remgo.com/2010/07/new-york-2010/" target="_blank">burada</a>. (Haziran 2010)</em></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/new-york-sokaklarinda/' rel='bookmark' title='Permanent Link: New York Sokaklarında'>New York Sokaklarında</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/ispanyanin-arka-sokaklarinda/' rel='bookmark' title='Permanent Link: İspanya&#8217;nın arka sokaklarında'>İspanya&#8217;nın arka sokaklarında</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/new-york-2010/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki pencere, bir liman&#8230;</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/bir-pencere/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/bir-pencere/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 08:48:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=587</guid>
		<description><![CDATA[Kör Zaman&#8230; O gün telefon çaldı.. Açtım.. Dediler ki: - Erdal İnönü&#8217; yü kaybettik. - Ne zaman?.. diye sormadım. * Ölüm haberi bana ulaşıncaya dek Erdal Bey benim için yaşıyordu&#8230; Oysa hayatta değildi&#8230; Aradaki süre &#8216;kör zaman&#8217; sayılabilir mi?.. Olgu ya da gerçek ile insan bilinci arasındaki iletişim bazen topallayabilir; ölüm haberini çok sonra duyduğum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kör Zaman&#8230; </strong></p>
<p>O gün telefon çaldı..</p>
<p>Açtım..</p>
<p>Dediler ki:</p>
<p>- <strong>Erdal İnönü&#8217;</strong> yü kaybettik.</p>
<p>- Ne zaman?.. diye sormadım.</p>
<p>*</p>
<p>Ölüm haberi bana ulaşıncaya dek Erdal Bey benim için yaşıyordu&#8230;</p>
<p>Oysa hayatta değildi&#8230;</p>
<p>Aradaki süre <em>&#8216;kör zaman&#8217;</em> sayılabilir mi?..</p>
<p>Olgu ya da gerçek ile insan bilinci arasındaki iletişim bazen topallayabilir; ölüm haberini çok sonra duyduğum nice dostumu yitirdim son zamanlarda&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Ölüm ne uzağımızda ne de dışımızdadır..</p>
<p>Ölüm içimizdedir..</p>
<p>Biz doludizgin yaşarken bile Azrail ölümün yumurtasını bedenimizin münasip bir yerindeki kuluçkasına yatırmıştır&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Gariptir yaşam bilmecesi&#8230;</p>
<p>Uykuya dalarken hangi rüyayı saat kaçta göreceğin belli mi?..</p>
<p>Uyanır dersin ki:</p>
<p>- Hayırdır inşallah&#8230;</p>
<p>Olağanüstü rejimdeydik, hapishane ranzasında yatarken bir gün haber verdiler:</p>
<p>- Tahliye edildin&#8230;</p>
<p>Hiç beklemiyordum&#8230;</p>
<p>Tahliye kararı ile tebligatı arasındaki süre kör zaman değil mi!..</p>
<p>*</p>
<p>Ölümlerde, doğumlarda, aşklarda, politikada, darbelerde, daha nice yaşam olgusunda gerçek ile gerçeğin algılanması arasındaki kör zamanı bilinçsizlikle yaşamak hayatın kaçınılmaz bir cilvesi&#8230;</p>
<p>Yoğun bir aşk iki arada bir derede noktalanmıştır da haberin yoktur&#8230;</p>
<p>Kaldırımda yürürken on adım sonra kafana bir testi düşecektir&#8230;</p>
<p>Oysa sen farkında bile değilsin&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Kim bilir, belki de iktidar koltuğundan düşmüşsündür..</p>
<p>Oysa sen iktidar sarhoşluğu içindesin..</p>
<p>Ülkeyi avucunun içinde sanıyorsun&#8230;</p>
<p>Gerçeği öğrenmen için ille de birinin telefon etmesi mi gerekiyor:</p>
<p>- Zırrrr&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Ülke yaşamında kör bir zamanı yaşıyoruz&#8230;</p>
<p>İnsanların körlüğüyle zamanın körlüğü bir araya gelip birbirine dolandığı zaman körlemesine gidişat egemenleşir&#8230;</p>
<p>Gidişatımız körlemesine&#8230;</p>
<p>Gerçeği öğrenmek için ne kadar zamana gereksinme var?..</p>
<p>Evet, şimdilik kör mü kör bir zamanı yaşıyoruz!..</p>
<p>06 11 2007</p>
<p>////////////////////////////////////////////</p>
<p><strong>A.. a.. a&#8230;</strong></p>
<p>Bir sözlüğü açtığınız zaman bu yazının başlığındaki A’lar konusunda şöyle yazar:</p>
<p><em>“- Şaşkınlık ve hayret ifadesi..”</em></p>
<p>Ergenekon iddianamesinin ne olacağı aşağı yukarı belliydi; dinci ve liboş medyadaki yayınlar perşembenin gelişini çarşambadan haber veriyorlardı&#8230;</p>
<p>Ama, savrukluğun ve hayalatın bu kadarını düşünmek kimsenin haddi değildi&#8230;</p>
<p>İddianamenin tümünü okumuş değilim; gazetelere yansıdığı kadarıyla insanı şaşkına çeviriyor:</p>
<p>- A.. a.. a&#8230;</p>
<p>- Vay canına..</p>
<p>- Bu kadarı da olmaz..</p>
<p>- Hayret..</p>
<p>Deli saçması iddialardan oluşan bir potpuriyi bir ömür boyu sürecek bir davada sanıkların ve mahkemenin sırtına vurup boynuna dolamak fikrini kim keşfetti?..</p>
<p>Helal olsun!..</p>
<p>*</p>
<p>İddianameye göre ben neyim?..</p>
<p>Terörist&#8230;</p>
<p>Örgütle birlikte işlediğimiz ve işleyeceğimiz cinayetlerin haddi hesabı yok&#8230;</p>
<p>Üstelik örgütün fikri lideriyim&#8230;</p>
<p>Nasıl?..</p>
<p>Yazılarımla bu makama oturtuluyorum&#8230;</p>
<p>Her gün bu gazetede bu köşede çıkan yazılar terorizme delil mi oluşturuyorlar?..</p>
<p>Ülkede şu kadar basın savcısı var, bunlar her gün gazetelerde yayımlanan köşe yazılarını okurlar, bir suç varsa peşine düşerler&#8230;</p>
<p>Sizler de her gün bu köşedeki yazıları izliyorsunuz&#8230;</p>
<p><em>‘Pencere’ </em>köşesinde her gün dünya âlemin gözleri önüne sergilenen fıkralar yıllar sonra Ergenekon terör örgütünün ideolojisini oluşturan delillere mi dönüşüyor?..</p>
<p>İddianamede, hukuk mantığının ötesinde, düz mantığın bile m’si yok&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Mantıksızlığın al birini vur ötekine&#8230;</p>
<p>Ama, insanın aklına takılan bir kuşkunun soru işareti de daha az önemli değil&#8230;</p>
<p>İddianame bilisizlik yüzünden mi balonlaştı?..</p>
<p>Yoksa bir başka amaçla mı dipten dolma şişirildi?..</p>
<p>Gazete manşetlerine bakarsanız çok ilginç&#8230;</p>
<p><em>“Şok suçlamalar&#8230;”</em></p>
<p><em>“Suikast planları&#8230;”</em></p>
<p><em>“Kaos planı&#8230;”</em></p>
<p><em>“İhanet davası&#8230;”</em></p>
<p><em>“Suçlamalar tüyler ürpertici&#8230;”</em></p>
<p><em>“Kan, kaos, cunta&#8230;”</em></p>
<p><em>“Yüzyılın en büyük davası&#8230;”</em></p>
<p>*</p>
<p>Allah bizim medyamıza akıl fikir ihsan eylesin&#8230;</p>
<p>Ben Ergenekon’un fikri lideri, yedi yöneticisinden biri, 500 yıllık ceza yaptırımıyla sanık terörist <strong>İlhan</strong>,<strong> </strong>bugünlük bu kadar yazıyorum&#8230;</p>
<p>Yarına Allah kerim&#8230;</p>
<p>27.7.2008</p>
<p><em>Karikatür: Namık Zafer/Cumhuriyet</em></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/olum-vadisinde-iki-gun/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ölüm Vadisi&#8217;nde iki gün'>Ölüm Vadisi&#8217;nde iki gün</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/bir-pencere/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hedefte Almanlar var</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/hedefte-almanlar-var/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/hedefte-almanlar-var/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 11:44:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=513</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yıl kasım ayında yapılan referandumla minareleri yasaklayan İsviçre yeni sürprizlere hazırlanıyor. Bu kez hedefte Almanlar var. Yüksek ev kiraları ve işsizlikten yakınan muhafazakâr kesim geçenlerde bunun sorumlusunun İsviçre’ye göç eden Almanlar olduğunu söyledi. Bugüne dek muhafazakârların hedefindeki yabancılar listesine bu tartışmayla Almanlar da katıldı. Karşılıklı suçlamalar siyasi tansiyonu yükseltti. Resmi kayıtlarda İsviçre’nin üç ana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen yıl kasım ayında yapılan referandumla minareleri yasaklayan İsviçre yeni sürprizlere hazırlanıyor. Bu kez hedefte Almanlar var. Yüksek ev kiraları ve işsizlikten yakınan muhafazakâr kesim geçenlerde bunun sorumlusunun İsviçre’ye göç eden Almanlar olduğunu söyledi. Bugüne dek muhafazakârların hedefindeki yabancılar listesine bu tartışmayla Almanlar da katıldı. Karşılıklı suçlamalar siyasi tansiyonu yükseltti. Resmi kayıtlarda İsviçre’nin üç ana dilinden biri Almanca olarak görünse de Almanlar, İsviçrelilerin konuştuğu dilin Almancayla ilgisi olmadığını ve kendi dillerinin katledildiği görüşündeler. İsviçreliler de beş yüz yıllık demokrasi, barış ve tarafsızlık ilkelerini fırsat buldukça Almanlara hatırlatıyor.</p>
<p>Yıllardır hasıraltı edilen bu küçük atışmalar geçen günlerde bir gazete ilanıyla farklı boyuta ulaştı. İsviçreli bir grup öğretim görevlisinin ortak imzasıyla yayınlanan ilanın başlığı “Yabancılar yüzünden kiralar tavana fırladı” şeklindeydi. Bu konuda İsviçre’de çalışan Almanların büyük rol oynadığı belirtiliyordu. 200 öğretim görevlisi Almanları “ekmeklerini çalmakla” suçladı. İsviçre’deki iş imkânlarını kuruttuğu iddia edilen Almanların haksız rekabete neden olduğunu ileri süren öğretim görevlileri, tavan yapan ev kiralarından da yine kuzey komşularını sorumlu tuttu. İlan bir anda siyasi gündemin ilk sırasında yerini aldı. Aşırı sağcı İsviçre Halk Partisi de muhafazakârların tepkisinden faydalanma konusunda hiç tereddüt etmedi. Öğretim üyelerini destekleyen açıklamalarda bulunan parti yetkilileri, yabancı düşmanlığı konusunda çıtayı biraz daha yükseltti ve ilk kez kuzey komşularını hedef alan açıklamalar yayımladı.</p>
<p>AB’ye üye olmayan İsviçre ile Almanya arasında 2002’den bu yana vizesiz sınır geçişleri yapılabiliyor. Şengen kapsamına girdikten sonra İsviçre’nin Almanlar tarafından istila edildiğini savunan muhafazakârların dayanağı resmi rakamlar. Nüfusu 7.6 milyon olan İsviçre’de, 28 bini Zürih’te olmak üzere 250 bini aşkın Alman yaşıyor. Bu sayı, her gün biraz daha artan işsizliğin nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Almanlar ise bu durum karşısında biraz şaşkın biraz da kırgın. Yabancı düşmanlığı politikasının kendileri üzerinden yürütülmesine anlam veremiyorlar. Minare referandumundan sonra İsviçre dünya kamuoyunun gündemindeydi. Farklı düşünceler, analizler, sosyolojik araştırmalar birbiri ardına yayınlansa da “Hoşgörünün beşiği olarak bilinen bir ülke nasıl olur da böyle bir yasağı onaylar” sorusuna net bir yanıt verilemedi. Yaşanan son gelişmeler bazıları tarafından doğrudan demokrasinin, halkın karar verme mekanizmasının bir sonucu olarak yorumlandı. Bazıları da bunun halkın bilinçaltında yatan yabancı düşmanlığı korkusunun dışa vurumu olduğunu söyledi. Farklı tezler tartışıladursun İsviçre’de son yıllarda yaşanan değişimden kârlı çıkanlar ülkenin sağ görüşlü siyasi partileri. Almanlara karşı yürütülen kampanyanın temelinde de yine oy kapma yarışı yatıyor. Yabancı düşmanlığının pirim yaptığı şu günlerde muhafazakârlar bu kozlarını sonuna kadar kullanmaya kararlı. Yaklaşan yerel seçimler de göz önüne alındığında Almanlara gösterilen tepkinin nedenleri anlaşılıyor. Bugün sırada Almanlar var. Bir sonraki seçimlerde hangi milletin hedef seçileceğini kestirmek güç. İsviçre, yıllardır savunduğu değerleri yavaş yavaş yitiriyor. Bir zamanların masal diyarı topraklarına ırkçılığın tohumları ekiliyor.</p>
<p>( Bu yazı 28 Şubat 2010 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr/" target="_self">Cumhuriyet Gazetesi</a>’nde yayınlanmıştır.)</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-515" title="20100228_Hedefte_Almanlar_Var" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2010/03/20100228_Hedefte_Almanlar_Var.jpg" alt="" width="477" height="706" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-516" title="20100228_Hedefte_Almanlar_Var_Anasayfa" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2010/03/20100228_Hedefte_Almanlar_Var_Anasayfa.jpg" alt="" width="477" height="706" /></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/hedefte-almanlar-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortaçağ kentinde zaman yolculuğu</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/ortacag-kentinde-zaman-yolculugu/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/ortacag-kentinde-zaman-yolculugu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 11:37:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[bern]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=508</guid>
		<description><![CDATA[BERN &#8211; 1905 yılı onun yaşamında önemli bir dönüm noktası oldu. Doktorasını o yıl aldı. Aralarında İzafiyet Teorisi’nin de bulunduğu ve bilim dünyasını altüst edecek tezlerini hazırladı. Hayatının en verimli yılını yaşadığının farkındaydı. Yaşamı boyunca 1905’i mucizelerin yılı anlamına gelen Annus Mirabilis olarak anacaktı. Eşi Mileva ile birlikte Avrupa’nın göbeğinde, ortaçağ mimarisiyle ünlü bir kente [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BERN &#8211; 1905 yılı onun yaşamında önemli bir dönüm noktası oldu.  Doktorasını o yıl aldı. Aralarında İzafiyet Teorisi’nin de bulunduğu ve bilim dünyasını altüst edecek tezlerini hazırladı. Hayatının en verimli yılını yaşadığının farkındaydı. Yaşamı boyunca 1905’i mucizelerin yılı anlamına gelen Annus Mirabilis olarak anacaktı. Eşi Mileva ile birlikte Avrupa’nın göbeğinde, ortaçağ mimarisiyle ünlü bir kente taşındılar. Kentin tarihi yapıları arasında uzanan bir caddede iki odalı küçük bir apartman dairesine yerleştiler. Dünyanın geleceğini değiştireceğinin henüz farkında olmayan bu bilim insanının adı Albert Einstein, ona hayatının fırsatlarını sunan kent ise Bern’di.</p>
<p>Bern’deki yaşamını devam ettirebilmesi için iş bulması gerekiyordu. Bir yandan matematik ve fizik dersleri veriyor bir yandan da kalıcı bir iş arıyordu. Kısa süre içinde İsviçre Patent Ofisi’nde teknik asistan olarak göreve başladı. 1905 yılında Zürich Üniversitesi&#8217;den doktor ünvanını almasına neden olacak tezlerini birbiri ardına yayınlıyordu. &#8220;Annus Mirabilis Papers&#8221; adlı bu çalışmaları birçok üniversitede tartışılmaya başladı. Makalelerden üçü Nobel Ödülü&#8217;ne aday gösterildi. Modern fizikte ortaya atılan problemleri çözerken atomun yapısı ve kuantum teorisi ile de ilgileniyordu.</p>
<p>Albert Einstein ve eşi Mileva’nın yaşadığı apartman dairesi, kentin simgelerinden biri olan ünlü saat kulesi Zytglogge’ye birkaç adım mesafedeydi. İşe giderken evinin önünden geçen tramvaya biniyor, dönüşte Bern’in tarihi sokaklarındaki küçük dükkanların vitrinlerine bakarak Kramgasse caddesindeki 49 numaralı apartmanına ulaşıyordu. Binanın ağır kapısını açıp dar merdivenden ikinci kata çıkarken belki de evrenin sınırlarına ulaşmaya çalıştığı yeni yolculuklara hazırlanıyordu. Girişin tam karşısında, caddeye bakan iki pencere bulunuyordu. Kentin buram buram tarih kokan havasını bu pencerelerden solurken bir yandan da zaman yolculuğu, uzay ve evren gibi konularda derin düşüncelere dalıyordu.</p>
<p>Einstein’ın yaklaşık altı yıl yaşadığı bu küçük apartman dairesi bugün Bern’i ziyaret eden turistlerin uğrak yeri.  Einstein, İsviçre’nin başkenti Bern ile özdeşleşmiş durumda. Onun adına düzenlenen törenler, anma toplantıları ve paneller Bern’in en aktif etkinliklerinden kabul ediliyor ve kent yönetimi bu etkinliklere son derece önem veriyor. Bütün bu ilginin odak noktası da Einstein’ın Bern’de yaşadığı yıllar boyunca kaldığı apartman dairesi. 2005 yılında büyük bir restorasyondan sonra tekrar ziyarete açılan Einstein’ın evine gelen misafirler önce dar bir merdivenle ikinci kata ulaşıyor. Beyaz yağlı boyalı ahşap kapıdan girdikten sonra aslına uygun olarak döşenmiş mobilyalardan oluşan salona geçiyorlar. Aile fotoğrafları ve mektupların da sergilendiği oturma odası caddeye bakıyor. Sokak aynı sokak ama tabelalar ve vitrindeki malzemeler farklı. Apartmanın giriş katında yer alan ve Einstein’ın sık sık uğradığı çikolatacıda bugün bir internet cafe hizmet veriyor.</p>
<p>Einstein, Bern’de 6 yıl yaşadı. 1909 yılında sevdiği bu kenti terkedip Zürih’e yerleşti. Sonraki yıllarında çok daha uzaklara yolculuklar yaptı ancak yaşadığı hiçbir kent onu Bern kadar etkilemedi. ‘Hayatımın en mutlu yılları’ dediği zaman dilimini geçirdiği Bern de onu hiç unutmadı.</p>
<p>( Bu yazı 07 Şubat 2010 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr/" target="_self">Cumhuriyet Gazetesi</a>’nde yayınlanmıştır.)</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-509" title="20100207_OrtacagKentindeZaman" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2010/03/20100207_OrtacagKentindeZaman.jpg" alt="" width="477" height="706" /></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-510" title="20100207_OrtacagKentindeZaman_AnaSayfa" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2010/03/20100207_OrtacagKentindeZaman_AnaSayfa.jpg" alt="" width="477" height="706" /></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/ortacag-kentinde-zaman-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fondü masasının bitmeyen tartışması</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/fondu-masasinin-bitmeyen-tartismasi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/fondu-masasinin-bitmeyen-tartismasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 11:54:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Fondü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=488</guid>
		<description><![CDATA[İsviçrelilerin yıllardır çözemediği fondü tartışması bugünlerde yine gündemde. En iyi fondü hangi peynirle yapılır, en lezzetli fondü nerede yenir? İsviçrelilerin bu soruya verdiği cevaplar farklı. Soruyu sorduğunuz kişiye göre alacağınız yanıtlar da değişebiliyor. Fondü konusundaki görüş ayrılığına son noktayı koymak amacıyla geçenlerde yayınlanan bir yemek kitabı ortalığı büsbütün karıştırdı. Kitap, “İsviçre’yi seven ve yemekten hoşlanan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İsviçrelilerin yıllardır çözemediği fondü tartışması bugünlerde yine gündemde. En iyi fondü hangi peynirle yapılır, en lezzetli fondü nerede yenir? İsviçrelilerin bu soruya verdiği cevaplar farklı. Soruyu sorduğunuz kişiye göre alacağınız yanıtlar da değişebiliyor. Fondü konusundaki görüş ayrılığına son noktayı koymak amacıyla geçenlerde yayınlanan bir yemek kitabı ortalığı büsbütün karıştırdı. Kitap, “İsviçre’yi seven ve yemekten hoşlanan herkesin yanından ayırmayacağı bir kılavuz” sloganıyla piyasaya çıktı. 140 geleneksel yemek tarifinin bulunduğu kitabın tahrik edici bölümü fondü başlığı altında toplanıyor. Kitaba göre en iyi fondü  Fribourg kontonunda hazırlanıyor. Bunun nedenlerine geçmeden önce kısa bir fondü açıklaması yapmakta fayda var.</p>
<p>Fondü, İsviçrelilerin yüzyıllardır yaygın olarak tükettiği geleneksel bir yemek. Hafif ateşte eritilen peynirin ekmek ve sebze parçalarıyla yenmesi olarak da özetlenebilir. Farklı uygulamalar denense de fondünün ana maddesi peynir. Peynirin içinde eritildiği kap, masada hafif ateş üzerine ısıtılıyor ve eriyen peynir masa başındakiler tarafından yeniyor. İsviçreliler önemli günlerini, sevdikleriyle fondü masasında geçirmekten gurur duyuyor ve herkes kendine göre iyi bir fondünün tarifini anlatabiliyor. Görüş birliğine varılamayan konunun en hassas noktası fondüyü oluşturan peynirin çeşidinde. İsviçre’nin geleneksel mutfağını dünyaya tanıtmak amacıyla yayınlanan yemek tarifi kitabına göre en lezzetli fondü ülkenin Almanca ve Fransızca konuşulan bölgelerinin ortasındaki Fribourg kantonunda yapılıyor. Nedeni de burada üretilen dünyaca ünlü Gruyere ve Vacherin peynirleri. Peynirlere ek olarak yine aynı bölgede üretimi yapılan Fendant şarapları da Fribourg fondüsünün vazgeçilmez unsuru olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Basit hazırlanış tekniklerine bakıp fondünün kolay bir akşam yemeği olduğu sonucunu çıkarmak da yanlış olur. Fondünün ana maddesi peynir ama masanın vazgeçilmez kuralı sohbet. İsviçreliler yakın dostları ve aile fertleriyle saatlerce fondü masasında zaman geçirmekten büyük zevk alıyor. Kabın dibini bulmak için kimse acele etmiyor, aksine sona yaklaşmak için gereken süre sanki devamlı erteleniyor. Konuşmaya dalıp erimekte olan peyniri karıştırmayı da unutmamak gerekiyor.  Yapılacak tek şey çatala bir parça ekmek saplayıp kabın içinde dolaştırmak. Peynir kabındaki çatal trafiğine de hazır olmak gerekiyor. Aynı anda birkaç çatal fondü kabında yolunu bulmaya çalışabiliyor. Bu sırada gözden kaçırılmaması gereken en önemli kural çatala sapladığınız ekmek parçasının erimiş peynir kabında kaybolmaması.  Bu durumda kalanlar diğerlerinin vereceği cezaya da katlanmak zorunda. Fodüyü aslına uygun yemek için sudan uzak durmak lazım. Eriyen peynir ve su karışımı masadan kalkmayı zorlaştırabilir. Yapılacak sohbetler uzun sürmesinin en cazip yolu beyaz şarap.</p>
<p>Fondü tartışmalarına tanık olduktan sonra İsviçrelileri bölüp parçalamanın tek yolunun onları bu konuda konuşturmak olduğuna inanıyorum. Fondünün tarifini sorun ve cevaplarını bekleyin. Herkes en iyi fondünün nerede ve hangi tür peynirden hazırlandığını anlatmaya başlayacaktır. Kendi halinde barışsever bir millet olarak tanınan İsviçreliler, konu fondü olunca bir türlü görüş birliğine varamıyor, uzlaşma yıllardır sağlanamıyor.</p>
<p>( Bu yazı 10 Ocak 2010 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr" target="_self">Cumhuriyet Gazetesi</a>’nde yayınlanmıştır.)</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-492" title="20100110_Fondu" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2010/01/20100110_Fondu.jpg" alt="" width="487" height="709" /></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/fondu-masasinin-bitmeyen-tartismasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demokrasinin minare sınavı</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/demokrasinin-minare-sinavi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/demokrasinin-minare-sinavi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 14:28:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[İsviçre ay sonunda önemli bir sınava hazırlanıyor. 29 Kasım’da yapılacak referandumla ülkedeki minarelerin geleceği belirlenecek. Referandumda ‘evet’ oyu çıkması halinde minare yasağı uygulanacak ve İsviçre anayasasına ‘Ülkede her türlü minare inşaası yasaktır’ maddesi eklenecek. Reddedilmesi durumunda ise minarelerin şartlarını belirleyen bölgesel yasaların uygulanmasına şu anda olduğu gibi devam edilecek. Ülkede son zamanlarda artan milliyetçilik akımlarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İsviçre ay sonunda önemli bir sınava hazırlanıyor. 29 Kasım’da yapılacak referandumla ülkedeki minarelerin geleceği belirlenecek. Referandumda ‘evet’ oyu çıkması halinde minare yasağı uygulanacak ve İsviçre anayasasına ‘Ülkede her türlü minare inşaası yasaktır’ maddesi eklenecek. Reddedilmesi durumunda ise minarelerin şartlarını belirleyen bölgesel yasaların uygulanmasına şu anda olduğu gibi  devam edilecek.<br />
Ülkede son zamanlarda artan milliyetçilik akımlarına bir de minare krizi eklenince konu diğer Avrupa ülkelerinin dikkatini çekti. Herkesin referandumdan sonra İsviçre’nin diğer ‘sıradan’ demokrasilerine benzeyip benzemeyeceğini merak ediyor. İsviçre’deki sistem dünyanın en eski kesintisiz demokrasisi olarak biliniyor. Halkın ülke yönetiminde doğrudan karar verebilme imkanı var. Bunu referandumlar aracılığıyla yapabiliyorlar. Referandumlarda çıkan sonuç ülkeyi yöneten hükümetleri de bağlıyor. Bir konunun referandumla halkın oyuna sunulabilmesi için 100 bin imza yeterli. Tıpkı minare referandumunda olduğu gibi. </p>
<p>İsviçre’yi minare referandumuna götüren süreç geçtiğimiz yıl göçmen karşıtı İsviçre Halk Partisi ve Federal Demokratik Birlik partilerinden bir grup politikacının sponsorluğunda gündeme gelmişti. Referandum için yaklaşık 114 bin imza toplandı. Bu sayı konunun sandık başında karara bağlanabilmesi için yeterliydi. Sonuçta mahkeme referanduma gidilmesi konusunda karar verdi ve minare tartışmaları İsviçre’nin siyasi gündemine ilk sıradan girdi. </p>
<p>Milliyetçi akımları destekleyen partilerin oy toplama stratejisi olarak geliştirdiği kampanyada, sağcı siyasiler minareleri demokrasinin en büyük tehdidi olarak tanıtıyor. Hazırladıkları posterlerde minarelerin İsviçre bayrağını delen görüntüleri sokaklarda yerini alıyor. Yasağı destekleyenler, minarelerin ‘İslam’ın yayılmasının işareti’ olduğunu ve İsviçre’deki geleneksel düzeni tehdit ettiğini savunuyor. Onlara göre minareler  anayasal dini özgürlüğe zarar veriyor ve ibadet için değil, İslam hukukunun bir sembolü olarak yükseliyor. Mücadelelerini İsviçre demokrasisini korumak adına yaptıklarını söylemekten de çekinmiyorlar. Ortaya atılan iddiaların temelinde ise durum biraz farklı. İsviçre genelinde dört camide  minare bulunuyor ve yasalara göre bu minarelerden yüksek sesle ezan okunamıyor. Minarelerin yasaklanmasına karşı çıkan grup da yasağın kabul edilmesi halinde İsviçre’de henüz varolmayan bir sorunun zorla yaratılacağı endişesini taşıyor. Her iki tarafın arasında dengeyi kurmaya çalışan hükümet üyeleri ise Arap ülkelerinden İsviçre bankalarına akan paranın hatırına olsa gerek yasağı desteklemiyor. İsviçre hükümeti niteliğindeki yedi üyeli Federal Konsey’in geçtiğimiz günlerdeki  açıklamasında referandumun kabul edilmesi halinde insan haklarını ve İsviçre anayasasının zarar görebileceğine dikkat çekilmişti. Konu sadece siyasilerin gündeminde değil. Ülkedeki diğer dini gruplar da ister istemez tartışmaya katıldı. Hıristiyan ve Yahudi cemaatinin önde gelen isimleri de minare yasağının ülkedeki yaygın hoşgörü ilkesini zedeleyeceği görüşünde. Referandumda çıkabilecek evet oyunun dini özgürlüğü kısıtlayacağını söylüyorlar. </p>
<p>Referandum öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında yasağın kabul edilme ihtimali zayıf görünse de minare yasağı tartışmaları İsviçre’nin durgun siyasi gündemini son yıllarda en çok hareketlendiren konulardan biri haline geldi. </p>
<p>( Bu yazı 22 Kasım 2009 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.)</p>
<p><img src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/11/22112009_Minare.jpg" alt="22112009_Minare" title="22112009_Minare" width="445" height="656" class="alignnone size-full wp-image-486" /></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/hedefte-almanlar-var/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hedefte Almanlar var'>Hedefte Almanlar var</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/demokrasinin-minare-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu filmi en iyi Polanski çeker</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/bu-filmi-en-iyi-polanski-ceker/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/bu-filmi-en-iyi-polanski-ceker/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 12:07:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Polanski]]></category>
		<category><![CDATA[Zürih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Yönettiği filmler gibi kendi hayatı da gerilimi yüksek bir senaryoyu andırıyor. Çocukluk yıllarında Yahudi soykırımından kurtulmayı başardı ama yıllar sonra 9 aylık hamile eşinin vahşi bir şekilde öldürülmesine engel olamadı. Mesleğinin zirvesine doğru yükselirken küçük bir kıza yaptığı cinsel tacizle yaşamı bir kez daha değişti. Adaletin pençesinden kaçıp geçmişin izlerini unutmaya çalıştı. Bunu 32 yıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yönettiği filmler gibi kendi hayatı da gerilimi yüksek bir senaryoyu andırıyor. Çocukluk yıllarında Yahudi soykırımından kurtulmayı başardı ama yıllar sonra 9 aylık hamile eşinin vahşi bir şekilde öldürülmesine engel olamadı. Mesleğinin zirvesine doğru yükselirken küçük bir kıza yaptığı cinsel tacizle yaşamı bir kez daha değişti. Adaletin pençesinden kaçıp geçmişin izlerini unutmaya çalıştı. Bunu 32 yıl başarabildi. Fransa’ya yerleşti. Kendi halinde bir yaşam sürdürmeye çalışıyordu. Her şey çıktığı bir gezi sonunda altüst oluverdi. Hayatının son dönemecinde başına gelenleri kendisi dahil kimse tahmin edememişti.</p>
<p>Yönetmen Roman Polanski’nin tutuklanmasıyla başlayan gelişmeler bir filme ilham kaynağı olabilir. Film muhtemelen Zürih Havaalanı’nda başlar. Sonraki sahneleri de tahmin etmek zor değil. Zürih Film Festivali kapsamında kendisine verilecek ödülü almak için İsviçre’ye gelen Roman Polanski geçen ay tutuklanıp hapse gönderildi. Kırmızı halı, alkış ve kameraları hayal eden yönetmeni İsviçre polisi havaalanında kelepçeyle karşıladı. Tutuklamaya neden olan olay 32 yıl önce ABD’nin Los Angeles kentinde yaşanmıştı. Polanski, 13 yaşında bir kıza modellik vaadiyle cinsel tacizde bulunmuştu. Bugün 45 yaşında üç çocuk annesi olan mağdur Samantha Geimer daha sonra davasından vazgeçtiğini söylese de Polanski’nin mahkûm olmasına engel olamadı. Mahkeme kararını önceden haber alan Polanski, 1977 yılında bir daha dönmemek üzere ABD’yi terk edip Fransa’ya yerleşti. Rosemary’nin Bebeği, Chinatown ve Piyanist gibi filmlerin ünlü yönetmenini hapse gönderen İsviçre’nin bu kararı bir anda ortalığı karıştırdı. Woody Allen, David Lynch ve Martin Scorsese gibi adı efsaneleşen yönetmenler meslektaşlarının tutuklanmasını protesto eden dilekçelere imza attı. Polanski’nin serbest kalmasını isteyenler film dünyasının ünlü isimleriyle sınırlı değildi. Polonya ve Fransa vatandaşı olan Roman Polanski için bu iki ülke hemen devreye girdi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, diplomatik baskılarla uğraşırken Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy sahneye çıktı ve İsviçre’yi küçümseyen laflar edip ABD’nin adli sistemine ağır eleştiriler yöneltti. Bütün bu karmaşa içinde tarafsızlığını her fırsatta dile getirmeyi beceri sayan İsviçre, kimseyi kızdırmamak adına yine sessiz kalmayı tercih etti. Tartışmaların diğer tarafı olan çocuk hakları örgütleri de gelişmelere karşı tepkili. Onlara göre kişinin ünü davayı etkilememeli ve suçunu hafifletmemeli.</p>
<p>Gelişmeleri mahkemeye intikal etmiş bir olay olarak düşünenlerin yanı sıra komplo teorilerine alet edenler de var. Onlara göre Polanski aslında bir günah keçisi. ABD’nin asıl amacı İsviçre’deki bankalarda gizli hesabı bulunan 50 binin üzerindeki Amerikan vatandaşına gözdağı vermek. Birkaç ay önce İsviçre’yi köşeye sıkıştıran ABD, isimlerin açıklanması konusunda ülkenin dev bankası UBS’den güvence almıştı. Yurtdışında gizli hesabı bulunan Amerikalılar da Polanski olayını yakından takip ediyor. Acaba bu yaşananlar, “Amerikan adaletinin kolu uzun, sizi bulur ve cezanızı verir” kavramını dünyaya duyurma çabası olabilir mi?</p>
<p>Polanski’yi yargılamak isteyen ABD, gelişmeleri yakından izliyor. İsviçre baskılara daha ne kadar dayanır tahmin etmek zor. Geçenlerde İsviçreli yetkililer Polanski’nin şiddetli bunalım tanısıyla hastaneye sevk edilmesine izin vermişti. Yakında yüklü bir tazminatla serbest kalması sürpriz olmayacak.</p>
<p><em>( Bu yazı 01 Kasım 2009 tarihinde <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/" target="_blank">Cumhuriyet Gazetesi</a>‘nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-477" title="011109_polanski" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/11/011109_polanski.jpg" alt="011109_polanski" width="529" height="750" /></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/bu-filmi-en-iyi-polanski-ceker/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/ve-teknoloji-dogayi-bastan-yaratti%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/ve-teknoloji-dogayi-bastan-yaratti%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 11:11:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Zürih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[Zürih’i Zürih yapan özelliklerin başında bankaları gelir. Doğası, mimarisi, tarihi dokusu ve aksamayan temposunu da unutmamak lazım. Gizli köşelerinde farklı sürprizlerle turistleri her zaman şaşırtmayı başaran Zürih’in değişik bir özelliğiyle geçenlerde tanıştım. Zürih Hayvanat Bahçesi’ni sonunda ziyaret ettim. Aslında amacım hayvanat bahçesindeki farklı hayvan türlerini görmek değildi. Parkın sınırları içinde yer alan Madagaskar tropik ormanında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zürih’i Zürih yapan özelliklerin başında bankaları gelir. Doğası, mimarisi, tarihi dokusu ve aksamayan temposunu da unutmamak lazım. Gizli köşelerinde farklı sürprizlerle turistleri her zaman şaşırtmayı başaran Zürih’in değişik bir özelliğiyle geçenlerde tanıştım. Zürih Hayvanat Bahçesi’ni sonunda ziyaret ettim. Aslında amacım hayvanat bahçesindeki farklı hayvan türlerini görmek değildi. Parkın sınırları içinde yer alan Madagaskar tropik ormanında dolaşmak istiyordum. Ormandan çıktığımda Zürih’in bir inancımı daha yerle bir ettiğini farkettim. İnsan eliyle hazırlanan bu ormanı gördükten sonra teknolojinin doğayı yok ettiği yönündeki düşüncelerimi tekrar gözden geçirdim. Çünkü burada teknolojinin doğayı sıfırdan yarattığına tanık oldum. İki ülke düşünün. Biri Avrupa’nın ortasında, diğeri Afrika’nın doğu kıyılarına bakan Hint Okyanusu’nda. Birkaç yıl öncesine kadar hiçbir benzerliği olmayan İsviçre ve Madagaskar artık ekolojik ortaklık yapıyor.</p>
<p>Zürih’e gelip kentin şık mağzalarında soluğu almak isteyenlere ya da klasik kent  gezilerine katılacak turistlere artık bu ilginç mekanı görmelerini tavsiye ediyorum.  Zürih’teki yağmur ormanının dar patikalarında yürümeden buradan ayrılmayın. Teknolojinin sıfırdan yarattığı bu ortamı gezerken Avrupa’nın merkezinde bir yağmur ormanı görmenin ayrıcalığını hissedeceksiniz.  Dünyanın hiçbir yerinde tadamayacağınız bir deneyim yaşayacaksınız.<br />
Zürih’in doğal şartlarında böylesine dev bir tropikal ormanın yaşaması olanaksız. Burada teknoloji devreye giriyor. Önce ormanın dış dünyayla hava teması kesiliyor. Madagaskar iklimine benzer bir ekolojik ortam yaratılıyor. Ormandaki özel havalandırma sistemi, ısıyı 20-30 derecede sabitliyor, nem oranı yüzde 80’in üstünde tutuluyor ve hergün 80 tonluk yapay yağmur yağdırılıyor. Son derece hassas olan bu ortamın dışardaki havayla karışmaması için de ışığa aşırı duyarlı bir yalıtım sistemiyle kent ortamından izole ediliyor. Ormanda yaşayan on yedi bin bitki türü ve yüzün üzerinde hayvanın nakli ise bir başka ‘küçük’ ayrıntı. Madagaskar’dan özel gemilerle taşınan bitkiler ve ağaç fidanları önce Hollanda’da kurulan bir serada bekletiliyor. Bitkilerin toprağa alışması sağlanıyor. 12 metreye kadar uzayan ağaçlar tek tek Zürih’e taşınıyor. Ormanın altyapısı hazırlandıktan sonra sıra Madagaskar’daki hayvanların buraya dahil edilmesine geliyor. Lemurlar, dev kaplumbağalar, maymunlar, uçan tilkiler, kuşlar, böcekler… Ormanda olması gereken ne kadar hayvan türü varsa Zürih’e getiriliyor. 2003 yılında bu çabalar mutlu sonla noktalanıyor. 12 yıllık uğraştan ve 50 milyon dolarlık harcamadan sonra Madagaskar’dakinin bire bir kopyası olan Masaola yağmur ormanı kapılarını ziyaretçilere açıyor. Yılda 300 bin kişinin ziyaret ettiği park kendi geliriyle ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Park yönetimi, Madagaskar’ın tehdit altındaki ekolojik sisteminin korunabilmesi için her yıl 10 bin dolarlık bağışta bulunuyor.<br />
Ormanın dar patikalarında biraz merak biraz da şaşkınlıkla yürürken aynı meraklı bakışlarla bizleri izleyen hayvanlarla göz göze geliyoruz. Tercihlerini yapabilseler hangi ortamı seçerler? Doğdukları toprakları mı, yoksa yaşadıkları bu ormanı mı? Ormandan çıkarken de sorular peşimizi bırakmıyor. Bunca emek, milyonlarca franklık haracamayla Avrupa’nın ortasında yağmur ormanı yaratmak yerine tehdit altındaki gerçek yağmur ormanlarını korumak daha faydalı bir girişim olmaz mıydı?</p>
<p>( Bu yazı 11 Ekim 2009 tarihinde <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/" target="_blank">Cumhuriyet Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.)</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-466" title="111009_Yagmur_Ormani" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/10/111009_Yagmur_Ormani.jpg" alt="111009_Yagmur_Ormani" width="510" height="754" /></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Saat gibi işleyen bir kent'>Saat gibi işleyen bir kent</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/ve-teknoloji-dogayi-bastan-yaratti%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 16:53:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Zürih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=344</guid>
		<description><![CDATA[Zürih’in en ünlü caddesi Bahnhofstrasse akşam saatlerine hazırlanıyor. Cadde her zamanki gibi telaşsız bir kalabalığı ağırlıyor. Hava karardıktan sonra birden ıssızlaşan caddede alışveriş yapabilmek için henüz bir kaç saat daha var. Cüzdanı kabarık Zürihliler birazdan kapanacak mağazaların içinde dengeli bir zerafetle dolaşıyor. Burası kente gelen yabancıların da uğrak yeri. Ellerindeki alışveriş listeleriyle, trafiğe kapalı caddenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zürih’in en ünlü caddesi Bahnhofstrasse akşam saatlerine hazırlanıyor. Cadde her zamanki gibi telaşsız bir kalabalığı ağırlıyor. Hava karardıktan sonra birden ıssızlaşan caddede alışveriş yapabilmek için henüz bir kaç saat daha var. Cüzdanı kabarık Zürihliler birazdan kapanacak mağazaların içinde dengeli bir zerafetle dolaşıyor.</p>
<p>Burası kente gelen yabancıların da uğrak yeri. Ellerindeki alışveriş listeleriyle, trafiğe kapalı caddenin kaldırımları arasında mekik dokuyorlar.</p>
<p>Dünyaca ünlü markaların gösterişli mağazalarını barındıran Bahnhofstrasse’yi kesen sokaklar, hediyelik eşya mağazalarıyla da ünlü. Mağazaların hiç eksik olmayan potansiyel bir kalabalığı var. Turistler İsviçre gezisinden geriye kalabilecek anlamlı bir hediyenin peşinde.<br />
Zurich28 600&#215;402 Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?</p>
<p>Kaliteli hediyelik eşyaların merkezi de diyebiliriz Zürih’e. Mağazalardaki ürünlerin tamamına yakınını İsviçre malı. “Made in China” etiketli ürün satmadıkları için kendileriyle gurur duyuyorlar.</p>
<p>İsviçre’ye gelip Çin’de üretilen bir saati hediyelik eşya niyetine almayı da zaten kimse aklından geçirmiyor. Turistler genellikle saat ve çikolataların bulunduğu alanlarda biraz daha fazla zaman harcıyor. Kimi saatlerin üstündeki imzayı okumaya çalışıyor, kimi çikolataların ambalajlarını inceliyor. Saat, İsviçre’den alınabilecek en kaliteli hediyelik eşyalardan. Ancak fiyatları malum. Çikolata ise ağızda bıraktığı mükemmel tadın dışında kalıcı bir seçim değil. Bavula girdiği şekliyle çıkması da pek mümkün olmuyor.</p>
<blockquote><p>Hayat kurtarma lafını mecazi anlamda kullanmıyorum. Çoğu zaman gerçekten hayat kurtarıyor. Saat ve çikolatayla birlikte bu ülkeyle bütünleşen İsviçre çakısından bahsediyorum.</p></blockquote>
<p>Bu durumda seçenekler arasında başka bir ürün öne çıkıyor. Sevdiklerine bu ülkeyi en iyi anlatan bir hediye bulabilmek için mağazaların içini dolduran turistlerin hayatını kurtaran bir ürün… Hayat kurtarma lafını mecazi anlamda kullanmıyorum. Çoğu zaman gerçekten hayat kurtarıyor. Saat ve çikolatayla birlikte bu ülkeyle bütünleşen İsviçre çakısından bahsediyorum.</p>
<p>İsviçre’nin adı kadar ünlü çakıları her zaman alışveriş listelerinin zirvesinde. Yerliler kadar turistlerin de gözdesi olan çakılarının sergilendiği reyonların önü gün boyu kalabalık. İsviçrelilerin Schweizer Offiziersmesser dediği, yabancıların Swiss Army Knife olarak tanıdığı çakılar aynı zamanda ülkenin gururla sunduğu bir mükemmellik, kalite ve titizliğinin de simgesi. Her İsviçrelinin bir İsviçre ordu çakısı bulunuyor. Kadın, erkek, yaşlı, genç fark etmiyor. Çakı taşımak İsviçrelilerin geleneksel bir alışkanlığı. Tren istasyonunda beklerken çakısının törpüsüyle tırnaklarını şekillendiren bayanlara rastlama ihtimali yüksek. Cep telefonlarını bu çakılarla tamir etmeye çalışanlar da sıkça gördüğüm manzaralardan. Kamplarda, dağların zirvelerine yaptığım yolculuklarda karşılaştığım çakılı İsviçrelilerin sayısı ise bir hayli fazla. Son zamanlarda taşınabilir bellek adapte edilen çakılar teknolojiyle de kolayca kaynaşmışa benziyor.</p>
<p>Hayat kurtaran çakılar, dünya üzerinde yapılan pekçok keşfin de vazgeçilmezi. Uzay mekiğini tamire çıkan astronatların bile yanlarından ayırmadıkları bu ürün zor anlarımda bugüne kadar beni de hiç hayal kırıklığına uğratmadı. Son olarak geçen akşam ATM makinasına sıkışan kredi kartımı kurtarma operasyonumda bana verdiği destekten sonra bir kez daha gözüme girdi. Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı siz karar verin ama 125 yıldır üretilen bu çakıların sahiplerini yarı yolda bıraktığını bugüne dek hiç duymadım.</p>
<p><em>( Bu yazı 13 Eylül 2009 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-345" title="20090913_cumh_caki" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/09/20090913_cumh_caki.jpg" alt="20090913_cumh_caki" width="476" height="694" /></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/09/130909_Caki.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-374" title="130909_Caki" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/09/130909_Caki.jpg" alt="130909_Caki" width="542" height="782" /></a></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Saat gibi işleyen bir kent'>Saat gibi işleyen bir kent</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/sarap-tadinda-bir-yolculuk/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Şarap tadında bir yolculuk'>Şarap tadında bir yolculuk</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şarap tadında bir yolculuk</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/sarap-tadinda-bir-yolculuk/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/sarap-tadinda-bir-yolculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2009 21:45:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Lavaux]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=332</guid>
		<description><![CDATA[Lavaux &#8211; “Geçiyor İsviçre camdan güneşli bir akvaryumdan geçen bir balık gibi, çok renkli bir balık. Bakıyorum vagonumdan kederli alaycı öfkeli biraz da alık bakıyorum vagonumdan not alıyorum İsviçre üstüne doğru yanlış bildiklerimi gördüklerime katarak” Nazım Hikmet, Fransa’ya yaklaşırken gördüklerini “İsviçre’den Geçerken” adlı şiirinin girişinde böyle aktarıyor. Usta’nın tren penceresinden izlediği manzara muhtemelen Cenevre Gölü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Lavaux</strong> &#8211; “Geçiyor İsviçre camdan<br />
güneşli bir akvaryumdan<br />
geçen bir balık gibi,<br />
çok renkli bir balık.<br />
Bakıyorum vagonumdan<br />
kederli<br />
alaycı<br />
öfkeli biraz da alık<br />
bakıyorum vagonumdan<br />
not alıyorum<br />
İsviçre üstüne doğru yanlış bildiklerimi<br />
gördüklerime katarak”</p>
<p>Nazım Hikmet, Fransa’ya yaklaşırken gördüklerini “İsviçre’den Geçerken” adlı şiirinin girişinde böyle aktarıyor. Usta’nın tren  penceresinden izlediği manzara muhtemelen Cenevre Gölü civarı. Aynı hatta Fransa’ya doğru yol alırken Nazım’ın penceresinden izliyorum İsviçre’yi. Kederli, alaycı, öfkeli biraz da alık…</p>
<p>Cenevre Gölü’ne yaklaşırken tren bir tünele giriyor. Ortam, ışıkları bir anda kararan sahneyi andırıyor. Sanki gizemli bir el, dekoru yeniliyor. Tünel çıkışında bambaşka bir manzara beliriyor. Rayların hemen dibinden başlayan yamaçta irili ufaklı binalar, karşıda Fransa, sağ tarafta yükselen dağlar ve ortasından geçtiğimiz zümrüt yeşili üzüm bağları&#8230;</p>
<p>‘Şarap Hattı’ da deniliyor bu güzergaha. Tren ağır ağır ilerlerken, nereden geldiğini anlayamadığım bir sese kulak veriyorum: <em>“İlk durakta in ve manzaranın içine karış. Dönüş biletini unut. Burada harcayacağın zamanın değerini daha sonra anlayacaksın! ”</em> Bu sesi dinlemek lazım deyip şarap ülkesinin kalbinde trenden iniyorum. İstasyonun Lozan olduğunu öğreniyorum. Az önce gördüğüm manzaranın düş mü yoksa gerçek mi olduğunu anlamam ise biraz zaman alacak. Hedefim az önce belirip kaybolan üzüm bağları. Cenevre Gölü kıyısından Montrö’ye doğru geri dönüyorum. Vevey’de dağlara sapan bir yol kıvrıla kıvrıla yükseliyor ve az önceki düşsel mekana doğru devam ediyor. Birazdan, tren camından izlediğim üzüm bağları arasında buluyorum kendimi. Gökyüzünün parlak mavisi, beyaz bulutlarla süslü. Bulunduğum noktanın her açısı, kartpostal görünümündeki manzarayla kaplı. Gölün diğer kıyısında yükselen Savoie dağının lacivert gölgesi suya düşüyor. Doğanın büyüleyici güzelliği içinde tarihin armağanı köyler gizlenmiş. Bağların arasında kaybolan kırmızı çatılı taş evler birer üzüm salkımını andırıyor. Gördüklerimin hayal olmadığını Lavaux bağlarındaki üzümlerin kokusunu aldığımda anlıyorum.</p>
<p>Chexbres köyü yakınlarında, bağların ortasında, yüksekçe bir yamaçta bulunan Le Baron Tavernier ile yolum kesiştiğinde, şarabın olduğu yerde lezzetli yiyeceklerin de olduğunu bir kez daha hatırlıyorum. Bu restoran, göldeki tatlısu levreğinin karadaki adresi olarak ün yapmış. Sunduğu lezzetlerin dışında en önemli özelliği manzarası. Üzüm salkımları bahçeye kadar uzanıyor. Masalardaki balık kokusuna Chasselas şarapları eşlik ediyor. Bağların arasında uzanan köyleri ve şarap evlerini de görmek mümkün. Grandvaux, Epesses, Cully, St.-Saphorin… Her biri sanki tanınmış birer markayı andıran bu köyler yüzyıllardır şarapçılıkla uğraşıyor. Üretilen şaraplar yerel halk tarafından tüketiliyor. Bir kısmı da diğer kentlere gönderilmek üzere saklanıyor. Üretilen tüm şarap markalarını köy meydanlarında tatmak mümkün. 270 şarap üreticisi, ürünlerini burada sergiliyor. Degüstasyonda sunulan şarabın yanında ikram edilen gevrek grisinileri, peynir çeşitlerini ve ev yemeklerini de unutmamak lazım. Kaliteli şarabı ve lezzetli mutfağının yanında gelenlere bölgenin manzarasını da sunan şarap üreticileri geleneksel metodlara sadık kalıp globalleşmeden de uzak duruyor. Chasselas üzümlerinden elde edilen şarapların en önemli özelliği damakta pürüzsüz bir tad bırakması. Bu tadın oluşmasında üzümler kadar bağların eğimi ve gölün konumu da etkili oluyor. Yerel halk, göle düşen güneş ışınlarının yamaçlara yansımasını işin sırrı olarak özetliyor. Tabi asırlık taş binalardaki serin mahzenleri de unutmamak lazım.<br />
İsviçre’nin en iyi şaraplarını üreten bölge dünya şarap liginin de zirvesinde. Dézaley, Calamin, Epesses ve St Saphorin gibi isimlerin de bulunduğu sekiz marka Fransız hükümeti tarafından verilen kalite belgesi AOC etiketi taşıyor. Üzüm bağları, bölgeye gelen turistleri etkilemekle kalmayıp UNESCO’nun da dikkatini çekmiş. 2007 yılında Dünya Mirası Listesi&#8217;ne alınan Lavaux bağları ve çevredeki köyler, Çin Seddi ya da Taç Mahal kadar tanınmasa da 800 yıllık geçmişe sahip. Asırlık binalarda sesiz sakin yaşayan ailelerin soyları, bölgedeki ilk şarap üreticisi Romalı askerler dek uzanıyor.</p>
<p>Lavaux bölgesinden ayrılırken trende kulağıma fısıldayan esrarengiz sesi hatırlıyorum. Bağların arasında kaybolmanın şarap tadındaki keyfi, iptal edilen biletlere değiyor.<br />
Buraya yolu düşen herkesin dönüş biletini yakması dileğiyle.</p>
<p><a href="http://photo.remgo.com/2009/07/lausanne-lozan/">Lavaux Fotoğrafları</a></p>
<p><em>( Bu yazı 02 Agustos  2009 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr/">Cumhuriyet Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/08/020809_sarap.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-376" title="020809_sarap" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/08/020809_sarap.jpg" alt="020809_sarap" width="542" height="782" /></a></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?'>Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Saat gibi işleyen bir kent'>Saat gibi işleyen bir kent</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/sarap-tadinda-bir-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mark Twain&#8217;in izinde</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/mark-twainin-izinde/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/mark-twainin-izinde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 21:21:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Luzern]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=315</guid>
		<description><![CDATA[LUZERN -İsviçre’yi keşfetmek amacıyla başladığımız yolcuğun ilk durağı Luzern’di. Hedefimiz bu romantik kenti yakından tanıyıp Amerikalı yazar Mark Twain’in yaklaşık 130 yıl önce hayranlıkla izlediği ‘Luzern’in Aslanı’nı anıtını bulmaktı. Zürih’in yaklaşık 50 kilometre güneyindeki kente bir saatlik tren yolculuğundan sonra ulaştık. İstasyondan çıkıp kent merkezine doğru yürürken karşılaştığımız manzara kent hakkında söylenenleri doğruluyordu. Çarşaf gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LUZERN -İsviçre’yi keşfetmek amacıyla başladığımız yolcuğun ilk durağı Luzern’di. Hedefimiz bu romantik kenti yakından tanıyıp Amerikalı yazar Mark Twain’in yaklaşık 130 yıl önce hayranlıkla izlediği ‘Luzern’in Aslanı’nı anıtını bulmaktı. Zürih’in yaklaşık 50 kilometre güneyindeki kente bir saatlik tren yolculuğundan sonra ulaştık.</p>
<p>İstasyondan çıkıp kent merkezine doğru yürürken karşılaştığımız manzara kent hakkında söylenenleri doğruluyordu. Çarşaf gibi bir gölün kıyısından yükselen Alpler, Ortaçağ mimarisinin sembolleri, dar sokakların bağlandığı küçük meydanlar, şirin apartmanlar, temiz caddeler ve yemyeşil dokusuyla  İsviçre’nin tamamını bu kentte görmek mümkün. Turistlere sunulabilecek bütün sürprizler Luzern’in dar sokakları ve köprülerinde mevcut. İkram ettiği görsel şölenle yetinmeyen kent, İsviçre’nin disiplin ve düzenini de turistlere armağan ediyor. Bütün bunlara beş yıldızlı turistik altyapısı da eklendiğinde Luzern rahatlıkla İsviçre’nin turizm cenneti sıfatını hak ediyor. Çevredeki yüksek dağlar uçak seferlerine engel oluyor. Kentin tek olumsuz yanı havaalanının olmayışı, ancak düzenli  ve sık tren seferleri bu eksikliği fazla hissettirmiyor.</p>
<p>Kente adını veren Luzern Gölü, İsviçre’nin en çok ziyaret edilen doğal güzelliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Alplerin gölgesindeki gölü keşfetmenin en iyi yolu özel tekne turları. Her saat başı hareket eden ve bazıları buharla çalışan tekneler gölün farklı köşelerine uğrayıp gizli cennetin kapılarını aralıyor.</p>
<p>Luzern’in Aslanı’nı  aramak için başladığımız yürüyüşün ilk dakikalarında Avrupa’nın en eski ahşap köprüsü Kappelbrucke ile karşılaştık. Kenti ikiye bölen Reuss Nehri’ndeki bu garip köprünün yosunlu ahşap ayakları kadar kent tarihinin resimlerle anlatıldığı tavanı da ilgi çekici. Köprü, aynı zamanda Luzern’in simgesi olan ve nehrin ortasında yükselen Ortaçağ kulesine de ulaşmanın tek yolu. Bir zamanlar hapisane olarak kullanılan bu kule günümüzde Luzern’in en çok fotoğrafı çekilen yapısı olarak da biliniyor. Köprüyü benzerlerinden ayıran en önemli özelliği ise konumu. Bu yapıyı inşa edenler her iki yakayı kestirme yoldan geçmek yerine 45 derecelik bir açıyla yolu uzatmayı tercih etmiş. Boğaz köprüsünün bir ayağının Bebek’te diğerinin  Üsküdar’da olması gibi birşey. Köprüyü gören turistlerin ilk tepkisi ‘İnşa edenlerin bir bildiği vardır’ şeklinde oluyor. Ama bu ilginç durumu kentin yerlileri dahil kimse açıklayamıyor.</p>
<p>Luzern’in Aslanı’na doğru ilerlerken kenti çevreleyen bir duvar ve kuleler dikkatimizi çekiyor. 14. yüzyılda inşa edilen ve eski kenti koruyan yüksek duvarı 9 kule birbirine bağlıyor. Bu kulelerden üçü ziyarete açık. Luzern’i tepeden seyretmek isteyenlerin vazgeçemeyeceği bir fırsat…</p>
<p>2 saatlik yürüyüşten sonra nihayet Luzern’in Aslanı’na ulaştık. 130 yıl önce Mark Twain’in yolu Luzern’e düştüğünde ona bu anıtı göstermek istemişler. Herkesin heyecanla bahsettiği anıtı gören Twain, Avrupa seyahatini yazdığı kitabında anıtı dünyanın en hüzünlü kaya parçası olarak yorumlamış. Doğal bir kaya parçası oyularak oluşturulan anıt, Danimarkalı heykeltraş Bertel Thorwaldsen tarafından 1820’de yapılmış. Kırık bir mızrak ve koruma kalkanı üzerinde uzanan aslan Fransız Devrimi sırasında Kral 16. Lui’yi korumakla görevli 42 İsviçreli muhafızın sarayı işgal eden halk tarafından linç edilmesi anısına yapılmış. Aslanın yüzünde ölüm uykusuna dalan bir hükümdarın ifadesi var. Bu eseri gördükten sonra Mark Twain ile aynı duyguları paylaşmamak mümkün değil.</p>
<p><em><strong><a href="http://photo.remgo.com/2009/06/romantic-town-luzern/">Luzern Fotoğrafları</a></strong></em></p>
<p><em>( Bu yazı 05 Temmuz  2009 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr/">Cumhuriyet Gazetesi</a>‘nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/07/060709_mark.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-378" title="060709_mark" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/07/060709_mark.jpg" alt="060709_mark" width="542" height="782" /></a></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/07/cumh090705.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-316" title="cumh090705" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/07/cumh090705.jpg" alt="cumh090705" width="593" height="858" /></a></p>


<p>No related posts.</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/mark-twainin-izinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saat gibi işleyen bir kent</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 May 2009 09:18:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Zürih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=304</guid>
		<description><![CDATA[Uçağımız Zürih’e yaklaşırken yanımdaki koltukta oturan İtalyan yolculuk boyunca sayfalarını hızla çevirdiği kitabı kapadı. Sağ elini sol avucunun içine alıp sıkı sıkı kavradı ve birşeyler mırıldanmaya başladı. İnişe hazırlanan uçağın gürültüsü artmıştı, ne dediğini duyamadım. Muhtemelen dua ediyordu. Onu bu halde görünce ‘Korkacak birşey yok, dünyanın en güvenli kentine iniyoruz’ demek istedim. Bu durumda birine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uçağımız Zürih’e yaklaşırken yanımdaki koltukta oturan İtalyan yolculuk boyunca sayfalarını hızla çevirdiği kitabı kapadı. Sağ elini sol avucunun içine alıp sıkı sıkı kavradı ve birşeyler mırıldanmaya başladı. İnişe hazırlanan uçağın gürültüsü artmıştı, ne dediğini duyamadım. Muhtemelen dua ediyordu. Onu bu halde görünce ‘Korkacak birşey yok, dünyanın en güvenli kentine iniyoruz’ demek istedim. Bu durumda birine espiri yapmanın anlamsız olduğuna karar verip uçağın penceresinden Zürih’i izlemeye devam ettim.</p>
<p>Havalimanından çıktığımızda dünyanın en yüksek yaşam kalitesine sahip kentine ayak bastığımı sanıyordum. Yanılmışım. Yönetim danışmanlığı alanında faaliyet gösteren ve merkezi Londra’da bulunan Mercer adlı bir şirket, her yıl dünyanın 215 kentinde gerçekleştirdiği Yaşam Kalitesi Araştırmasının bu yılki sonuçlarını 28 Nisan 2009’da açıkladı. Buna göre Zürih yaşanabilir kentler sıralamasında birinciliği Viyena’ya kaptırıp ikinci sıraya düştü. Yıllardır ‘en yaşanılır kent’ ünvanını taşıyan Zürih bu yıl ikincilikle idare edecek. Kariyerindeki bu leke nasıl temizlenir bilmiyorum ama kent yöneticilerinin hemen bir formül bulup yaşam kalitesini eski düzeye yükseltmesi gerekiyor.</p>
<p>Zürih sahip olduğu sıfatlardan birini yitirse de diğerlerini gururla taşımaya devam ediyor. Kentin toplu taşımacılık sistemi bunlardan biri. İsviçre, asla şaşmayan düzeniyle Avrupa’nın en düzenli işleyen ulaşım sistemine sahip. Toplu taşımacılık ağı tıpkı bir İsviçre saati gibi işliyor. En küçük bir gecikmeye tahammülü yok bu sistemin. Beklediğiniz otobüs, tren, tramvay, tam zamanında durakta. Zürihliler bir yere yetişememe gibi bir duyguyu henüz yaşayamamış. İnsanın aklına ister istemez ‘Bu kadar kusursuz bir kent olabilir mi?’ sorusu geliyor. Zürih hakkında yazılıp çizilenleri daha iyi anlayabilmek için bu kenti keşfetmek gerekiyor. Bunun için ilk adım kent içi toplu taşım sistemini denemek. Havaalanından kent merkezine ulaşabilmek için iki seçeneğiniz var. Taksi ya da tramvay… Tıkır tıkır işleyen raylı sistemini bırakıp taksiyi tercih etmek hem pahallı hem de zaman kaybı. Havaalanının hemen önündeki tramvay durağına yönelirken benimle birlikte kalabalık bir grubun da aynı yöntemi tercih ettiğini görüyorum. Durağın dijital tabelasına göre bir sonraki tramvayın üç dakika sonra gelmesi gerekiyor. Saatime bakıyorum. İsviçre hakkında okuduklarımın beni yanıltmasını, tramvayın biraz rötarlı gelmesini de istemiyor değilim. En azından hiçbirşeyin söylendiği kadar kusursuz olmadığının bir kanıtı olacak bu gecikme. Geç gelen tramvayı zamanlamalarıyla övünen İsviçreli arkadaşlarıma kanıt olarak gösterip ‘Sizin de tramvaylarınız gecikiyor, bizzat şahit oldum…’ diyebileceğim. Bütün bunları düşünürken tramvay geliyor. Hem de tam vaktinde. Tramvayın içinde bulunan elektronik ekrandan sonraki duraklara ne zaman uğrayacağımız yazılı. Her durağa tam zamanında ulaşıp yine zamanında ayrılıyoruz. Bu durum kent merkezine kadar yol boyunca devam ediyor.</p>
<p>Hergün bu kentte yaşayan ve hareket halinde olan yaklaşık bir milyon kişi tam zamanında istedikleri yerde olabiliyor. Trafik sıkıştı, yol kapalıydı, köprüde kaza vardı bahaneleri yok. Zaten bu nedenle nufusun yüzde 65’i, toplu taşım araçlarını tercih ediyor. Arabasını kullananların sayısı ise yüzde 17. Geç kalma korkusu olmayınca istasyonlarda yaşanan panik ve telaş durumları da olmuyor. Herkes ve herşey saat gibi işliyor bu kentte.</p>
<p><em><strong><a href="http://photo.remgo.com/2009/07/night-in-zurich/" target="_blank">Zürih Fotoğrafları</a></strong></em></p>
<p><em>( Bu yazı 24 Mayıs 2009 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr/">Cumhuriyet Gazetesi</a>‘nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/05/240509_Saatgibi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-380" title="240509_Saatgibi" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/05/240509_Saatgibi.jpg" alt="240509_Saatgibi" width="542" height="782" /></a></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?'>Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/zurih%e2%80%99ten-bahar-manzaralari/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Zürih’ten bahar manzaraları'>Zürih’ten bahar manzaraları</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/ve-teknoloji-dogayi-bastan-yaratti%e2%80%a6/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…'>Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zürih’ten bahar manzaraları</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/zurih%e2%80%99ten-bahar-manzaralari/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/zurih%e2%80%99ten-bahar-manzaralari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2009 11:00:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isviçre]]></category>
		<category><![CDATA[Zürih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=277</guid>
		<description><![CDATA[Bu yıl Zürih’e bahar erken gelmiş. Geçen yıla oranla güneş yüzünü gösterme konusunda biraz daha cömertmiş. Hatta daha önceki yıllarla kıyaslayanlar bunun bahar değil yaz olabileceği konusunda tartışıyor. Bunlar Zürih’te uzun yıllar yaşayanladan duyduklarım&#8230; Kente kışı yaşamadan baharla merhaba diyen benim gibiler bu tartışmaları pek de önemsemiyor aslında. Sokaklara açılıp parkları keşfetmek “Bahar mı geldi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl Zürih’e bahar erken gelmiş. Geçen yıla oranla güneş yüzünü gösterme konusunda biraz daha cömertmiş. Hatta daha önceki yıllarla kıyaslayanlar bunun bahar değil yaz olabileceği konusunda tartışıyor. Bunlar Zürih’te uzun yıllar yaşayanladan duyduklarım&#8230; Kente kışı yaşamadan baharla merhaba diyen benim gibiler bu tartışmaları pek de önemsemiyor aslında. Sokaklara açılıp parkları keşfetmek “Bahar mı geldi yaz mı?” sorusuna cevap aramaktan daha keyifli.</p>
<p>Uzun bir kışı geride bırakan Zürihlilerin büyük bölümü güneşin tadını Zürih Gölü’nün kıyılarında çıkarıyor. Havanın ısınmasını fırsat bilen birkaç kişi kendini şimdiden gölün serin sularına bırakmış. Onlar mı bu konuyu biraz abartıyor biz mi kente yabancıyız bunu zaman içinde öğreneceğiz ama görünen o ki Zürihliler baharı en az kış kadar seviyor. Kent merkezinden görünen Alplerin zirvesini örten kara inat gölün etrafı rengarenk. Parklardaki ağaçlar çicek açmış, insanlar da bu renk cümbüşüne ayak uydurmuş. Zerafet konusunda birbiriyle yarışan Zürihliler sanki resmi olmayan bir moda şovu seriliyor. Dondurma bu mevsimin en çok rağbet edilen yiyeceği. Bira ve şampanyanın yanında  sosis ızgara ve patates kızartması da sokaklarda atıştırmayı tercih edenlerin vazgeçilmez seçeneklerinden.</p>
<p>Şehir merkezindeki yeşil alanlar kadar restoran ve kafeteryalar da kalabalık. Avrupa mutfağının değişik tadlarını arayanlar kent merkezindeki restoranların kapısında kuyruk oluşturuyor. İsviçre’nin meşhur fondüsünü sunan restoranlarda ise yer bulmak neredeyse imkansız. Fondü masalarından dar sokaklara yayılan peynir ve şarap kokusu birbirine karışıyor. Yemek yiyen ve parklarda güneşlenenlerin dışında kenti keşfetmeye çalışan turistlerin sayısı da az değil. Tarihi binaların etrafında ağır adımlarla yürüyen turistler bir yandan geçtikleri her sokağı görüntülüyor bir yandan da ellerindeki haritalarından yollarını bulmaya çalşıyor. Tramvay ve otobüslerin aksine nehirde sefer yapan teknelerde boş koltuk yok. Hafta içinde yaygın olan ulaşım alışkanlıkları hafta sonu değişiyor. Kent merkezinde baharın tadını çıkaran kalabalığa karşın araç trafiği şaşılacak kadar az.<br />
Sıradan bir cumartesi günü kent merkezinde yoğunlaşan kalabalığı üç gruba ayırmak mümkün. Parklarda güneşin keyfini çıkaran ve kenti keşfeden turistlerin dışındaki üçüncü grubu haftalık alışverişlerini yapanlar oluşturuyor. Yasalara göre pazar günleri İsviçre’deki restoran ve cafe dışında kalan işyerleri kapalı. Havaalanı ve kent merkezindeki tren istasyonunda bulunan küçük dükkalar hariç pazar günleri açık bir yer bulmak imkansız. Hafta içi saat 21:00’de kapanan mağazalara yetişmek çalışan her İsviçreli için mümkün değil. Cumartesi mahkumlarının ortak hedefi kalabalık bir alışveriş merkezine dalıp dar koridorlar arasında süren amansız bir yarıştan sonra kasaya ulaşabilmek. Aslında buna ‘cumartesi kaosu’ demek de mümkün. Raflara konan ürünler kısa sürede tükeniyor. Görevliler boşalan rafları dolduruyor, müşteriler de bu ürünleri sepetlerine almak için yarışıyor. Hedefine ulaşabilen hızla bir sonraki koridora geçiyor. Bu sırada seri hareket etmek ve hızlı refleks hayati önem taşıyor. Aksi halde gözü ketçapa kilitlenmiş üzerinize doğru gelen iri yarı birinin altında kalabilirsiniz. Yavaş hareket edip ürünlerin üzerindeki Almanca etiketleri tercüme etmeye çalışıyorsanız, panik halinde rafları boşaltan diğer müşterlere engel olabilirsiniz. Her fırsatta kurallarıyla övünen İsviçre’nin cumartesi günleri yaşanan alışveriş kaosuna çözüm üretememesi şaşırtıcı.<br />
İsviçreliler sokakta, trende, otobüste birbirlerine ne kadar mesafeliyse cumartesi günleri yarıştıkları alıveriş koridorlarında şaşırtıcı bir oranda yakın mesafeyi tercih ediyor. Bu durum yabancılar tarafından yadırgansa da farklı bir kültürle iç içe olmanın yollarını arayanlar için kaçırılmıza bir fırsat olabilir.</p>
<p><em>( Bu yazı 26 Nisan 2009 tarihinde <a href="http://cumhuriyet.com.tr">Cumhuriyet Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.)</em></p>
<p><a href="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/04/260409_bahar.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-383" title="260409_bahar" src="http://www.remgo.com/11/wp-content/uploads/2009/04/260409_bahar.jpg" alt="260409_bahar" width="537" height="790" /></a></p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/saat-gibi-isleyen-bir-kent/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Saat gibi işleyen bir kent'>Saat gibi işleyen bir kent</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/ve-teknoloji-dogayi-bastan-yaratti%e2%80%a6/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…'>Ve teknoloji doğayı baştan yarattı…</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/zarif-bir-aksesuar-mi-yoksa-hayat-kurtarici-mi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?'>Zarif bir aksesuar mı, yoksa hayat kurtarıcı mı?</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/zurih%e2%80%99ten-bahar-manzaralari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölümün keşfedildiği kasaba</title>
		<link>http://www.remgo.com/11/losalamos/</link>
		<comments>http://www.remgo.com/11/losalamos/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2008 08:32:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Albuquerque]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombasi]]></category>
		<category><![CDATA[Los Alamos]]></category>
		<category><![CDATA[new mexico]]></category>
		<category><![CDATA[Santa Fe]]></category>
		<category><![CDATA[uzun yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.remgo.com/11/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[Kasabaya saat 17:00’ye doğru girdik. Central Avenue üzerinde aracımızla ilerlerken Los Alamos’un üstünde biriken kara bulutlar yaklaşan fırtınanın habercisiydi. İçimizdeki karamsarlığın havadaki kara bulutlardan kaynaklandığınız zannetmiyorum. Caddeler arasında ilerlerken yaşadığımız bu farklı duygu bizi izledi durdu. Nedenini anlayamadığımız, tarifi biraz zor bir iç sıkıntısıydı sanki. Onca yol, onca mekanda hiç hissetmediğimiz bu karmaşık duygular Los [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kasabaya saat 17:00’ye doğru girdik. Central Avenue üzerinde aracımızla ilerlerken Los Alamos’un üstünde biriken kara bulutlar yaklaşan fırtınanın habercisiydi. İçimizdeki karamsarlığın havadaki kara bulutlardan kaynaklandığınız zannetmiyorum. Caddeler arasında ilerlerken yaşadığımız bu farklı duygu bizi izledi durdu. Nedenini anlayamadığımız, tarifi biraz zor bir iç sıkıntısıydı sanki. Onca yol, onca mekanda hiç hissetmediğimiz bu karmaşık duygular Los Alamos’ta ortaya çıktı. Nedeni belki de kasabanın İkinci Dünya Savaşı’nda oynadığı kilit roldü. Ölümün icat edildiği bir kasabaydı burası, atom bombasının keşfiyle uğraşan ve kod adı Manhattan Project olan çalışmalar bu kasabanın sessiz sınırlarında gerçekleşti.</p>
<p>Yaklaşık 65 yıl önce bir grup insan bu kasabanın sınırlarına kapanmış harıl harıl çalışıyorlardı. Yaptıkları bu çalışmadan kendilerinin dışında kimsenin haberi yoktu. Aslında haritalarda böyle bir kasaba da bulunmuyordu. Atom bombasının kaşiflerince Los Alamos’un canyonlarına gizli labaratuarlarda başlayan yolculuk Japonya’nın iki kentrinde patlayan atom bombalarıyla devam edecekti.</p>
<p>Ölümün karanlık yüzüyle özdeşmiş bu kasabaya girişte yaşadığımız tuhaf duyguları çözmeye çalışırken Central Ave. ile 15th Street kesişiminde Bradbury Science Museum ile karşılaştık. Kapanma saati yaklaşıyor müzeyi gezmek için acele ediyorduk. Arabamızı müzenin parkına bırakıp koşar adımlarla kapıya yöneldik. Müzeden içeri girdiğimizde ilk dikkatimizi çeken Fat Man oldu. Nagazaki’ye atılan atom bombasının bire bir kopyası. Hemen yanında Hiroşima’ya atılan Little Boy duruyordu. Los Alamos National Library’nin geçmiş çalışmalarıyla ilgili tarihsel gelişimin detaylı bir biçimde sergilendiği müzede uzay araştırmaları, silah test çalışmaları, nükleer silah teknolojisi gibi bölümlerin yanı sıra Manhattan Projesi’ne ayrılmış büyük bir bölüm de bulunuyor.</p>
<p><strong>Hayalet Kasaba Los Alamos ve Bomba</strong></p>
<p>1939 yılında Albert Einstein, atom bombası fikrini dönemin ABD başkanı Roosevelt’e açmış hemen ardından başlayan araştırmalarda Enrico Fermi tarafından Chicago’da yapılan denemelerden olumlu sonuçlar alınmaya başlanmıştı. 1942 yılına gelindiğinde İngiliz ve Amerikan hükümetleri atom bombasını icat etme yarışında dokuz büyük araştırmayı geride bırakmışlardı. Ancak araştırmaları devam ettirecekleri gizli bir alana ihtiyaç duyuluyordu. Bu alanın özelliklerinin başında herkesten uzak bir bölgede yer alması, doğal şartların yıl boyu araştırmayı engellememesi ve denizden uzak olması geliyordu. Manhattan Projesinin mimarı L. Robert Oppenheimer, savaş öncesi New Mexico’da herkesten uzakta geçirdiği bir tatili hatırladı. Proje için bu bölge ideal bir yerdi. Kimsenin bilmediği, zor bir toprak yolla ulaşılabilen, ayakaltında olmayan, geniş bir orman ve derin kanyonlarla çevrili Los Alamos Oppenheimer’ın önerisiyle gizli proje çalışmalarının merkezüssü ilan edildi. Bölgedeki okul 1943 yılında son mezunlarını verdi ve Savunma Bakanlığı tarafından satın alındı. İki yıl boyunca süren çalışmaların en önemli ilkesi gizililikti.</p>
<p>Kasabaya kısaca herkes ‘tepe’ adını vermişti. Amerika’nın dört bir yanından seçilen bilim adamları büyük bir gizlilik içinde ‘tepe’ye taşındı. Gelenlerin yaşayacakları yerlere dair bir adresi yoktu. Kasabanın postanesi bulunmuyordu. Etrafı tellerle çevrili askerin 24 saat denetimi altındaki böyle bir kasabadan Santa Fe’de yaşayanların dahi haberi olmadı.</p>
<p>Amerikanın ünlü üniversitelerinde görev alan bilim adamlarının Los Alamos’a ulaşmadan önceki durakları Santa Fe kentiydi. Aslında hiçbirinin Los Alamos adında bir yerden haberi yoktu. Onlara Santa Fe kentine gitmeleri ve trenden indikten sonra 109 E. Palace Street adresine kayıt yapmaları söylenmişti. Bilim adamlarına kayıt yapmaları için söylenen adreste bir pastane bulunuyordu. O günlerin tanıklarından Phyliss Fisher, pastaneye girdiklerinde karşılaştıkları sessizliği yıllar boyunca unutamadığını anılarında anlatıyor. Pastaneye gelen bilim adamları kim olduklarını söylediklerinde kendilerine gizlice verilen bir kodla dışarı çıkıyor ve kendilerini bekleyen araçlarla bilinmeyen bir yolculuk başlıyorlardı.</p>
<p>Tepe’ye kendileri için hazırlanan barakalara yerleştiklerinde bundan sonra radyosuz, telefonsuz, hatta mektupsuz günlerin başladığının da farkında değillerdi. Gizlilik Los Alamos’un ilk kuralıydı. Bilim adamlarına ve ailelerine projeyle ilgili hiçbir detayın dışarıya sızdırılmaması konusu sıkı sıkıya tenbih edilmişti fakat o günlerde Los Alamos’ta yaşayanlar zaten nerede yaşadıklarını dahi bilmiyordu. Caddelerde kaldırım evlerin bahçelerinde yeşil alan yoktu. Ailelerin yaşadıkları evler askeri yeşile boyanmıştı. Evlerin arasında ağaç ya da başkabir bitki bulunmuyordu. Zaman zaman işitilen gizemli patlamalara neyin neden olduğu aileler arasında konuşulamıyordu bile.</p>
<p>Manhattan Projesi’yle ilgili çalışmalar yaklaşık iki yıl boyunca bu gizlilikle devam etti. ABD, 16 Haziran 1945 tarihinde ilk atom bombası testini başarıyla tamamladığını dünyaya duyurduktan sonra gizli kasaba Los Alamos’tan herkesin haberi olmuştu. Kasabada yaşayan aileler de bu açıklamadan sonra çalıştıkları projenin ne olduğunu öğrendiler. Testten iki hafta sonra 6 Ağustos’ta Hiroşima’ya, 9 Ağustos’ta da Nagazaki’ye Los Alamos’ta icat edilen bombalar atıldı.</p>
<p>Atom bombaları Amerika’yı amacına ulaştırmış, Japonya teslim olmuş, 2.Dünya Savaşı sona ermişti. Los Alamos görevini yapmış bir kasabaydı artık. Eski labaratuarlar Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında buradaki bilgilerin Sovyetler Birliği’nin eline geçmemesi nedniyle yerle bir edildi. Los Alamos’a giriş yasağını gösteren levhalar 1957 yılında Santa Fe yolundaki yerlerinden kaldırıldı ve bölgede özel mülkiyete 1962 yılında izin verildi.</p>
<p>Müzeden çıktıktan sonra ünlü Manhattan Projesi’nin gerçekleştirildiği bölgeye yöneldik. Orjinal labaratuar 1960’larda yıkılmış ve bugünkü kasabanın dışındaki modern labaratuarın yerine taşınmış. Manhattan Projesi’ne ait görsel kanıtlar sistemli bir biçimde yok edilmiş. Ama geçmişe ait bazı ipuçlarına kasabanın sokaklarında rastlamak mümkün.</p>
<p>Elimizdeki Los Alamos haritasıyla başladığımız yürüyüşümüzün ilk durağı Fuller Lodge oldu. Bu binanın Los Alamos tarihinde önemli bir yeri var. Bilim adamları ve askeri uzmanlar bölgeyi Manhattan Projesi için seçmeden önce burada orman içinde temiz havası ve doğasıyla ünlü bir çiftlik okulu varmış. Amerika genelinden buraya eğitim amacıyla gelen öğrenciler bir yıl boyunca burada eğitim gördükten sonra doğa hakkında öğrendikleri bilgilerle evlerine dönerlermiş.</p>
<p>Manhattan Projesi’nin burada başlamasına karar verildikten sonra bu okul ve etrafındaki geniş bir alan Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından satın alınmış. Binalar olduğu gibi korunup kasabaya gelen bilim adamlarının barınmalarını saglayacak ek binalar bölgeye inşa edilmeye başlanmış. Proje öncesinde buradaki okula gelen öğrencilerin sosyal etkinliklerinde kullandıkları Fuller Lodge daha sonra bilim adamlarınca da aynı faaliyetlerde kullanılmaya devam edilmiş. Dış cepshesi ağaçlardan oluşan 3 katlı bina etrafındaki yürüyüşümüz sırasında 65 yıl öncesinin atmosferinin de aynen korunduğunu, binaya o günden sonra yeni eklemeler yapılmadığını öğrendik. Binanın inşa tarihi 1918, kasabanın en eski binası olarak anılıyor. 1943-47 tarihleri arasında labaratuarda çalışan sivil ve askeri personel tarafından kullanılan bina bugün ödüllü bir müze.</p>
<p>Geç saatte geldiğimizden bu müzeyi gezme fırsatı bulamadık ama Manhattan Projesi’ne ev sahipliği yapan kasabanın karanlık kaldırımlarında geçmişe yaptığımız yolculuğumuza devam ettik. Bu binanın hemen yanında etrafı gül fidanlarıyla kaplı yeşil bir düzlük göze çarpıyordu. Bir evin bahçesi büyüklüğündeki bu alanın adının Gül Bahçesi olduğunu öğrendik. Projeye imza atan çalışanlar Los Alamos’a geldiklerinde hayatlarının bir daha aynı olmayacağını, geçmişle olan bağlantılarının tamamen koptuğunun belki de farkında değillerdi. Gizli Projeyle ilgili çalışmalara başlandığında yeni kurulan bu kasabada herhangi bir mezarlık olmadığını farkettiler. Aslında kasaba da resmi olarak yoktu, çalışanlar da. Hepsi gizli bir projenin birer parçasıydı. Zaman içinde ölenlerin cenazeleri ya doğdukları yere ya da Amerika’nın bir başka kentine gönderilip gömülüyordu. Gizliliğin cenaze törenlerine dahi izin vermediği bu ölüm kasabasında çalışanlar ölenler anısına bu gül bahçesini icat etmişlerdi. Her ölen bilim adamı ya da aile mensubunun ardından burada bir gül dikilmeye başlandı. Bu gelenek sonraki yıllarda da devam etti ve bu yeşil düz bahçe Los Alamos’un resmi olmayan mezarlığı olarak kabul edildi.</p>
<p>65 yıl öncesine yaptığımız bu gizemli yürüyüşün sonraki durağı Bathtub Row oldu. O yıllarda buraya gelen bilim adamları için oluşturulan prefabrik evlerde yaşama alışmak siviller için kolay olmadı. Alelacele yapılan bu evlerin yanı sıra Fuller Lodge binasının yanında ek binalar da inşa edilmişti. Diğerlerine göre daha rahat olan bu evlerde başka evlerde olmayan bir lüks vardı. Her evin banyosunda bir küvet bulunuyordu. 1943’ün Los Alamos şartlarına göre bu lüks evlerde başta Manhattan Projesi’nin mimarı J. Robert Oppenheimer’ın da aralarında bulunduğu üst düzey ekip yaşadı. Bugün de olduğu gibi korunan bu evlerde adını bilmediğimiz başka aileler yaşıyor. Sokağın tam karşısında savaş günlerinde Los Alamos’un tek eğlence merkezi The Performing Art Center binası bulunuyor. Bugün bölgede kurulan okulun kapalı spor salonu olarak kullanılıyor.</p>
<p>Manhattan Projesi yolculuğumuzda bizi yaklaşık 800 yıl geriye götüren kalıntılarla karşılaştığımızda oldukça şaşırdık. Beyaz adamın henüz kıtaya ayak basmadığı bir döneme ait bu kalıntılar bu kanyonda yaşayan Pueblo yerlilerinden günümüze kalan tek mirası. Volkanik küllerden inşa edilen bu binanın kalıntıları 1918’de inşa edilen okulun ek binalarının yapımında kullanılmış.</p>
<p>Bu kasabadaki yürüyüşümüzün son durağı Asley Pond oldu. Los Alamos kanyonundan getirilen suyla oluşturulan yapma gölün hemen yanında eskiden bir buz deposu bulunuyormuş. Manhattan Projesinin mimarları atom bombasını keşfettiklerinde test için kullanılacak Trinity bombasını bu noktadan uğurlamış. 42 model Plymouth marka bir arabanın arkasına yerleştirilen Fat Man takma adlı bomba 255 mil güneydeki Socorro kasabası yakınlarındaki test alanına uğurlanmış. Bugün bu uğurlama alanında ahşap bir yapı o günün anısına inşa edilmiş. Hemen yanında bulunan iki kayaya da o güne ait Los Alamos ve Manhattan Projesi hakkında bilgiler yer alıyor.</p>
<p>Manhattan projesinin günümüze uzanan kalıntıları bunlardan ibaret. Diğer binalar, labaratuarın kendisi ve kasabanın tamamına yakını proje resmi olarak halka açıklandıktan sonra yıkılmış.</p>
<p>Los Alamos’a girerken kasabaya çöken kasvetten bu gezi sonrası kurtulamamıştık. Ölüm kasabasındaki ıssızlık ve nedenini bilemediğimiz bunaltıcı hava gezi boyunca peşimizi bırakmadı. Hava kararmaya yakın olmasına rağmen bu kasabada kalmamaya karar verdik. Geçmişin izlerini taşıyan Los Alamos 5 günlük New Mexico gezimizin en ilginç duraklarından biriydi.</p>
<p>Kasabadan ayrılırken bir başka sürprizle daha karşılaştık. Farkında olmadan yolumuz bugünkü bilimsel çalışmaların yapıldığı labaratuar alanına düştü. Aslında yol üstünde hiçbir tabelayla karşılaşmadan bu bölge belirdi. Hızımızı 15 mile düşürmemizi belirten trafik levhaları ve keskin birkaç virajdan sonra köprülerin para gişelerini andıran 5 farklı güvenlik kulübesine doğru yaklaştık. İçerdeki görevli araçları tek tek inceliyordu. Görevli bize baktığında her ihtimale karşı camımızı indirip güneş gözlüklerimizi de çıkartmıştık. Geçiş izni aldıktan sonra yolumuza devam ettik. Yol üzerinde hiçbir şekilde durulmaması gerektiğini belirten uyarı levhalarından güvenliği bir hayli sıkı bir alana girdiğimizi hissettik. Yolun solunda Los Alamos Ulusal Labaratuarları yer alıyordu. Hiçbir şekilde durmak niyetimiz olmadığından yolumuza devam ettik. Bir yandan da aracımızın teknik arıza nedeniyle bozulmaması ya da lastiğimiz patlamadan bu garip bölgeyi terketmek için dua ediyorduk.</p>
<p>Los Alamos’u geride buraktıktan sonra muhteşem ormanlarıyla ünlü Bandelier Milli Parkı’na girdik. Amerika’nın ilk yerlileri bu alanda yaşamış ve geride hayranlık uyandıran izler bırakmış. Bunların içinde en ünlüsü kaya resimeri. Bu resimleri yapanlar yaklaşık bin yıl önce bilinmeyen bir nedenle ortadan kaybolmuş. Bilimadamları bu esrarengiz yokoluşun net cevaplarını bugün dahi veremiyor.</p>
<p>Jemez Pueblo’ya ulaştığımızda güneş batmıştı. Buraya kıvrıla kıvrıla uzanan kızıl kanyonlar arasındaki yolu takip edip ulaştık. Manzarayı görünce Jemez yerlilerinin neden kendilerine Walatowa (Kanyonların Halkı) dediklerini de anladık. Çevrede görülmesi gereken çok yer vardı ama bu güne ancak bu kadarını sığdırabildik ve Jemez Pueblo’yı detaylı gezme fırsatı bulamadık.</p>
<p>San Ysidro’daki yol ayrımına geldiğimizde yarınki yolculuğumuzun da planını yapıyorduk. Önümüzde iki seçenek vardı. 3. Günümüzü eyaletin kuzeyinde geçirmek ya da güneye yönelmek. İlk seçeneğe karar verirsek bu yol ayrımından sağa dönüp kuzeye yönelecek, geceyi Cuba’da geçirip yarın New Mexico’nun Colarado sınırına kadar uzanan bir yolculuk yapacaktık. İkinci seçeneği daha cazip bulup sola saptık ve güneye yöneldik. Rüzgarın estiği yöne göre planlarımızı değiştirebilecek kadar serbesttik bu gezide. Ulaşmaya çalıştığımız duraklardan çok içimizden gelen sese göre yol alıyor, planlarımızı dilediğimiz zaman dilediğimiz şekilde değiştirebiliyorduk.</p>
<p>Santa Ana ile Bernalillo arasında yerliler tarafından işletilen bir Casino’da akşam yemeğimizi yedikten sonra Albuquerque’de geceyi geçireceğimiz Ramada’ya doğru yol aldık.</p>


<p>Benzer Yazılar:<ol><li><a href='http://www.remgo.com/11/new-mexico-hakkinda/' rel='bookmark' title='Permanent Link: New Mexico notları'>New Mexico notları</a></li>
<li><a href='http://www.remgo.com/11/gokyuzundeki-koy-beyaz-col-ve-ufolar/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bir Köy, Beyaz Çöl ve UFO&#8217;lar'>Bir Köy, Beyaz Çöl ve UFO&#8217;lar</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.remgo.com/11/losalamos/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
